
Sinemaseverleri aynı çatı altında buluşturan MUBI, ekim ayı gösterim programını açıkladı. Ekim ayı programının öne çıkan filmi ise büyük usta Metin Erksan’ın, Necati Cumalı’nın öyküsünden uyarladığı Susuz Yaz. Başrollerinde Erol Taş, Hülya Koçyiğit ve Ulvi Doğan’ın yer aldığı Susuz Yaz, 1964 yılında Berlinale’de Altın Ayı kazanmış ve sinema tarihimizde uluslararası festivallerde büyük bir ödül kazanan ilk film olmuştu. Arazilerindeki suyun geçiş yeri yüzünden karşı karşıya gelen iki kardeşin, hınçla, hasetle, ihanetle örülü öyküsüne odaklanan film, Martin Scorsese’nin Dünya Sineması Projesi kapsamında yenilenmiş kopyasıyla 29 Ekim’den itibaren MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak.
Programda öne çıkan filmler ise şöyle; Dash Shaw’ın Berlinale ve Sundance’ten ödülle dönen cesur filmi Cryptozoo, Portekiz sinemasının büyük ustası Manoel de Oliveira için mahrem bir günce niteliği taşıyan Anılar ve İtiraflar filmi, Çoğunluk ve Nefesim Kesilene Kadar gibi yapımların başarılı oyuncusu Esme Madra’nın yönetmen koltuğuna oturduğu dördüncü kısa filmi Sarı, Siyam, Kanocular ve Ev Sahibi, Pedro Almodóvar ve Tilda Swinton’ı buluşturan 30 dakikalık özel proje İnsan Sesi, İtalya’nın en önemli edebiyatçılarından Domenico Starnone’nin Türkçeye de çevrilen romanının aynı isimli uyarlaması olan Daniele Luchetti’nin yönettiği Bağlar, Robert Pattinson ve Juliette Binoche’un başrollerini paylaştığı Fransız usta Claire Denis’in filmi High Life, Ceylan Özgün Özçelik’in 2017’de Berlinale’de prömiyerini yapan filmi Kaygı, En İyi Belgesel dalında Oscar adayı olan, sayısız ödül kazanan Bal Ülkesi, klasik anlatı sinemasını kıran cesur denemeleriyle tanınan genç yönetmen Burak Çevik’in ikinci uzun metrajı Aidiyet, İskoç yönetmen Lynne Ramsay’nin ilk uzun metrajı Sıçan Avcısı, Hunter S. Thompson’ın 2005’teki intiharından sonra çekilen belgesel Gonzo: Dr. Hunter S. Thompson’ın Yaşamı ve büyük usta Agnès Varda’nın ölümünden birkaç yıl önce, dünyaca ünlü sokak sanatçısı JR ile birlikte çektiği belgesel Mekânlar ve Yüzler.
Ayrıca sinemamızın en önemli hikâye anlatıcılarından biri olan Zeki Demirkubuz’un on bir filmden oluşan sinemasal yolculuğunun tamamına tanıklık edeceğimiz retrospektifi ekim ayından itibaren her çarşamba MUBI’de gösterime girecek.
