
2017 senesinden bu yana düzenlenen doğa konseptli festival serisi “Greenify”, bu sene Epifoni organizasyonu ile 13 Eylül’de KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek.
Doğa dostu festival “Greenify”, güncel müziğin dünyadaki en önemli topluluklarından The Cinematic Orchestra, kalıplara sığamayan deneysel indie müzik grubu No Clear Mind ve post-rock, elektronika tarzı ve akıldan çıkmayan sinematik melodileriyle Electric Litany’yi müzikseverlerle buluşturacak.
Eserleri Grey’s Anatomy, Criminal Minds ve Ugly Betty gibi pek çok dizide kullanılan The Cinematic Orchestra ekibinde yer alan müzisyenler gerçek birer virtüöz oldukları için stüdyoda kaydedilen bestelerini büyüleyici ve hipnotize edici canlı performanslarla sergiliyorlar. Grup ayrıca müzik tarihinin yazıldığı yer olarak addedilen The Royal Albert Hall sahnesinde ve Sonar, Fuji Rock, Montreux Jazz Festival, Big Chill gibi dünyanın önemli festivallerinde önde gelen grup olarak sahne aldı ve bu zamana kadar yüzlerce sanatçıya ilham oldu.
Festivalde ayrıca; Yunanistan’ın kalıplara sığamayan deneysel indie müzik grubu No Clear Mind ve post-rock, elektronika, sinematik melodiler ve akıldan çıkmayan kompozisyonların yenilikçi füzyonuyla tanınan Londra merkezli Electric Litany sahne alacak. Nihilist, bilinç akışına yol açan tınılarıyla ünlenen ve ülkemizde de fanatik bir takipçi kitlesine sahip olan, daha önceki konserlerinin biletleri günler önce tükenen No Clear Mind, huzur verici melodileri ile müzikseverlerle buluşacak. Müzik sahnesine 2010 yılında ilk albümleri How to Be a Child and Win the War ile giriş yapan Electric Litany, Interpol’ün de destek verdiği bir Avrupa turnesine çıkarak büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Electric Litany, 2020 yılında Demeter International Film Festival’inde “Refugee” ve “Sealight” şarkıları ile en iyi Müzik Videosu ödülünü aldı.
13 Eylül’de KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek “Greenify” biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Canan Yücel Pekiçten’in “Bir Yer Var” sergisi kapsamında Şubat 2024’te prömiyerini gerçekleştirdiği Yansıyan Senfoni isimli mekâna özgü dans performansı, 11 ve 25 Mayıs’ta Hara’da sanatseverlerle buluşacak.
İç mekânda dış mekân hissinin kurgulanmasını ve güvenli alan fikrinin bedenle bağlantısını araştıran bir çağdaş dans performansı olan Yansıyan Senfoni, iki özel gösterimle Mayıs’ta yeniden izleyici karşısına çıkacak. Konsept ve koreografiyi Canan Yücel Pekiçten’in gerçekleştirdiği Yansıyan Senfoni’de, dans Canan Yücel Pekiçten ve Suzan Alev’e, ses tasarım ve müzik Sair Sinan Kestelli’ye ve ışık tasarımı Utku Kara’ya ait.
11 ve 25 Mayıs saat 20:30’da Hara’da sahnelenecek Yansıyan Senfoni performansının biletlerine buradan ulaşabilirsiniz. Performanstan önce saat 19:30’da Hacıosman metro durağından Hara’ya servis kalkacak.
Yansıyan Senfoni
Konsept ve Koreografi: Canan Yücel Pekiçten
Dans: Canan Yücel Pekiçten, Suzan Alev
Ses Tasarımı ve Müzik: Sair Sinan Kestelli
Işık Tasarımı: Utku Kara
Adres: Hara, Uskumruköy, Salih Paşa Cd. No:107, 34450 Sarıyer/İstanbul
Fotoğraf: Volkan Aykaç
Murat S. Dural’ın novela serisi “Arkhe Üçlemesi”nin yeni kitabı Replikalar Çölü, Epona Kitap ve Lektör etiketiyle yayımlandı.
Bilimkurgu, fantazya ve korku edebiyatı yazarı Dural, “Arkhe Üçlemesi”ne geçtiğimiz aylarda Basübadelmevt ile başlamıştı. Seri; Replikalar Çölü’nün ardından Lamia ile devam edecek. Replikalar Çölü, gerçek ile serabın, hakikat ile replikanın iç içe girdiği gizemli bir maceraya, gizemlerin coğrafyasına davet ediyor. Farklı kurgu teknikleriyle, kelime tercihleriyle, fantastik ya da bilimkurgu karakterleriyle karşılıyor okurunu.
“İmkânsız bir görevin peşinde, zamana karşı keşif mücadelesi veren bir grup arkeolog, sonsuz zenginliğin içinde sahici bir geçmişten mahrum kalmış bir ülke ve ülkesine bir geçmiş bulmaya ant içmiş Emir, bir de tabi çölün varlıkları... Ayrıca ansızın Kraliçe Elizabeth’le el sıkışabilir, birden önemli bir futbol karşılaşmasının yapılacağı stada inşaat hâlindeyken düşebilirsiniz. Kendinize dikkat edin.”
“Fırtınaya bak Maya, bak alt dudağı ben üst dudağı ben. Sakallarım salınıyor bulutlardan yere kadar. Görüyor musun?”
Yüzdeyüz Müzik katkıları ve URU organizasyonuyla düzenlenen, 11 Mayıs’ta KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek “Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul’da Bahar” festivalinde Acid Pauli, Lalalar, Ayyuka, Kabus Kerim ve Discolog sahne alacak.
Bu yıl üçüncü kez gerçekleşecek “Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul’da Bahar” kapsamında Martin Gretschmann’ın elektro-pop projesi Acid Pauli, saykodelik, maceracı ve müzikalitesi yüksek ritimleriyle müzikseverlerle buluşacak. Festivalde ayrıca, Anadolu ezgileri ve 70’lerin arabesk ruhunu, fütüristik ve saykodelik sound’larında harmanlayan Lalalar; retro çılgınlığına yakalanmadan, Türkiye psikedelik müziğini kendi sesleriyle yeniden birleştiren Ayyuka grubu; Türkiye’deki hip-hop müziğin öncü gruplarından Karakan’ın önemli parçalarından biri olan Kabus Kerim de psychedelic Türkçe edit’lerden funk ve hip hop’a uzanan meşhur setlerinden biriyle sahne alacak. Festivalin açılışını ise dans müziğinin en iyilerini bir araya getiren hareketli DJ setiyle, Discolog yapacak.
11 Mayıs’ta KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek “Yüzdeyüz Müzik Sunar: İstanbul’da Bahar”ın biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Martch Art Project, Meltem Sarıkaya’nın “İki Dudağın Dediği Olur” başlıklı kişisel sergisine 18 Mayıs’a kadar Pera lokasyonunda, Cenk Düzyol’un “Karamsarlara Müjde” başlıklı kişisel sergisine ise 25 Mayıs’a kadar Martch Piyalepaşa’da ev sahipliği yapıyor.
“İki Dudağın Dediği Olur argo sözlüğünde özellikle kadınların kullandığı bir deyim olup sevilen kadının erkeğe istediğini yaptıracağını anlatmak için kullanılır. İki dudak ifadesi, kadının sözlerinin baskınlığını vurguladığı gibi, cinsel bir çağrışım da taşır. Sarıkaya’nın pratiğinde öne çıkan karikatürize anlayış, kimi zaman söz öbekleri hâlinde yerleştirmelerin içinde kimi zaman da resim kompozisyonlarında karşımıza çıkar.”
Melis Golar’ın “İki Dudağın Dediği Olur” sergisi için kaleme aldığı sergi metninden alıntı.
“...Karamsarlara Müjde Cenk Düzyol’un sanat pratiğinin, zamanda sürekli olarak farklılaşarak, değişime uğrayıp günümüze kadar ulaşan, farklı tecrübelerle şekillendirdiği, bilindik hikâyelerini şahsına münhasır bir üslupla ele aldığı resimlerine odaklanır.
İzleyiciyi her şeyi söylemenin mümkün olduğu bir evrene dahil eder. Uzlaşılmış sosyal kabullerin sınırlarında bulunan, toplumsal eşitsizlikleri yeniden üreten ya da onları yıkmayı hedefleyen bir mizahın içinde bulunan izleyici, kendi mizanseninin de yaratıcısı olur.”
Ömer Uğurluoğlu’nun “Karamsarlara Müjde” sergisi için kaleme aldığı sergi metninden alıntı.
Künye:
1-2. Meltem Sarıkaya “İki Dudağın Dediği Olur”
3-4. Cenk Düzyol “Karamsarlara Müjde”
Bu yıl 7-13 Haziran tarihleri arasında on ikinci kez gerçekleşecek Engelsiz Filmler Festivali, Danimarkalı sinemacı Jørgen Leth’in beş spor belgeselinden oluşan bir seçkiyi sinemaseverlerle buluşturacak.
