
Chris de Burgh, 26 Ekim Perşembe gecesi Vigor Sanat organizasyonuyla Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da sahne alacak.
Arjantin asıllı İrlandalı şarkıcı ve besteci Chris de Burgh, dünya müzik listelerinde bir numara olan şarkıları ile geçtiğimiz 50 yılın en önemli müzisyenlerinden birisi olarak gösteriliyor. Aşk şarkılarının unutulmaz bestecisi olarak anılan sanatçı, 70’lerden günümüze hiç eskimeyen şarkılarını İstanbul’da dinleyicilerle buluşturmaya hazırlanıyor. “The Lady in Red”, “Don’t Pay the Ferryman”, “Missig You” ve “The Traveller” gibi diskografisinin en romantik şarkılarını İstanbullu hayranları için seslenecek.
Profesyonel müzik hayatına 1974 yılında başlayan Chris de Burgh, zaman içinde birçok albüme imzasını attı. Sanatçının “The Lady in Red” ve “The Traveller” şarkıları, İngiltere başta olmak üzere 24 ülkede uzun süre bir numarada kaldı ve satış rekorları kırdı. 200’ün üstünde platin ve altın plak ödülü kazanan de Burgh'ün şarkıları dünya listelerinde defalarca bir numaraya yükseldi, 1990’lı yıllarda radyolarda en çok çalınan şarkılar hâline geldi. Chris de Burgh, dünya çapında 45 milyondan fazla albüm sattı.
26 Ekim Perşembe saat 21.00’de Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da gerçekleşecek Chris de Burgh konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
SAHA’nın Türkiye genelinde görsel sanatlar alanında çalışan bağımsız sanat inisiyatiflerinin sürdürülebilirliğini desteklemek amacıyla kurduğu SAHA Sürdürülebilirlik Fonu için başvurular 12 Ekim’e kadar devam ediyor.
SAHA’nın proje ve etkinlik koordinatörleri bu yılki başvuruları değerlendirirken iki alana öncelik veriyor. Başvurular arasından geçtiğimiz şubat ayında yaşanan depremlerden etkilenen bölgede faaliyette olan veya genel olarak deprem sonrası ihtiyaçlara yönelik program yapmayı amaçlayan sanat inisiyatiflerini ve SAHA’nın uluslararası ortaklarıyla birlikte yürüttüğü World Weather Network (Dünya Hava Durumu Ağı) kapsamında iklim ve ekoloji alanında yazı dizisi hazırlamayı veya program yapmayı öneren sanat inisiyatiflerini öncelikle desteklemeyi planlıyor. SAHA tarafından 10 bağımsız sanat inisiyatifine verilmesi planlanan 100.000’er TL yıllık fondan yararlananlara ayrıca kapasite ve bağlantı geliştirmeleri için de yardımcı olunuyor. Açık çağrının sonuçlarının Kasım ayı sonuna dek açıklanması planlanıyor.
SAHA Sürdürülebilirlik Fonu’nun başvuru şartlarına buradan ulaşabilirsiniz.
Hisaşi Kaşivai’nin geçmişle bugünü birbirine bağlayan yemek kokularının arasında bir hikâye anlattığı kitabı Yemek Dedektifleri, Derya Akkuş Sakaue’nin çevirisiyle hep kitap’tan çıktı.
Kyoto’daki sessiz bir sokakta, kimsenin fark etmediği bir restoranda Koişi ve babası Nagare müşterilerine olağanüstü yemekler hazırlıyor. Kendilerine “yemek dedektifleri” diyen baba kız müşterilerine iştah kabartan yemekler sunduktan sonra onların geçmişlerindeki o unutulmaz yemeği de bulup hazırlıyorlar. Kimi zaman artık bu dünyada olmayan birinin yaptığı bir yemeğin peşine düşüyorlar, kimi zaman çok önce kapılarını kapamış bir restoranın tariflerinin peşine.
“Geçmişte yediğiniz ve tekrar yemeyi çok istediğiniz bir yemek var mı?”
Türkiye’den ve dünyadan tiyatro, dans, performans gibi farklı disiplinlerden işleri İstanbul’un farklı noktalarında izleyicilerle buluşturan Istanbul Fringe Festival 2023, 23 Eylül’e kadar devam ediyor.
