25 ŞUBAT, SALI, 2014

Sonu acı biten bir aşk hikayesi

Kore’de şehit olan en yüksek rütbeli asker Albay Nuri Pamir’in eşi Meliha ile birbirlerine yazdıkları aşk mektupları... Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan 316 Gün “Küçük Kartal”ın Kore Günlüğü kitabı, ilginç bir savaş günlüğü olmasının yanı sıra içindeki aşk ve özlem hikâyesi ağır basan duygu yüklü bir kitap.

Artful Living okurları için kitaptan "tadımlık" mektuplar da sayfalarımızda...

Sonu acı biten bir aşk hikayesi

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan, Puna Pamir ve Erhan Çifci tarafından hazırlanan 316 Gün “Küçük Kartal”ın Kore Günlüğü kitabı, 1951-52 yıllarında katıldığı Kore Savaşı sırasında şehit olan Albay Nuri Pamir’in eşi Meliha ile birbirlerine yazdıkları aşk ve sevgi dolu mektuplardan ve Albay’ın günlüğünden oluşuyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri Tugay Komutan Yardımcısı olarak Kore’de savaşan Albay Nuri Pamir, 316 gün boyunca bir günlük tuttu ve 5 Haziran 1952’de şehit düşene kadar eşi Meliha ile birbirlerine yüzden fazla mektup yazdılar. Bu mektuplar adeta karı – kocanın birbirlerine duydukları aşkın simgesi gibiydi. Kod adı “Küçük Kartal” olan Pamir, günlük ve mektupları o yıllarda Osmanlıca harflerle yazmıştı. Bir sandık içinde altmış yıldan fazla kapalı duran bu yazılar 2013 yılında okundu, Nuri Pamir’in kızı olan Puna Pamir ve Erhan Çifci’nin tamamlayıcı yazıları ve Nuri Pamir’le birlikte Kore Savaşı’na katılan gazeteci – yazar Refik Erduran’ın ön sözü ile bütünleşerek bu kitaba dönüştürüldü.

Tam 48 Yıl Sonra Gelen Mektup

Meliha Hanım’ın eşi şehit olduğu gün yani 5 Haziran’da Nuri Bey’e gönderdiği bir mektup tam 48 yıl sonra bir müzayedede tesadüfen ortaya çıkar. Üstelik mektup o zamana kadar açılmamıştır bile. Mektubu Meliha Hanım’ın süt annelik yaptığı, kendisi bir filatelist yani pul uzmanı olan Ozan Bey bulur ve artık 93 yaşında olan Meliha Hanım’a getirir. Kitapta yer alan bu mektubun girişinde Meliha Hanım şöyle yazmaktadır: “Akşam hiç uyumadım ve uyumadık. Gündüz vakit bulup postaya mektubu veremedim. İsabet olmuş 2 mektubunu birden aldım. Hep Ethem Dede’ye adadığım göbecikleri attım.”  Sayfa 306.


Tadımlık mektuplar


Kore-Alay Karargâhı
16 Eylül 951 Pazar, saat 17.30


Efendimin huzuruna
Meliha sevgili yavrum,
Bugün alay cephesini düşman tarafından tetkik etmek üzere harekât subayım ve emir subayım ile ileriye gitmiş idim. Saat 16.30’da tugay karargâhına döndüğüm zaman mektubunu bana verdiler. Çoktan beri mektubunu bekliyordum. Burada mektup beklemek şarktaki mektup beklemeye benzemiyor. Başka bir şey. Mektubunu öptüm başıma koydum, sonra kemâl-i itina ile açtım. Evvela süratle okudum, sonra yavaş yavaş okudum. Sonra jipe binerek alay karargâhına geldim. Saat 17.30 sana mektup yazmaya başladım.

Hepinizin sıhhatte olduğunuza sevindim. Ben de hamdolsun sıhhatteyim. Geceleri ancak 4-5 saat uyuyabiliyorum. İşim fevkalade çok. Mütemadiyen faaliyet halindeyiz. Allah’tan, dosta düşmana karşı beni mahcup etmemesini dua ederken aynı zamanda bütün dikkat ve itinamı sarf ederek çalışıyorum. Müddetimin sonunda şan ve şerefle ve sıhhatle sizlere kavuşacağıma eminim. Allah’ın izni ile kavuştuğumuz zaman ayrılık günlerinin tahassürü bir saniyede uçup gidecektir. Sevgilim şimdiye kadar sana yazdığım mektupların bu 13’üncüsüdür.
1 İstanbul , 2 Beyrut, 3 Karaçi, 4 Hong Kong, 5 Tokyo, 6 Tokyo, 7-13 Kore’den.

