
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, müzik tarihimizin öncü bestecisi, müzikolog ve eğitmen Ahmed Adnan Saygun anmak için 6 Kasım’da İstanbul Lütfi Kırdar ICEC’de özel bir konser gerçekleştirecek.
BİFO’nun onursal şefi Gürer Aykal yönetiminde düzenlenecek “Saygun’a Armağan” adını taşıyan konserin solistleri, Fransız çellist Marc Coppey ve Kübra Şenyaylar yönetimindeki Koro İstanbul olacak. Gecede Saygun’un iki eserinin yanı sıra ünlü Macar besteci Béla Bartók’un klasikleşmiş yapıtı “Orkestra için Konçerto” dinleyicilerle buluşacak.
Bu özel konserde, 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden ve Saygun’un da iş birliği için Anadolu’da halk müziği araştırmaları yaptığı Béla Bartók’un en sevilen yapıtlarından biri olan “Orkestra için Konçerto” yer alacak. Macar halk müziğinden ilham alan temaları, enerjik ritimleri ve orkestral zenginliğiyle öne çıkan bu eserin ardından, genç şef Kübra Şenyaylar yönetimindeki Koro İstanbul, Saygun’un, Anadolu’nun özgün köklerinden etkilenerek bestelediği “Manastır Türküsü”nü yorumlayarak konserin güçlü finaline imza atacak.
Bu özel anma konseri, Saygun ve Bartók gibi iki usta bestecinin beslendiği kültürler arası köprüler üzerine düşünmek ve ulusal ezgilerin 20. yüzyılın müzik diliyle nasıl bütünleştiğini deneyimleme fırsatı sunuyor.
Jyll Bradley’nin, Debbie Meniru küratörlüğündeki “Geçit Çerçeve / Hot Frame” sergisi 15 Kasım-6 Aralık tarihleri arasında Pi Artworks İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.
İngiliz sanatçı Jyll Bradley, “Geçit Çerçeve” sergisiyle izleyiciyi 1980’lerin gençlik odasına davet ediyor. Sanatçı, fotoğraf ve heykel aracılığıyla kuir kimliğini ve doğayla kurduğu ilişkiyi araştırıyor. Sergideki işleri, eşik kavramının hem fiziksel hem de felsefi boyutlarına odaklanıyor. “Geçit Çerçeve”, izleyiciyi pencerelerden geçiriyor, kapı aralıklarında durduruyor ve içinden geçilebilecek ya da içinde süzülebilecek geçitler hayal ettiriyor.
“Gençlik yıllarında Bradley, çocukluğundaki aile serasında uzun saatler geçirerek güneş ışığı ile cam arasındaki oyunu gözlemledi; bu görsel dil, sanatının ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Self-Portrait in Greenhouse Doorway (1987) adlı işinde, kendisini sürekli olarak hem seranın geçirgen yapısı hem de onu çevreleyen yeşil bahçe arasında gidip gelirken yakalar. Bradley, ‘Seranın eşiğinde dururken, aynı anda hem içeride hem de dışarıda olma duygusunu hatırlıyorum. Son zamanlarda bunu bir süper güç olarak görmeye başladım. Bence bu, empati duygusunun temeli’ diye not düşer.”
Onur Ünlü’nün Güneşin Oğlu filmi, Zorlu PSM prodüksiyonu olarak tiyatro sahnesine uyarlanıyor. Yönetmenliğini Onur Ünlü ve Nagihan Gürkan’ın birlikte üstlendiği oyun, 5 Aralık’ta Zorlu PSM’de prömiyerini yapacak.
Fikri Şemsigil adında bir karakterin mucize beklentisiyle başlayan hikâyesinin anlatan Güneşin Oğlu’nun oyuncu kadrosunda İbrahim Selim, Deniz Celiloğlu, İlayda Alişan, Beyti Engin, Ali Yoğurtcuoğlu, Zeynep Kankonde, Efekan Can, Sergen Özdemir, Ilgaz Kaya ve Selin Beliz Şahan yer alıyor.
Fikri Bey’in ruhu çevresindeki insanların bedenlerine girip çıkmaya başlar. Bu olay hem kendi yaşamını hem de çevresindekilerin hayatını etkiler. Karakter, sonunda yaşadığı bu garip mucizeden kurtulmak ve gerçekleri öğrenmek için bir arayışa çıkar.
Oyuncuların sahnede kendi mekânlarını yarattığı bir anlatım diliyle sahnelenen Güneşin Oğlu, 5 Aralık’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde ilk kez izleyiciyle buluşacak ve sezon boyunca Zorlu PSM’de sahnelenecek.