Birleşik Krallık’tan Thick & Tight ekibinin dört farklı gösterisinin yanı sıra bir de DJ performansı ile 5. edisyonuna başlayan Istanbul Fringe Festival, Türkiye’nin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri, Belçika, Birleşik Krallık, İsrail, İtalya, Hollanda, Hindistan, Japonya, Kanada ve Yunanistan olmak üzere 10 ülkeden ekipleri sanatseverlerle bir araya getirecek. Paribu’nun yanı sıra CarrefourSA, RedBull ve BMI’ın destekleriyle düzenlenen festivalde gösterilerin yanı sıra atölye çalışmaları, film gösterimleri, paneller ve partiler de yer alacak. Bu sene ayrıca Amerika Birleşik Devletleri Başkonsolosluğu, Hollanda Krallığı Başkonsolosluğu, İtalyan Kültür ve Macar Kültür Merkezleri, ArtIsrael ve Kadıköy Belediyesi tarafından desteklenen festivalin kapsamında ücretsiz etkinlikler de gerçekleştirilecek.
Istanbul Fringe Festival hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilir, biletlerini ise tiyatrolar.com.tr, Mobilet ve Biletinial üzerinden satın alabilirsiniz.
Zilberman, Yekhan Pınarlıgil’in küratörlüğünü üstlendiği “2019” başlıklı grup sergisini 21 Eylül - 25 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Zilberman’ın yeni sergisi “2019”; Ateş Alpar, Alpin Arda Bağcık, Aïda Bruyère, Guido Casaretto, Isaac Chong Wai, Bawer Doğanay, Memed Erdener, Camille Henrot, Fatoş İrwen, Zeynep Kayan, Maria Klonaris & Katerina Thomadaki, Jaffa Lam Laam, İz Öztat, Furkan Öztekin, Erinç Seymen ve Lucia Tallová’nın eserlerini bir araya getiriyor. Sergi, 1993 yılında Maslak Oto Sanayi Sitesi’nin hemen yanındaki araba mezarlığında açılan ve kısa sürede kült statüsü kazanan gece kulübü 2019’un duyusal anısını yeniden canlandırıyor.
“Sergi, 2019’un ışığında, 80’lerin sonundan 2000'lerin başına kadar yayılan kısa dönemde, İstanbul'un gece hayatında beliren bu vahaların hafızasını tutmayı hedefliyor. Hafıza derken, akla ilk geldiği gibi, belge toplamak ve rasyonel bir tarih yazımı, kısacası entelektüel bir egzersiz değil. Tamamen tensel belleğe odaklanan öznel bir yolculuğa çıkmak amaç. 2019, anımsama aracılığıyla gece kulübünün pistinde bedenlerin deneyimledikleri hisleri tetikleyecek, ziyaretçileri içine çeken bir yerleştirme. Unutulmuş zamana bir yolculuk.” Yekhan Pınarlıgil
Malzeme ve işçiliğin değerine dikkat çekmeyi ve Türkiye’nin yeni nesil tasarımcılarını teşvik etmeyi amaçlayan “Future Heirlooms |Geleceğe Yadigâr” sergisi 30 Eylül’e kadar The Circle’da izleyicilerle buluşuyor.
Sergi; Amerikan Sertağaç İhracat Konseyi (AHEC), The Circle ve Yonga Mobilya’nın iş birliğiyle gerçekleştirilen “Geleceğe Yadigâr” programı kapsamında yapılan açık çağrı ile seçilen tasarımcıların Amerikan sert ağaçları ile geliştirdikleri zamansız tasarımlarından oluşuyor. Tom Dixon, Melkan Gürsel, Defne Koz, Seyhan Özdemir, Mehmet Ali Uysal’ın yer aldığı jürinin başvurular arasında yaptığı değerlendirme sonucunda oluşturduğu seçkide İstanbul, İzmir, Milano ve Hong Kong gibi farklı şehirlerden mimarlık, iç mimarlık ve tasarım alanlarında üretimler yapan 5’i bireysel, 1’i ekip, 1’i stüdyo olmak üzere 7 tasarım pratiği ve 9 tasarımcı yer alıyor.
Sürdürülebilirlik teması ile mevcut kullan-at kültürüne karşı tasarımcıların malzeme seçimlerine odaklanan program, geleceğin kısmen de olsa, yeni nesil tasarımcıların elinde olduğu gerçeğine vurguluyor. Yenilenebilir ve kolayca geri dönüştürülebilir bir malzeme olan ahşabı, Amerikan kırmızı meşesi, Amerikan akçaağacı ve Amerikan kirazı olmak üzere üç farklı sert ağaç türü üzerinden ele alıyor.
Açık çağrı ile başlayan “Geleceğe Yadigâr” programı kapsamında seçilen dokuz tasarımcının gelecek nesillere “yadigâr” olarak aktarılabilecek, sürdürülebilirlik, uzun ömürlülük ve kalite ölçütleri ekseninde sundukları tasarım önerileri jüri üyeleri ve projenin üretim partneri Yonga Mobilya ile birlikte geliştirildi. Ardından üretim süreci sonrasında Amerikan kırmızı meşesi, Amerikan akçaağacı ve Amerikan kirazı olmak üzere üç farklı ağaç türü kullanılarak hayata geçen farklı işlev ve ölçeklerde mobilya, obje ve heykel çalışmalarından oluşan bir seçki ortaya çıktı.
AHEC, The Circle ve Yonga Mobilya ortaklığında gerçekleşen Geleceğe Yadigâr projesi hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Aslı Eylem Kolbaş / Sanatçı & Mimar / Proje Adı: (Speculating) Dom Hans van der Laan’s (Irrational) Bench
Ayça Yılmaz / Endüstriyel Tasarımcı / Proje Adı: The Empath Door
Deniz Koldaş & Nazlı Mutlu / İç Mimar / Proje Adı: Blocked
Deniz Yenidoğan / Tasarımcı / Proje Adı: Pruva
Gürcan Bulut / Tasarımcı / Proje Adı: Teeter Board
Öykü Üner / Mimar / Proje Adı: Ogata
Studio Yellowdot, Dilara Kan & Bodin Hon / Tasarımcı / Proje Adı: Checkered
İtalyan filozof Roberto Esposito’nun kişi dispozitifi ve kişi olmayan fikri üzerine düşüncelerini önceki eserlerine göre geliştirdiği kitabı Kişiler ve Şeyler- Beden Bakış Açısından, Balkır Uysal’ın çevirisiyle Ketebe Yayınları’ndan çıktı.
Esposito, biyopolitika, bağışıklık kavramı ve bu kavramın toplumla/ortaklıkla kurucu ilişkisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınıyor. Bu kitabında ne bir kişi ne de bir şey olan bedenin, kişiler ve şeyler arasındaki dikotomiyi çözebilecek kişisel olmayan bir kategori olduğu savıyla felsefi, hukuki ve siyasi sözdağarımıza hâkim olan kavramların tarihini maharetle katediyor, içinde yaşadığımız çağda ortaya çıkan paradokslar için zihin açıcı çıkış yolları gösteriyor.
“Batı uygarlığı, başlangıcından bu yana, kişiler ile şeyler arasında katı bir ayrıma dayanmış, kişilerin şeyler üzerindeki araçsal egemenliği üzerine kurulmuştur. Yaşam dünyasını iki mıntıkaya ayıran bu karşıtlık; Antik Roma hukuku, Hristiyanlık, sonra da modernite boyunca devam ederek bugün mevcut küresel pazarda yerini almıştır ve giderek büyüyen çelişkiler üretmeye devam etmektedir. Bu açık ve gerekli bir ayrım gibi gözükse de hukuki, ekonomik, siyasi ve teknolojik uygulamalara göz atıldığında bakış açısının sürekli tersine döndüğüne şahit oluyoruz: Bazı kişi kategorileri şeylere asimile olurken bazı şey türleri de kişisel bir profil kazanmaktadır. Bir yandan, şeyler yalnızca kölece nesnelere değil, aynı zamanda tek kullanımlık metalara indirgenirken diğer yandan, şeylerin kişiliksizleştirilmesi süreci, kişilerin kişiliksizleştirilmesi süreciyle paralellik arz etmektedir; öyle ki gerçek kişiler ile kişi olmayanlar, neredeyse kişiler, geçici kişiler veya anti-kişiler olarak ilan edilenler arasındaki ayrımla tarihsel olarak yeniden üretilen farklı kişi tipolojileri ortaya çıkmıştır.”
Belçikalı indie pop grubu Oscar and the Wolf, Epifoni organizasyonu ile bu yıl ikincisi düzenlenecek Blind fest kapsamında 23 Eylül akşamı İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta sahne alacak.
European Border Breakers Awards 2016’da Entity albümü ile ödüle layık görülen, Music Industry Awards 2018’de (MIA’S) “Best Pop”, “Best Live Act” ve “Best Solo Man” dahil üç dalda ödül alan Oscar and The Wolf, son üç yılda iki albüm yayımladı. Oscar and The Wolf’tan önce sahneye; indie rock ve dream pop’un yerli sahnedeki sevilen ekiplerinden The Away Days, Türkçe alternatif/R&B sahnesinin yeni sesi Kardelen, Fulya ve Firuze Görmüşoğlu kardeşlerden oluşan The Sisters çıkacak.
Blind fest’in biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Borusan Contemporary, Mat Collishaw’un “Aritmi” başlıklı kişisel sergisi ve “Dijital Mitolojiler” başlıklı koleksiyon seçkisi ile yeni kültür sanat sezonunu karışılıyor.
90’li yılların sonundan bu yana sürdürdüğü sanat pratiğiyle, güncel sanata yön veren akımlar içerisinde anılan Britanyalı sanatçı Mat Collishaw, “Aritmi” sergisiyle, sanat, bilim ve tarih disiplinlerinin perspektifinden önermeleri, yapay zekâ teknolojileriyle bir araya getiriyor. Sanat ve bilim alanından iki önemli isim olan Albrecht Dürer ve Ernst Haeckel’ın çalışmalarını referans alan Collishaw, doğanın bozulmakta olan ritmini görselleştiriyor. Alice Sharp’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi, Dürer gibi Rönesans sanatçılarının dünyaya olan bakışımızı geliştirmek için önemli olduğuna inandıkları ampirik yöntem ve doğa gözlemi kavramlarını gündeme getiriyor. Collishaw da Dürer gibi yaklaşmakta olan felaketle ilgileniyor. Felsefe ve bilim tarihinden yola çıkarak doğayla bağ kurmak için kuramların yanı sıra duyuların ve hayal gücünün gerekliliğini vurgulayan sanatçı, sergide teknolojinin yardımıyla doğaya ve doğayla ilişkimize dair yeni görme yollarını araştırıyor.
Mat Collishaw yeni sergisi “Aritmi” hakkında şunları söylüyor: “İklim değişikliğinin gezegenin çehresini ve ekolojisini dramatik bir şekilde dönüştürdüğüne dair belirgin emareleri ve Borusan Contemporary’nin İstanbul Boğazı’nın kıyısındaki istisnai konumunu dikkate alan bir sergi oluşturmaya çalıştım. Dünyanın içine düştüğü vahamete ilişkin bilgi eksikliği bulunmuyor, ancak çözüm kısmında bir sorun olduğu aşikâr. ‘Aritmi’deki çalışmalarımda çözülmemiş bilmeceleri çağrıştıran bir dizi nakış sunacağım: rahatsız edici kayıtsızlığa karşı münferit ses, dijital/genetik kodun akıl almaz karmaşıklığı, dünyanın ekolojisini dengelemenin Sisifosvari külfeti ve nihayetinde insanın Herkül’ü andıran kibri. Bu sergide, içinde bulunduğumuz zor duruma ne yazık ki bir çözüm sunulmayacak, sadece içinde beceriksizce yönümüzü bulmaya çalıştığımız bilmecelerin yansıması parıldayacak.”
Necmi Sönmez küratörlüğünde, Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan bir seçki sunan “Dijital Mitolojiler” başlıklı sergide, koleksiyondan 61 yapıtı bir araya getiriyor. Yeni medya sanatının farklı üretim olanaklarıyla şekillenen deneysel yaklaşımlarını ön plana çıkaran sergi kapsamında daha önce sergilenmemiş dört yeni eser izleyicilerle buluşacak. Artık güncel yaşamın bir parçası olan “dijital tecrübeler”, 2000’li yıllardan itibaren yaratıcı sanatçılar için daha önce mümkün olmayan birçok araştırmanın kapılarını aralıyor. Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu bu tür araştırmalar üzerine yönelen karakteriyle dijital imge üretiminin altını çizdiği “yeni görselliğin” izini sürüyor. Sergi bu görselliğin gündeme getirdiği imgeleri karşılaştırmalara dayanan bir yaklaşımla ele alıyor. Yeni medya sanatı örneği olan neon heykeller, video yerleştirmeler ve manipüle edilmiş fotoğraflar, klasik üretim teknikleriyle şekillenmiş kolaj, tuval, kâğıt çalışmalarıyla bir araya geldiklerinde “hareketli imge” ile “duran imge” arasındaki farklılıklar, eşzamanlı olarak belirgin bir hâl alıyor.
“Aritmi” ve “Dijital Mitolojiler” sergilerini 18 Ağustos 2024 tarihine kadar Perili Köşk’te ziyaret edebilirsiniz.
Yapı Kredi Galeri’nin bu yaz başlattığı, İstiklal Caddesi’ne açılan ve portiko olarak adlandırılan bina girişinde gerçekleşen kamusal programı “Portiko Okumaları ve Performansları” sanatçı Eda Çekil ile 20 Eylül’de devam ediyor.
Her ay iki kez çarşamba günleri 18:00’de yapılan program, Çekil ile olan bölümü 20 Eylül Çarşamba günü Portiko’da düzenlenecek. Sokak ve bina, kamusal alan ve kurum arasındaki eşikten beslenen “Portiko Okumaları ve Performansları” sanat, bilim, felsefe, psikoloji, antropoloji, ekonomi ve siyaset teorileri, edebiyat, şiir gibi disiplinleri içeriyor. İki ayrı odağı olan program günümüz performans sanatından örnekleri sokakla buluştururken, bir yandan da sesli okumanın ve dikkatle dinlemenin ne anlama geldiğini sorguluyor.
Eda Çekil, sanatçı Mierle Laderman Ukeles’in 1969’da yazdığı Bakım Sanatı Manifestosu’na ithafen Sanat Dünyamız dergisinin 196. sayısında Görsel Notlar serisinde kendi bakım listesini ve notlarını paylaştı. Son olarak “Bakım Haritası” adlı sergisinde kadının ev içine hapsedilen, görünmez kılınan emeğini yansıtmaya odaklanan sanatçı, pratiğinde direniş ve dayanışmayı inceliyor, görünmez olanlara usulca ve sakin bir üslupla yaklaşıyor. Sanatçı Portiko’da Bakım Sanatı Manifestosu’na dair yorumlarını, kendi kısa metnini paylaşacak ve yine Portiko’da kısa bir söyleşide soruları yanıtlayacak.
Yapı Kredi Kültür Sanat’ın 1945’ten bu yana devam eden yayıncılık geleneğiyle ilişkilenen “Portiko Okumaları ve Performansları”, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitapların, cogito, kitap-lık ve Sanat Dünyamız dergilerinin içeriklerinin de yer aldığı çok disiplinli bir yol izliyor. Programın moderatörlüğünü Fisun Yalçınkaya, küratörlüğünü Didem Yazıcı, Burcu Çimen, Fisun Yalçınkaya üstleniyor. İstanbul’un çok dilli bir şehir olduğu göz önünde bulundurularak hazırlanan Portiko’da şehrin eski ya da yeni sakinlerinin izleyici olarak konuk edilmesi hedefleniyor. Portiko, Yapı Kredi Müze, Galeri, YKY Beyoğlu Kitabevi ziyaretçilerini ve caddenin kalabalığı arasındaki insanları gündelik koşuşturmaya kısa bir ara vermeye davet ediyor. Günde yüz binlerce kişinin geçtiği İstiklal Caddesi’nin hareketliliği ve öngörülemez dinamiği arasında sanata ve düşünceye daha çok alan açmaya çağıran bu program, bina mimarisi ve kamusal alanla ilişkiyi temel alıyor. Galeri ve müze dışındaki mekânları kullanan program, beden ve performans üzerinden farklı ses, dil ve düşünceleri bir araya getiriyor. Yapı Kredi Galeri ekibi tarafından hazırlanan program Tarabya Kültür Akademisi’nin iş birliği ile Almanya’dan İstanbul’a misafir sanatçı programıyla gelen kültür çalışanlarını da ağırlayacak.
1. ve 2. fotoğraf: Portiko, ©Koray Şentürk, YKKS için
3. fotoğraf: Eda Cekil, Portre Fotoğraf, ©Bora Ulutaş