MUBI Ekim Programı:
1 Ekim - Western (2017)
2 Ekim - İnsan Sesi (La voz humana, 2020)
3 Ekim - Kaygı (2017)
4 Ekim - Bal Ülkesi (Medena zemja, 2019)
5 Ekim - Anılar ve İtiraflar (Visita, ou Memórias e Confissões, 1982)
6 Ekim - Mahkeme (Court, 2014)
7 Ekim - Kargo 200 (Gruz 200, 2007)
8 Ekim - Lola (1961)
9 Ekim - Bağlar (Lacci, 2020)
10 Ekim - Rock'n Roll (2017)
11 Ekim - Dudaklarımı Oku (Sur mes lèvres, 2001)
12 Ekim - Yola Devam (Nam-mae-wui yeo-reum-bam, 2019)
13 Ekim - Sıçan Avcısı (Ratcatcher, 1999)
14 Ekim - Sarı, Siyam, Kanocular ve Ev Sahibi (2020)
15 Ekim - Cherbourg Şemsiyeleri (Les parapluies de Cherbourg, 1964)
16 Ekim - High Life (2018)
17 Ekim - Aidiyet (2019)
18 Ekim - Gonzo: Dr. Hunter S. Thompson’ın Yaşamı (Gonzo: The Life and Work of Dr. Hunter S. Thompson, 2008)
19 Ekim - Şehir Işıkları (City Lights, 1931)
20 Ekim - C Blok (1994)
21 Ekim - Beyaz Balon (Badkonake sefid, 1995)
22 Ekim - Cryptozoo (2021)
23 Ekim - Sefer Tası (Dabba, 2013)25 Ekim - Niçin İskenderiye? (Iskanderia... lih?, 1979)
26 Ekim - Baküs Leydi (Jug-yeo-ju-neun Yeo-ja, 2016)
27 Ekim - Masumiyet (1997)
28 Ekim - Perde (Pardé, 2013)
29 Ekim - Susuz Yaz (1963)
30 Ekim - Mekânlar ve Yüzler (Visages, villages, 2017)
31 Ekim - Metropolitan (1990)
Can Yayınları’nın kurucusu Erdal Öz’ün anısını yaşatmak için ailesi tarafından armağan edilen Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün bu yılki sahibi Selim İleri oldu.
Sibel Irzık’ın başkanlığını üstlendiği Cemil Kavukçu, Ömer Türkeş, Metin Celal, Nilüfer Kuyaş, Murat Yalçın ve Faruk Duman’dan oluşan Seçici Kurul, “Erdal Öz Edebiyat Ödülü seçici kurulu, 26 Eylül 2021 günü toplanarak, 2021 Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü Selim İleri’ye sunmaya karar vermiştir. Selim İleri öyküleri, romanları, deneme ve senaryoları, edebiyatımızın geçmişine, bugününe ve tüm alanlarına sunduğu sürekli ve nitelikli katkı ve edebiyat dünyasında oynadığı öncü ve yenilikçi rol nedeniyle ödüle değer görülmüştür.” gerekçesini sundu.
Bu yıl 14’üncü kez armağan edilen ödül Selim İleri’ye 11 Ekim 2021, Pazartesi günü Dada Salon’da düzenlenecek törenle teslim edilecek. Geçen yıl pandemi sebebiyle töreni iptal edilen 2020 Erdal Öz Edebiyat Ödülü sahibi Jale Parla’ya da ödülü yine 11 Ekim gecesi takdim edilecek.
2008 yılından bugüne kadar verilen ödül, Handan Börüteçene’nin tasarladığı bir ödül heykelciği ve 15.000 TL’den oluşuyor. Erdal Öz Edebiyat Ödülü bugüne dek, Gülten Akın, Nurdan Gürbilek, İhsan Oktay Anar, Şavkar Altınel, Murathan Mungan, Cemil Kavukçu, küçük İskender, Orhan Pamuk, Orhan Koçak, Cevat Çapan , Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin ve Jale Parla’ya verildi.
Her yıl bir üyenin ayrılıp bir başkasının katılımıyla yenilenen jüri, altı yıldır jüride bulunan ve 2021 komitesinin başkanlığını yürüten Sibel Irzık’ı uğurlayacak. Gelecek sene jüriye katılacak olan yeni isim Jale Özata Dirlikyapan olacak.
Arthan Galeri, Can Akgümüş’ün “Terminal” başlıklı ikinci kişisel sergisine 1 Ekim - 21 Kasım tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor.
Serginin ana hattını Can Akgümüş’ün son dört yılda odaklandığı “hafıza” meselesi oluşturuyor. Kişisel hafıza, hafızanın birikimi ve dönüşümü ile kolektif hafıza arasında yeni yollar arayan sanatçı, yeni sergisinde fotoğraf, heykel ve yerleştirme gibi farklı medyumları kullanarak izleyiciye hafızanın çok katmanlı yapısını yeniden keşfetme fırsatı sunuyor. Üretim sürecinde mermer ve pirinç gibi doğal malzemeler kullanan sanatçı, anlatımını anı ve imge üretimi üzerinden kurguluyor.
