25 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2015

Yazar Kasadan Sevgilerle...

Bence dahiler için yazıyorum zaten, niye vazgeçeyim ki! Çok mutluyum yazdığım yaş grubundan. O kadar doğallar ve o kadar potansiyel vaat ediyorlar ki... Ancak onlar sayesinde insanlıktan ümidimi yitirmiyorum.

Okul öncesi çağdaki çocuklar için hayal gücünde kısmadan ve inatla hikâyeler anlatan, genç kuşak çocuk edebiyatçılarından Sara Şahinkanat ile Aslı Tohumcu söyleşti.

Yazar Kasadan Sevgilerle...

Ne yalan söyleyeyim, resimli çocuk kitaplarına (hani şu sert kapaklı, okul öncesi çağındaki çocuklara yönelik kitaplarına) bayılıyorum. Evvelden beri severdim de, çocuk sahibi olunca resimli kitapların hakkını daha çok vermeye başladım diyebilirim. Çünkü ancak bir çocukla okuduğumda; bu kitapların, çocukların hayal dünyasını renklendirmekle kalmadığını, dünyaya bakışlarını da ciddi şekilde etkilediğini tecrübe ettim. Ne korkularının üstesinden geldi Tomris resimli kitaplarla, ben kızım hakkında ne harikalar öğrendim aynı sayede.

Sara Şahinkanat, kızımla en sevdiğimiz yerli yazarlardan. ‘Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor’la başladık Sara Şahinkanat okumaya, sonra ver elini ‘Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kızdan?’, ‘Üç Kedi Bir Dilek’ ve ‘Annemin Çantası’!... Derken Sara Şahinkanat’ın Arslan Sayman’la birlikte yazdığı ‘Mevsimlere Güzelleme’ ve Feridun Oral’la ortak çalışması ‘Maymun Kral’ın sayfalarını eskittik. ‘Beyoğlu Macerası’ az daha büyük çocuklara hitap ettiği için şimdilik tek başına sürüyorum keyfini.

Hal böyle olunca, kızımla büyük aşkımız Sara Şahinkanat’ın kapısını çalmamız şart oldu.

Resimli kitaplarınla tanınan, hayli de iyi tanınan bir yazarsın... Kaç kitap etti, kaç çocuk etti peki?!

Bir bakayım... Beş kendi kitabım oldu toplamda. İki de ortak yazarla, Feridun Oral ve Arslan Sayman’la, iki de İngilizce baskı olarak bakarsak, dokuz kitabım raflarda dolaşıyor. Hepsi de Yapı Kredi Yayınları’ndan. Hatta ilk kitabım ‘Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor’ yılbaşı öncesi 14. baskıyı yaptı. Uzun lafın kısası, tahminimce kitaplarım yaklaşık 50.000 eve girmiş, belki biraz geçmiştir. Türkiye sınırlarında, okul öncesi ve sert kapaklı kitap kategorisi için sanırım iyi bir rakam. Ama daha iyi olmasını umuyorum. Ünlü sayılır mıyım bilmem ama sevildiğimi çok iyi hissediyorum. Gerek blogger anneler, gerek okullar ve çocuk kitapçıları vasıtasıyla tanıştığım küçük hayranlar, öğretmenler, anaokulu eğitimcileri, veliler beni sıcacık sarıp sarmalıyor. Sıkıntılı günlerde bu sıcaklık çok işime yarıyor.

Resimli kitap riskli bir alan. Özellikle fuarlarda, ebeveynlerden, “15 sayfa kitap 20 lira olur mu! Beş dakikada okunup bitiyor!” cümlesini az duymuyoruz. Oysa o kitabın çocuğun hayatına 3 yaşında girip, o çocuğa 7-8 yaşına kadar eşlik edeceğini, onlarca kez okunacağını düşünemiyor, bilmiyor. Resimli kitap algımız hakkında sen neler söylersin?

