
.artSümer, Eymen Aktel’in “Yağmursuz Toprakların Şenliği” başlıklı ilk kişisel sergisini 1 Kasım-5 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.
Eymen Aktel’in üretimi, toplumsal düzen, emek ve çoğul yaşam biçimleri etrafında şekilleniyor. İnsan ve hayvan figürlerini merkeze alan anlatıları, yalnızca doğayı temsil eden sahneler değil; insan-doğa ilişkisini kültürel, politik ve ontolojik boyutlarda tartışmaya açan simgesel araçlar olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşım, doğa ile toplum arasındaki geçirgen sınırları görünür kılıyor.
“Yağmursuz Toprakların Şenliği”, sanatçının üretiminde farklı yönelimlerin izini sürüyor. Bir yanda toplumsal birliktelik, emeğin döngüsü ve kolektif yaşam tahayyülleriyle kurulan sahneliyor; diğer yanda yaşamın sürdürülmesi, aidiyet ve koruma gibi evrensel anlamlar taşıyan kavramlara odaklanan kompozisyonlar sergide yan yana geliyor. Bu karşılaşma, kitlesel birliktelikten çekirdek aileye kadar, toplumun her katmanında var olan emek, üretkenlik ve verimlilik kavramlarını, sanatçının kendine özgü üslubuyla harmanlıyor.
Antik dönem estetiği, mitolojik göndermeler ve geleneksel motifler, Aktel’in yapıtlarında tarihsel süreklilik ile bugünün gerçekliği arasında bir köprü kuruyor. Geçmişin ritüellerini bugünün toplumsal tahayyülleriyle buluşturan bu yaklaşım, sergiyi üretim, dayanışma ve süreklilik kavramları etrafında, dış koşullar ne olursa olsun, insanların bir araya gelerek şen olabilecekleri bir alan oluşturuyor.
Künye:
1. Eymen Aktel, Bir Aile Hiç Şehir | One Family No City, 2024 Tuval üzerine akrilik | Acrylic on canvas, 150x150 cm
2. Eymen AKtel, Kam | Kam, 2024 Tuval üzerine akrilik | Acrylic on canvas, 120x100 cm
3. Eymen Aktel, Yağmursuz Toprakların Şenliği Serisi, 2024 Kağıt üzerine akrilik | Acrylic on paper, 100x70 cm
4. Eymen Aktel, Yoğun Bakım Serisi | Intensive Care Series, 2025 Terakota üzerine akrilik | Acrylic on terracotta, 70x30 cm
İş Sanat’ın gelenekselleşen şiir ve hikâye dinletileri yeni sezona 11 Kasım akşamı Sait Faik Abasıyanık’ın hikâyeleriyle başlıyor.
Edebiyatseverlerin eski bir radyo stüdyosuna konuk olacakları dinletinin metnini Atilla Birkiye hazırladı. Dinletiye ismini veren “Dülger Balığının Ölümü” hikâyesiyle birlikte “Mahalle Kahvesi”, “Meserret Oteli”, “Bayan Gülseren”, “Hikâye Peşinde” ve “Modern Karıkoca” hikâyeleri, ünlü tiyatro sanatçıları Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek tarafından seslendirilecek. Sahne uygulamasını Mehmet Birkiye’nin üstlendiği dinletide hikâyelere Şemsa İdil Ural (çello), Seda Subaşı Yalçın (keman) ve müzik direktörü Serdar Yalçın (piyano) eşlik edecek.
11 Kasım Salı akşamı İş Kuleleri Salonu’nda ücretsiz olarak düzenlenecek hikâye ve şiir dinletileri için buradan rezervasyon yapabilirsiniz.
Metal dünyasının önemli isimlerinden High On Fire, 16 Kasım’da Epifoni organizasyonuyla Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
61. Grammy Ödülleri’nde “Electric Messiah” adlı şarkısıyla “En İyi Metal Performansı” dalında Grammy kazanan grup, Türkiye’deki hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor. 1998 yılında efsanevi Sleep grubunun gitaristi Matt Pike tarafından kurulan High On Fire; doom, sludge ve thrash metal öğelerini harmanlayan kendine özgü tarzı ve agresif enerjisiyle 2000’ler sonrası metal sahnesinin en önemli gruplarından biri hâline geldi. Snakes for the Divine, De Vermis Mysteriis ve Grammy kazanan Electric Messiah gibi albümleriyle eleştirmenlerden tam not alan grup, her konserinde seyirciye fiziksel ve zihinsel bir deneyim yaşatıyor.
Gecede sahneyi açacak isim ise Türkiye doom/sludge sahnesinin yükselen yıldızı Helak olacak. Yavaş tempolu, ağır riff’leriyle karanlığı iliklere kadar hissettiren grup; hem geleneksel doom etkilerini hem de çağdaş metal tınılarını harmanlayan tarzıyla dikkat çekiyor.
