GÜNDEM
  • 05-04-2026

    Merve Turan’ın son dönem resimlerini bir araya getiren “İhtimaller Evreni” başlıklı kişisel sergisi, 4 Nisan-9 Mayıs tarihleri arasında Labirent Sanat’ta sanatseverlerle buluşacak.

    Merve Turan’ın “İhtimaller Evreni” sergisi; olasılık, hatırlama ve dönüşüm kavramlarını su, derinlik ve taşıma metaforları üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.

    “‘İhtimaller Evreni’, Ursula K. Le Guin’in insanlık anlatısının kökenine dair radikal bir önerme sunduğu ‘Çuval Kuramı’ ile Merve Turan’ın üretim pratiğinde belirginleşen akvaryum metaforu arasında bir akrabalık kuruyor. Le Guin’e göre insanlığın ilk kültürel aracı bir silah değil; tohumları, kökleri ve hikâyeleri bir araya getiren, yaşamı taşıyan bir çuvaldır. Turan’ın akvaryumu da benzer biçimde doğrusal ve kahraman merkezli bir anlatıyı reddeder. İçinde yüzdüğümüz ama çoğu zaman fark etmediğimiz bir ortam olarak akvaryum, yaşamın büyük anlatılar yerine küçük, çoğul ve kırılgan parçalarla kurulduğunu hatırlatır.

    Sergi, tek bir gerçeği işaret etmek yerine aynı suyun içinde farklı derinliklerde var olan olasılıkları görünür kılar. Burada cesaret, bir zirveye ulaşmak değil; derine inmeyi göze alabilmektir. Akvaryumun dibindeki taşlar ve kumlar, çuvalın içinde biriken nesneler gibi ele alınır. Yerleşmiş düşüncelere ve dokunulmamış katmanlara temas edildiğinde su bulanır; çuval karışır. Tam da bu hareketin içinden yeni hikâyeler doğar. İyileşme ise bir zaferden çok, taşları yerinden oynatmanın sorumluluğunu almak ve geçmişle daha yumuşak bir temas kurabilmek anlamına gelir.

    Turan’ın eserlerinde tekrar eden formlar, sanatçının yaşam boyunca çuvalında biriktirdiği nesneler ve kişisel koruyucular olarak belirir. Bu formlar, hikâyeyi fetih üzerinden değil yaşamın sürekliliği üzerinden okumayı önerir. Bu evrende zaman doğrusal değildir; geçmiş, şimdi ve gelecek çuvalın içinde yan yana duran parçalar gibi birbirine değerek aynı akışta taşınır.

    Sergideki işlerin yüzeyindeki neşe ve renkli doku, derinlikteki bulanıklığı inkâr etmez. Tıpkı çuvalın içindeki karmaşanın yaşamı mümkün kılması gibi, akvaryumun dibindeki hareket de yüzeye bir titreşim olarak yansır. ‘İhtimaller Evreni’, bir kahramanın yolculuğundan ziyade; taşıdığımız yüklerle birlikte ilerleyebilmenin, belirsizlikle yaşamayı öğrenmenin ve ihtimallerin açık kalmasına izin vermenin şiirsel bir ifadesini sunar.”

    Künye:
    1. Dünya Hali II, 2021, kağıt üzerine karışık teknik, 30x40cm
    2. Yeni Ay, 2025, kağıt üzerine karışık teknik, 35x50cm
    ​3. Ay Tutulması, 2025, kağıt üzerine karışık teknik, 35x50cm

    0
    0
    1688
  • 05-04-2026

    Mem Fox’un çocuklara yüksek sesle kitap okumanın sıradan bir alışkanlık olmaktan çıkıp, bir çocuğun hayatına eşlik eden kalıcı bir armağana nasıl dönüştüğünü anlattığı kitabı Okumanın Büyüsü, Abbas Karakaya’nın çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.

    Fox, Okumanın Büyüsü’nde düzenli okumanın dikkat dağınıklığından dil gelişimine, öğrenme isteğinden empati kurma becerisine kadar pek çok alanda çocukların dünyasını nasıl dönüştürdüğünü kendi uzun yıllara dayanan deneyimi ve gerçek örneklerle aktarıyor.