Karaçi’den benim namıma Ethem Boransu ve refikası size yazacaklardı. Zannederim ki bu mektupların hemen hemen hepsini birbiri peşine alacaksın.

Mektupta verdiğin havadislerin hemen hemen hepsini biliyorum. Lütfü Güvenç’in terfi edemeyişine çok üzüldüm, hele oğlunun muvaffak olamayarak uğradığı akıbet kim bilir onları ne kadar müteessir etti.

Emekliye ayrılan general ve albayları radyo söylemiş. Tugay karargâhında dinlemişler. Allah’tan hayırlısı.

Her işin başı sağlık, sıhhat ve aynı zamanda insanın ailesi ve çocukları ile bir arada olmasıdır.

Burada bulunduğum müddetçe kendime ve sıhhatime ve bana teslim edilen vatan evlatlarına itina edeceğime şüphen olmasın. Bilirsin ben maiyetimi çok severim ve onlara itina ederim.

Hepinizin beni şimdiden çok özlediğinize eminim. Ben de sizleri ne kadar özledim bilseniz. Fakat elden ne gelir. Sayılı günler çabuk geçer. Kavuştuğumuz zaman, birbirimize sarıldığımız zaman geçmiş günler derhal unutulacaktır.

Sevgili Puna’mın beni çok arayacağına kaniim. Ve beni çok sevdiğini de biliyorum. Siz vaziyeti idare edin, o çocuktur, alışır. En nihayet bir senelik ayrılık da Allah’ın izni ile çabuk geçer. Tolon’umun, Puna’mın yanaklarından, senin her yerinden, annemin ellerinden hürmetle, hasretle binlerce muhabbetle öper, hepinizi Allah’a emanet ederek kavuşmak dilerim biricik Meliha’m, sevgili yavrularım.

Daima senin
Nuri Pamir

10/9/951 Ankara

Sevgili Nuri’ciğim,
5-6 numaralı Tokyo’dan yazılan ve sıhhat haberini bize getiren mektuplarını aldım. Ne kadar sevindiğimi tahmin edersin. Tekrar tekrar okudum. Yorgun, dinlenmeden yazdığın mektuplar bana yine kısa geldi. Daha uzun, daha tafsilatlı olmasını isterdim. Sana olan hasretim belki senden gelecek yazılarla beni biraz oyalayacaktır. Yoksa oralardan vereceğin havadisleri geldiğin zamana mı saklıyorsun. Evvela ......dan bir kart sonra da bugün çıkartılmış üç resim aldım. Aman sen ne kadar güzel çıkmışsın. Giderken istasyonda çıkan resimlerden de almıştım. Tanesi 2,5 liradan 20 lira vermiştim. Birçok resim hatıraları toplandı. Daha İstanbul’dan resimler gelmedi. Onlar da gelince herhalde daha da çok olacak. Bugün ayrılalı on beş gün. Günlerin hayırlısı ile tamamlanmasını candan temenni ediyoruz. Gözümde yıl o kadar uzuyor ki. Bizi bıraktığın gibiyiz. Her gün aynı nakarat. Ev işi, yemek yapmak, gündüz misafirler. Tolon iyi. Puna eski asi hırçın kız. Mamafih seni biraz daha az arıyor. Artık her defa babam diye bahsetmiyor. Gezmelere biraz başladım. Fakat bir ay her gün dolaşmam. Gelenlere gitmek yine mümkün olmayacak.

Üstünde götürdüğün elbiselerini bırakacağını yazmışsın. Onun cebinde senin duan iğneli idi. Onu yanına aldırmanı ve her gün giyeceğin elbisene iliştirmeni rica ederim. Bugün Tahsin Paşa’nın Amerika’ya gittiğini duydum. Hakikat mı?.. Bize hediyeler alıp yollayacağını yazıyorsun. Bu kadar erken zahmetlere kendini sokma ne lüzum var. Yalnız aklıma gelmişken yazayım. Bize inci alacağın zaman “Müslümanlar Cemaati” reisi Vahap Bey’le beraber al. Onlar sana daha iyi yardım ederler. Allah seni muhafaza eylesin. Seninle beraber sana emanet edilenleri de. Allah vere de göndereceğin şeyleri değiştirmeseler. Tamamen bize gelebilse. Bizden ziyade kendini düşün sevgilim. Ve koruyucun daima büyük Allah’tır. Fakat sen de tedbirde kusur eyleme.

Şevket Paşalar İstanbul’a nakil ettiler. Paşa şimdilik izin almış. Sonra da İstanbul’a tayin edilecekmiş.

Seni ne kadar çok seviyormuşum. ?imdi Tolon yatağıma oturup aman babamı ne kadar özledim diye bağırıyor, geceleri hiç çıkmak arzu etmiyor. Erkenden yatıyor. ?imdi aklı fikri bahriye elbisesinde.

Ahmet sık sık uğruyor. Baldız ikmalini verememiş. Menşure Hanım gelmişti. Fahri Bey soruşturmuş. Ancak iyi ve pekiyi olanlar mektebe kabul edilirken kanuna aykırı bir şekilde ikmali olan talebeyi alamaz demiş. Demek nasibi yokmuş. Ben de bu sene mümkün olursa bir vazife bulmalarını söyledim. 18 yaşında okumayan çocuk baba omzuna yüklenmez dedim. Sana Cemal Bey çok güzel bir kutu hediye getirmiş. Ondan bahsetmedin. Yoksa görmedin mi? Ahmet söyledi. Tolon da, ben kutuların yanına koydum dedi.

Fırsat bulup parayı götüremedik. Tolon’la beraber gideceğiz. Hem ben Kore’ye gidecek subaylarla konuşup sana bir şey göndereceğim. Keşke bir miktar daha sigara alsa idin değil mi? Sigaraları kimlere verdin.
Sevgilim ayrılığın ilk bayramı. Yarın arife. Üzgün olduğumu tahmin edersin. Allah gelecek bayramı beraber geçirmek nasip eylesin, Seni yuvamızdan eksik etmesin. Bizlere bağışlasın.

Canım Nuri’ciğim. Seni ne kadar çok seviyorum. 23. senemizde yine ayrıldık. İnşallah bundan sonra Allah bizi ayrı yaşatmaz.
Nuri’ciğim Puna’ya Amerika’ya bebek ısmarlama. O küçük değil, kucak dolduracak kocaman bebek istiyor. Olmazsa İstanbul’dan alırız.     
Tolon, Puna hasret ve hürmetle ellerini öperler. Annem yanaklarını. Yüzbaşı Muzaffer hürmetlerini yolladı. Ben de seni yüzlerce binlerce defa öper, Allah’a emanet ederim sevgilim. ?an şerefle bize Allah kavuştursun.

Senin,
Meliha Pamir

23.12.951

Benim Biricik Sevgilim, Benim Ruhum, Benim Hayatım Meliha’m,
Dün mektubunu aldım. Mektubunu almadan bir saat evvel mektup yazdığım için aynı zamanda aşağıda izah edeceğim sebep dolayısıyla bugün cevap yazıyorum. Biliyorsun ya New York’ta bir müesseseye Puna için bir bebek ısmarlamıştım. Bu mektubuma müesseseden cevap geldi. Posta ile 15 dolar müesseseye gönderdim. Bu bebek buraya gelecek ve ben de bu bebeği bizden evvel Türkiye’ye dönecek olan kafilede bir arkadaşım ile size göndereceğim. İşte bugün posta işini tamamladıktan sonra size mektup yazmaya karar verdiğim için bugüne tecil ettim. Puna’ya gönderdiğim kutulardan beş on tane alacağım, bunlar iyi hediyeler olur. Fakat asıl sana bunların çok büyüklerinden ve şahanelerinden 3-4 tane alacağım. Beheri 10 dolardır. Bunlar çok güzeldir. Bakalım onları sana gösterdikçe ben de senin yüzündeki sevinç alametlerini göreceğim. Allah o günleri hayırlısı ile göstersin. Fakat sana daha mühim bir şey söylemek isterim. Sizleri bilhassa seni ve evlatlarımı, annemi çok özledim. Tenha kaldığım zamanlarda Meliha, Tolon, Puna diye bağırıyorum. Sesleniyorum. Orada duyuyor musunuz?

Tolon herhalde leyli olarak mektebe gittiğine çok üzülmüştür. Fakat ne yapalım. Kendisi için iyidir. Muntazam hayata alışır. Biraz kendine bakmaya alışır. Zaten bir memleket içinde olduktan sonra ehemmiyeti yok. Zinhar mektepten kaçıp gelmesine müsaade etmeyin. Aman Meliha’cığım bu hususta ne kadar titiz olursan Tolon’a o kadar iyilik etmiş olursun.