High On Fire konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Cheon Seon-ran’ın teknoloji ve yapay zekâ ile insanlık arasındaki ilişki, hayvan hakları, engellilik ve toplumsal dışlanmışlık gibi günümüz dünyasındaki meseleleri işlediği romanı Binlerce Mavi, Yuzu Kitap’tan çıktı.
Binlerce Mavi, Kore Bilim Kurgu Ödülü’nü kazanan ve milyonlarca okura ulaşan bir kitap. Lanetli Tavşan’ın yazarı Bora Chung bu kitabı “Aşk, şefkat ve fedakârlık üzerine çarpıcı bir hikâye...” olarak tanımlıyor.
“2035: Bir hipodromun gölgesinde, genç bir kadın hurdalıkta gökyüzünü seyreden bir robot bulur. Merakına yenik düşerek onu yanına alır. Birlikte, ömrü boyunca fazla çalıştırılan ve artık mezbahaya gönderilmek üzere olan Today adında bir yarış atını kurtarmaya karar verirler. Today’in yeniden mutlu olabilmesi için özel bir plan yaparlar: Ona hayatının en yavaş yarışını koşturacaklardır. Fakat bu sıradan bir yarış olmayacaktır. Yarışın hararetinde Coli, Today’in çok hızlı koştuğunu hisseder. Today acı çekmektedir ve yakında sakatlanacaktır. Sevdiği atı kurtarmak için Coli son bir cesurca fedakârlıkta bulunması gerekmektedir.”
kavla tiyatro’nun ilk oyunu dünyanın en mutlu insanı, 19 Ekim saat 20.30’da BahçeGalata’da prömiyerini yapacak.
Yazan ve yöneten Orçun Ertaman, tek kişilik bu komedide seyirciyi “dünyanın en mutlu insanı” ile buluşturuyor. Ahmet Kuntberk Alptemoçin’in rol aldığı oyunun hareket tasarımını İlyas Odman, ışık tasarımını Utku Kara, kostüm tasarımını ise Hilal Polat üstleniyor. Oyun, bireysel huzursuzluklarımızdan toplumsal düzene uzanan “mutluluk” fikrini, varoluş sorgusuna dönüştürüyor. dünyanın en mutlu insanı bir insanın kendi mutluluğu üzerine çıktığı içsel sorgulamayı anlatıyor. Oyunun kahramanı, bir gün uyandığında kendini “dünyanın en mutlu insanı” ilan ediyor. Neden mutlu olmadığını ararken, mutsuzluğun kişisel bir mesele değil — sistemin, düzenin, çağın bir yansıması olduğunu anlıyor. En sonunda, en büyük direniş biçimini buluyor: kendi varoluşunu ortaya koyuyor.
Metin ilk olarak, Civil Production’ın, Birileri.xyz ve Friedrich Naumann Foundation’ın iş birliğiyle İnsan Hakları Bildirgesi’nden yola çıkarak “emek” teması kapsamında kısa oyun biçiminde kaleme alındı. Bu kez, yeniden ele alınmış uzun versiyonuyla izleyiciyle buluşuyor. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yazar & Yönetmen: Orçun Ertaman
Oyuncu: Ahmet Kuntberk Alptemoçin
Yönetmen Yardımcısı: Göktuğ Alemdar
Hareket Tasarımı: İlyas Odman
Işık Tasarımı: Utku Kara
Kostüm Tasarımı: Hilal Polat
Aksesuar Tasarımı: Riyana Tufanova
Yaratıcı Yapımcı: Riyana Tufanova
Yürütücü Yapımcı: Serra Aybars
Görsel Sanat Danışmanı: Aslı Çelikel
Afiş Tasarımı: Mizgin Özel & Meltem Doğan
Fotoğraf & Video: Kadir Özer
Medya Planlama: Ceyda Cihan
Yaş sınırı: 13+
Süre: Yaklaşık 70 dakika, tek perde
Tür: Komedi
Gösterim Takvimi:
19 Ekim 20.30 — BahçeGalata (Prömiyer)
25 Ekim 20.30 — İBB Habitat Sahne
26 Ekim 20.30 — Kadıköy Oda Tiyatrosu
31 Ekim 20.30 — TheraPera
7 Kasım 20.30 — KOMA
14 Kasım 20.30 — BahçeGalata
21 Kasım 20.30 — CLAPHALL
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Arif Hikmet Koyunoğlu’nun geç Osmanlı’dan erken Cumhuriyet’e uzanan yaşamına odaklanan “Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi Arif Hikmet Koyunoğlu 1893-1982” sergisi kapsamında 28 Ekim Salı, 20 Kasım Perşembe ve 25 Aralık Perşembe günü saat 17.00’de ücretsiz rehberli turlar düzenliyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminin sıra dışı mimarlarından Arif Hikmet Koyunoğlu’nun yaşamına ve üretimlerine odaklanan “Maceraperest Bir Mimarın Fotoğrafhanesi Arif Hikmet Koyunoğlu 1893–1982” sergisi kapsamında rehberli sergi turları düzenliyor. Bu turlar, mimarın fotoğrafları üzerinden erken Cumhuriyet’in şehirleri, insanları ve kültürel dönüşümünü keşfetmeye davet ediyor.