    Okumanın Büyüsü, karmaşık yöntemler, pahalı kurslar ya da özel programlara gerek kalmadan, sadece sevgiyle, istikrarla ve her gün ayrılan birkaç dakikayla çocuklarla kurulan bağın nasıl güçlendiğini, okumanın hayal gücünü ve öğrenme kapasitesini nasıl kökten değiştirdiğini yazarın tecrübesinden damıtılmış örneklerle ortaya koyuyor.

    0
    0
    1043
  • 04-04-2026

    Taner Şekercioğlu’nun “Düzenlenmiş Bir Yüzey Olarak Manzara” başlıklı kişisel sergisi, 2 Mayıs’a kadar One Arc Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Küratörlüğünü Filiz Ağdemir’in üstlendiği Taner Şekercioğlu’nun yeni kişisel sergisi “Düzenlenmiş Bir Yüzey Olarak Manzara”, sanatçının uzun yıllara yayılan fotoğraf ve kolaj çalışmalarından oluşan arşivsel bir seçkiyi “prolog” olarak konumlandırıyor. Fotoğrafı bir kanıt değil, dünyayı anlama ve kurma biçimi olarak ele alan sergi, yeryüzünü temsil etmekten çok onun nasıl ölçülen, bölünen ve işlenen bir yüzeye dönüştüğünü görünür kılıyor. İnsan–çevre ilişkisinin uyumdan müdahaleye, olaydan yeni bir zamana evrilen sürekliliğini ele alan yapıtlar, sonuç imgeleri üretmekten ziyade bakışın yükselişini ve yüzeyin değişimini kaydeden birer notasyon gibi işliyor. Bu yönüyle sergi, izleyiciyi yeryüzüne bakmaya değil, manzaranın nasıl kurulduğunu ve bugün içinde yaşadığımız dünyanın artık bir görüntüden çok katmanlı bir yüzey-zaman düzeni olarak biçimlendiğini düşünmeye davet ediyor.

    ​“Düzenlenmiş Bir Yüzey Olarak Manzara”, sanatçının ilerleyen dönemde üç boyuta taşan, çok katmanlı geometrik duvar panolarına evrilecek üretimlerinin düşünsel temelini görünür kılan bir eşik niteliği taşıyor. Sergi, Şekercioğlu’nun disiplinler arası yaklaşımını ve kavramsal sürekliliğini izleyici ve koleksiyonerler için bütünlüklü bir çerçevede sunuyor.

    0
    0
    916
  • 04-04-2026

    İstanbul Modern, Semiha Berksoy’un çok katmanlı sanat pratiğini odağına alan “Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisi kapsamında düzenlenen kamusal etkinlikte, akademisyen Prof. Dr. Esra Aliçavuşoğlu’nu ağırlayacak.

    İstanbul Modern Şef Küratörü Öykü Özsoy Sağnak ve Küratör Deniz Pehlivaner’in moderatörlüğünde gerçekleşecek Prof. Dr. Esra Aliçavuşoğlu’nun 9 Nisan 2026 Perşembe günü saat 18.00’de gerçekleşecek olan söyleşisinin bağlığı “Tuvalde Özne ve Benlik: Semiha Berksoy’un Resimlerinde Kendilik Temsili ve İnşası” olacak. Opera sahnesindeki dramatik varlığıyla tanınan Berksoy’un resimleri, otoportre ile performans, kamusal kimlik ile kişisel bellek arasında kurulan çok katmanlı bir özne inşasına işaret ediyor. Flormar sponsorluğunda gerçekleştirilen serginin bu etkinlikğinde, sanatçının resimlerinde temsil ve inşa arasındaki bu ikili yapıya odaklanarak Berksoy’un pratiğine yeni bir bakış açısı sunmayı amaçlıyor.

    ​9 Nisan 2026 Perşembe günü saat 18.00’de gerçekleşecek “Tuvalde Özne ve Benlik: Semiha Berksoy’un Resimlerinde Kendilik Temsili ve İnşası” başlıklı söyleşiye katılım ücretsiz ancak salon kapasitesi ile sınırlı olacak.

    0
    0
    1103
  • 03-04-2026

    Güneş, “Al Ya Da Bırak” isimli yeni teklisini Sony Music Türkiye etiketiyle sinemaseverlerle buluşturdu.

    “Al Ya Da Bırak”, Güneş’in duygusal gelgitleriyle girdiği mücadelede keskin bir netleşme anına odaklanıyor. Euphoric nakaratı ve dinamik flow’larıyla melodic hip-hop ve urban pop sound’unu bir araya getiren “Al Ya Da Bırak”, sözlerinde taşıdığı “ya hiç gelme ya da tamamen terk et” duygusuyla, ilişkilerdeki belirsizliklere karşı güçlü bir duruş ortaya koyuyor. Söz ve müziği Güneş’e ait olan şarkının prodüksiyon ve mix sürecinde GOKO!’nun imzası bulunurken, şarkının mastering’ini Kendrick Lamar, Future ve Doechii gibi global sahnenin öne çıkan isimleriyle yaptığı iş birlikleriyle dikkat çeken MillionDollarSnare üstleniyor. Bu şarkı aynı zamanda Güneş’in yakın zamanda yayınlanacak yeni EP’sinin de habercisi niteliğinde.

    Daha önce “Şehir Uyumaz” klibini de Fransa’da çeken Güneş, bu projede video klibini yeniden Fransa’da hayata geçirdi. YEEIID yönetmenliğinde, Ocurens prodüksiyonunda ve OCTANE iş birliğiyle hazırlanan projenin yapımcılığını Germain Robin üstleniyor.

    ​Güneş’in “Al Ya Da Bırak” isimli yeni şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.

    0
    0
    1018
  • 03-04-2026

    Derya Geylani Vuruşan’ın “Sessizce Yükselen” başlıklı sergisi 4 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında Pg Art Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.

    “Sessizce Yükselen”, Derya Geylani Vuruşan’ın camla kurduğu uzun süreli ilişkinin yeni bir evresine işaret ediyor. Önceki üretimlerde “sıçrama” olarak beliren imgesel hareket, burada tekil bir anın temsili olmaktan çıkıyor; zamana yayılan, kendi içinde dönüşen ve süreklilik kazanan bir dalga formuna evriliyor.

    Üfleme camdan oluşan birimler, her biri kendi zamansallığını taşıyan parçalar olarak var olurken, bir araya geldiklerinde doğrusal olmayan bir hareket örgüsü kuruyor. Bu örgü, yükselme ve geri çekilmenin, yoğunlaşma ve seyrelmenin iç içe geçtiği bir salınım hâli. Sergide karşılaşılan bu dalga, belirli bir doruk noktasına ulaşmayı ya da bir çözülmeyi işaret etmiyor; aksine, sürekli dönüşen bir deneyimin, tekrar eden ama asla aynı kalmayan ritimlerin izini sürüyor.

    ​Sanatçının kişisel yaşamındaki dönüşümler, bu seride doğrudan bir anlatıya dönüşmeden, malzemenin hafızasına siniyor. Adapte olma ve kabulleniş, camın katmanlarında ve hareketinde görünür hâle geliyor. Bedensel devinimler, içsel ve dışsal salınımlar camın donmuş akışkanlığında yankı buluyor; böylece kişisel olan, evrensel bir deneyime açılıyor.

    0
    0
    1168
  • 03-04-2026

    Alternatif müziğin sevilen isimlerinden Can Güngör, dinleyicisini sevilen puslu ve samimi dünyasına davet ettiği yeni teklisi “burda bitti mi”yi yayımladı.

    Silik Düşler ve Sular Dar albümlerinden ve takip eden tekli çalışmalarından alışık olduğumuz derinlikli sound, bu yeni teklide “Ne güzel üzülüyoruz / Ne güzel yanıyor canım” diyen dürüst bir hesaplaşmaya dönüşüyor.

    Mabel Matiz’den Melike Şahin’e kadar pek çok ismin mutfağında prodüktör olarak yer alan Can Güngör, bu şarkıda da aranjör kimliğini konuşturarak sinematik bir atmosfer kuruyor. Şarkı; kapıyı çalmadan gelen kışın, odada kalan bir hırkanın ve biten bir sevginin ardından gelen boşluk hissini en saf haliyle anlatıyor. Geçmişte Jose Gonzalez ve Blonde Redhead gibi isimlerle aynı sahneyi paylaşan sanatçı, Murat Beşer’in tabiriyle “kent ozanlığı sahnesinde ikinci raund” bu şarkıyla iyice alevleniyor.

    ​8 Nisan’daki Blind İstanbul konseri öncesi “burda bitti mi” ile duygusal bir yolculuğa buradan çıkabilirsiniz.

    0
    0
    1164
  • 03-04-2026

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı, koordinasyonunu üstlendiği Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda sergilenecek projenin belirlenmesi amacıyla iki aşamalı bir açık çağrı başlattı.

    Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda yer alacak projeyi belirlemek için başlatılan çağrıya; küratör, mimar, sanatçı, tarihçi, tasarımcı, teorisyen ve eleştirmenlerin yanı sıra, mimarlık ve ilişkili disiplinlerde üretim yapan herkes başvuru yapabiliyor. 8 Mayıs–21 Kasım 2027 tarihleri arasında düzenlenecek Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkıları ve T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın himayesinde, Schüco Türkiye ve VitrA’nın eş sponsorluğunda gerçekleştirilecek. 

    Türkiye Pavyonu için yapılacak başvurularda ilk aşama için sunulacak önerilerin mimarlık alanındaki güncel sorunları yeni fikir ve kavramlar üzerinden yerel, bölgesel ve küresel boyutlarda tartışmaya açabilen, mimarlık kavramlarını disiplinlerarası ve/veya disiplinlerüstü yaklaşımlarla irdeleyen, alışılagelen anlatıların dışına çıkabilen, tutarlı bir küratoryal metin ortaya koyması bekleniyor.

    Sergide yer alacak projenin güçlü bir görsel anlatımı olmasının yanı sıra temanın anlaşılır ve erişilebilir olması da önem taşıyor. Çağrı, içinde Türkiye’den bir ekip liderinin yer aldığı çokuluslu ekiplerin de katılımına açık.

    Sergide yer alacak projenin 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi’nin küratörleri Wang Shu ve Lu Wenyu’nun yapacağı çağrı ve temayla temas eden bir yaklaşım geliştirmesi bekleniyor. Tema mayıs başında Venedik Bienali 20. Uluslararası Mimarlık Sergisi küratörleri tarafından açıklanacak ve İKSV internet sitesinde ilgili sayfada paylaşılacak.

    ​Açık çağrı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1553
  • 03-04-2026

    Hüsamettin Koçan’ın “Ben Bu” başlıklı sergisi, 29 Nisan tarihine kadar CerModern’de sanatseverlerle buluşuyor.

    “Ben Bu”, Koçan’ın kendisiyle hesaplaşmasının ve kendi varlığını sorgulamasının sergiye dönüşmüş hâli olarak izleyici karşısına çıkıyor. Bu başlık, dışarıya verilmiş bir mesajdan çok, sanatçının kendi içinde açtığı bir tartışma alanını işaret ediyor. Sergi, izleyiciyi bir sanatçının içsel diyaloğuna tanıklık etmeye davet ederken, aynı zamanda sanatın mekânla, tarih ile ve üretim biçimleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor. Koçan’ın sanatını anlamak için, onun en kapsamlı yapıtı olarak görülebilecek Baksı Müzesi’ne bakmak gerekiyor. Neden bir dağın başında, neden merkezden uzakta, neden yerleşik örneklerin dışında ve neden alışıldık mimari yaklaşımlar olmadan? Bu sorular, yalnızca bir müze yapısına değil, bir düşünme biçimine işaret ediyor.

    “Baksı’nın kuruluş sürecinde yerelin insan ölçeğinde değişen hikâyesi belirleyici oldu. Köy odalarının hiyerarşisinde başköşeye televizyonun yerleşmesi, yaşlıların söz hakkını yitirmesi ve gençlerin gelecek arayışı, bu dönüşümün sembolleridir. Koçan, sorun çözme yönteminin merkezine insanı koyar. Bu insan, yerini kaybetmiş yaşlı ile yönünü arayan genç arasında salınır. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan bu “ikiz model”, Baksı’nın düşünsel omurgasını oluşturur.

    Göç, gurbet ve kültürel yabancılaşma, bu omurganın doğal uzantılarıdır. Üretim, geleneği önemseyen ama çağın hayalleriyle temas eden bir bütünlük içinde ele alınır. Doğal zenginlikler ve yerel hafıza, çağdaş sanatın diliyle yeniden kurulur. Bu nedenle Baksı, sanatçının yalnızca bir kurumu değil, başyapıtı olarak görülebilir.

    Koçan, çevreyi kendi mekânı kabul eder; ‘nehri sanatla yıkar’, ‘Akarsu Üstünde Konuşmalar’ düzenler, kıraçta heykel etkinlikleriyle doğayı üretimin sahnesine dönüştürür. Atölye çalışmalarını dış mekânla buluşturan ‘Ütopya Etkinlikleri’ ile bu yaklaşımını sürdürür. Aynı çizgi, Anadolu’nun farklı mekânlarına taşınan sergilerle genişler; tarihsel ve mekânsal bağlamlar çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumlanır.

    Bu sergi, Koçan’ın yolculuğunun bir durağıdır. Yapıtların bir bölümü Baksı’dan, bir bölümü ise İstanbul’daki atölyesinden gelmiştir. Bu yönüyle sergi, bir hasret kavuşmasıdır. Eserler, doğum tarihinin ötesine uzanarak Şamanizm’den Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar farklı kültürel katmanlara temas eder. Zamanlar ve teknikler bir araya gelir; geçmiş ile bugün arasında çok katmanlı bir dil kurulur.

    Koçan’ın sanatında teknik, sabit bir kimlik değildir; ele alınan konuya ve döneme göre biçim değiştirir. Toprak, boya ile birleşir; tuvalle yüzleşir. Camaltı resimlerdeki kırılganlık, silikon malzemede kırılmayan bir geçirgenliğe dönüşür. Dijital baskılar, kitsch öğeler ve düz kâğıt yüzeyler Anadolu bozkırının renkleriyle yeniden anlam kazanır.

    Heykellerde seramik ve metal, demonlara ve Şahmaran figürlerine beden olur. Mitolojik ve kültürel imgeler çağdaş bir temsil alanında yeniden varlık bulur.

    ‘Ben Bu’, çoklu bir dilin mihenk taşında, farklı kültür zamanlarında insanın temsilini sunar. Sanatçı, tarihin tozlu sayfalarından bugüne seslenirken izleyiciye şu soruyu yöneltir:

    Sen bu musun?”

    0
    0
    1277
  • 03-04-2026

    Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık’ın Koç Topluluğu’nun 100. yılına özel düzenlediği “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” sergisi 8 Nisan-29 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.

    Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından hazırlanan serginin küratörlüğünü Yapı Kredi Galeri’nin direktörü Didem Yazıcı ve yardımcı küratörlüğünü Zehra Begüm Kışla üstlenirken, sergi tasarımı Yeşim Demir Pröhl’e ait. Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra temelleri atılan Koç Topluluğu’nun yüzyıllık yolculuğu, bu sergide kültür ve sanat alanında yaptığı çalışmalar üzerinden ele alınıyor. 1920’lerden günümüze uzanan seçki; sanat eserleri, objeler, fotoğraflar ve arşiv belgeleriyle zengin bir içerik sunuyor.

    ​“Yüzyılın İzleri”, özel girişimlerin sanat alanındaki rolüne odaklanarak Türkiye’nin çok katmanlı sanat tarihine ışık tutuyor. Sergi; mimarlık, tasarım, arkeoloji ve güncel sanat gibi farklı disiplinleri bir araya getirerek, Koç Topluluğu’nun sanatla kurduğu ilişkiye toplu bir bakış sunuyor. Koç Topluluğu’na bağlı kurum ve koleksiyonlardan derlenen eserler, kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının önemini vurguluyor. Sergi aynı zamanda özel sektörün sanatın gelişimindeki katkısını görünür kılmayı amaçlıyor.

    0
    0
    1981
DAHA FAZLA
Geldanlage