Festivalin sinema tarihine iz bırakan sinemacılara odaklanan “Parmak İzi” bölümünde bu yıl Danimarkalı yönetmen, şair, gazeteci, bisiklet ve caz müzik yorumcusu Jørgen Leth’in filmleri yer alacak. Yönetmenlik kariyeri 1963 yılında başlayan Leth’in, farklı tür ve temalarda 47 filmlik bir filmografisi bulunuyor. Önümüzdeki aylarda 87. yaşını kutlamaya hazırlanan yönetmenin; Cehennemde Bir Pazar (A Sunday in Hell), Yıldızlar ve Su Taşıyıcıları (The Stars and The Water Carriers), Pelota, Hareket Filmi (Motion Picture) ve Çin Masa Tenisi (Chinese Ping-Pong) isimli spor belgeselleri festivalde izleyici karşısına çıkacak.
Ayrıca festivalin “Çocuklar İçin” seçkisi ve Stop Motion Animasyon Atölyesi çocuk izleyicileri hem film izlemeye hem de bir arada üretime davet ediyor. Seçkide; Endre Lund Eriksen ve Daniel Damm’ın Ev Ofis, Lena von Döhren ve Eva Rust’un Gölet, Janice Nadeau’nun Harvey, Jan Mika’nın Kaz, Anne-Sophie Gousset ve Clément Céard’ın Kız Kardeşler Arasında, An Vrombaut’un Saklambaç, Bram Algoed’un Sandıkta Ne Var? filmlerine yer verilecek.
Engelsiz Filmler Festivali, 7-13 Haziran tarihleri arasında Ankara’da Paribu Cineverse ANKAmall ve Goethe Institut salonlarında izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Türk Tuborg ana sponsorluğunda gerçekleşecek Festival’in destekçileri arasında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Danimarka Büyükelçiliği ve Norveç Büyükelçiliği bulunuyor. Programında yer verdiği tüm filmleri sesli betimleme ve ayrıntılı altyazı ile sinemaseverlerle buluşturan Engelsiz Filmler Festivali, tüm etkinliklerini de erişilebilir olarak gerçekleştiriyor. Festival hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Zilberman, küratörlüğünü Nazlı Yayla’nın üstlendiği “Ev başladığın yerdir” başlıklı sergiyi 20 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Adını T. S. Eliot’ın Dört Kuartet şiirinin bir dizesinden alan “Ev başladığın yerdir” sergisi, Hera Büyüktaşcıyan, Guido Casaretto ve Lucia Tallová’nın yapıtlarını bir araya getiriyor. Ev kavramına dair çok katmanlı anlamları ve yansımayı araştıran sergi, ev ve hikâye anlatıcılığı kavramlarına bellek, kimlik ve ev içinde filizlenen kişisel ve kolektif tarihlerin ilişkisi üzerinden odaklanıyor. Bir kavram olarak ev fiziki varoluşunun ötesine uzanıyor; kimlik, köken, sığınma, aidiyet ve topluluk fikirlerinin özünü temsil ediyor. Dünyada meşgul ettiğimiz yeri kavramak için adeta bir anahtar niteliği görerek ev fikri, varoluşun devamlı olarak değişen ve dönüşen iklimlerinin arasında bir devamlılık hissi sunuyor. Aidiyet ve zamanın geçişine dair karmaşık durumları yansıtan anlatılar örerek sergi, ev ve zaman içindeki dönüşümü bağlamında belleğin kendine has incelikli dünyasını yeniden değerlendiriyor.
“Hepimizin başlangıç noktasıdır ev. Veyahut ‘Ev başladığın yerdir.’
Bazen durum böyledir. Ancak bazense kendimizi, bize zemin sağlayacak bir kara parçası dahi görünürde yokken, olayların tam ortasından başlarken buluruz. Bazen eve dair hikâyenin en sonundan, bazense şanslıysak, her iki ucundan başlayan öyküler dinleriz. Diğer zamanlardaysa hikâyeler anlatılmamış kalıverir ya da her anlatılageldiğinde özüne dair birkaç parçasını yitirir. Ancak istisnasız her seferinde geri dönmeye özlem duyduğumuz evin ta kendisidir-anlatının ya da bir gece yarısının tam ortasında evden başlamayı, gözlerimizi orada açmayı dileriz.”
Künye: Guido Casaretto, Your Well-Traveled Uncle, 2024 (detay - detail)
İBB Kültür Dairesi Başkanlığı (İBB Kültür) İstanbul Kültür Envanteri çalışmalarının ilki olan İstanbul Tiyatro Sahneleri çalışmasını yayımladı.
Bu envanter ile şehirdeki tiyatro sahnelerinin görünürlüğünü ve erişilebilirliğini artırmak amaçlanıyor. Çalışmanın ilerleyen sürecinde, tiyatro sahnelerini daha görünür kılmak için haritanın dijitalleşmesi başta olmak üzere pek çok çalışma planlanıyor.
Özel tiyatrolar, Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları ve İBB Kültür Merkezi sahnelerini içeren haritaya buradan ulaşabilirsiniz. Tiyatro sahnelerinin envantere eklenmesi için bu formu doldurabilirsiniz. Konuyla ilgili soru ve öneriler için ise kulturenvanteri@ibb.gov.tr mail adresi üzerinden İBB Kültür ile iletişime geçebilirsiniz.
Pera Müzesi, Türkiye-Japonya ilişkilerinin 100. yılı kapsamında, keman sanatçısı Mina Aoki-Girardelli ve piyanist Çağdaş Özkan’ın “Beethoven’dan Prokofiev’e: Müzikal Bir Yolculuk” başlıklı konserine 4 Mayıs’ta ev sahipliği yapacak.
Keman virtüözü Boris Belkin'in öğrencisi olan Mina Aoki-Girardelli’nin, piyanist Çağdaş Özkan ile birlikte vereceği “Beethoven’dan Prokofiev’e: Müzikal Bir Yolculuk” başlıklı konser, Pera Müzesi’nde izleyicilerle buluşan “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisinin yer aldığı katta gerçekleştirilecek. Konserde, klasik müziğin devi Beethoven’dan Sarasate’nin virtüözitesine, Kreisler’in esprili salon minyatürlerinden Prokofiev’in gerçeküstü dünyasına kadar, farklı çağlardan başyapıtları müzikseverlerin beğenisine sunulacak.
Pera Müzesi, 2009’dan bu yana Akira Kurosawa, Japonya Medya Sanatları Festivali, Ikuo Hirayama sergilerine ve Japon kültürüne dair farklı etkinliklere ev sahipliği yaptı. İstanbul Araştırmaları Enstitüsü ise “2010 Türkiye’de Japonya Yılı” kapsamında Hilal ve Güneş: İstanbul’da Üç Japon sergisini sanatseverlerle buluşturdu.
“Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar” sergisinin bulunduğu katta gerçekleşecek konser, müze bileti ile izlenebilir.
The Circle tarafından “Masa Sergileri” kapsamında hayata geçirilen, Selçuk Avcı’nın son on iki aylık çalışma ve yaratım süreçlerinin arka planına ışık tutan “İlkeler, Takıntılar, Arzular” sergisi, 12 Mayıs’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Alanında önemli eserler üretmiş mimar, mühendis ve davetli tasarımcıların güncel çalışmalarını izleyiciyle bir araya getiren “Masa Sergileri” ile bir anlamda mimarların stüdyo kapıları aralanıyor ve yaratım süreçlerinin ardındaki detaylar ve gerçekler ortaya çıkarılıyor. Böylece mimarların çalışmaları, bu kez farklı bir biçimde, önceden tasarlanmadan, hazırlık yapılmadan izleyiciyle buluşuyor.
“İlkeler, Takıntılar, Arzular” sergisi, Selçuk Avcı’nın çalışma sürecini tanımlayan üç kelime ile yapılandırıldı. Bunların ilki, mimar olarak aldığı eğitim ve öğretim geçmişinden, çalışmalarını yönlendiren ilkelerden türetildi; bağlama, programa ve bu programın hedeflediği topluluğa sezgisel bir yanıt vererek şekillenen rasyonel bir analiz fikri. İlke kavramının temelinde ise, Avcı'nın en başından beri sahip olduğu bir tür takıntı yatıyor; binayı ya da yapılı çevreyi, ekolojisi ile etkileşim hâlinde olan ve mümkün olduğunca çevreye aldığından daha fazlasını vererek bir denge oluşturmayı amaçlayan canlı bir organizma olarak görme fikri. Son olarak, Avcı'nın mimari yaklaşımında kişiliğini ve karakterini yönlendiren, ona şekil veren dizginlenemez arzulara, ihtiyaçlara ışık tutuluyor.
Sergi dizisi, Ömer Selçuk Baz ve Ahmet Topbaş sergileri ile devam edecek. “Masa Sergileri” hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Adres: The Circle, Tercüman Çıkmazı, No 16/1, Beyoğlu, İstanbul