Koyunoğlu’nun 1900’lerden itibaren, özellikle 1920’li ve 1930’lu yıllarda çektiği fotoğraflardan oluşan seçki, mimarın hem meslekî hem kişisel yaşamına dair ipuçları veriyor. Sanâyi-i Nefîse Mektebi’ndeki öğrencilik yıllarından Erzurum’daki askerlik dönemine, Yeraltı Fotoğrafhanesi’ndeki çalışmalarından aile yaşamına uzanan kareler; Ankara, İstanbul, Bursa, Nevşehir ve Kırşehir gibi şehirlerin manzaralarını, mimarilerini ve insanlarını bir araya getiriyor.
89 yıllık hayatı boyunca galericilikten nakliyeciliğe uzanan 31 farklı meslek deneyimiyle dikkat çeken Arif Hikmet Koyunoğlu’nun fotoğrafları, yalnızca bir mimarın bakışını değil, aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme sürecinin tanıklıklarını da yansıtıyor. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü arşivlerinden derlenen sergi, rehberli turlar aracılığıyla ziyaretçileri erken Cumhuriyet yıllarının kent kültürüne ve mimarlık serüvenine davet ediyor.
Fabien Toulmé’nin haber röportaj tekniklerinden yararlanarak derlediği “Unutulmazlar” serisinin beş farklı yaşamın sessiz tanıklık ettiren ikinci cildi Hasan Can Utku’nun çevirisiyle Desen Yayınları’ndan çıktı.
“Hakim'in Yolculuğu” üçlemesinin yaratıcısı Fabien Toulmé, bu kitabıyla İsviçre'den Brezilya’ya uzanarak değişik yaş ve sosyokültürel çevrelere ait beş cesur yüreğin kaderine boyun eğmeyişini anlatıyor. Korku ve nefretin tırmandığı bir çağda aile içi şiddet, kimlik arayışı, savaş gibi evrensel sorunlara dikkat çeken sanatçı, farklı yaşam biçimlerine karşı saygı duymaya ve hoşgörülü davranmaya teşvik ediyor.
İsviçre Alplerinde kayak yaparken karların yuttuğu Julie, ölüm kendisini almaya geldiğinde aklından neler geçiriyordu? Şiddet yanlısı sevgilisine zincirlerle bağlı olan Cyntia, kabuğundan kurtulmayı nasıl başardı? Rock yıldızlarına özenen Kevin'ın huzurevinde çalışırken hissettiği tarifsiz duygunun kaynağı neydi? Geç yaşında âdeta küllerinden yeniden doğan Bruno yazgısını değiştirmeye çalışırken hangi mücadeleleri verdi? Bir zamanlar mühendislik ve fotoğrafçılık yapan Bohdan, nasıl oldu da kendini bir anda ateş hattında buldu?
Alman çağdaş yazar Jörg Menke-Peitzmeyer’in yazdığı, Burak Çiçek’in yönettiği, Berfin Gümüş ve Burak Çiçek’in rol aldığı Ölmeden Önce Yapılacak 10 Şey, 18 Ekim’de Claphall Sahne’de, 30 Ekim’de Habitat Sahne’de, 9 Kasım’da Pax Sahne’de ve 30 Kasım’da ise Claphall Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Tiyatro Nom’un ilk oyunu Ölmeden Önce Yapılacak 10 Şey, izleyicilere hayatla, ölümle ve aradaki o kısacık ama dopdolu anlarla yüzleştiren interaktif bir tiyatro deneyimi sunuyor. Mehtap ve Celal, seyircilerle birlikte sahnede yaşamın anlamını, pişmanlıkları ve küçük mutlulukları keşfe çıkıyor. Bireysel bir yolculuğu ve varoluşsal bir sorgulamayı sahneye taşıyan oyun, zaman kavramı, kişisel hedefler ve ölümle yüzleşme gibi temalar etrafında şekilleniyor.
