
Olgu Ülkenciler’in “Zamanların En İyisiydi, Zamanların En Kötüsüydü” başlıklı kişisel sergisi 29 Kasım’a kadar Galeri Bosfor’da sanatseverlerle buluşuyor.
“Zamanların En İyisiydi, Zamanların En Kötüsüydü” sergisi, toplumsal çelişkilerin yoğunlaştığı tarihsel dönemeçte, insanlık tarihinin aydınlık ve karanlık taraflarını bir arada gözler önüne seriyor. İsmini, Charles Dickens’in İki Şehrin Hikâyesi kitabının giriş kısmından alan sergi, geçmişin kırılma anlarından günümüzün belirsizliklerine ışık tutan bir zamanın değerlendirmesini sunuyor.
“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü hem akıl çağıydı hem aptallık hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu...”
Sophie Lewis’in on dokuzuncu yüzyıl ütopyacı sosyalisti Charles Fourier, Komünist Manifesto ve Aleksandra Kollontay ile başlayarak aileyi ilga etme taleplerinin tarihini ele aldığı kitabı Ailenin İlgası – Bakım ve Özgürleşme İçin Bir Manifesto, Bilge Beyza Çiftçi’nin çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’nda çıktı.
Şanslı doğanlar için aile, sevgi ve şefkat dolu olabilir ama birçok kişi için terk edilme, ihmal, istismar ve şiddet anlamına gelen acının mekânıdır. Sizi incitme olasılığı en yüksek olan kişiler aile üyelerinizdir. Lewis de bu kitapla acil ve keskin bir polemik başlatarak aileyi ilga etmenin gerekliliğini savunuyor.
Lewis, dikkatini 1960’lara çevirerek, Shulamith Firestone gibi radikal feministlerin ve gey kurtuluş hareketinin aile karşıtı politikalarını hatırlatıyor, bu geleneği yirmi birinci yüzyıla taşıyan queer Marksistlere kadar takip ediyor. Bu kitap, tarih boyunca Siyah aileleri hedef alan sağcı panikleri ve yerli topluluklara aileyi zorla dayatmayı inceliyor ve vurguluyor: Yalnızca aileyi aşmayı düşünürsek, ardından nelerin gelebileceğini hayal etmeye başlayabiliriz.
İlk olarak 14. Gwangju Bienali çerçevesinde gösterilen Gyeyeon PARK (Profesör, Suwon University) direktör küratörlüğündeki “<FFFFIRE>” başlıklı sergi, 4-20 Kasım tarihleri arasında İMALAT-HANE İMÇ Proje Alanı’nda sanatseverlerle buluşacak.
2023 yılında 14. Gwangju Bienali sırasında kurumsal merkezin etrafında dönen marjinal bir düğüm olarak, bir gerilla uydu sergisi biçiminde ortaya çıkan “<FFFFIRE>”, ikinci versiyonuyla İstanbul’daki izleyicilerle bir araya gelecek. KOFICE’in Touring K-Arts programı kapsamında gerçekleşen bu yeni edisyon, Gwangju’daki jesti tekrar etmek yerine onu dönüştürmeyi amaçlıyor. Serginin yaratıcı ekibinde Jaewoo CHON (Direktör, Hyperspandrel), Youngnam KIM (Profesör, Sunchon National University), Hyeyoung KU (Direktör, KUNAM Studio) yer alıyor.
Klasik anlamda bir gezici sergi olmanın ötesine geçen “<FFFFIRE>”, “seyahat” etmektense alev almak üzerinden düşünülen kavramsal bir önerme sunuyor. Sergi, fiziksel taşınabilirliğe değil, dönüşümün ve yanmanın potansiyeline dayanıyor. Korunmayı değil, kaybı ve yeniden oluşu temel alan bu yapı, Gwangju’daki yanık tuğla evselliğiyle İMÇ’nin modernist soyutluğu arasında maddi bir yerinden ediliş sahneliyor.
