
Most Production ve Zorlu PSM ortak yapımı, Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği ilk tiyatro oyunu Palamut Zamanı, 6 Kasım akşamı Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde prömiyerini yapacak.
Başrollerini Ayda Aksel ve Alina Boz’un paylaştığı Palamut Zamanı, iki kadının kesişen hayatlarını anlatırken, sosyal medyanın linç kültüründen yalnızlığa uzanan hikâyesiyle derin bir yüzleşme sunuyor. Oyunun müzikleri Çiğdem Erken’e, sahne ve kostüm tasarımı Gamze Kuş’a, ışık tasarımı ise Cem Yılmazer’e ait.
Palamut Zamanı, bir ifşa skandalı sonrası kariyeri sarsılan genç bir oyuncu Burcu’nun (Alina Boz), sahil kasabasında yalnız yaşayan Nermin’in (Ayda Aksel) evine sığınmasıyla başlıyor. Nermin’in hayat dolu ve alaycı tavırlarıyla Burcu’nun öfkesi ve çaresizliği çatıştıkça, iki kuşaktan iki kadının gizleri ve yaraları yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Sosyal medyanın linç kültüründen unutulma korkusuna, şöhretin parıltısından yalnızlığın derinliğine uzanan oyun, izleyicisini hem hüzünlendiren hem de umutla dolduran bir hikâyeye davet ediyor. Palamut Zamanı, yalnızca iki kadının karşılaşma hikâyesi değil; zamanın, anıların, yaraların ve yeniden doğmanın hikâyesini anlatıyor. Bir yanda toplumsal baskılar ve linç kültürünün yükü altında kalmış genç bir kadın, diğer yanda sahil kasabasının sessizliğinde kendi düzenini kurmuş, neşeli ve lafını sakınmayan bir kadın bulunuyor. Bu karşılaşma hem bireysel hem de kuşaklar arası bir yüzleşmeye dönüşüyor. Oyunun odağında “unutulma korkusu” ile “yeniden başlama cesareti” arasındaki ince çizgi yer alıyor. Palamut Zamanı, izleyicisini yalnızca Burcu ve Nermin’in hikâyesine değil, kendi kırılma noktalarına, kahkahalarına ve umutlarına da bakmaya davet ediyor.
Yönetmenliğini Can Eskinazi’nin, yapımcılığını Öktem Aykut’un üstlendiği Selim Birsel ile Sakız’da Bir Gezinti, ilk gösterimini 25 Ekim Cumartesi saat 18.30’da Pera Müzesi’nde yapacak.
Selim Birsel’in üretiminden yola çıkarak sanat emeği ve iş birlikleri üzerine arayışları merkeze alan film; Can Eskinazi ve Öktem Aykut’un beraber gerçekleştirdiği ikinci yapım olma özelliği taşıyor.
Sakız’da Bir Gezinti, Selim Birsel’in 2022’de Ark Kültür’de gerçekleştirdiği “Mevsimsiz” sergisi ile bu sergide önemli bir ağırlığı bulunan Sakız adasının Birsel’in sanat üretimine tesirini öne çıkartıyor. İstanbul’un yanı sıra yaklaşık 10 yıldır Sakız’ın Volissos köyünde de yaşayan ve çalışmalarını sürdüren sanatçı, burada da sergiler düzenliyor. Türkiye’de kavramsal sanatın öncü isimlerinden biri olan Birsel; Sakız’da Bir Gezinti’de, gündelik hayata ve sanat üretimine dair paylaşımları İyonya coğrafyasına dair gözlemleri eşliğinde aktarıyor.
Tarihçi Garrett Ryan’ın Antik Yunan ve Antik Roma tarihine dair sorulara eğlenceli cevaplar verdiği çalışması Çıplak Heykeller, Şişman Gladyatörler ve Savaş Filleri: Antik Yunanlar ve Romalılar Hakkında Sık Sorulan Sorular, Oya Yalçın’ın çevirisiyle Mundi’den çıktı.
Antik Yunan ve Antik Roma tarihçisi Garrett Ryan, alışıldık asık suratlı ve sıkıcı akademisyenlerden biraz farklı. Birbirinden “basit” görünen sorulara verdiği cevaplarla Ryan, sıradan hayatın içindeki detaylara bakmamızı sağlarken hem tarihin eğlenceli yanlarına dalıyor hem de gündelik yaşam tarihinin klasik “savaşlar, krallar ve komutanlar” tarihine kıyasla çok daha zengin olduğunu gözler önüne seriyor.