Éric Metzger’in Orpheus’la mitolojiyi günümüze taşıdığı, modern insanın çıkışsızlığına dair romanı Orpheus, İpek Ortaer Montanari’nin Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.
2017’de Académie Française François Mauriac Ödülü kazananı Metzger, okura özgün ve capcanlı bir roman sunuyor.
“Monoton bir hayatı olan otuzlu yaşlarındaki Louis, can sıkıntısıyla gezindiği bitpazarlarından birinden yuvarlak kadranlı, nostaljik bir telefon satın alır. Eve gelip telefonun çalışıp çalışmadığını test edip eğlenirken, aklına ezberindeki biricik numarayı aramak gelir. Birkaç çalıştan sonra telefona cevap veren yıllar önce ölen babasıdır.
Bu sırada “dram ve cehennem düşkünlüğü”nden kendini Orpheus olarak adlandıran genç bir adam gecenin derinliklerine dalıp hayatının aşkı Eurydike’yi aramaktadır. Hades’ten Kerberos’a, Kharon’dan Erinys’lere pek çok karakterle karşılaşacağı ve rehberliğini Vergilius’un yapacağı bu yolculukta umutsuz bir arayışa sürüklenecektir.
Louis ve Orpheus, gündüz ve gece, bir hayalin peşinden koşmaktadır, peki nereye kadar?”
Refik Anadol’un geliştirdiği Büyük Doğa Modeli projesinin Türkiye ayağının ilk eseri Türkiye-Flora, Beyoğlu’ndaki Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Refik Anadol’un projesi Büyük Doğa Modeli’nin ilk eseri Türkiye-Flora, ülkemizin endemik türlerinin kırılgan güzelliğine odaklanıyor. Türkiye-Flora, ikinci yaşını kutlayan müzenin koleksiyonunun ilk yapay zekâ veri heykeli olarak envantere kaydedildi.
Dijital sanatın öncülerinden Refik Anadol’un hayata geçirdiği Büyük Doğa Modeli: Türkiye projesi, Türkiye İş Bankası ve MEXT iş birliğiyle, Türkiye İş Bankası’nın 100. yılında gerçekleştirildi. Proje, yapay zekâ, büyük veri ve sanatı bir araya getirerek, Türkiye’nin doğal zenginliklerini dijital platformda yeniden yorumlamayı hedefliyor. 2024 yılında tamamlanan saha çalışmalarında ülkemizdeki 33 milli parktan ses, görüntü ve tarama verileri toplandı ve elde edilen bu veriler açık kaynaklı akademik bilgilerle birleştirilerek yapay zekâ geliştirme süreçlerinde kullanıldı.
Proje kapsamında, doğaya dair verileri işleyerek akademisyenler, araştırmacılar, sanatçılar ve doğaseverler için etkileşimli bir Yaşayan Ansiklopedi oluşturdu. Platform üzerinden kullanıcılar, “Research” (Araştırma) modülüyle doğa hakkında akademik bilgilere ulaşabiliyor, “Create” (Yaratıcılık) modülüyle bitki ve hayvan türlerine dair görsel tasarımlar oluşturabiliyor ve “Dream” (Rüya) modülüyle yapay zekânın öğrenilmiş imgelerinden hareketle doğanın sürekli değişen görsel temsillerini deneyimleyebiliyorlar.
Büyük Doğa Modeli Türkiye-Flora, sanatçının proje kapsamında oluşturulan veri tabanı ve yapay zekâ modelinden yararlanarak tasarladığı 10 dakikalık bir yapay zekâ veri heykelini izleyiciye sunuyor. 33 milli parktan toplanan çiçek verileriyle eğitilen üretken yapay zekâ modeli, Refik Anadol’un sanat vizyonuyla yönlendirilerek Türkiye-Flora’yı oluşturuyor ve ülkemizin endemik türlerinin kırılgan güzelliğini odağına alıyor. Deneyim odasında yer alan üç ekran ise Yaşayan Ansiklopedi deneyimini izleyiciyle buluşturuyor.
İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, salıdan cumaya 10.00-19.00, cumartesi ve pazar günleri 12.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Koleksiyonun ilk yapay zekâ veri heykeli Büyük Doğa Modeli Türkiye-Flora, müzenin 3. katında görülebilir.
Lee Kwang’ın kaygı, yas ve yalnızlıktan dostluk, cesaret ve aşka doğru yol alan bir hikâye anlattığı Yaralı Kalpler Tedavi Merkezi, Yuzu Kitap’tan çıktı.
Yaralı Kalpler Tedavi Merkezi, okuru duygu dolu bir yolculuğa davet eden, topluluğun gücünü ve insan ilişkilerinin iyileştirici dokunuşunu hatırlatan bir roman.