O kadar doğru saptamışsın ki... Evet, belli bir kesimde o kadarcık sayfaya, azıcık sözcüğe bu para verilir mi, düşüncesi maalesef var. Ancak şunu vurgulayayım, ülkemizde bu fiyatlara inebilmek için bu alanda çalışan yayıncı, resimleyen, yazar dahil herkes çok özveride bulunuyor. Kârlar o kadar küçük ki, misyon edinmek gerekiyor. Avrupa'da buradakinin üç katına satılıyor bu tip kitaplar. Neyse ki bilinçli anne babaların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bence doğdumuz günden itibaren her bilgi, her algı beynimizi formatlıyor. Bu formatlama özgür, hümanist, tarafsız, sevgi doluya yönelik de olabiliyor; sınırlı, yargılayıcı, olumsuzlaştırıcı da olabiliyor. Kaliteli -elbette içerikteki kalite çok önemli- bir okul öncesi kitabın çocuğun hayal dünyasını ne kadar zenginleştirebileceğini, duygusal ve düşünsel gelişimini ne kadar etkileyebileceğini anlamak, bu işe biraz kafa yoranlar için zor olmasa gerek. Dediğin gibi, çocuk sevdiği kitapla öyle uzun süreli bir bağ kuruyor ki... Ayrıca kendi okuyamadığı için diğer aile bireylerini de bu bağın içine doğal olarak çekiyor ve bunun aile ilişkilerine de çok olumlu katkısı oluyor.

İlk kitabından itibaren hem anlattığın hikâyeler hem de karakterlerin sıradışı olageldi bence. Hatta bir yanıyla, ısrarla ‘öteki’ni anlattığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle söyleyebiliriz. Ahtapot olmaktan memnun olmayan ahtapotum, masalların kötü karakteri olmaktan bıkmış yavru kurtum... Kendi durumlarını sorguluyorlar... Tabii ki birinde doğal bir olay sayesinde, diğerinde akıllı bir çözümle bu sorunu aşıyorlar. Yani mutlu son. Evet, farklı bakış açısından da bakabilmeyi, önyargılı davranmamayı ve empati yaratmayı seviyorum. Sanırım benim de çoğu zaman kendimi ‘öteki’ hissetmemin doğal bir sonucu olabilir bu.

“Yavru Ahtapot Olmak Çok Zor”da ahtapot olmaktan bıkmış ve bir yılanbalığına dönüşmeyi bekleyen bir yavru ahtapotun hikâyesini anlattın. Hikâyenin sonunda çocuklara, hayatlarındaki zorluklara rağmen, varoluşlarından zevk almalarını işaret ettiğini söylersek, yanlış olur mu? 

Ha ha ha!!! Çok güzel özetledin. Ekleyecek bir şeyim yok.

O zaman başka bir kitabına geçelim, en sevdiğim kitabına: “Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kızdan?” Bizde pek yapılmayan bir şey yapıp, Kırmızı Başlıklı Kız ve Kurt masalını tersinden yazdın!

Haklısın, sanırım benim de en sevdiğim kitabım o. İçinden birkaç tema birden çıkabilir. Deneyimli bir psikiyatrist, benim ruhsal haritamı çıkarabilir bu kitaptan. Hatta bir Fransız psikiyatrist okuyunca şöyle yorum yapmış, kitabın ilk yayımcısı ve editörü Aslı Motchane’a: “Küçük kurdun sorunu aşmak için avcıya mektup yazması, yani kendini yazarak ifade etmesi ilginç” demiş. Eee, o kurt gerçekte ben olunca normal aslında. Birine kızsam ya da çok üzülsem hemen mektup yazarım. Daha az yanlış anlaşılırım diye düşünürüm. Bir de kendi kendime şunu saptadım: Benim bir oğlum var, tıpkı anne kurt gibi... Ve sanırım oğlumun kendisini zamane Kırmızı Başlıklı Kız’larından ve hayatın risklerinden koruyabilmesini istiyorum bilinçaltımda. Ama bilinçaltımı es geçersek ki dünya kadınlar için çok daha zor, o yüzden es geçelim... ana tema, kurtların haksızlığa uğraması. Yani haksız önyargı. Bütün dünyada, vahşi ve etobur olan ayılar, sevgi, şefkat sembolü iken, evrimleşip köpek halleriyle en sadık dostumuz olan kurtlar, niye hâlâ canavar olarak algılansın ki? Haksızlık değil mi? Beyinlerimizdeki bizi taraflaştıran, sevgisizleştiren formatları silmenin tek yolu, tersine formatları da sunmak diye düşünüyorum.