Ben hamdolsun iyiyim. Sizlerin de iyi olduğunuzu mektuplarınızdan öğrendikçe Allah’a şükrediyorum. Sevgilim zannedersem bizim kafile Allah kısmet ederse 952 Haziran sonlarında buradan vapura binerek

Temmuz sonlarına doğru Türkiye’ye varacaktır. Bu hesaba göre 6-7 ay sonra Allah’ın izni ile kavuşacağız demektir. Bugünler de çabuk geçer. Mütareke olsa bile bundan daha evvel kavuşacağımızı zannetmiyorum. Sayılı günler geçer Meliha’m. Bebek işini şimdiden Puna’ya söyleme. Ben bu bebeği Doktor Üsteğmen Yaşar Bey’le göndereceğim. Şevket Paşaların akrabasıdır. Onların da Nisan’da buradan ayrılacaklarını tahmin ediyorum.


İşte sana arka arkaya iki mektup takdim ediyorum. Bu 36. mektubumdur. Zannedersem sana kavuşuncaya kadar 100 olacaktır. Senin, yavrularımın yanaklarınızdan binlerce defa öperim. Annemin ellerinden öperim. Cümleye selam eder ve herkesi Allah’a emanet ederek hayırlısı ile tam olarak kavuşmamızı Allah’tan dilerim yavrularım.

Hep senin,
Nuri Pamir

Canım Nuri’cim,
Bu hafta mektubunu almadım. 12 Aralık tarihli mektubunla yeni yıl tebrikini almıştım. İki gündür heyecanla mektup bekliyorum. Mamafih havalar pek soğuk günlerden beri karlı ve sıfırın altında 17 ile 20 derece arasında her taraf düşün. Belki tayyareler gelmemiştir diye kendimi teselli ediyorum.Bu sabaha karşı Puna seni rüyasında görmüş ağlıyordu uyandırdım. Babam artık sahiden gelse onu çok özledim hep rüyamda geliyor, sahiden gelmiyor diye bir müddet de öyle ağladı. Allah yakın zamanda hayırlı kavuşmak nasip eylesin. Nasılsın canım. İngilizce çalışmaya başladın mı? İki gün evvel İzmir limanına birinci tertibin son kafilesi geldi. ..... Bey herhalde bir iki güne kadar gelir mektubunu getirir.

Ankara’da öyle haller oluyor ki insan şaşıyor. Hele Ali Rıza Bey vardı. Karısı Fahriye Hanım. Onu geri çekmişler. Çorlu askerlik şubesi başkanı olmuş. Büyüklerin arasındaki yer değiştirmesi küçüklerin arasında kendini hissettirir şekilde görülmeğe başladı. Herkes kendi taraftarlarını yakınlarına çekmeye başladı. Nizamettin Karacebe’ye verilen muavin Albay Ali Bey başka vazifeye tayin edildi. Celal Dora da başka vazifeye milli savunmada bir şubeye alınmış. Yerine Mersin’den Kurmay Albay Remzi Bey getirilmiş. Bu daha .... bir zatmış. Celal Dora da müteessir olarak üç tebdili hava almış. Kurmay başkanının da yeri kaymak üzere imiş. Geçen gün Binbaşı Doktor Remzi Bey gelmişti. Sana hürmet ve selamlarını bildiriyor. Bizim kasap da her sefer anneme “oğlunuza tarafımdan selam yazın” diye rica ediyormuş.


Kasım ayına ait tazminatı aldım. 492 lira. Bankaya koydum.
Puna bebeğini elinden düşürdü. Alçı imiş hemen parçalandı. Hâkim Arif Bey Japonya’dan bağa bebek almış. Altı aylık çocuk büyüklüğünde. Bizim paramızla beş liradan az, bir buçuk dolardan biraz fazla imiş. Onların 15 santim büyükleri buraya gelmiş 9,5 lira... Eğer öyle ucuz bir şey alsa idin hem de kırılmazdı. Ne ise sağlık olsun. Bavulları da alüminyum. Pek ucuza almış. Japonya’da deri pahalı olduğu için deri bavula para vermek yazık.

Pek güzel elbiselik kumaşlar, yatak ve masa örtüleri neler almış. İki büyük bavul, belki yüzden fazla. İşlemeli vesaire kumaş, keten, tabak, sofra takımları, sabahlıklar, hepsi 325 dolar imiş. Ben görünce bu eşyanın bu kadar az para ile alınmasına şaştım. Vahap Bey’in kızı ile çarşıya çıkmış. Bizim paramızla beş bin liraya temin edilemez.

Sevgilim çocuklar ellerini öpüyorlar. Annem selamlarını yolluyor. Yanaklarını öpüyorum. Ben de seni hasretle kucaklar yakın zamanda şan şerefle ve kavuşmak temennisi ile Allah’a emanet ederim canım kocacığım.

Senin,
M. Pamir


0
1525
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle