
Yapı Kredi Galeri’nin bu yaz başlattığı, İstiklal Caddesi’ne açılan ve portiko olarak adlandırılan bina girişinde gerçekleşen kamusal programı “Portiko Okumaları ve Performansları” sanatçı Eda Çekil ile 20 Eylül’de devam ediyor.
Her ay iki kez çarşamba günleri 18:00’de yapılan program, Çekil ile olan bölümü 20 Eylül Çarşamba günü Portiko’da düzenlenecek. Sokak ve bina, kamusal alan ve kurum arasındaki eşikten beslenen “Portiko Okumaları ve Performansları” sanat, bilim, felsefe, psikoloji, antropoloji, ekonomi ve siyaset teorileri, edebiyat, şiir gibi disiplinleri içeriyor. İki ayrı odağı olan program günümüz performans sanatından örnekleri sokakla buluştururken, bir yandan da sesli okumanın ve dikkatle dinlemenin ne anlama geldiğini sorguluyor.
Eda Çekil, sanatçı Mierle Laderman Ukeles’in 1969’da yazdığı Bakım Sanatı Manifestosu’na ithafen Sanat Dünyamız dergisinin 196. sayısında Görsel Notlar serisinde kendi bakım listesini ve notlarını paylaştı. Son olarak “Bakım Haritası” adlı sergisinde kadının ev içine hapsedilen, görünmez kılınan emeğini yansıtmaya odaklanan sanatçı, pratiğinde direniş ve dayanışmayı inceliyor, görünmez olanlara usulca ve sakin bir üslupla yaklaşıyor. Sanatçı Portiko’da Bakım Sanatı Manifestosu’na dair yorumlarını, kendi kısa metnini paylaşacak ve yine Portiko’da kısa bir söyleşide soruları yanıtlayacak.
Yapı Kredi Kültür Sanat’ın 1945’ten bu yana devam eden yayıncılık geleneğiyle ilişkilenen “Portiko Okumaları ve Performansları”, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitapların, cogito, kitap-lık ve Sanat Dünyamız dergilerinin içeriklerinin de yer aldığı çok disiplinli bir yol izliyor. Programın moderatörlüğünü Fisun Yalçınkaya, küratörlüğünü Didem Yazıcı, Burcu Çimen, Fisun Yalçınkaya üstleniyor. İstanbul’un çok dilli bir şehir olduğu göz önünde bulundurularak hazırlanan Portiko’da şehrin eski ya da yeni sakinlerinin izleyici olarak konuk edilmesi hedefleniyor. Portiko, Yapı Kredi Müze, Galeri, YKY Beyoğlu Kitabevi ziyaretçilerini ve caddenin kalabalığı arasındaki insanları gündelik koşuşturmaya kısa bir ara vermeye davet ediyor. Günde yüz binlerce kişinin geçtiği İstiklal Caddesi’nin hareketliliği ve öngörülemez dinamiği arasında sanata ve düşünceye daha çok alan açmaya çağıran bu program, bina mimarisi ve kamusal alanla ilişkiyi temel alıyor. Galeri ve müze dışındaki mekânları kullanan program, beden ve performans üzerinden farklı ses, dil ve düşünceleri bir araya getiriyor. Yapı Kredi Galeri ekibi tarafından hazırlanan program Tarabya Kültür Akademisi’nin iş birliği ile Almanya’dan İstanbul’a misafir sanatçı programıyla gelen kültür çalışanlarını da ağırlayacak.
1. ve 2. fotoğraf: Portiko, ©Koray Şentürk, YKKS için
3. fotoğraf: Eda Cekil, Portre Fotoğraf, ©Bora Ulutaş
Avrupa sinemasının yükselen auteur’lerinden Mia Hansen-Løve’ın filmografisindeki uzun ve kısa filmler, 21 - 30 Eylül tarihleri arasında İstanbul Modern Sinema’da sinemaseverlerle buluşacak.
İstanbul Modern Sinema, Türk Tuborg’un katkılarıyla ve Fransız Kültür Merkezi iş birliğiyle Mia Hansen-Løve’ı konuk ediyor. Program kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra, 28 Eylül 18.00’de Hansen-Løve ile sinema salonunda çevrim içi ve canlı bir söyleşi gerçekleştirilecek. Yönetmenlik kariyerine 25 yaşındayken Her Şey Bağışlandı (2007) filmi ile başlayan Hansen-Løve, bu ilk filmden sonra yedi uzun metraj daha çekti. Program kapsamında Güzel Bir Sabah, Bergman Adası, Maya, Gelecek Günler, Eden, Elveda İlk Aşk, Çocuklarımın Babası, Her Şey Bağışlandı ve Saf Bir Ruh filmleri sinemaseverlerle buluşacak. Program hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Film Programı:
Güzel Bir Sabah, 2022
21 Eylül 2023, Perşembe Saat: 11.00
30 Eylül 2023, Cumartesi Saat: 17.00
Bergman Adası, 2021
23 Eylül 2023, Cumartesi Saat: 15.00
24 Eylül 2023, Pazar Saat: 13.00
Maya, 2018
28 Eylül 2023, Perşembe Saat: 11.00
30 Eylül 2023, Cumartesi Saat: 13.00
Gelecek Günler, 2016
21 Eylül 2023, Perşembe Saat: 15.00
23 Eylül 2023, Cumartesi Saat: 13.00
Eden, 2014
23 Eylül 2023, Cumartesi Saat: 17.00
28 Eylül 2023, Perşembe Saat: 15.00
Elveda İlk Aşk, 2011
21 Eylül 2023, Perşembe Saat: 17.00
24 Eylül 2023, Pazar Saat: 17.00
Çocuklarımın Babası, 2009
28 Eylül 2023, Perşembe Saat: 13.00
30 Eylül 2023, Cumartesi Saat: 15.00
Her Şey Bağışlandı, 2007
21 Eylül 2023, Perşembe Saat: 13.00
24 Eylül 2023, Pazar Saat: 15.00
Saf Bir Ruh, 2004
23 Eylül 2023, Cumartesi Saat: 17.00
28 Eylül 2023, Perşembe Saat: 15.00
Gazeteci, yazar, film eleştirmeni, sinema yazarı, radyocu Cüneyt Cebenoyan’ın Açık Radyo’da uzun süre yayımlanan “Erguvani İstimbot” programının kayıtlarından derlenen ve dostlarının katkılarıyla hazırlanan, programla aynı isimli kitap Doğan Kitap’tan çıktı.
Erguvani İstimbot, 3 Ağustos 2019’da yaşama veda eden Cüneyt Cebenoyan’ın doğum günü vesilesiyle yayımlandı ve kitabın telif geliri Bütün Çocuklar Bizim Derneği'ne, Cüneyt Cebenoyan Çocuk ve Sinema Buluşmaları’nda kullanılmak üzere bağışlanacak.
“Her şey Cüneyt Cebenoyan’ın, Altyazı dergisinin 150. özel sayısı için bugün izine rastlanamayan ama sessiz sinema oyunlarının vazgeçilmezi “Erguvani İstimbot” filmi hakkında “Oyunbaz” bir yazı kaleme almasıyla başlar. Sinemamızın sessiz klasiği “Erguvani İstimbot”un anlatıldığı bu yazıdan sonra Açık Radyo’da uzun haftalar sürecek bir sohbet dizisi başlar…
Erguvani İstimbot adlı bu radyo programında Cüneyt Cebenoyan ve konuğu, konuğun seçtiği bir film üzerine sohbet ederler. Film ve sohbetin bizi nereye götüreceğini önceden kestirmek zordur. Ufkun açık olduğu, konunun Osmanlı’da kölelikten bağlanma kuramına, ’68 olaylarından sanat ve politikaya uzanabildiği her programın yepyeni keşifler ve bambaşka konular vadettiği bir yolculuktur bu.
Program 2014-2016 yıllarında yolcularını her pazartesi günü radyoları aracılığıyla sefere çıkarır. Sanat ve akademi ve düşünce dünyasından kimler yer almaz ki bu seferlerde; Alberto Manguel, Cevat Çapan, Tayfun Pirselimoğlu, Ümit Ünal, Sami Şekeroğlu, Talat Parman, Onur Ünlü, Yankı Yazgan, Barış Pirhasan, Ercan Kesal, Mahmut Fazıl Coşkun, Zeynep Dadak, İskender Savaşır, Bülent Somay yalnızca birkaçı.