Ateş, bu sergide bir tema değil; bir yapı olarak izleyici karşısına çıkıyor. Formu yakarak yok eden, ama yıkımın içindeki sürekliliği açığa çıkaran bir süreç olarak ele alınıyor. Katılımcı sanatçılar bu yapıyla birebir ilişki kuruyor: kimisi eski işlerinin kalıntılarını yakarak, kimisi sanal mekânlarda mecazi yakma törenleri düzenleyerek. Mekânda kullanılan beyaz folyodan perdeler, geçmiş sergi mekânlarının birer görsel olarak, duman gibi hem çevreleyen hem de geçişe izin veren yüzeylere dönüşüyor. Sergide; Eunsol CHO, Seokjun HA, Junho HONG, Jayi KIM, Jihee KIM, Youngnam KIM, Rae KOO, Hyeyoung KU, Jihoo LEE, Beophyeon SEO yer alıyor.
Sergi aynı zamanda Budist düşüncedeki “buli” (不二) kavramıyla da ilişki kuruyor: ikiliklerin, karşıtlıkların bir yanılsama olduğunu hatırlatan bu kavram aracılığıyla yaratım ile çözülüm, başlangıç ile tekrar iç içe geçiyor. Sergi, Gwangju ile İstanbul arasındaki aralığı bir güzergâh olarak değil, eşzamanlılık alanı olarak işgal ediyor. “<FFFFIRE>”, yenilenmenin farklılaşma, kaybın ise süreklilik getirdiği bir dönüşüm ânında konumlanıyor. Ateşin yıkıcı eylemi, yok edişin içinde yeni anlam katmanları inşa ediyor.
“<FFFFIRE>”; Kore Kültür, Spor ve Turizm Bakanlığı ile Kore Uluslararası Kültürel Değişim Vakfı (KOFICE) tarafından “Touring K-Arts” projesi kapsamında desteklenmiştir.
Künye:
1. Seokjun HA, Ölümü Hatırla, 2025, 6 Serbestlik Dereceli, VR – Sarmal Film, 15 dakika
2. Jihee KIM, Yırtık Guanyin(Avalokiteśvara), 2025, Karma Malzeme Enstalasyonu
Galeri 77, Evgenia Saré’nin “Zyuziki” başlıklı kişisel sergisini 7 Aralık’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Sergi başlığı ‘Zyuziki’, etimolojik açıdan bir karşılığı olmasa da sırf sesi kulağa tatlı, nazik ve biraz tuhaf bir şeyler çağrıştırdığından insan benzeri grotesk canlılarını tariflemek için sanatçı tarafından uydurulmuş bir isim. Her anın bir kutlama havasında geçtiği, kötücül hiçbir düşüncenin içinde barınamadığı ütopik bir evrende yaşayan bu muzip ve nazik karakterler; sanki rönesans tablolarından fırlamış gibi görünen süslü kıyafetleriyle, sanatçının eski ustalardan devam ettirdiği ‘glazing’ tekniğiyle resmettiği eğlenceli kompozisyonları aracılığıyla başka bir dünyanın güzellikleri içinden bizlere mütemadiyen gülümserler. İçimizi ısıtan bu sıcacık atmosferiyle, bizlere bir yandan unuttuğumuz insanî değerleri hatırlatırken diğer yandan huzurlu bir toplumda nezaketin önemine dikkat çeken ve bunun üzerine düşünmeye davet eden sergi, 7 Aralık’a kadar Galeri 77’nin Karaköy’deki mekânında tüm sanatseverler tarafından ziyaret edilebilir.”
Künye:
1. Evgenia Saré Portrait de famille 2019 Oil on canvas 81x100cm
2. Evgenia Saré Clown 2018 Oil on canvas 80x80cm
3. Evgenia Saré Nuit (Night) 2023 Oil on canvas 146x114cm
Helen Garner’ın gündelik hayatın canlılığıyla, yakalanan anların büyüsüyle dolup taşan üç ciltlik günlüklerinin 1978-1987 yılları arasında tuttuğu notlardan oluşan ilk cildi Sarı Defter, Elif Ersavcı’nın çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Sarı Defter; bir yazarın iç kemiren şüpheler ve küçük zaferlerle dolu günlerinden anneliğin zorlukları ve zevklerine, arkadaş sohbetlerinden ihanetlerin ve ayrılıkların şiddetine, gökyüzü ve yeryüzü manzaralarından şehir hayatının sürprizlerine dürüstçe yer veriyor.