“Beyoğlu Macerası”ndan bahsedelim mi biraz da? Beyoğlu’nu güdük bir fon olarak değil de, basbayağı başrol oyuncusu olarak kullanıyorsun bu kitapta ve çocukları Beyoğlu’nda şahane bir geziye çıkarıyorsun. İçine gezi rehberi kaçmış hikâye mi desem bu kitaba, ne desem bilemedim!

Evet, kesinlikle içine gezi rehberi kaçmış bir hikâye. Çünkü baştan beri amaç çocukları ve büyükleri bu kitabın izinden gitmeye, harekete geçirmeye yönlendirmekti. Sanırım başarıya da ulaştı. Senin aracılığınla öğretmenlere duyuru da yapayım. Bu kitabı okuduktan sonra sınıfça yapılacak bir geziyi eğlenceli kılmak için onlarla paylaşabileceğim bir destek sistemim var. Facebook’tan bana ulaşabilirler.

“Beyoğlu Macerası” ile tanıdığımız Bilgi Avcıları’nın yeni maceralarını okuyabilecek miyiz?

Evet, oldukça gecikti ama tam da şimdi masamdaki proje bu seriden bir kitap. Resimlenmesi o kadar emek istiyor ki sırası ancak geldi. O yüzden de yayımı zaman alacak. 

Çocuklarla buluşma fırsatını sık yakalayan bir yazarsın. Bizi gülümsetecek birçok hikâye biriktirmişsindir, bir tanesini dinlesek de keyiflensek...

Oluyor valla. Özel bir anaokulunun en küçük yaş grubuyla etkinlik yapıyordum. Çok küçük oldukları için sıkı sıkı tembihlenmişlerdi belli; elinizi kaldıracak ve sorularınızı yazar teyzeye öyle soracaksınız diye... Küçük bir el kalktı ve bir ses, “Yazar kasaaa, bir sorum vaar!!!” dedi. Ben koptum tabii. O küçücük, minnacık yavru için oyuncak yazarkasası ya da babasının dükkânındaki yazarkasa, gerçek bir yazardan daha fazla anlam içeriyordu tabii ki. E, aklında da öyle kalıvermiş. Çok güldük çok. İmzamı da, “Yazar kasadan sevgilerle” diye attım.

Senin kitaplarından bahsettik ama senin sevdiğin çocuk kitaplarından bahsetmedik. Zaman zaman kapağını tekrar açtığın kitaplar hangileri ve elbette, nedendir o kitaplara dönüp durman?

Felsefesiyle Exupery’nin ‘Küçük Prens’i, sadeliğinin etkileyiciliği yüzünden Martin Waddel’in ‘Uyuyamıyor musun Küçük Ayı’sı, Paul Corky’nin ‘Sakar Cadı Winnie’ serisinin özellikle ilk kitabı (beni çok güldürür), Julia Donaldson’ın çok zekice bulduğum ‘Tostoraman’ı, yerlilerden de Feridun Oral’ın ‘Kırmızı Elma’sı ve Arslan Sayman’ın ‘Kırmızı Kuş’u. Daha var tabii. Ama bu saydıklarım, benim hâlâ uykudan önceki başucu kitaplarım diyebilirim.

Son olarak... Umarım hep resimli kitap yazmayı sürdürürsün, resimli kitapları bir basamak olarak görmezsin

Kesinlikle basamak değil. Bence dahiler için yazıyorum zaten, niye vazgeçeyim ki! Çok mutluyum yazdığım yaş grubundan. O kadar doğallar ve o kadar potansiyel vaat ediyorlar ki... Ancak onlar sayesinde insanlıktan ümidimi yitirmiyorum.

0
1880
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle