GÜNDEM
  • 14-05-2026

    Ressam, yazar ve illüstratör Feridun Oral’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan son kitabı Kiremitte Alabalık - Bir Rüyanın Peşinde kapsamında hazırlanan sergi 6 Haziran’a kadar Galeri Selvin’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Çocuk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Feridun Oral’ın, özgün çizimleri ve kitabın yaratım sürecine ışık tutan özel çalışmaların yer aldığı sergi, edebiyat ve sanatseverleri yazarın düşsel dünyasında bir yolculuğa davet ediyor. Kitabın doğa, umut ve hayal gücü temalarını yansıtan çalışmaları, ziyaretçilere hem görsel hem de duygusal bir deneyim sunuyor. 

    Kiremitte Alabalık - Bir Rüyanın Peşinde hikâyesiyle okurları yeniden hayallerin peşinden gitmeye çağırırken, açılan sergiyle bu hikâye sanat mekânına taşınıyor. Yetişkinler kadar çocukların da ilgi göstermesi beklenen sergi, edebiyat ile görsel sanatların buluştuğu özel bir atmosfer oluşturuyor.

    0
    0
    827
  • 14-05-2026

    Depo, Maxim Gorki Tiyatrosu’nda iki yılda bir düzenlenen Berliner Herbstsalon adlı çağdaş sanat festivalinin yedinci ve son edisyonunun küçük ama önemli bir seçkisini bir araya getiren “Aşk, Mark ve Ölüm” sergisine, 27 Haziran’a kadar ev sahipliği yapıyor. “Aşk, Mark ve Ölüm” sergisi kapsamında düzenlenen kamusal program ise sanatseverlerle buluşuyor.

    “Aşk, Mark ve Ölüm”
    Kamusal Program

    14 Mayıs Perşembe  

    18.00: Küratöryel Ekip ile Sergi Turu (Türkçe)

    15 Mayıs Cuma

    17.30: Küratöryel Ekip ile Sergi Turu (Türkçe)

    19.00: Göç, Emek ve Toplumsal Cinsiyet: Almanya’ya Giden İlk Kuşak Kadın İşçiler
    Sunum: Ayfer Bartu Candan
    Moderatör: Hülya Karcı (Türkçe)

    Türkiye ile Almanya arasındaki ilk işgücü anlaşmasının üzerinden altmış yıldan fazla zaman geçti. Almanya'ya göç eden işçi imgesi hâlâ genç erkek figürü üzerine kurulu. Ayfer Bartu Candan’ın sunumunda işgücü anlaşması kapsamında Almanya'ya giden kadın işçilerin görünmez hikâyeleri üzerinden göç, emek ve toplumsal cinsiyet konuları tartışılacak. Arşiv araştırması ve etnografik yöntemlere dayanan bu çalışmada ilk kuşak işçi kadınların deneyimleri yalnızca "gelenek" ve "kültürel normlar" üzerinden değil; istihdam, konut ve göç politikaları gibi yapısal faktörler ile kültürel değerler ve aile dinamikleri gibi toplumsal etkenler aracılığıyla anlaşılmaya çalışılacak.

    16 Mayıs Cumartesi  

    17.30: Sema Poyraz Filmleri Gösterimi ve Yönetmenle Söyleşi
    Türhüter, 1988, 17’ (Almanca; Türkçe ve İngilizce altyazılı)
    Fremd. Yaban., 2007, 18’ (Almanca; Türkçe ve İngilizce altyazılı)

    Moderatör: Tunçay Kulaoğlu (Türkçe)

    Yönetmen olarak birçok belgesel filme imza atan, oyuncu olarak sayısız televizyon ve sinema filmi ile tiyatro yapımında yer alan Sema Poyraz ile gerçekleştirilecek söyleşiden önce sanatçının iki kısa filmi gösterilecek. Biri belgesel, diğeri kurmaca iki filmden yola çıkarak, Türk-Alman Sineması ve Göç Sonrası Tiyatro olarak anılan akımlar, Sema Poyraz’ın 50 yılı aşan sanat yolculuğu bağlamında tartışılacak. Almanya’da “yabancı”, Türkiye’de “Almancı” olarak algılanan sanatsal pratikler, iş göçü, emek ve çoklu kimlikler çerçevesinde ele alınacak.