“Terminal, gündelik kullanımda taşıtların yolcularını ilk aldığı ve/veya son bıraktığı yerdir. Ne gelen ne de giden oraya ait değildir; terminal araçsal bir mekândır. Orada kalınamaz ve yaşanamaz. İki kapalı ucu olan bir çıkıştır: aslında ne oraya varılır ne de oradan ayrılınır. Aynı zamanda terminal, ölümcül hastalıkların son dönemine verilen isimdir. Terminal dönem ise yaşamın uzatılamayacağı, hastaya yapılan tüm müdahalelerin acıyı dindirmeye yönelik olduğu dönemdir. Her iki farklı anlamında da terminal bitişlere ve başlangıçlara işaret eder. Bununla beraber hafıza, hayatın ana damarlarından birisini oluşturur. Kişinin öz yaşam öyküsünde hafıza; başına gelen olaylar, hatırlamak üzere özenle ayırıp sakladığı özel anılarının yanı sıra bir daha asla hatırlamamak üzere mahzene indirip rafa kaldırdığı hatıraların oluşturduğu bir havuza dönüşür. Kadim anıların birikerek doldurduğu bu havuz hayat devam ettikçe genişler ve derinleşir. Bu bağlamda biriktirilen ancak yeniden üretilemeyen hafıza, ölü hafızadır. İnsanın doğumundan itibaren öz yaşam öyküsünü araçsal bir mekân olarak içinde barındıran Terminal, hepimizin beklediği bir duraktır.”
Can Akgümüş’ün “Terminal” başlıklı sergisini 1 Ekim - 21 Kasım tarihleri arasında Arthan Galeri’de ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Hazineler VI, 2020 50x70cm, Arşivsel Pigment Baskı
2. Tekrarlayan Hakikat II, 2020, 80x100cm, Arşivsel Pigment Baskı
Cary Fagan’ın sınırsız imkânlara sahip bir çocuğun, sahip olamadığı yegâne ''şey''in peşinden gidişini ve hayallerini adım adım gerçekleştirme serüvenini anlattığı kitabı Yol Arkadaşım Banjo, Selçuk Demirel’in resimleri ve Sumru Ağıryürüyen’in çevirisiyle Tudem Yayınları’ndan çıktı.
Fagan, her yasağın kendi isyancısını yaratacağı görüşüne kusursuz bir örnek olan ve tutku dolu bir kendini gerçekleştirme hikâyesine tanıklık ettiriyor bu müzikal romanıyla. Yakın ilişkilerde empati ve sempati kavramlarının iletişim açısından önemine değinen Yol Arkadaşım Banjo; azimle, sabırla ve gönülden adanmışlıkla hiç yılmadan çalışanların hep kazanacağını vurguluyor, her seferinde doğru notalara basıyor.
Küçük Jeremiah, ortaçağ kalelerini andıran devasa bir evde türlü çeşit konforun ve lüksün içinde yaşıyor. Hizmetçileri, özel öğretmenleri, hatta tenis kortunda sürekli yenebileceği robot bir rakibi bile var. Tabii, muazzam servetlerini diş ipine borçlu ''ısrarcı'' anne babasını da unutmamak lazım. Ah, keşke istemediği şeyleri yapması için bu kadar zorlamasalar onu... Ne var yani biricik oğulları dirseklerini masaya dayamadan yemek yiyemiyor ya da Rembrandt'ın otoportresini kopyalamaya çalışırken gözlerini şaşı çiziyorsa? Kaçınılmaz piyano dersleri ve Beethoven'ın Dokuzuncu Senfoni zulmü de cabası... Jeremiah, önünü ardını fazla hesaplamadan, gönlünce bir hayat sürmek istese de evdekiler duygularına sürekli ket vuruyor. Ta ki bir gün, adının banjo olduğunu öğrendiği ve daha önce hiç görmediği bir enstrümandan yükselen melodilerin sesine âşık olana kadar. O andan itibaren sanki damarlarında nabız yerine müziğin ritmi atmaya başlıyor. Banjo, Jeremiah için arzudan da güçlü bir şeye, hayati bir ihtiyaca dönüşüyor. Ne yapıp edip bu sazı edinmesi ve onu çalmayı öğrenmesi şart. Üstelik gizlice! Neden mi? Çünkü anne babası buna izin vermiyor...
BKM ve Duende iş birliğiyle hayata geçirilen “Bir Arada Caz” festivali, 10 Ekim’de Maximum Uniq Açıkhava’da müzikseverlerle buluşacak.
Tek günlük bir festival olan “Bir Arada Caz”, caz standartlarından Latin, Balkan ve etnik caza geniş bir yelpazede farklı türlerin bir arada yer alacağı dört ayrı performanstan oluşuyor. Cazın yıldızlarından oluşan kadrosuyla Şenova Ülker Band feat Sibel Köse & Erdem Özkan, Türkiye’de Latin cazın önemli isimlerinden Emir Ersoy, performanslar öncesi ve aralarında DJ seti ile Kaan Düzarat, Kolektif İstanbul ve Manuş-u Ala ve Yekta Kopan’ın moderatörlüğünde gerçekleşecek performanslar için iki ayrı sahne kullanılacak. “Bir Arada Caz” festivalinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
“Bir Arada Caz” Programı:
16:00 - Kapı Açılış
16:30 - 17:00 - Kaan Düzarat DJ Set - Bahçe Fuaye
17:00 - 17:45 - Manuş-u Âlâ - Bahçe Fuaye Sahne
18:00 - 18:45 - Kolektif İstanbul - Bahçe Fuaye Sahne
18:45 - 19:15 - Kaan Düzarat DJ Set - Bahçe Fuaye
19:15 - 20:15 - Şenova Ülker Band feat. Sibel Köse, Erdem Özkan & Önder Focan - Ana Sahne
20:15 - 20:45 - Kaan Düzarat DJ Set - Bahçe Fuaye
20:45 - 21:45 - Emir Ersoy Project - Ana Sahne
Pilot Galeri, 7 yıl aradan sonra Murat Şahinler’in “Kendini Bilmeyen Resim” başlıklı kişisel sergisini 30 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Şahinler’in son yıllarda ürettiği çalışmalarından oluşan “Kendini Bilmeyen Resim”, sanatçının bir kuşak resmi olarak tanımladığı resimleri hem biçimsel hem de zamansal bir “kuşağa” işaret ediyor. Sanatçının tanıklık ettiği ve bir parçası olduğu kendi kuşağına olduğu kadar biçimsel bir yakınlıkla kuşak resimlerine atıfla üretilen çalışmalar, grift/çok katmanlı bir grameri gösteriyor.
Sergi adını Lacan’dan alıyor. Lacan’ın “kendini bilmeyen bilgi” olarak tanımladığı bilinçdışı kavramına atıfla konulan bu başlık, bilmediğimizi bilmediğimiz şeyleri düşünmek için yararlı olabilecek unsurları barındırıyor. Sanatçının işaret ettiği bilinmeyen herhangi bir biçimde simgesel düzende, yani dilde de yer almadığında ortaya çıkan, yani kelimenin Lacancı anlamıyla “gerçek”i işaret eden bir bilmediğini bilmemektir. Bu anlamda sanatçının resimleri, bir resim gramerinin dışında hareket ediyor.
Şahinler’in yeni resimlerinin temel ortaklığını 2 boyutlu gölgesiz karakterler oluşturuyor. Yalnızca belden yukarısı görünen figürler, her biri bir insan boyutunda resmedilmiş, duvara asılmış hâlde izleyici karşısına çıkıyor. Sanatçı bu figürlerle “Modern dünyanın tahayyül ettiği ideal toplumu kuracak olanlar işte bu ideal bedenler” diyor.
Murat Şahinler’in “Kendini Bilmeyen Resim” başlıklı kişisel sergisini 30 Ekim’e kadar Pilot Galeri’de ziyaret edebilirsiniz.
Gazeteci Lisa Taddeo'nun, farklı geçmişlere ve yaşam tarzlarına sahip kadınlarla konuşmak için Amerika'yı altı kez baştan başa kat ettikten sonra kaleme aldığı kitabı Üç Kadın, Özlem Alkan K.’nın çevirisiyle Mundi’den çıktı.
Taddeo, okura üç kadının deneyimlerini okudukça yalnız olmadığını hatırlayacağı, büyük bir gazetecilik başarısı sunuyor. Üç Kadın, kadın arzusunun kırılganlığına, karmaşıklığına ve eşitsizliğine ışık tutan, çığır açan bir kitap.
Arzu. Bizi büyülüyor ve avucuna alıyor. Düşüncelerimizi kontrol ediyor, hayatlarımızı yönlendiriyor, bazen sadece onun için yaşıyoruz. Yine de hakkında neredeyse hiç konuşmuyoruz. Ve derinlerde yatan bir güç olarak arzu, büyük ölçüde keşfedilmeden kalıyor.
"En çıplak anlarımızda kim olduğumuza dair gerçeği, arzunun nüanslarında aramak lazım."
Fernand Leger - "Three Women" / USA, C. 1975 (Museum of Modern Art)
Baba Sahne 8 Ekim’de başlayacak yeni sezonunda, sevilen oyunları Bir Baba Hamlet, Kanlı Komedya ‘Caligula’ ve Don Kişot’um Ben’in yanı sıra misafir oyunlarını da tiyatroseverlerle buluşturacak.
Yeni sezonda Bir Baba Hamlet oyunu iki farklı cast ile sahnelenecek. Şevket Çoruh’a, Murat Akkoyunlu ve Günay Karacaoğlu dönüşümlü olarak eşlik edeceği oyunda ekim ayı boyunca Şevket Çoruh ve Günay Karacaoğlu birlikte sahneye çıkacak. Baba Sahne, ödüllü prodüksiyonu, dünya literatürünün en önemli oyunlarından biri olan Hamlet’i şarkılarla, danslara, sürekli değişen bir dekorla ve kılıktan kılığa giren karakterlerle harmanlayıp farklı bir yorumla sahneye koyuyor. İki perdelik oyun, Sebastian Seidel’in özgün metni, Yücel Erten’in çevirisi ve Baba Sahne’nin yorumuyla 8, 9, 10, 22, 23 ve 24 Ekim’de sahnelenecek. Emrah Eren’in yönettiği Bir Baba Hamlet’te seyirciler de zaman zaman oyuna dahil oluyor.
Don Kişot’um Ben, delilikte direndiği için bilge olan çılgın asilzade, gezgin şövalye Don Kişot ile silahtarı Sancho Panza’nın şarkılar, kılık değiştirmeler, düellolar ve yel değirmenleriyle bezeli macerasını ele alıyor. Don Kişot’u Ozan Güven, Sancho Panza’yı ise Günay Karacaoğlu canlandırıyor. Oyunda onlara Nazlı Tosunoğlu, Ömür Arpacı, Serhan Ernak, Yüsra Geyik, Dilşad Bozyiğit, Diren Polatoğulları, Enis Aybar, Tuğba Eskicioğlu, Ali Kemal Aydın ve Rifat Durmuş eşlik ediyor. Cervantes’in ölümsüz eseri Don Kişot, Mihail Bulgakov’un uyarlaması üzerinde yükselen metni ve Emrah Eren’in yönetmenliğinde 15, 16, 29 ve 30 Ekim tarihlerinde izleyiciyle buluşuyor.
Bulgar yazar Stefan Tsanev’in eseri Kanlı Komedya ‘Caligula’ ise Roma İmparatoru Caligula’nın hikâyesi üzerinden, halkın özgürlük ve demokrasi arayışına eleştirel bir gözden bakıyor. Baba Sahne’nin ödüllü prodüksiyonu sanata ve edebiyata katkılarıyla olduğu kadar halkına ve çevresine yaşattığı zorbalık, vahşet ve sapkınlıklarıyla da tanınan zorba imparatorun hayatından bir kesiti izleyiciyle buluşturuyor. Oyunun kadrosunda Levend Öktem, Ahmet Saraçoğlu, Ecem Özkaya ve Pınar Coşkun yer alıyor. Ragıp Yavuz’un yönetmenliğini yaptığı trajikomik Kanlı Komedya ‘Caligula’ 20 Ekim’de Baba Sahne’de tiyatroseverlerin karşına çıkacak.