Boşanmanın ardından hayatını yeniden kurmaya çalışan terapist Sang-Yeop, terk edilmiş bir pazarın üst katında küçük bir danışmanlık merkezi açar. “Yaralı Kalpler Tedavi Merkezi ” adını verdiği bu mekân, sadece bir terapi ofisi değil; yaralı ruhların buluştuğu, hayatların birbirine dokunduğu sıcak bir limana dönüşür. Kaygı bozukluğuyla mücadele eden bir hemşire, gizli depresyonunu gülümsemelerle saklayan bir genç kadın, güven sorunları olan bir genç adam… Her biri kendi yüküyle gelen bu insanlar, zamanla hem kendilerini hem de birbirlerini iyileştirmenin yolunu keşfederler. Sang-Yeop ise danışanlarına şifa dağıtırken kendi yaralarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Geçmişin gölgesi, beklenmedik bir aşk ve ani bir kayıp, onun da kendi içsel yolculuğuna çıkmasına vesile olur.
Yeni Zelanda’nın dünya çapında dikkat çeken indie grubu Mild Orange, %100 Music sunumuyla The Glow Tour kapsamında 17 Kasım’da Blind İstanbul’da konser verecek.
2017 yılında Dunedin’de kurulan Mild Orange, müziğini “melting melodies” (içten duyguları, sıcak tınılarla harmanlayan bir ses evreni) olarak tanımlıyor. Grup, bağımsız olarak yayımladığı ilk albümü Foreplay ile global müzik sahnesine güçlü bir giriş yaptı. Özellikle “Some Feeling” ve “Mysight” parçaları, YouTube’da milyonlarca dinlenmeye ulaşarak grubun dünya çapında tanınmasını sağladı. Dream pop, indie rock ve psychedelic etkileri ustaca birleştiren Mild Orange; Kuzey Amerika, Avrupa, Asya, Okyanusya ve Afrika’da verdiği konserlerle adını uluslararası müzik dünyasında sağlamlaştırdı. Sahnedeki enerjileri, samimiyetleri ve atmosferik performanslarıyla izleyicilerini “güneşli bir rüyanın içine” çekmeleriyle tanınıyorlar. Grubun yeni albümü The//Glow, 8 Ağustos 2025’te yayımlandı. Albüm, iki bölüme ayrılmış konsept yapısıyla Mild Orange’ın müzikal yolculuğunun yeni bir evresini temsil ediyor. Turnede Mild Orange’a, yine Yeni Zelanda’dan çıkan indie sahnesinin parlayan gruplarından Heavy Chest eşlik edecek. Melankolik melodileri ve samimi sözleriyle tanınan Heavy Chest, konserin açılışını yapacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Dirimart, Georgina Gratrix’in galerideki ilk kişisel sergisi “Oyalantı Resimleri”ni 6 Kasım – 14 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
“Oyalantı Resimleri” sergisi, İngilizce başlığını (Sunday Painting), sanatçının son dönemde atölyesinde geçirdiği en verimli günlerin pazar günleri olmasından alıyor. Georgina Gratrix’in günlük hayatın gürültüsünden uzak, huzurlu atölyesinde ürettiği natürmortlar, nesne etütleri, bahçesindeki kuşlar ve altı köpeğine dair sahneler, serginin merkezini oluşturuyor.
“Meksika kökenli ve Güney Afrika’da yaşayan sanatçı Georgina Gratrix, gündelik yaşamı konu alan çalışmalarında ironik ve eleştirel bir bakış sunar. Natürmortlar ve portrelerin merkezde yer aldığı resimlerinde Gratrix, çoğunlukla arkadaşlarını, ailesini ve zaman zaman tanınmış isimleri konu edinir. Sanatçı, canlı ve çarpıcı renk paleti, impasto tekniğiyle oluşturduğu katmanlı boya kullanımı ve gündelik, dikkat çekici konulara getirdiği oyuncu ve dinamik yaklaşımıyla kendine özgü bir üslup geliştirir.
Serginin İngilizce başlığı ‘Sunday painting’ veya ‘Sunday painter’, sanat dünyasında genellikle resim yapmayı profesyonel bir uğraş yerine bir hobi olarak sürdüren kişiler için kullanılır. Terim, başka mesleklerle uğraşan ancak pazar günleri veya boş zamanlarında resim yapan amatör ressamlara atıfta bulunur. Çoğu zaman amatörce veya ciddi olmayan resim yapma biçimlerini tanımlayan ironik bir anlam taşıyan bu ifade, Gratrix için akademik kurallardan bağımsız, içtenlikle ve keyif için yapılan resimleri çağrıştırır; sanatla daha özgür, saf ve samimi bir ilişki kurmanın olumlu bir ifadesine dönüşür.
Georgina Gratrix’in sergideki eserlerinde parlak renkli boncuklar, simler ya da mücevher benzeri malzemelerin tuvale eklenmesi, biçimsel bir perspektif algısı yaratır. Rengârenk çiçek aranjmanları ve kuş çeşitliliği, Güney Afrika’nın doğu kıyısındaki Durban gibi tropik ve verimli bir bölgede büyümesinin etkisi olarak, Gratrix’in pratiğinde sıkça yer alır. Kitsch ve teatral çiçek tabloları ile kuşlar, galeri mekânında sanatçının egzotik dünyasını kurarken, her bakışta yeni bir renk ve malzeme katmanını ortaya çıkarır.
Sergideki resimlerin çoğu, sanatçının atölyesindeki iç mekânları ve nesneleri konu alır. Kuşlar, köpekler, kediler, çiçekler ve vazolar, Gratrix’in vahşi ve özgürleştirici fırça hareketleri sayesinde akademik resmin disiplinli yapısını parçalar ve çağdaş resim üzerindeki kısıtlayıcı anlayışları zorlar.”
Künye: Bon Bon Bouquet 2025 Tuval üzerine yağlı boya Oil on canvas 80 x 60 cm
Yazar ve eğitmen Yasemin Sungur’un yazdığı, Volkan Akmeşe’nin karakalem çizimleriyle hayat verdiği, Atatürk’ün sesini bugünün çocuklarına ulaştırmayı hedefleyen Atatürk’ten Sana: Gençliğe Hitabe’nin İzinde, Elma Çocuk’tan çıktı.
Nutuk’un sonunda yer alan “Gençliğe Hitabe”yi merkeze alan kitap, Sungur’un kendine özgü sade, duygulu ve düşündürücü anlatımıyla Atatürk’ün mirasını günümüz çocuklarına aktarıyor. Sungur, kitabında “Gençliğe Hitabe”yi satır satır açıklarken çocuklara yalnızca bir metni değil, bir düşünme biçimini öğretiyor. Onlara Atatürk’ün fikirlerini anlamayı, sorgulamayı ve kendi değerlerini inşa etmeyi gösteriyor. Cumhuriyet’in çocuklarına, kendi yollarını Atatürk’ün izinde çizebileceklerini hatırlatıyor. Kitapta yer alan “düşün, düşle, çiz, yaz, canlandır” bölümleri, çocukların Atatürk’ü aktif biçimde anlamalarına ve içselleştirmelerine olanak tanıyor.
Almanya’nın Mannheim kentinden doğan ve Anadolu rock ile indie pop’un bir araya getiren ENGIN, önümüzdeki bahar +1 katkılarıyla ve Pulse organizasyonuyla Mersin, Bursa, İstanbul ve Ankara’da müzikseverlerle buluşacak.
“Sag Mir Almanya Tour 2026” kapsamında gerçekleşecek +1 Sunar: ENGIN turnesi grubun Türkiye’deki dinleyicileriyle yeniden buluşmasını sağlayacak. Vokal ve gitarda Engin Devekıran, davulda Jonas Stiegler ve bas gitarda David Knevels’ten oluşan ENGIN, kendine özgü müzikal tarzıyla kısa sürede geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Grup, Engin Devekıran’ın babasından gelen Türk köklerini ve Erkin Koray, Moğollar, Özdemir Erdoğan, Selda Bağcan gibi isimlerin Anadolu rock mirasını ve bu geleneği yaşatan yerli cover’ları bünyesinde barındırıyor. Ortaya çıkan bu sentez hem tanıdık hem de yenilikçi bir tını yaratarak dinleyicilerde derin bir etki bırakıyor.
ENGIN’in şarkıları, yalnızca melodik yapılarıyla değil; “aidiyet” temasını evrensel bir bakış açısıyla ele alışıyla da dikkat çekiyor. Grubun sosyal medyada milyonlarca izlenmeye ulaşan performans videoları, Almanya ve Türkiye’de geniş bir topluluk tarafından sahiplenilerek iki kültür arasında müzikal bir köprü kurdu.
Turne Takvimi:
29 Mart Pazar – Mersin, Jolly Joker Mersin
1 Nisan Çarşamba – Bursa, Jolly Joker Bursa
3 Nisan Cuma – İstanbul, JJ Arena Ataşehir
4 Nisan Cumartesi – Ankara, Jolly Joker Ankara