“Çalışmak için kiralık bir oda buldum. Moonee Ponds’taki bir butiğin üstünde. Kuzeye, çok uzaklardaki alçak bir dağa bakıyor. Bir köşesinde lavabo var. Gideri tıkanmış, bayat, kahverengi bir suyla dolu. Belki içinde sivrisinekler ürer. Umurumda değil. Günde üç cümle yazıyorum. Perişan, hırçın, asabi ve çekilmez haldeyim. Belki tek kitaplık bir kadınımdır ben.”
Melih Kıraç ile Tamara Kamola Rashidova’nın birlikte ürettikleri Eski Tören İçin Yeni Cilt performansı 2 Kasım Pazar günü 15.00 ve 19.00’da Arter’in performans salonu Karbon’da sanatseverlerle buluşacak.
Koreografisini Melih Kıraç’ın üstlendiği, icrasını Rashidova’nın gerçekleştirdiği performans, bedeni bir tören alanı, hareketi ise dönüşümün dili olarak ele alıyor. Beykoz Kundura ortak yapımı olan etkileyici performans, adeta hareketlenen bellek tabakaları arasında izleyiciyi geçmiş, şimdi ve geleceği iç içe yorumlamaya çağırıyor. Koreografın, babaannesinin ölümünün ardından 1930’larda evlatlık verildiği yer olan Konya’daki köyü ziyaretinin tetiklediği çalışma süreciyle başlayan Eski Tören İçin Yeni Cilt, yaşlandıkça hareketlenen bellek tabakalarının altında hiç zarar görmeden kalmış bir anıdan yola çıkıyor.
Rüyalarında anadiliyle bağının kopmasından kaynaklanan deneyimler yaşayan Özbek dansçı Tamara Kamola Rashidova’nın yaşantısıyla kesişen bu süreç, geçmiş, şimdi ve geleceği iç içe yorumlayarak “şimdi”de yollar arıyor. Tamamen soyut koreografide dansçının bedeni deri değiştirmeyi, çözünmeyi ve geçiciliği kutlarken; arşiv tarafından yakalanamayacak, her seferinde yeniden üretilen bir repertuvarın hatırlama sürecine katılıyor.
Künye:
Koreografi: Melih Kıraç
Birlikte Üretim ve Performans: Tamara Kamola Rashidova
Işık Tasarım: Utku Kara
Kostüm Tasarım: Hilal Polat
Müzik: Akira Rabelais
Ses Düzenleme: Berkant ‘doktor’ Kılıçkap
Ortak yapım: Kundura Sahne
Tek perde, 40 dakika
Fotoğraf: ETYC (Canberk Ulusan)
Chi Art Gallery, Yunus Özaksu’nun “Cevher” başlıklı kişisel sergisini 28 Ekim-30 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
“‘Cevher birdir; kimi ona Tanrı der, kimi Doğa.’ – Spinoza
Sergi, Spinoza’nın tek cevher anlayışından yola çıkarak, varlığın özünü ve bu özün biçimlenme hâllerini görünür kılar. Yunus Özaksu’nun pratiği, doğanın döngüsünden, maddenin dönüşümünden ve sembollerin kolektif belleğinden beslenir. Sanatçı, ceviz kabuğu ve kına taşıyla renklendirdiği kâğıt yüzeylerinde minyatür geleneğini çağdaş bir dile taşır.
Bu yüzeylerde beliren turna figürleri, bireysel varoluştan kolektif bilince uzanan bir dönüşümün simgesine dönüşür. Kadim mitolojilerde ve Budist ikonografide arınma, sadakat ve özgürlüğün sembolü olan turna, tıpkı lotus gibi çamurlu köklerden yükselerek yeniden doğuşun habercisi olur.
Cevher, izleyiciyi görsel bir deneyimin ötesinde, varlığın özüne ve birliğine dair düşünsel bir yolculuğa davet eder. Her kuş, her desen, her yüzey; aynı cevherin farklı bir tezahürüdür.”
Künye:
1-2. Untitled Tuval üzerine akrilik boya/ Acrylic paint on canvas 100 x 70 cm 2025
3-4. Untitled Kağıt üzerine kına taşı, ceviz kabuğu, tarama tekniği/ pumice stone, walnut shell, hatching technique on paper 37,5 x 37,5 cm 2025
Mary Murphy’nin yazdığı ve resimlediği, işleri insanlara yardım etmek olan fıdılların dünyasında eğlenceli bir yolculuğa davet ettiği romanı Dakika Bekçileri, Genç Timaş’tan çıktı.