Şimdi Erguvani İstimbot’un tüm seferleri bir kitapta toplandı. Her şey Cüneyt’e yakışır bir şekilde imece usulü yapıldı. Dostları tarafından deşifre edilen programlar kızı Elif ve arkadaşı Sıla Tanilli’nin editörlüğü ile kitap haline getirildi. Dostları Tayfun Pirselimoğlu ve Ömer Madra’nın sunuşları, Ceren Oykut’un çizimiyle Doğan Kitap tarafından basıldı. Cebenoyan’ın anısını yaşatmak ve Erguvani İstimbot’un seyahatine herkesin katılabilmesi için…” (Tanıtım metninden)
7 - 14 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Reha Erdem’in son filmi Neandria Türkiye prömiyerini yaparken, 1988 yapımı ilk filmi A Ay ise restore edilmiş kopyasıyla ilk kez izleyiciyle buluşacak.
Dünya prömiyerini 39. Varşova Film Festivali’nde yapacak Neandria, Türkiye’de ilk kez Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gösterilecek. Bir antik kentin yakınlarındaki yoksul bir köyde, annesiyle birlikte yaşayan ve atletizm yarışlarına hazırlanan Suna adlı bir genç kadına odaklanan filmde, Deniz İlhan, Ahmet Rıfat Şungar, Bülent Emin Yarar, İnci Nur Daşdemir, Nihal Yalçın, Izzy, Nur Fettahoğlu, Serkan Keskin, Gizem Katmer, Ayşegül Kopartan ve Tanıl Bora rol alıyor. Köye yeni gelen İmam ile birlikte değişen hayatı izleyen film; yarışma, avlanma ve kazanma hırsıyla hastalanmış bir dünyada sıkışan gençlerin, özgürlüğü ve aşkı arayışlarını ve isyanlarını anlatıyor.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün destekleriyle restore edilen Reha Erdem’in ilk filmi A Ay, 35 yıl sonra ilk kez izleyici ile buluşacak. Geleneklere bağlı bir ailede halalarının gölgesinde yaşayan 11 yaşındaki Yekta’nın gerçeküstü dünyasını anlatan filmde, Yeşim Tozan, Gülsen Tuncer, Nurinisa Yıldırım ve Münir Özkul oynuyor. Farklı sinema diliyle sinemamızda özel bir dile sahip olan A Ay, Münir Özkul’un rol aldığı son sinema filmi olma özelliği taşıyor.
Reha Erdem, festival kapsamında A Ay’dan Neandria’ya uzanan 35 yıllık film yapım sürecini aktaracağı bir söyleşi yapacak.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in başkanlığını yaptığı 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin idari direktörlüğünü Av. Cansel Tuncer, yönetmenliğini Dr. Ahmet Boyacıoğlu üstlenirken, sanat yönetmenliğini Başak Emre, Antalya Film Forum direktörlüğünü ise Armağan Lale ve Pınar Evrenosoğlu yürütüyor. Antalya Altın Portakal Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Galeri Bosfor, Barış Göktürk’ün “Scanner/Tarayan” başlıklı kişisel sergisi 21 Eylül - 28 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
İstanbul’da 10 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği kişisel sergisinde Barış Göktürk, dijitalin tarayıcı ışığından yola çıkarak tarama-arama fikrini resim ve heykel üzerinden ele alıyor. Sanatçının sanat pratiği, iktidarın belirlediği ve biçimlediği beden ile bireyin bedeni arasındaki çok katmanlı ilişkiye odaklanıyor. Bir yönüyle politik bir tetikleyicisi olan bu sanatsal üretim, sanatçının malzeme ve kullanım biçiminin olanaklarını zorlayarak kurduğu yeni dille, direkt okunması güç ama derinlikli bir ifade buluyor. Göktürk, iktidar paradigmalarının içinde ya da karşısında var olan güncel ve tarihsel olaylara ya da bireylere dair belgeleri çizim, resim, heykel ve enstalasyonlarla yeniden kuruyor.
Güç odaklı, devlet - şirket merkezli bir taramanın, resme ve resimsel beden anlayışına iz düşümü niteliğindeki “Scanner/Tarayan” sergisi, Göktürk’ün insanın varlığının ve kapasitesinin otorite tarafından maksimumda zorlandığı bir dünya zamanına düştüğü bir not olarak izleyici karşısına çıkıyor. Sınırlanan bedeni, dijitalin ışığıyla ve dikey şeritlerle sıkıştırdığı resimlerinde hem resim hem de beden merkeziyetini kaybederken heykellerle ayaklar bu merkezi arıyor. Tarayıcı cihazın dikey ışıklarla tarama yöntemi, resimlerde doğrudan fark edilebilir bir yapı kurarken, ayaklar da kendisine bir yer ve hareket yönü bulma çabası ile mekânı tarıyor. Coğrafi, ekonomik ve sosyal mecburiyetler içinde baskı altındaki insanların arayışları, “taramaları”, onların mecburi ve tekinsiz yolculukları ayaklarla sergi alanına dağılırken resimler, duvarlarda sınırı belirliyor.
Barış Göktürk, sergisi hakkında şunları söylüyor: “Resimlerde ve heykellerde bedene ve ışığa olan atıf hem politik hem de biçimsel. Bu biçimselliğin bir tezahürü de resimsellik ve sanat tarihi üzerinden. Serginin tümünü baskı altında yeniden şekillenen bir anatomi olarak düşünüyorum. Vücudumuzun coğrafya, ekoloji ve teknolojiye uyum sağlamakla ona başkaldırmak arasında kaldığı, hatta paralize olduğu, zamanın daraldığı, oldukça şizofrenik bir dönemden geçiyoruz.”
Helen Garner’ın öykülerinde özleyen, kavga eden, mektup yazan, dertleşen, kuşak çatışması yaşayan insanları kaleme aldığı kitabı Benim Katı Yüreğim, Darmin Hadzibegoviç’in çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Bu öykülerin konukları yaşlanmış anne babasını ziyarete gelen bir genç kadın, meraklı bir kız çocuğu, uzun yıllar boyunca görüşmemiş iki eski dost, hayal kırıklığıyla evine dönen bir kadın, evden eve sürüklenen bir müzisyen ve dahası. Garner’ın az sayıdaki ama ustaca fırça darbeleriyle yarattığı ve empatiyle yaklaştığı bu karakterlerin hayatına bir noktadan, bir olayın tam ortasından giriyor ve seçilmiş sıradan anların, içsel çatışmaların canlandırıldığı küçük sahneleri izledikten sonra da çıkıyor.
“Garner’ın öykülerinde kartpostalları andıran bir şeyler var: Özenle kaydedilmiş görüntüler, gösterilmeyen daha sert gerçeklikleri akla getirerek bir anlığına gözümüzün önünde çakıveriyorlar.” - New York Times
Beykoz Kundura’nın arşiv ve araştırma merkezi Kundura Hafıza’nın yeni sezonu atölyeler ve sergi turları ile başlıyor.
Beykoz Kundura’nın 1800'lere uzanan tarihi ve zengin sosyal yaşamının hafızasını tutmak ve zenginleştirip yaşatmak amacıyla çalışmalar yürüten derneğin Öğrenme Programı, çocuk ve yetişkin atölyeleri ile Fabrika emektarlarının eşliğinde düzenlenecek sergi turlarını katılımcılarla buluşturacak. Sümerbank Deri ve Kundura Sanayi Müessesesi’nin tarihinden ve üretim sürecinden yola çıkarak tasarlanan Kundura Hafıza Öğrenme Programı, 24 Eylül’de “Kundura’nın Bitki Haritası” ile başlayacak ve “Rengarenk Kağıtlarım”, “Gülümseyin, Çekiyorum!”, “İzlediğim İlk Film: Hafıza Afişim” gibi çocuk atölyeleriyle devam edecek. Programın bu yıl ilk kez yetişkinlerin de katılabileceği “Bir Zamanlar Kundura’da: Geçmişin Ayak İzleri” başlıklı atölyesi Fabrika’daki geçmiş hayatı interaktif yöntemlerle canlandırma ve deneyimleme fırsatı sunuyor. Atölyelerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Kundura Hafıza Arşiv ve Araştırma’nın yeni sezonunda ayrıca, Fabrika emeklilerinin rehberliğinde sergi turları da düzenlenecek. İlki 24 Eylül Pazar günü saat 15.30’da ücretsiz gerçekleşecek tura katılanlar, “Kundura’nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya” sergisini geçmişin yaşayan tanıkları eşliğinde gezecek ve Fabrika tarihinden merak ettiklerini de yaşayan hafızalara sorup öğrenme fırsatı bulacaklar. Binlerce işçi, memur ve ailelerinin “birbirine bağlı olma” hâlinden ilham alınarak 2021 Haziran’ında açılan ve güncellenerek devam eden “Kundura’nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya” sergisi; gündelik hayat ile üretim faaliyetinin iç içe geçtiği Fabrika’da yaşananları seçili arşiv materyalleri ve sözlü tarih anlatılarıyla gözler önüne seriyor. 24 Eylül Pazar günü saat 15.30’da gerçekleşecek tura buradaki formu doldurarak katılabilirsiniz.
Beykoz Kundura hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Salt’ın, Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında hazırladığı program dizisi 19 Eylül Salı günü gerçekleşecek sosyolog Didem Danış’ın Türkiye’de nüfusun seyrini odağına alan konuşmasıyla ile devam edecek.
Salt’ın Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye’nin tarihini ve toplumsal dönüşümleri yansıtan yerel örneklere odaklanan program dizisi kapsamında Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Didem Danış, 19 Eylül Salı günü saat 18.30’da Salt Galata, Atölye II-III’te “Türkiye’de Nüfusun Seyri: Değişen Toplumun İzinde” başlıklı bir konuşma gerçekleştirecek. Türkiye nüfusunun yapısı ve seyrini odağına alan konuşmada, modernleşme ve kentleşme başta olmak üzere toplumsal dönüşümlere paralel olarak değişen demografinin dinamikleri ele alınacak. Bir toplumu anlamanın temel ögelerinden biri olarak mevcut yapı ve muhtemel geleceğe yönelik önemli bulgular sunan nüfus değişimi değerlendirilirken, Türkiye’deki farklı nüfus politikalarının izi sürülecek. Doğurganlık, ölüm ve göç verilerindeki güncel değişimlerin yanı sıra nüfus yapısı ve özelliklerini etkilemeye yönelik politikalar üzerine konuşulacak.
Farklı alanlardan akademisyen ve araştırmacıların katkılarıyla hazırlanan program kapsamında Salt’ın sanat, mimarlık, tasarım, kent, toplum ve ekonomi alanlarında erişime sunduğu arşivler üzerinden kurgulanan sergi projeleri, konuşmalar ve film gösterimleri katılımcılarla buluşuyor. 2023 yılı boyunca devam edecek programlar ile sanat tarihi yazımından sanat eğitiminin geçirdiği dönüşümlere, Maârif Vekâleti (bugünkü adıyla Millî Eğitim Bakanlığı) öğretmenlerinden mimarlık fakültelerindeki eğitim ortamına, Türkiye’nin yüzyıllık toplumsal ve kültürel birikimi değerlendirmeye açılıyor. Tarih yazımı, öğretim ve eğitimin toplumdaki dönüştürücü rolü gibi konuların çok yönlü ve disiplinlerarası bakış açılarıyla ele alındığı programlara, ayrıca Salt Blog’da yayımlanacak bir yazı dizisi eşlik edecek. Program hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Çocuk, genç, kadın ve erkeklerden oluşan geniş bir ailenin fotoğrafı Salt Araştırma, İstanbul Haneleri Arşivi
2. Ulus gazetesinden 29 Ekim 1960 tarihli bir kupür Salt Araştırma, Feridun Fazıl Tülbentçi Arşivi
3. Türkiye'nin 1935 Genel Nüfus Sayımı sonucuna göre nüfus yoğunluğu haritası Salt Araştırma, Harita Arşivi
Vildan Yarlıgaş’ın Osmanlı devletinin ilk müzesi olan Müze-i Hümayun’dan başlayarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne Türkiye’de modern konservasyon-restorasyon anlayışının gelişimini hiç yayımlanmamış belgelerle anlattığı çalışması Kimyahane, Alfa Yayınları’ndan çıktı.
“Müze-i Hümayûn’dan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne Türkiye’de Kültür Varlıkları Konservasyonunun Başlangıç Öyküsü” alt başlığını taşıyan kitapta, arkeolojik kazılardan çıkarılan ve müzelerde sergilenen taşınabilir kültür varlıklarının restorasyon tarihi ilk kez ele alınıyor.
Yarlıgaş, Osmanlı devletinin ilk müzesi olan Müze-i Hümayun’dan başlayarak müze objelerinin kimler tarafından, hangi mekânlarda ve yöntemlerle onarıldığını kronolojik olarak aktarmaktadır. Elinizdeki kitap, 1936 yılında İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesinde kurulan ve Türkiye’nin ilk konservasyon laboratuvarı olma unvanını taşıyan Kimyahane’yi odak noktasına alarak Türkiye’de modern konservasyon-restorasyon anlayışının gelişimini okura akıcı bir dille ve daha önce hiç yayımlanmamış belgelerle sunmaktadır.
Ayça Güçlüten’in romanından uyarlanan Disko Topu oyunu, 30 Eylül’de Kadıköy Boa Sahne’de prömiyer yapacak.
Ayça Güçlüten’in 2018’de İthaki Yayınları’ndan çıkan romanı Disko Topu, Lemur Company yapımcılığında sahneye taşınıyor. Yönetmenliğini Emre Saka’nın üstlendiği oyunda Nihan Doğa rol alıyor. Disko Topu, 30 Eylül’de Kadıköy Boa Sahne’deki prömiyerinin ardından 7 Ekim’de ve 17 Kasım’da Taksim Ara Sahne’de, 21 Ekim’de Bakırköy House of Performance’da, 31 Ekim’de Kadıköy Boa Sahne’de sahnelenecek.
Yönetmen Emre Saka oyun hakkında şunları söyledi: “Öncelikle böyle güzel bir ekiple bu oyunu çıkarmak büyük bir mutluluk. Künyesini okuyun mutlaka. Disko Topu söylemi güçlü ve alt katmanlarında her seferinde yeni anlamlar keşfedebildiğim bir hikâye ve tiyatro metni. Oyunu kurarken oyuncu kişisiyle yola çıkarak, basit olanda kalmak gerektiğine kanaat getirdik. Psikolojik derinliklerinde kaybolurken kendimizi bulduk içeride, belki de yüzleştik ya da zorlandık. Fakat nihayetinde ortaya çıkan içimize sinen oldu. İzleyecek olanların kendi iç dünyalarında nasıl bir etkileşim yaşayacakları benim için heyecan verici olacak. Kolektif bilinçte güzel temasların olması umuduyla. İyi seyirler...”
Oyuncu Nihan Doğa ise Disko Topu’ndaki rolünü ve yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı: “Disko Topu okuduğum ilk andan itibaren beni izahı zor bir güçle içine çekmişti. Öyle büyülenmiştim ki; yaşadığım duygunun yoğunluğu içinde neden böyle hissettiğimi anlamak bile zordu. Uzun süre bu metni oynamak istememin sebebini açıklayamadım. Bunu anlamak için metin ile çok zaman geçirmem, çok derinleşmem gerekti. Disko Topu bir kadın üzerinden ‘gerçek’ dediğimiz tüm sistemin çatlaklarını anlatan, insanı sarsarak uyandırmaya çalışan bir metin. İyi ki beni buldu ve ben de O'nu...”
Disko Topu oyunun 30 Eylül’de Kadıköy Boa Sahne’de gerçekleşecek gösteriminin biletlerine buradan ulaşabilir, daha sonraki gösterimlerini buradan takip edebilirsiniz.
Künye:
Yönetmen: Emre Saka
Oyuncu: Nihan Doğa
Yazan: Ayça Güçlüten
Dramaturji: Dilek Tekintaş
Müzik tasarım: Orhan Enes Kuzu
Işık tasarım: Ataberk Öğe
Mapping ve Görsel Tasarım: R. Onur Duru
Sahne ve kostüm tasarım: Efe Arslan
Asistanlar: Anıl Yıldırım, Doğancan Yay, Hande Bektaş
Afiş fotoğrafı: Barış Karasapan / Stüdyo 1984
Afiş tasarım: Şebnem Akgöl Kara
Prova fotoğrafları: Serkan Işın
Prova mekânı: Dan Kadıköy
Yapım: Lemur Company