
Avusturya’da neredeyse 50 yıldır dijital sanatlar alanında önemli bir yere sahip olan Ars Electronica, Zorlu PSM ve Piksel.Creative Solutions partnerliğiyle Diageo Türkiye’nin desteğiyle 28 Ekim’e kadar Zorlu PSM’de sanatseverlerle buluşuyor.
Ars Electronica; sergi, mekânsal enstalasyonlardan ekran tabanlı işlere, ses ve ışığın sınırlarını zorlayan performanslardan her yaşa hitap eden atölyelere ve festival kapsamında düzenlenen Two Lanes konserine kadar uzanan geniş bir programla, Zorlu PSM’de ziyaretçilerle bir araya geliyor. Sergi, mekânsal enstalasyonlardan ekran tabanlı işlere, ses ve ışığın sınırlarını zorlayan performanslardan atölyeler ve interaktif etkinliklere kadar uzanan geniş bir program sunuyor.
Mekânı titreşim ve rezonansla dönüştüren, adeta canlıymış gibi hareket eden hipnotik kinetik heykeli Cycloïd-E ile Cod.Act, etrafımızı saran ama görünmeyen elektromanyetik dalgaları, bir şelaleyi andıran bir ışık ve ses performansına dönüştüren Marc Vilanova’nın Cascade’i, hiper-gerçeklik ve yapay zekâ üzerine düşündüren Martyna Marciniak’ın Anatomy of Non-Fact’ı, iklim krizini canlı alg kültürleri aracılığıyla görünür kılan Noor Stenfert Kroese’nin Fading Colours enstalasyonu bu yılki edisyonda öne çıkan eserler arasında yer alıyor. Uluslararası sahnenin en yaratıcı stüdyolarından Universal Everything ise izleyiciyi hareketle etkileşime giren, bedenin jestleriyle şekillenen büyüleyici bir dijital evrenin parçası olmaya davet eden interaktif işiyle sanatseverlerle buluşuyor.
Ars Electronica İstanbul, İmelda Kuyumcu-Gözde Betülay Yorulmaz’ın ikilisi ve Ceren Su Çelik’in yeni çalışmaları, yapay zekayla Türk kahvesi falını bir araya getiren Future Visioning işiyle Özcan Ertek gibi Türkiye’den genç yetenekleri sanatseverlerle bir araya getiriyor. Sergiye ayrıca canlı performanslar da eşlik ediyor. Özellikle bit.studio’nun doğanın ritmini dijital formlarla kaynaştırdığı Flock Off isimli performansı festival izleyicisine farklı bir deneyim vadediyor. Sergi boyunca düzenlenecek konuşma programları, sanatçıların ve küratörlerin bakış açılarını paylaşarak bir tartışma ortamı yaratırken; atölyeler yeni nesillere teknoloji ile yaratıcı ilişki kurmanın yollarını keşfettirmeyi hedefliyor.
Ars Electronica İstanbul, dijital sanatla ilgilenen sanatseverlerin yanı sıra Zorlu PSM %100 Studio’da müzikseverleri de festival kapsamında bir konserle buluşturacak. Elektronik müziğin yükselen yıldızı Two Lanes, 25 Ekim’de akustik piyanoyu analog synth’larla buluşturacağı konseriyle festival izleyiciyle bir araya gelecek.
Çocuklar ve gençler için yazdığı kitaplarla sevilen Füsun Çetinel’in insanların doğanın dengesini bozmasını eğlenceli bir dille öyküleştirdiği, Cansu Dinç’in resimlediği kitabı Dikkat İnsan Çıkabilir!, Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
Doğada her şeyin bir zamanı oluşunu, doğanın huzurunu kaçıranları ve ormanda karşımıza çıkacak “asıl tehlikeleri” anlatan rengârenk ve naif bir öykü Dikkat İnsan Çıkabilir!.
“Bozayı kış uykusundan uyanmıştır, ama hâlâ çok uykusu vardır. Mağaranın dışından gelen gürültüler, ayı ailesinin uykusunu daha kış bitmeden bölmüş, hepsini uyandırmıştır. Mağaradan çıktıklarında, ormanlarındaki gürültü kaynağını görüp şaşkınlığa uğrarlar: İNSANLAR! Çayırın dört bir yanı plastik çöplerle dolmuş, ağaç dallarına salıncak kurulmuş, nehre olta atılmış, alabalık tutulmaktadır… Ayı ailesi, bağırıp çağırarak tüm ormanın huzurunu kaçıran insanları kovalamak için bir çözüm arar…”
Marvel sinematik evreninin 23 filmini tek bir gecede buluşturan Marvel Studios’ Infinity Saga Concert Experience, Piu Entertainment organizasyonuyla 14 Aralık’ta Volkswagen Arena’da izleyicilerle buluşacak.
İstanbul Film Orkestrası eşliğinde Türkçe dublaj ve İngilizce altyazı ile dev ekranda hayat bulacak bu özel etkinlik, Marvel hayranlarını sinematik bir yolculuğa çıkarıyor. Iron Man, Captain America, Thor ve daha nicelerinin ilk maceralarından Avengers’ın birleştiği anlara; Tesseract’ın dünyaya inişinden Tony Stark’ın fedakârlığına kadar Marvel Sinematik Evreni’nin dönüm noktaları, canlı orkestra eşliğinde yeniden canlanacak. Guardians of the Galaxy’nin ikonik parçaları ise konserin temposunu zirveye taşıyacak.
Dünyaca ünlü besteciler Alan Silvestri, Christophe Beck, Danny Elfman, Henry Jackman, Ludwig Göransson, Pınar Toprak ve daha pek çok ismin imzasını taşıyan film müzikleri; AC/DC’nin “Back in Black”i, Blue Swede’in “Hooked on a Feeling”i ve Guardians Inferno gibi kült parçalarla birleşerek izleyicilere unutulmaz bir atmosfer yaşatacak.
Ezgi Hamzaçebi’nin “feminist spekülatif kurmaca” başlığı altında topladığı, çoğu 1990’dan sonra yayımlanmış eserlere “musallatbilim”in, posthümanist ve yeni materyalist teorilerin merceğinden baktığı çalışması Canavarların Vaatleri, Metis Yayınları’ndan çıktı.
“Türkçe Feminist Spekülatif Kurmacaya Musallat Olanlar” alt başlığını taşıyan kitap, edebiyat eleştirisi ve feminizmin yanı sıra felsefeyle ilgilenen okurlara yönelik.
Suat Derviş’in Buhran Gecesi’nden Nazlı Karabıyıkoğlu’nun Kadın Kürkünde Rüya’sına uzanan yaklaşık yüz yıllık dönemde “biz” olmanın sorunsallaştırıldığı, “ben” derken ötekine duyulan etik duyarlılığın karakterlere ya da anlatıcıya musallat olduğu metinleri ele alıyor. Bu metinlere musallat olan canavar ve hayaletlerin vaat ettikleri etik ve politik potansiyeller ile edebi temsil düzleminin bu vaatleri gerçekleştirme olanaklarını ve kısıtlarını tartışıyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin gerçekleştireceği Kuğu Gölü balesi, 23 Ekim’de Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda prömiyer yapacak.
Kuğu Gölü, benzersiz bir virtüözlük içeren koreografisi ve Çaykovski’nin zamana yenik düşmeyen, daima kalıcılığını koruyan müziğinin aracılığıyla anlatılan destansı bir peri masalını izleyicilere sunuyor. Prenses Odette’e aşık olan genç Prens Siegfried’in hikâyesini konu alıyor. Kötü kalpli büyücü Baron von Rothbart, yaptığı büyüyle Odette ve arkadaşlarını kuğuya dönüştürür. Gündüzleri hep birlikte bir gölde yüzerek zaman geçirir ve sadece geceleri insan formuna geri dönerler. Yalnızca gerçek aşk bu büyüyü bozabilecektir ve Rothbart bunu engellemek için tüm gücünü kullanacaktır.
Çaykovski’nin 1875-76 yıllarında bestelediği, dört perdeden oluşan “Kuğu Gölü” balesi dünyada ilk kez Julius Reisinger’in koreografisiyle 4 Mart 1877 tarihinde Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelendikten sonra, 15 Ocak 1895 tarihinde Marius Petipa ve Lev Ivanov’un özgün koreografisiyle St.Petersburg’daki Mariinsky Tiyatrosu’nda seyirciyle buluştu. Bu yeni versiyon, büyük başarı kazanarak Kuğu Gölü’nü dünya bale repertuvarının en önemli yapıtlarından biri hâline geldi. Günümüzdeki bale topluluklarının çoğu da bu versiyonu baz alıyor. Özellikle “Beyaz Kuğu” (Odette) ve “Siyah Kuğu” (Odile) rollerinin zıtlığı, bu balenin en çarpıcı unsurları arasında yer alıyor. Romantik ve dramatik unsurları bir araya getiren bu başyapıt, iyiyle kötünün çatışmasını, aşkın kurtarıcı gücünü ve kaderin değiştirilemez oluşunu gözler önüne seriyor.
Ülkemizde ilk kez Dame Ninette de Valois’nın koreografisiyle 29 Ekim 1965 tarihinde Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından icra edilen Kuğu Gölü, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından ilk kez Güloya Gürelli’nin yorumuyla 14 Mart 1971 tarihinde Maksim Sahnesi’nde seyirciyle buluştu.
Petipa ve Ivanov’un versiyonundan hareketle, Ricardo Amarante’nin koreografisiyle sahnelenecek Kuğu Gölü balesi, Çaykovski’nin duygusal ve görkemli müziği eşliğinde izleyiciye unutulmaz anlar yaşatmayı vadediyor. Eserde, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı İbrahim Yazıcı yönetiyor. Dekor tasarımı Ferhat Karakaya, kostüm tasarımı Serdar Başbuğ, ışık tasarımı ise Ahmet Defne imzalı.
Zeynep Beler’in “Intraface” başlıklı kişisel sergisi, 31 Ekim-21 Aralık tarihleri arasında Martch Art Project’te sanatseverlerle buluşacak.
Zeynep Beler’in galerideki ilk kişisel sergisi “Intraface”, imgeleri görme ve deneyimleme biçimlerimizin dijital arayüzler tarafından nasıl şekillendirildiğini araştırıyor. İnternetten topladığı görsel materyalleri temel alan Beler, çoğunlukla fark etmeden geçtiğimiz bulanık kareleri, yükleme gecikmelerini ve sansür filtrelerini resme aktararak çevrimiçi görsel kültürün hızını yavaşlatıyor.
“Intraface”, bir arayüzün içindeki başka bir arayüze -açık ya da kapalı olabilen içsel bir geçide- işaret ediyor. Resim, fotoğraf, sinema ve bilgisayar ekranı gibi farklı mecraların kesiştiği bu katmanlı yüzeyde, her imge hem başlı başına bir çerçeve hem de daha önceki medyalara bir gönderme niteliği taşır; geçmiş ve şimdiki zaman sürekli olarak iç içe geçiyor. Sergi, sinema dilinin -özellikle montajın- günümüz ara yüz tasarımlarındaki sürekliliğini görünür kılarak, görüntülerin sürekli olarak araya girdiği, dolaşıma sokulduğu ve işaretleştiği bir yapıyı açığa çıkarıyor.
Beler, fragmanları üst üste bindirip tekrarlayarak yoğun, pikselleşmiş dokulara dönüştürüyor ve dijital süreçlerin gizli soyutlamalarını -dikkat ile arzunun ekranlarımızda nasıl yönetildiğini- görünür hâle getiriyor. Böylece sıkıştırılmış görselleri ve saniyelik komutları bir “sıkıştırmayı açma” sürecine tabi tutan Beler, bunları kalıcı ve maddesel imgelere dönüştürüyor. Sergi, izleyiciyi yalnızca neye baktığını değil, aynı zamanda bakma ve bekleme anlarının yazılımlar ile internetin hız ekonomisi tarafından nasıl şekillendirildiğini yeniden düşünmeye davet ediyor.
Künye:
1. Zeynep beler Entanglement, 2025 Oil pastels on paper 100 x 70 cm
2. Zeynep beler Tarot, 2025 Oil pastels on paper 100 x 70 cm
Geray Gencer’in Dergah Yayınları için hazırladığı Ahmet Hamdi Tanpınar kitap serisinin kapakları Amerikan Grafik Sanatlar Enstitüsü (AIGA) tarafından düzenlenen “2024’ün En İyi 50 Kapak Tasarımı” listesine seçildi.
Daha önce 2024 European Design Awards’un “404 Book Cover – Series” kategorisinde bronz ödül kazanan Gencer’in tasarladığı kitapların kapaklarında yarı soyut formlar kullanılarak okurun hayal gücüne alan bırakılırken çağdaş grafik dili genç okurlar için ilgi çekici hâle geliyor. Seçilen kapak çalışmaları kasım ayı sonunda Columbia Üniversitesi Nadir Kitaplar ve El Yazmaları Kütüphanesi’nde görülebilecek.
Amerikan Grafik Sanatlar Enstitüsü’nün seçtiği 50 ödüllü kitap kapağını buradan görebilir; Ahmet Hamdi Tanpınar kitap serisinin detaylarına bu haberden ulaşabilirsiniz.
Jane Austen’ın klasik eserinden uyarlanan, BKM ve DOT ortak yapımı GURUR ve ÖNYARGI* (*gibi bir şey), 24 Ekim’de Maximum Uniq Hall’de sezonun ilk gösterisiyle tiyatroseverlerle buluşacak.
Jane Austen’ın eseri Pride and Prejudice’i Isobel McArthur’un eğlenceli bir komediye dönüştürdüğü, DOT’un Sanat Yönetmeni Murat Daltaban’ın yönetmenliğinde sahnelenen GURUR ve ÖNYARGI* (*gibi bir şey) oyununda Birce Akalay, Nergis Öztürk, Özge Özberk, Ayşegül Uraz ve Kardelen Arpacı rol alıyor. Regency dönemi İngiltere’sinde geçen oyun, Jane Austen’ın klasik karakterlerini bu kez hizmetçilerin gözünden anlatıyor.
24 Ekim ve 21 Kasım’da Maximum Uniq Hall’da gösterilecek oyun sezon boyunca sahnede olacak, yeni tarihler ise yakında açıklanacak.
“Perde açılıyor, sis dağılıyor.
Şarkılar, dedikodu, kahkaha, müzik, skandal, pespayelik ve şatafat… Hepsi burada!
Regency dönemi İngiltere’sinde geçen oyun, bize Jane Austen’ın tanınmış karakterlerini bu kez, arka planda çalışan beş hizmetçinin gözünden anlatıyor. Tüm bu klasik öğeler, kahkaha dolu şarkılar, anlık rol ve kostüm değişimleri ve bozuk ağızlardan yükselen mizahla yeniden şekilleniyor.
Onlar şimdiye kadar bodrumlarda, çamaşırhanelerde, mutfaklarda saklandılar. Fısır fısır konuştular. Herkesin her şeyini biliyorlar. Kim kiminle görülmüş, kim parasını kumarda kaybetmiş, kim sarhoş olup ortalığı dağıtmış, kim kimin servetine çöreklenmiş… Anlatma sırası şimdi Gurur ve Önyargı’nın hizmetçilerinde!”
Zeugma Antik Kenti’nin en iyi korunmuş Roma konutu örneklerinden biri olan Muzalar Evi’ndeki hem mozaiklerin dış etkenlerden korunması hem de ziyaretçilerin rahatlıkla gezebilmesi için inşa edilen korugan yapı tamamlandı.
Zeugma Antik Kenti’nin en iyi korunmuş Roma konutu örneklerinden biri olan Muzalar Evi’ndeki kazılara 2012-2019 yılları arasında katkıda bulunan Türkiye İş Bankası, 938 eserin gün yüzüne çıkarılarak Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne kazandırıldığı kazı çalışmalarının ardından desteğini devam ettirdi.
İş Bankası, klasik Yunan eğitiminin vazgeçilmez parçası olan lirik şiir, tarih, müzik, astronomi ve felsefe gibi konuların esin perileri sayılan dokuz Muzanın betimlendiği mozaikten dolayı “Muzalar Evi” olarak adlandırılan arkeolojik değerin korunmasına yönelik de desteğini devam ettirdi. Muzalar Evi’ndeki korugan yapı da Gaziantep Valiliği tarafından Türkiye İş Bankası’nın katkılarıyla inşa edildi.
Zeugma Antik Kenti’ne ilk olarak 2000 yılındaki kazılar sırasında katkıda bulunan İş Bankası, daha sonra kentin en iyi korunmuş Roma konutu örneklerinden biri olan Muzalar Evi’ndeki arkeolojik çalışmaları da destekledi. 2007 yılında, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutalmış Görkay başkanlığındaki ekip tarafından başlatılan, 2012’den itibaren İş Bankası’nın da katkı sağladığı Muzalar Evi’ndeki kazı çalışmaları 2019 yılında tamamlandı.
.artSümer, Eymen Aktel’in “Yağmursuz Toprakların Şenliği” başlıklı ilk kişisel sergisini 1 Kasım-5 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.
Eymen Aktel’in üretimi, toplumsal düzen, emek ve çoğul yaşam biçimleri etrafında şekilleniyor. İnsan ve hayvan figürlerini merkeze alan anlatıları, yalnızca doğayı temsil eden sahneler değil; insan-doğa ilişkisini kültürel, politik ve ontolojik boyutlarda tartışmaya açan simgesel araçlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşım, doğa ile toplum arasındaki geçirgen sınırları görünür kılıyor.
“Yağmursuz Toprakların Şenliği”, sanatçının üretiminde farklı yönelimlerin izini sürüyor. Bir yanda toplumsal birliktelik, emeğin döngüsü ve kolektif yaşam tahayyülleriyle kurulan sahneliyor; diğer yanda yaşamın sürdürülmesi, aidiyet ve koruma gibi evrensel anlamlar taşıyan kavramlara odaklanan kompozisyonlar sergide yan yana geliyor. Bu karşılaşma, kitlesel birliktelikten çekirdek aileye kadar, toplumun her katmanında var olan emek, üretkenlik ve verimlilik kavramlarını, sanatçının kendine özgü üslubuyla harmanlıyor.
Antik dönem estetiği, mitolojik göndermeler ve geleneksel motifler, Aktel’in yapıtlarında tarihsel süreklilik ile bugünün gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Geçmişin ritüellerini bugünün toplumsal tahayyülleriyle buluşturan bu yaklaşım, sergiyi üretim, dayanışma ve süreklilik kavramları etrafında, dış koşullar ne olursa olsun, insanların bir araya gelerek şen olabilecekleri bir alan oluşturuyor.
Künye:
1. Eymen Aktel, Bir Aile Hiç Şehir | One Family No City, 2024 Tuval üzerine akrilik | Acrylic on canvas, 150x150 cm
2. Eymen AKtel, Kam | Kam, 2024 Tuval üzerine akrilik | Acrylic on canvas, 120x100 cm
3. Eymen Aktel, Yağmursuz Toprakların Şenliği Serisi, 2024 Kağıt üzerine akrilik | Acrylic on paper, 100x70 cm
4. Eymen Aktel, Yoğun Bakım Serisi | Intensive Care Series, 2025 Terakota üzerine akrilik | Acrylic on terracotta, 70x30 cm