Stevie ile babası Hal birer “fıdıl”dır. Fıdıllar, işleri insanlara yardım etmek olan küçük canlılardır. İnsanlar fıdılları göremez ve fıdıllar da insanlara kendini göstermeye çalışamaz. Fıdılların insanlara yardım etmek için sadece bir dakikası vardır ve fıdıllar, insanlara farklı konularda yardımcı olmak için farklı departmanlarda çalışırlar. Stevie küçük bir fıdıl olduğu için babasıyla birlikte işe gitmek zorundadır ancak her seferinde babasının başını belaya sokar. Kurallara uymayan ve merakına engel olamayan Stevie, günün sonunda babasının işten kovulmasına sebep olur.
Baba fıdıl Hal, kendine “Dakika Bekçisi” olarak yeni bir iş bulur. Dakika Bekçiliği, bir fıdılın çalışabileceği en zorlu işlerden biridir çünkü Dakika Bekçiliğinin çok katı kuralları vardır. Yeni görevlerine başlayan Stevie ile Hal, farklı insanların hayatlarına konuk olarak onlara yardımcı olmaya çalışırlar ancak talihsizlik onların peşini bırakmaz, ne kadar iyi niyetli olsalar bile.
Yunanistan’ın indie-pop sahnesinin önemli isimlerinden Monsieur Minimal, %100 Music katkılarıyla 15 Kasım’da Roxy Club’da müzikseverlerle buluşacak.
Atina’da yaşayan müzisyen ve prodüktör Monsieur Minimal, baharın tazeliğini analog synth’lerle, 60’lar ve 70’lerin nostaljik tınılarını rüya gibi melodilerle harmanlıyor. 2008’de yayımladığı Lollipop albümünden “Love Story” ile dikkat çeken sanatçı, ilk albümünün ardından taşındığı Atina’da şehrin karanlık ruhunu Pasta Flora ve Minimal to Maximal albümlerine yansıttı.
2008’den bu yana yayımladığı yedi albümle Yunanistan’da ve uluslararası arenada büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. ABD, İsviçre, Türkiye, Fransa, Rusya, Almanya ve Polonya’da sahne aldı; ABD ve Kanada’da televizyon spotları, filmler ve reklamlar için müzikler üretti; Moby’nin 2011’deki Atina konserinde açılış performansını üstlendi. Bugün Yunanistan’da indie-pop sahnesinin önemli temsilcilerinden biri olarak, radyo ve televizyon çalma listelerinde güçlü bir varlık göstermeye devam ediyor.
15 Kasım’da Roxy Club’da gerçekleşecek Monsieur Minimal konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Akbank Sanat ve Kadir Has Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen “Çizginin Neresinde?” söyleşi ve atölye programı, 1 Kasım-13 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek.
Akbank Sanat, Kadir Has Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü iş birliğiyle düzenlenen “Çizginin Neresinde?” başlıklı program, kamera arkasında çalışan kadın sinemacıların emeğini görünür kılarak sinema sektöründeki üretim süreçlerini, yapısal eşitsizlikleri ve dönüşüm alanlarını tartışmaya açacak. Kamera arkasında çalışan kadın sinemacıların emeğini görünür kılmayı hedefleyen program, daha adil ve kapsayıcı bir gelecek için sinema sektöründeki kadın üretimine dair kolektif bir hafıza oluşturarak sektördeki üretim süreçlerini ve yapısal eşitsizlikleri tartışmayı, dönüşüm alanlarını birlikte inşa etmeyi amaçlıyor.
Program kapsamında görüntü yönetimi, kurgu, ses, yapımcılık, sanat ve reji gibi farklı alanlarda üretim yapan kadın sinemacılarla söyleşiler gerçekleştirilecek. Bu buluşmalarda kadınların sektördeki deneyimleri; “çizginin altı ve üstü” olarak tanımlanan görünür ve görünmeyen emek alanları üzerinden tartışılacak. Atölye ve yuvarlak masa buluşmalarında ise kadın sinemacıların ortak üretim ve öğrenme alanlarını çoğaltılarak; mentorluk, ağ kurma, dayanışma ve politika önerileri gibi somut çözüm yolları üretilecek.
“Çizginin Neresinde?” programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.