PG Art Gallery, küratörlüğünü Meltem Sırtıkara’nın üstlendiği “Merdiven Bir Dairedir” başlıklı sergiyi 21 Kasım-20 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
“Merdiven Bir Dairedir”, David Eagleman ve Anthony Brandt’ın fikirlerin evriminde temel araçlar olarak öne sürdüğü parçalama, bükme ve harmanlama stratejilerinden yola çıkarak sanatçı varoluşuna odaklanıyor. Bu yaratıcı stratejiler çerçevesinde, yeni bir mekân kurgulamakla ilgilenen sergi, merdiven kavramını bağlayıcı bir unsur olarak kullanıyor. Bu yeni yer, bütünlük içinde, hayalin gerçeğe dönüştüğü bir yapı olan dairenin kendisini oluşturuyor.
Merdiven, üst üste yükselen basamaklarıyla yalnızca topoğrafik bir öge değil, aynı zamanda evrenle ilişki kuran bir yapı olarak ele alınıyor. Yeryüzü biçimleriyle şekillenen mekân ile bedenin arazide dolaşma deneyimi arasında kurulan bu bağ, çevreyi dönüştürme güdüsüyle mimarinin deneyimlenmesi ve kurgulanması arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor. Sergide yer alan sanatçılar, hiyerarşi çağrıştırmayan, alternatif bir merdiven arayışının basamaklarını inşa ediyor. Sergi, gerçekliğe özlem duyan kurgusal ve fantastik bir karakter ile bu karakterin hayalini kurduğu bir mekân tasarımcısı arasında geçen kontrast bir diyalog üzerinden yapılandırıyor.
Sergi metnine, sanatçıların bu kurgusal karakterin şu sorusuna verdikleri yanıtlar da eşlik ediyor: “Kendi ifade araçlarını ve mekânla kurduğun ilişkiyi anlatır mısın?” Sanatçılar, bu soruya verdikleri yanıtlarla hem kişisel üretim pratiklerini hem de mekânla kurdukları öznel bağları kendi gerçeklikleri üzerinden görünür kılıyor.
Sergide; Ali Miharbi, Ali Şentürk, Beyza Boynudelik, Burak Kutlay, Ekin Saçlıoğlu, Fırat Engin, İrem Tok, Meltem Sırtıkara, Merve Şendil, Özge Akdeniz, Sümer Sayın, Seher Uysal, Sergen Şehitoğlu, Şafak Çatalbaş, Teoman ve Ünal Baş yer alıyor.
Künye:
1. Sergen Şehitoğlu, Oscar Niemeyer in Merdivenleri Üzerinden Bir Çevrim 3d print üzeri fiber paslanmaz çelik 60x60x60 cm 2025
2. İrem Tok, 2023, experiments 2
3. Fırat Engin, Sarı buğday tarlalarının üzerindeki mavi gökyüzüne, 68x34x8cm, bakır, buluntu çerçeve, 2022
Asako Yuzuki’nin Japonya’da kadın düşmanlığı, takıntı, aşk ve yemeğin sınır tanımayan hazları üzerine kaleme aldığı sarsıcı romanı Tereyağı, Zeynep Ebru Okyar’ın çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Yuzuki, The British Book Awards 2025 kazanan romanı Tereyağı’nı gerçek hayatta “Konkatsu Katili” diye bilinen dolandırıcı ve seri katilin davasından esinlenerek yazdı. Seri katil ve gurme bir kadın aşçı; onun peşine düşmüş ve davayı çözmeye kararlı bir gazetecinin hikâyesi bu roman.
Yalnız işadamlarını ev yemekleriyle baştan çıkardığı ve öldürdüğü iddia edilen gurme aşçı Manako Kacii seri cinayet suçlamasıyla hüküm giymiştir. Tüm ülkenin ilgisini üzerine çeken bu dava, Kacii’nin basına konuşmayı reddetmesi ve kimseyi kabul etmemesiyle daha da gizemli bir hâl almıştır. Ta ki gazeteci Rika Maçida ona dana yahnisinin tarifini sormak için bir mektup yazana kadar. Kacii bu daveti geri çevirmeyecek ve cevap yazacaktır.
Haber merkezindeki tek kadın olan Rika, her akşam geç saatlere kadar çalışan, genellikle ramen dışında yemek pişirmeyen biridir. Onunla soğukkanlı Kacii arasındaki görüşmeler, gazetecilik araştırmasından çok mutfak eğitimine dönüşür. Rika, bu gastronomik alışverişin Kacii’yi yumuşatacağını ummaktadır ama asıl değişenin kendisi olduğunu fark edecektir. Yediği her yemekte bedeninde yeni bir şey uyanmaktadır; belki de Kacii ile düşündüğünden çok daha fazla ortak noktaları vardır.
Bruce Springsteen’in 1982 tarihli efsanevi Nebraska albümünün yaratım sürecini, müziğin ruhuna ve bir sanatçının içsel yolculuğuna odaklanarak anlatan Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni, 24 Ekim’de vizyona girecek.
20th Century Studios yapımı Springsteen: Hiçlikten Kurtar Beni, Bruce Springsteen’in henüz dünya çapında bir süperstar olmadan önce, başarı baskısıyla geçmişinin hayaletleri arasında sıkışıp kaldığı dönemi anlatıyor. Albüm, Springsteen’in New Jersey’deki yatak odasında bir 4 kanallı kayıt cihazıyla kaydedildi ve onun kariyerinde önemli bir kırılma anına işaret ediyor. Kayıtlarda, inanacak bir neden arayan kayıp ruhların doldurduğu, ham ve melankolik bir akustik atmosfer hâkim. “Boss” rolünde Jeremy Allen White’ın başrolde yer aldığı filmin yönetmenliğini ve senaryosunu Scott Cooper üstleniyor. Film, Warren Zanes’in Deliver Me from Nowhere adlı kitabına dayanıyor.
Oyuncu kadrosunda ayrıca şu isimler yer alıyor: Jon Landau rolünde Jeremy Strong, gitar teknisyeni Mike Batlan rolünde Paul Walter Hauser, baba Doug rolünde Stephen Graham, sevgilisi Faye rolünde Odessa Young, anne Adele rolünde Gaby Hoffman, Chuck Plotkin rolünde Marc Maron ve Columbia yöneticisi Al Teller rolünde David Krumholtz. Filmin yapımcılığını Scott Cooper, Ellen Goldsmith-Vein, Eric Robinson ve Scott Stuber, yürütücü yapımcılığını ise Tracey Landon, Jon Vein ve Warren Zanes üstleniyor.
Scott Cooper filmle ilgili şunları söyledi: “Springsteen filmini yapmak benim için derin bir duygusal deneyimdi; uzun zamandır hayranı olduğum bir sanatçının ruhuna adım atmak ve müziğinin ardındaki kırılganlığı ve gücü yakından görmek büyüleyiciydi. Bu yolculuk; hafıza, efsane ve gerçekliğin iç içe geçtiği bir deneyime dönüştü. Bu ham duygusal dürüstlüğü beyaz perdeye taşımak bir ayrıcalıktı ve bu süreç beni dönüştürdü. Bruce’a ve Jon Landau’ya hikâyelerini anlatmama izin verdikleri için sonsuz teşekkür ederim.”
İMALAT-HANE, Banu Cennetoğlu’nun “ne karanfil ne kurbağa.” başlıklı kişisel sergisini Yavuz Parlar küratörlüğünde 25 Ekim 2025-4 Ocak 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Bilginin üretimi, tasnifi ve dolaşım politikaları üzerine çalışan Banu Cennetoğlu’nun pratiği, çoğu zaman uzun soluklu araştırmalara, kişisel ve kolektif hafıza kayıtlarına dayanıyor. “ne karanfil ne kurbağa.” sergisi; babalık hâlleri, hak, had, kayıp ve iktidar kavramlarını, hem söz söylemenin hem de söz vermenin muğlaklığı ile düşünmeye çalışıyor. Banu Cennetoğlu ve serginin küratörü Yavuz Parlar’ın bu iş birliği özelinde yürüttükleri yazışmalar, atışmalar ve iç dökmeler, serginin kurgusunu desteklerken, eşlikçi bir yayına dönüşüyor. Sergi adını, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in Analar adlı şiirinin “âmenna” isimli 5. bölümünden alıyor.
Matt Haig’in mizah ve gerilimi harmanlayarak aile sırları nereye kadar sır olarak kalabilir sorusunu kurcaladığı romanı Radley Ailesi, Kıvanç Güney’in çevirisiyle Domingo Yayınları’ndan çıktı.
Radley ailesinin babası Peter çok çalışan bir doktor, Helen hafif mesafeli ama sorumlu bir eş, çocukları Rowan ve Clara ise ergenlikle cebelleşiyor. Radley Ailesi’nin sakin İngiliz banliyölerindeki diğer ailelerden pek bir farkı yok... Şey hariç: kendilerini inkâr etme becerileri.
Radley Ailesi’nin hayatı altüst olmak üzere. Bir partiden dönerken saldırıya uğrayan Clara, kardeşi Rowan ile birlikte yıllardır uyuyamamalarının, salata yerken boğulacak gibi olmalarının ve dışarıya ancak 60 faktörlü güneş kremi boca ederek çıkabilmelerinin ardındaki gerçeği nihayet keşfedecek. Ailenin başına bela açmaktan sorumlu Will Amcalarının çıkagelmesiyle, onları garip bulan kasaba halkına bu kez polisler de eklenecek. Peki kendini inkârdan kurtulmak seni gerçekten özgürleştirir mi yoksa karakola mı götürür?
Avrupa sahnelerinin dikkat çeken grubu Eklectric Duo, klasik müziğe modern bir enerji katan yenilikçi performanslarıyla 8 Kasım’da BKM Organizasyonu ile Maximum Uniq Hall’da müzikseverlerle buluşacak.
Piyanoda Elisa Tomellini ve çelloda Alberto Casadei, klasik müziğin köklerinden çağdaş ritimlere uzanan repertuvarlarıyla İstanbul’daki dinleyicilerle bir araya gelecek. Performanslarında film müziği, tango, pop ve rock unsurlarını kusursuz biçimde harmanlayan ikili, müzikte yenilikçi bir anlatım dili yaratıyor. Klasik müziğin sınırlarını aşan yaklaşımlarıyla uluslararası alanda dikkat çeken grup, yenilikçi aranjmanlarıyla sevilen eserlere yeni bir soluk getiriyor.
İtalyan müzisyenler Alberto Casadei ve Elisa Tomellini tarafından kurulan ikili, sanatlarını müzik türlerinin geleneksel sınırlarını aşan elektrikli bir tınıyla birleştiriyor. Eklectric Duo, büyüleyici sesler ve ritmik enerjinin etkileyici karışımıyla dinleyicileri farklı bir yolculuğa çıkarıyor. Barok dönemden pop ve rock müziğe kadar uzanan geniş repertuvarlarıyla klasik müziğe çağdaş bir enerji ve yeni bir bakış kazandırıyorlar. Virtüöz çellist Alberto Casadei tarafından hazırlanan özgün aranjmanlarda Pedalboard çoklu efektli elektrikli çello, piyano ve elektronik ögeler bir araya geliyor.
Eklectric Duo konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Avusturya’da neredeyse 50 yıldır dijital sanatlar alanında önemli bir yere sahip olan Ars Electronica, Zorlu PSM ve Piksel.Creative Solutions partnerliğiyle Diageo Türkiye’nin desteğiyle 28 Ekim’e kadar Zorlu PSM’de sanatseverlerle buluşuyor.
Ars Electronica; sergi, mekânsal enstalasyonlardan ekran tabanlı işlere, ses ve ışığın sınırlarını zorlayan performanslardan her yaşa hitap eden atölyelere ve festival kapsamında düzenlenen Two Lanes konserine kadar uzanan geniş bir programla, Zorlu PSM’de ziyaretçilerle bir araya geliyor. Sergi, mekânsal enstalasyonlardan ekran tabanlı işlere, ses ve ışığın sınırlarını zorlayan performanslardan atölyeler ve interaktif etkinliklere kadar uzanan geniş bir program sunuyor.
Mekânı titreşim ve rezonansla dönüştüren, adeta canlıymış gibi hareket eden hipnotik kinetik heykeli Cycloïd-E ile Cod.Act, etrafımızı saran ama görünmeyen elektromanyetik dalgaları, bir şelaleyi andıran bir ışık ve ses performansına dönüştüren Marc Vilanova’nın Cascade’i, hiper-gerçeklik ve yapay zekâ üzerine düşündüren Martyna Marciniak’ın Anatomy of Non-Fact’ı, iklim krizini canlı alg kültürleri aracılığıyla görünür kılan Noor Stenfert Kroese’nin Fading Colours enstalasyonu bu yılki edisyonda öne çıkan eserler arasında yer alıyor. Uluslararası sahnenin en yaratıcı stüdyolarından Universal Everything ise izleyiciyi hareketle etkileşime giren, bedenin jestleriyle şekillenen büyüleyici bir dijital evrenin parçası olmaya davet eden interaktif işiyle sanatseverlerle buluşuyor.
Ars Electronica İstanbul, İmelda Kuyumcu-Gözde Betülay Yorulmaz’ın ikilisi ve Ceren Su Çelik’in yeni çalışmaları, yapay zekayla Türk kahvesi falını bir araya getiren Future Visioning işiyle Özcan Ertek gibi Türkiye’den genç yetenekleri sanatseverlerle bir araya getiriyor. Sergiye ayrıca canlı performanslar da eşlik ediyor. Özellikle bit.studio’nun doğanın ritmini dijital formlarla kaynaştırdığı Flock Off isimli performansı festival izleyicisine farklı bir deneyim vadediyor. Sergi boyunca düzenlenecek konuşma programları, sanatçıların ve küratörlerin bakış açılarını paylaşarak bir tartışma ortamı yaratırken; atölyeler yeni nesillere teknoloji ile yaratıcı ilişki kurmanın yollarını keşfettirmeyi hedefliyor.
Ars Electronica İstanbul, dijital sanatla ilgilenen sanatseverlerin yanı sıra Zorlu PSM %100 Studio’da müzikseverleri de festival kapsamında bir konserle buluşturacak. Elektronik müziğin yükselen yıldızı Two Lanes, 25 Ekim’de akustik piyanoyu analog synth’larla buluşturacağı konseriyle festival izleyiciyle bir araya gelecek.