    19.00: Stresemannstrasse Kadın İşçi Yurdu Sakinleri ile Söyleşi
    Mevhibe Çetin, Nuran Dirlikli, Aysel Göksu ve Sabahat Tezyel ile
    Moderatörler: Hülya Karcı ve Mürtüz Yolcu (Türkçe)

    1964 sonbaharında Telefunken firmasında çalışmak üzere Berlin’e giden sayısız kadın arasında Mevhibe Çetin, Nuran Dirlikli, Aysel Göksu ve Sabahat Tezyel de vardı. Yolları Stresemannstrasse 30 adresindeki işçi yurdunda kesişen katılımcılarla yapılacak söyleşide, her birinin çok farklı nedenlere dayanan göç hikâyelerine kulak verilecek. Yaklaşık bir yıl boyunca paylaştıkları yurt odalarında ve çalıştıkları fabrikadaki hayatları ile temelleri Stresemannstrasse’de atılan göçmen tiyatrosu üzerine konuşulacak.

    ​“Aşk, Mark ve Ölüm” sergisi ve etkinlik programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    795
  • 14-05-2026

    Nedim Gürsel, bugün (14 Mayıs) 16.00-18.00 saatleri arasında son kitabı Paris’in Türk Ressamları’nı imzalamak için 42 Maslak ArtPlatform’da okurlarıyla buluşacak.

    42 Maslak ArtPlatform, Gürsel’i 20. yüzyıl boyunca yolu Paris’ten geçen altı önemli ressamın yaşamını ve yapıtlarını kaleme aldığı son kitabı Paris’in Türk Ressamları vesilesiyle okurları ile buluşturacak. Buluşma ücretsiz ve herkesin katılımına açık olacak.

    Kitap hakkında: “Nedim Gürsel, “Paris’in Türk Ressamları” kitabında Paris’i bir “sanat başkenti” olarak değil, sanatçıyı sınayan bir kent olarak ele alıyor. Gönüllü ya da zorunlu sürgünlük, geçim sıkıntısı, yalnızlık, kimlik arayışı ve yabancılık duygusu; bu ressamların hem hayatlarını hem de estetik tercihlerini belirleyen temel dinamikler olarak karşımıza çıkıyor.

    Kitapta, Paris’le sanat arasında kurulan bu gerilimli ilişki; Fikret Muallâ’nın bohem yalnızlığı ve renk cümbüşü, Abidin Dino’nun çizgisel dili ve entelektüel duruşu, Ömer Kaleşi’nin Balkan yasını taşıyan yüzleri, Mehmet Güleryüz’ün erotik ve eleştirel figürleri, Utku Varlık’ın düşsel kadınları, Onay Akbaş’ın tuhaf kuklaları üzerinden inceleniyor.

    Paris’in Türk Ressamları, Türkiye sanatının Avrupa’daki dolaşımını sorgularken şu temel soruyu da gündeme getiriyor: Sanatçı yaşadığı yere mi aittir, yoksa üretimiyle kurduğu dünyaya mı? Bu kitap, yalnızca Paris’te üretmiş ressamların izini sürmekle kalmıyor; modern Türkiye kültür tarihinin Avrupa’yla kurduğu çok katmanlı ilişkinin de resmini çiziyor. Hem sanat tarihi meraklıları hem de edebiyat ve kültür dünyasına ilgi duyan okurlar için güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde.


    Adres: 42 Maslak, 42 AVM 5.Kat ArtPlatform (Modül İstanbul)

    0
    0
    638
  • 14-05-2026

    Labirent Sanat, Nesli Türk’ün “RAW-HAM” başlıklı kişisel sergisini 16 Mayıs-4 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    “RAW-HAM”, izleyiciyi insan bedeninin en ilksel, kırılgan ve çarpıcı gerçekliğiyle yüzleşmeye davet ediyor. Bedeni estetik bir temsil alanı yerine, sızıntılarla dolu biyolojik “ham” madde olarak ele alan sergi; kan, doku ve mikroorganizmalara referans veren formlarla, izleyiciyi etin kırılgan katmanlarını keşfetmeye çağırıyor. Doğa ile kültür arasındaki çatışmayı ilksel bir yaşama dürtüsü (biyofili) üzerinden okuyan “RAW-HAM”, yaşamın kültürel kabuğun altından sızan vahşi ve dokunsal hakikatini görünür kılıyor.

    Uygarlığın, insanın kendi doğasıyla arasına çektiği o ince örtüyü/deriyi aralamaya odaklanan sergi, bedeni idealize edilmiş bir imge olmaktan çıkarıp, sürekli devinen, sızdıran ve parçalanan biyolojik bir kazı alanına dönüştürüyor. Yapısal antropolojiden sosyolojiye, felsefe ve psikanalizden sanata uzanan güçlü teorik altyapısıyla “RAW-HAM”, izleyiciyi estetik bir güzellik illüzyonuyla değil, varoluşun o soğuk, klinik ve organik hakikatiyle sarsmayı hedefliyor.

    Sergideki resim ve heykeller, disipline edilmiş modern bedenin iflasını sahneliyor. Tuvallerde beliren hücresel taşmalar, pıhtılar ve enfeksiyonlar medeniyetin koruyucu kalkanı olan derinin yırtılmasını ve içte tutulan, bastırılmış organik gerçekliğin dışarı sızmasını imliyor. Türk'ün boyayı adeta ete ve ham maddeye dönüştüren fırça darbeleri, insan merkezci estetiği altüst eden, yıkıcı bir çözülüm yaratıyor.

    ​Çağdaş sinemanın ve sanatın bedeni merkeze alan estetiğiyle bağ kuran sergi, renk paletini dekoratif bir tercih değil, biyolojik bir zorunluluk olarak kurguluyor. İzleyicide sıcak ve sızdıran bir yüzey algısı yaratan bu dil, yaşama ve canlı olana yönelik o derin ve tekinsiz içgüdüyü kelimenin tam anlamıyla dokunsal bir deneyime çeviriyor.

    Künye:
    1. Nesli Türk, Akış, 2025, tuval üzerine yağlı boya, diptik, 150x280cm
    2. Nesli Türk, Atölyesinde Bölüm Başkanı, 2025, tuval üzerine yağlı boya, 150x140cm
    3. Nesli Türk, Sanatçının Lorenzo de’ Medici olarak Otoportresi, 2025, tuval üzerine yağlı boya, 200x175cm

    0
    0
    859
  • 14-05-2026

    Aslı Tohumcu ve Suzan Demir’in birlikte kaleme aldığı, okumanın büyüsüne kapılan ve bir gün kendi hikâyesini yazmak isteyen çocuklar için canlı bir atölye niteliği taşıyan Hikâye Fabrikası, Mundi Çocuk’tan çıktı.

    9 yaş üstü tüm çocuklara yönelik, Müjde Başkale’nin resimlediği, “Çocuk Edebiyatında Yaratıcı Yazım Etkinlikleri” alt başlığına sahip kitap, bir ders kitabından ziyade, yazmaya dair merak ve tutkuyu canlandırmayı amaçlıyor.

    Hikâye Fabrikası’nda tüm çarklar hayal gücüyle çalışıyor; karakterler tasarlanıyor, mekânlar inşa ediliyor, olay örgüleri ilmek ilmek işleniyor. İlham veren örnekler ve yaratıcı yazım etkinlikleri eşliğinde, çocuklar ham hayallerini birer hikâyeye dönüştürüyor.

    0
    0
    711
  • 13-05-2026

    İstanbul’un tarihi çalgılarla performans gösteren dinamik topluluğu Musica Antiqua Pera, gelenekselleşen Classical@415 konseri ile 19 Mayıs Salı akşamı saat 20.00’de İstanbul Deniz Müzesi’nde müzikseverlerle buluşacak.

    Organize Sanat tarafından düzenlenen Classical@415 konserlerinde Musica Antiqua Pera topluluğu, müzik tarihinin en heyecan verici dönemlerinden 17. ve 18. yüzyılın eserlerine odaklanıyor. Barok’tan Klasik döneme uzanan bir seçki seslendiren topluluk, tarihi çalgılar kullanarak bestecilerin eserleri ilk kaleme aldıklarında duydukları seslere sadık kalmayı hedefliyor. Klasik müziğin otantik yorumu alanında çalışmalar yapan Musica Antiqua Pera, Classical@415 konserlerinde her biri ayrı bir hikâye anlatan eserlerle savaştan aşka, yalnızlık ve hüzünden eğlence ve kutlamaya uzanan zengin bir duygu dünyasını sahneye taşıyor. Barok ve klasik dönemin seçkin eserlerini, bestelendikleri döneme ait çalgılarının orijinal tınılarıyla dinleyiciyle buluşturan konser, dinleyicilere sadece bir dinleti değil, aynı zamanda tarihi bir deneyim sunacak.

    ​Musica Antiqua Pera’nın Classical@415 konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    904
  • 13-05-2026

    Begüm Mütevellioğlu’nun “Okul” başlıklı kişisel sergisi 4 Temmuz’a kadar Simbart Projects’te sanatseverlerle buluşuyor.

    Sergi, sanat üretimini yalnızca bireysel bir ifade alanı olarak değil, geçmişten aktarılan bir pratikler bütünü olarak kurguluyor. Okul kavramı yalnızca teknik bilginin aktarıldığı bir yapı yerine, görme biçimlerinin kuşaktan kuşağa devredildiği bir sistem olarak ele alınıyor. “Okul” sergisi, tekrarın, aktarımın ve görme biçimlerinin nasıl yerleştiğini ve belirli temsil biçimlerinin nasıl bakışın yönünü belirleyen bir düzen kurduğunu sorguluyor.

    Sanatçının öğrencilikten akademisyenliğe uzanan deneyimini merkeze alan sergi, akademiyi imgelerin biriktiği ve yeniden dolaşıma girdiği bir alan olarak ele alıyor. Okul bu bağlamda, ideal formun tekrar yoluyla aktarıldığı ve görmenin belirli kurallar içinde öğretildiği bir yapı olarak beliriyor. Atölyelerde karşılaşılan figür ve nesneler bireysel üretimin ötesinde ortak bir hafızayı taşıyor. Özne ile temsil arasındaki mesafenin izleri, imgenin sabitlenemeyen ve sürekli dönüşen doğasını görünür kılıyor.

    ​Sergi, imgelerin tekrar ve dolaşım yoluyla zaman içinde anonimleşmesi ve birer temsile dönüşmesi üzerine kuruluyor. Farklı kültürlere ve dönemlere ait figürler, çoğaldıkça kimliklerinden uzaklaşarak sistemin içinde yeniden bir anlam kuruyor. Bu anonimleşme içinde kadın figürü özel bir temas alanı açıyor. Bir yandan üreten bir öznenin izini taşırken, diğer yandan male gaze tarafından konumlandırılan bir temsil yüzeyine dönüşüyor. Sergide tekrar eden kadın imgeleri ve antik Sappho figürü, bu çift yönlü durumu görünür kılıyor; özne olarak iz bırakan ile temsil yüzeyine indirgenen arasındaki gerilimi açığa çıkarıyor. Eserlerde, farklı bağlamlardan taşınarak yan yana getirilen figür ve nesneler bir arşiv mantığı içinde çoğalıp yeniden düzenleniyor. Antik semboller, gündelik objeler ve kültürel göndermeler tekil anlamlarını yitirirken yeni ilişkiler kuruyor; imgeler biriktikçe anlam sabitlenmek yerine yer değiştiriyor. Bu biriktirme hâli, okulun yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda saklayan ve yeniden dolaşıma sokan bir yapı olduğunu düşündürüyor.

    0
    0
    861
  • 13-05-2026

    Annie Ernaux’nun Paris yakınlarındaki bir süpermarkete bir yıl boyunca yaptığı ziyaretleri kaydederek modern toplumun mikrokozmosunu ortaya koyduğu kitabı Işıklara Bak Canım, Siren İdemen’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Fransız yazar Ernaux, bu kez dikkatini sıradan ve gündelik bir mekâna veriyor. Işıklara Bak Canım, tüketim mekânını yalnızca ekonomik bir alan olarak değil, farklı sınıfların, yaşların ve kökenlerin kesiştiği bir toplumsal temas noktası olarak ele alıyor. Böylece alışveriş pratikleri, fiyatlar, indirim reyonları, otomatik kasalar, bağış kampanyaları ve güvenlik düzenekleri üzerinden günümüz toplumunun görünmez hiyerarşilerini açığa çıkarıyor.

    “Hangi nesneleri ve yerleri hafızamıza kaydedeceğimizi biz seçeriz ya da daha doğrusu neyin hatırlanmaya değer olduğuna aslında zamanın ruhu karar verir. Yazarlar, sanatçılar, sinemacılar da hafızanın oluşumuna katkıda bulunur.”

    0
    0
    773
  • 13-05-2026

    MUBI, 79. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmaya hazırlanan dört filmin haklarını satın aldığını duyurdu.

    MUBI, yılın önemli yapımları arasından seçtiği ilk dört filmin gösterim haklarını satın aldı. Lukas Dhont’un epik savaş draması Coward, Na Hong-jin imzalı gerilim yüklü bilimkurgu Hope, Jane Schoenbrun’un ses getiren meta-korku filmi Miyazma Kampı’nda Ergenlik Arzuları ve Ölüm ile usta yönetmen Paweł Pawlikowski’nin şiirsel yeni yapıtı Fatherland, festivalin hem Ana Yarışma hem de Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) bölümlerinde izleyiciyle buluşacak.

    Kız (2022) ve Yakın (2024) filmleriyle daha önce Cannes’dan ödüllerle dönen Lukas Dhont, üçüncü uzun metrajlı filmi Coward ile Altın Palmiye için yarışıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerinde geçen film, savaşın tüm vahşetinin ortasında moral bulmak için bir tiyatro oyunu sahnelemeye çalışan iki askerin hikâyesini merkezine alıyor.

    Kara Büyü (2016) ile tanınan Güney Koreli usta yönetmen Na Hong-jin, merakla beklenen yeni bilimkurgu-gerilim filmi Hope ile geri dönüyor. Kore’nin sınır bölgesindeki ücra bir köyde, bir kaplan görüldüğüne dair ihbarla başlayan olaylar, giderek toplumsal bir kaos ortamına ve hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Filmin kadrosunda Jung Ho-yeon’un yanı sıra Michael Fassbender ve Alicia Vikander gibi yıldız isimler yer alıyor.

    Ida (2013) ve Soğuk Savaş (2018) gibi modern sinemanın önemli yapımlarına imza atan Pawlikowski, Fatherland isimli yeni filminde Nobel ödüllü yazar Thomas Mann ve kızı Erika’nın hikâyesine odaklanıyor. 1949 yılında, Soğuk Savaş’ın gölgesindeki paramparça bir Almanya’da geçen film, kimlik, aile ve sürgün sonrası eve dönüş temalarını Pawlikowski’nin kendine has sinematografisiyle işliyor. Filmin başrollerinde Sandra Hüller ve Hanns Zischler yer alıyor.

    I Saw the TV Glow (2024) ile büyük ses getiren Jane Schoenbrun’un yeni filmi Teenage Sex and Death at Camp Miasma, Cannes 2026’da Belirli Bir Bakış bölümünün açılışını yapacak. Meta-korku türündeki film, bir slasher serisini yeniden canlandırmak isteyen genç bir yönetmen ile orijinal filmin inzivaya çekilmiş yıldızı arasındaki karanlık ve arzu dolu ilişkiyi konu alıyor. Filmin başrollerini Gillian Anderson ve Hannah Einbinder paylaşıyor.

    0
    0
    993
  • 13-05-2026

    Murat Durusoy’un “Doğa Sonrası Etüdleri – Dolanıklıklar” başlıklı kişisel sergisi 21 Haziran’a kadar C.A.M. Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.

    “Doğa Sonrası Etüdleri – Dolanıklıklar” sergisi, Murat Durusoy’un sürmekte olan aynı adlı serisinin yeni adımlarından örnekleri bir araya getiriyor. Büyük ve küçük boy fotoğraflar ve video işlerinden oluşan sergi, doğa, teknoloji ve imge üretimi arasındaki ilişkileri odağına alıyor.

    Durusoy’un uzun süredir geliştirdiği bu seri, doğa ile teknoloji, organik olan ile sentetik olan, fotografik kayıt ile algoritmik dönüşüm arasındaki geçirgen alanları araştırıyor. Çiçekler, bitkisel yapılar, mineral yüzeyler, endüstriyel kalıntılar ve hibrit formlar üzerinden kurulan görsel evren, bugünün doğasına ilişkin yeni bir okuma öneriyor; doğa ile teknoloji arasında basit bir karşıtlık kurmak yerine bu iki alanın iç içe geçmiş yapısını görünür kılıyor.

    Durusoy’un üretimi, bitkisel formları inceleyen morfolojik fotoğraf geleneği ile seri ve karşılaştırma mantığına dayalı tipolojik yaklaşımla ilişki kurarken, bu mirası günümüzün ekolojik ve teknolojik koşulları içinde yeniden yorumluyor. Seriler, tekrarlar ve biçimsel ilişkiler üzerinden kurulan bu görsel dil, organik ve sentetik olan arasındaki sınırların belirsizleştiği, kategorilerin çözülmeye başladığı bir görme alanı öneriyor.

    ​Sergide yer alan fotoğraflar, fotografik imgenin gözlem ve karşılaştırma kapasitesine odaklanırken, videolar dönüşümün sürekliliğini ve maddenin başkalaşımını zamansal bir akış içinde açığa çıkarıyor. Çiçekler bu işlerde sabit nesneler olarak kalmıyor; farklı maddesel hâllere geçiyor, sentetik yüzeylere evriliyor, atık benzeri dokulara çözünüyor, mineral yapılara dönüşüyor ve hibrit varlıklar olarak yeniden beliriyor. Böylece sergi, doğayı temsil edilen bir konu olmaktan çıkarıp, dönüşen ve dolanık bir varoluş alanı olarak düşünmeye davet ediyor.

    0
    0
    945
DAHA FAZLA
Geldanlage