Baba Sahne Savaş Dinçel Salonu’nda sahnelenecek oyunların biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Gru Art Gallery, Lepedibo’nun “Hepimiz” başlıklı sergisine 25 Ekim’e kadar ev sahipliği yapıyor.
Sanatçı sergisinde güzellik kavramını sorgularken, günümüz toplumlarının güzelliği tanımlarken doğrudan ilişkilendirdiği fiziksel ölçütleri dışarıda bırakarak, hissedilen duyguyu ve ruhu ele alıyor. Kullandığı parlak renk paleti ve sezgisel bir yaklaşımla deforme ettiği figürleri aracılığıyla güzelliğin tanımına ve kaynağına odaklanan sanatçı, alışılagelmiş temsilin dışına çıkarak kendi imge dünyası vasıtasıyla yarattığı figürleri, fiziksel dünyanın ötesine geçerek insanın içindeki benliğe odaklanıyor.
“Hepimiz” sergisinde yer alan eserlerde figürlerin ilk bakışta primitif olarak tanımlanabilecek bu karakterleri, izleyicinin figürlerle ortak bir payda bulmasını sağlıyor. Lepedibo’nun kendi tanımıyla “öcü ruhları” güzelliğe dair kendi anlamlarını yaratırken, kimi zaman çocukluğumuz kimi zaman yalnızlığımız ya da özgürlüğümüz ile karşılaşabileceğimiz, hepimizden bir parçanın yer aldığı bir evren sunuyor.
Lepedibo’nun “Hepimiz” başlıklı sergisini 25 Ekim’e kadar Urla’da bulunan Gru Art Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.
Georges Sorel’in 20. yüzyılın en tartışmalı kitaplarından biri olan Şiddet Üzerine Düşünceler, Cana Bostan’ın sunuşu, Jacques Julliard’ın önsözü, Isaiah Berlin’in sonsözüyle ve Anahid Hazaryan’ın çevirisiyle Telemak Kitap tarafından yeniden yayımlandı.
Sorel’in çağrısını ne sol ne de sağ sahiplenir, kendisinden ilham alan devrimci hareketleri dahi korkutmuştur, ekseriya deccal muamelesi görür. Sorel şiddet, mit, genel grev kavramları etrafında ördüğü kuramıyla, modern çağın kapitalist dekadansını ve burjuva toplumunun çıkışsızlığını yarmak ister. Avrupa’da ebedi barışın konuşulduğu fin de siècle (yüzyıl sonu) ikliminde Sorel kana bulanacak bir yüzyılın haberini verir, işçi sınıfını barbarlığın geri dönüşüne hazırlar. İngiliz romancı J.B. Priestley, altmışını geçmiş, Légion d'honneur’lü emekli bir mühendisin nasıl olup da böyle bir kitap yazdığı anlaşılırsa modern çağ da anlaşılmış olur der. Neoliberalizmin, geçtiğimiz yüzyılın mücadelelerinin kazanımlarını tarumar edişinin ardından devrimci sendikalizmin bu kurucu metni yeniden okurla buluşuyor.
“Sorel çelişkili bir şahsiyettir hâlâ. Ondokuzuncu yüzyılın öteki ideologları ve peygamberleri güvenli bir biçime etiketlenip ve sınıflandırılmışlardır. Mill, Carlyle, Comte, Darwin, Dostoyevski, Wagner, Nietzsche ve hatta Marx’ın doktrinleri, etkileri, kişilikleri güvenli bir biçimde fikirler tarihi müzesinin ilgili raflarında yerlerini almışlardır. Sorel ise, tıpkı yaşarken olduğu gibi, sınıflandırılmamışlığını korumakta.” Isaiah Berlin
Görsel: Pierre-Ambroise Richebourg - Getty