“Mehtap beklenmedik bir haber aldıktan sonra, kalan zamanını nasıl geçirmesi gerektiğini düşünerek, kendisi için anlam taşıyan bir ‘yapılacaklar listesi’ oluşturur. Bu liste, sadece belirli eylemleri tamamlamaktan öte, geçmişle ve çevresindekilerle bir hesaplaşma niteliği de taşır. Ona eşlik eden Celal, bu sürecin tanığı ve katılımcısı olarak sahnede yer alır. Mehtap ve Celal sahnede yalnız değildir, geçmişleri, akan zaman ve seyirci yanı başlarındadır. Seyirci, oyunun sadece pasif bir izleyicisi değil, aynı zamanda zaman zaman oyunun bir parçası hâline gelir.”
Ölmeden Önce Yapılacak 10 Şey oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Oyuncular – Berfin Gümüş, Burak Çiçek
Yazar – Jörg Menke-Peitzmeyer
Çevirmen – Aytuğ Erdil
Yönetmen, Sahne Tasarımı – Burak Çiçek
Yrd. Yönetmen – Nilüfer Ada Soyugütmüş
Proje Danışmanı – Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar
Işık Tasarımı – Gökay Akgör
Işık Operatörü – İhsan Can Aksu
Asistan / Ses & Efekt Operatörü – Melike Nil Tuna
Afiş Tasarımı – Bilge Yıldız Abur
Fotoğraf – Ezo Şara Uray
Video – Kaan Akkaya
Yapım – Tiyatro Nom
Rob Boddice’in ağrı deneyimini tarih, felsefe, antropoloji, psikoloji, psikiyatri, nörobilim, politika, sanat ve edebiyat incelemelerinin perspektifinden ele aldığı Acının Tarihi, Akın Sarı’nın Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Acının Tarihi, salt bir tarih çalışmasının soru ve önermelerinden daha fazlasını imliyor. Boddice, bir yandan acıyı temsiliyete indirgeme çabalarını sorgularken, öte yandan da acının resmedildiği sanat eserlerini titizlikle inceliyor. Eski Yunancadan Latinceye, Arapçadan Çinceye dil bilimi ustalıkla sahaya süren yazar, bilim ve tıp tarihinden olguların tarihsel, toplumsal ve politik yansımalarını örnekler.
Ağrı hakkındaki bilgimiz nasıl üretilir, geliştirilir ve yayılır? Tıp tarihi, bilmenin tarihi olduğu kadar bilgiyi üretme ve yeniden üretme, biyopolitik ve biyokültürel bir müdahaledir de. Ancak Boddice, modern tıbbı sorgulamakla birlikte, hurafelere pabuç bırakmadan, bilimin içinden yanıtlar üretiyor. Plasebo ve özellikle COVID-19 bağlamında nosebo etkisinin, güncel ve tarihsel arka planını, bilimsel literatürü serimleyerek tartışır.
Boddice şu sorulara cevap buluyor: “Peki ağrıyla ilgili farklı biyolojik hassasiyet söylemleri, ırkçılık, kadın düşmanlığı, sınıfsal şovenizm, yaş ayrımcılığı ve türcülükle nasıl desteklenir? Ağrı nasıl ölçülebilir? Acı öznel midir, yoksa nesnel bir olgu mudur? Kederin öznelleştirilmesi ile ağrının ölçülebilir olması gayretleri ve celbetmeleri bize neyi anlatır? Ölçmenin tarihi aynı zamanda tahakkümün de kuruluşu olabilir mi? Sömürgeciliğin tarihindeki tıbbileştirme itkileri nelerdir?”
Brit ve Grammy ödüllü efsanevi grup Gorillaz, Pozitif Müzik ve Charm Music organizasyonuyla Pozitif Vibrations kapsamında 16 Temmuz 2026’da Bonus Parkorman’da müzikseverlerle buluşacak.
Müziğin sınırlarını yeniden tanımlayan Gorillaz’ın İstanbul konserinin biletleri 20 Ekim Pazartesi saat 12.00’de satışa çıkacak. 1998’de müzisyen Damon Albarn ve sanatçı Jamie Hewlett tarafından yaratılan Gorillaz; vokalist 2D, bas gitarist Murdoc Niccals, davulcu Russel Hobbs ve Japon gitar dehası Noodle’dan oluşuyor. Gerçekle sanalın iç içe geçtiği dünyasında hem görsel hem müzikal açıdan benzersiz bir deneyim sunan grup, global sahnede kültürel bir fenomene dönüştü. “Feel Good Inc.”, “Clint Eastwood” ve “On Melancholy Hill” gibi unutulmaz hitleriyle milyonların kalbini kazanan Gorillaz, İstanbul’da gerçekleşecek Pozitif Vibrations konserinde aynı zamanda 2026’da yayımlanacak yeni albümü The Mountain’dan da şarkılar seslendirecek. Albümde IDLES, Johnny Marr, Tonny Allen, Jalen Ngonda ve Anoushka Shankar gibi önemli isimlerle iş birlikleri yer alıyor.