27 EYLÜL, CUMA, 2019

Jung, Hesse ve Serrano Arasındaki Hermetik Çember

Şilili diplomat, gazeteci ve yazar Miguel Serrano'nun Hermann Hesse ve Carl Gustav Jung'la kurduğu dostluğu anılarla, fotoğraflarla, felsefeyle ve edebiyatla bir arada kaleme aldığı kitabı Carl Gustav Jung ve Hermann Hesse: İki Dostun Hatıraları üzerine bir yazı.

Jung, Hesse ve Serrano Arasındaki Hermetik Çember

“22 Ocak 1961’de Hermann Hesse’yle birlikte İsviçre’nin İtalyan bölgesi olan Montagnola’daki evinde öğle yemeği yemiştim. Pencerenin dibinde kar taneleri atıştırıyordu fakat uzakta gökyüzü açık ve parlaktı. Bakışlarımı manzaradan çevirip odaya döndüğümde masanın en ucunda oturan Hesse’nin açık mavi gözlerini gördüm.

“Ne tesadüf ki bugün sizinle yemek yedim” dedim.

Hesse “Hiçbir şey tesadüfen olmaz” diye yanıt verdi. “Burada sadece doğru konuklar buluşurlar. Bu, Hermetik Çember’dir...”


Şilili diplomat, gazeteci ve yazar Miguel Serrano yaşamı boyunca terk etmediği tutkulu bir arayışın peşinde koşarken kendisini Hesse ve Jung’un karşısında bulmuştu. Ezoterizm, Budizm, Tao öğretilerinin izlerini sürerken neredeyse tüm dünyayı gezmiş ve sorularını asıl muhatabına yönelterek susuzluğunu gidermek için ünlü pek çok kişiyle buluşmuştu. Buluştuğu isimler sıradan insanlardan değildi. Carl Gustav Jung, Hermann Hesse, Ezra Pound, Julius Evola, Arthur Koestler, Dalai Lama, Krishnamurti bu “Hermetik Çember”de karşılaştığı isimlerden birkaçıydı.

Serrano aynı zamanda bir Nazi sempatizanıydı ve Ezoterik Hitlerizm denen Neo-Nazi hareketinin üssü konumundaki inanışın da mimarıydı. Ezoterik Hitlerizmi, bugünün materyalist insanını yeni bir idealist kahraman olarak değiştirecek yeni bir dini inanç olarak tanımlıyordu ve insanı kahramandan Tanrı’ya dönüştürecek şeyi bir dinden daha fazlası olarak betimliyordu.

  • Hermann Hesse
  • Carl Gustav Jung

Carl Gustav Jung

İlk kez 1965’te yayımlanan Carl Gustav Jung ve Hermann Hesse: İki Dostun Hatıraları kitabı Serrano’nun aynı zamanda hünerli ve meraklı bir yazar olduğunu gözler önüne seriyor. Seza Özdemir çevirisiyle Destek Yayınları’ndan geçtiğimiz aylarda çıkan kitap bizi anlam dolu bir yolculuğa, doğaçlama gelişen ve köklenen derin dostluklara ve sohbetlere götürüyor.

“İnsanların olduğu gibi, kitapların da kendilerine özgü kaderleri vardır. Onları bekleyen kişilere yönelip doğru anda onlara ulaşırlar. Yaşayan malzemeden yapılırlar ve yazarlarının ölümünden sonra da uzun süre karanlığa ışık tutmaya devam ederler.”

Serrano bu kitabı ruhla yoğurarak yazmıştı. Hesse ve Jung, 20. yüzyılın hürmet ettiği iki ismin ruhu ve iki büyük ismin yarattıkları mirasa ek olarak geleceğe başka bir kayıt bırakan Miguel Serrano’nun kendi ruhu.

İşte Hermetik Çember.

Serrano’nun çemberdeki ilk tanışması Hermann Hesse ile olur. Demian’la başladığı Hesse okumalarını sırasıyla diğer kitapları takip eder. Hesse’nin değindiği kavramların izlerini sürer, özbenliğin, teslimiyetin, başkaldırının, sevginin ve anlayışın doruklarında gezinir. Daha sonra Hesse’nin kendisine ifade edeceği gibi insan doğasının iki kutbu arasında gidip gelir ve Hesse’nin bu kavramları bir Bach parçası ya da Da Vinci tablosu kadar saf bir şekilde işlemesini hayranlıkla ve ustalıkla anlatır.

  • Kitaptan
  • Kitaptan
  • Kitaptan

Haziran 1951’de henüz daha gençken seyyah usulü bir sırt çantası ve koltuğunun altına sıkıştırdığı kitabıyla yollara düşer Serrano. İsviçre’ye ayak bastığında aklında Hesse’yi bulmak vardır. Sora sora kaldığı evi bulmaya çalışır. Bern’e geldiğinde Hesse’nin Lugano’da olduğunu, oraya vardığında Costagnola’da yaşadığını, Costagnola’ya gittiğindeyse evinin aslında Lugano’da olduğunu öğrenir. Sonunda kendisini Alp Dağları ve Lugano Gölü manzaralı bir dağ köyünde bulur. Otobüsten birlikte indiği genç kadına danıştığında, kadın ona kendisini takip etmesini söyler.

Evin kapısında geldiğinde kapıda Almanca bir tabela görür: "Ziyaretçi giremez.” Gözüne uyarı niteliğindeki başka bir kitabe daha çarpar:

“Bir insan ihtiyarlığa eriştiğinde
Ve üstüne düşeni tamamladığında
Huzur içinde ölme fikriyle
Yüzleşmeye hakkı var.
Başkalarına ihtiyacı yok
Onları tanıyor, haklarında yeterince şey biliyor.
İhtiyacı olan şey huzur.
Bu adamı ziyaret etmek, onunla konuşmak
Ya da bayağılıklara maruz bırakmak iyi değil.
Uzak durmalı evinin kapısından
Sanki orada kimse yaşamıyormuş gibi.”


Kapıdan girer. Ve nihayet büyük buluşma gerçekleşir. Koridorda Hesse’yi beklerken etrafını saran sandal kokusunu içine çeker Serrano. Bu kokunun kaynağının aslında Hermann Hesse olduğunu onu karşısında görünce anlar.

Kısa ziyaretinde Serrano, Hesse’ye düşüncelerinden bahseder. Yıllarca sürecek dostluk böylece başlar. Hesse bazen bir mektupla, bazen bir resimle bazen de bir fotoğrafla onurlandırır bu dostluğu. Öyle ki dünyanın uzak bir şehrinden çıkıp gelen bir gençle kurulan bu dostluk Serrano için bile fazlasıyla hayret vericidir.

  • Kitaptan
  • Kitaptan
  • Kitaptan

Bu kısa ziyaretin ardından Serrano, 1959 yılının Şubat ayında dostlarının yardımıyla Jung’la buluşur. 1947’de Antarktika’ya çıktığı bir seyahatte tanışır ilk kez Jung’la. Yanına aldığı tek kitap The Ego and the Unconscious onu öylesine içine çeker ki dev buz dağlarının gümbürdeyerek suya düştüğü beyaz bir atmosferde o, bambaşka bir dünyanın içine gömülür. Jung’la karşılaşması da en az bu ilk tanışma kadar etkileyicidir.

“Konuşurken ondan yayılan enerjinin yanı sıra bazen bir ironi, hatta iğnelemeyle karışık olsa da belli bir nezakete sahip olduğu da dikkatimi çekti. Fakat hepsinden öte, onunla ilgili kesin bir dalgınlık veya gizemin olduğunun farkındaydım; çünkü bu tür bir adam, içindeki belli başlı uç noktalar ezkaza tutuşacak olsa kendini gaddar ve yıkıcı bir varlığa hakikaten dönüştürebilirdi. Gözleri insanın içine işleyen bir biçimde gözlemciydi; gözlüklerinin ötesini, belki de zamanın ötesini görüyor gibiydiler.”

Serrano’nun Hesse’yi ikinci ziyareti Jung’un ziyaretinin hemen ertesi günü olur. Bu kez karşısına sırt çantalı bir seyyah olarak değil Hindistan Büyükelçisi olarak çıkar. Jung’u ziyaretinden bahsettiğinde Hesse onun için güzel bir tanımlama yapar: “Jung koca bir dağ, olağandışı bir dahi. Bir dahaki ziyaretinizde ona Bozkırkurdu’nun selamlarını iletin.”

Bu ziyaretinde Hesse ona kendisinin yaptığı suluboya resimlerle bezenmiş küçük bir kitabını hediye eder. Piktor’un Başkalaşımı olarak isimlendirilmiştir kitap. Hesse’nin hayatını özetleyen bir başkalaşım öyküsü gibidir bu, bir cennet vaadidir. Daha sonra Serrano’nun anılarını kaleme alacağı kitaba ilk kez girecektir.

Çember dolanmaya devam eder. Serrano, yine Jung’u görme arzusuyla tutuşur. 5 Mayıs 1959’da Bozkırkurdu’nun selamını “Koca Dağ”a iletir. Evlilikler, bireyleşme, aşk ve rüyalar üzerine derin bir sohbete dalarlar. Jung konuşmasının bir yerine ekler:

“Bana göre tek önemli şey Doğa’yı takip etmektir. Bir kaplan iyi bir kaplan olmalıdır, bir ağaç da iyi bir ağaç. Dolayısıyla insan da insan olmalı. Fakat insanın ne olduğunu anlamak için kişi Doğa’yı izlemeli ve beklenmedik olanın önemini kabul ederek tek başına kalmalıdır. Ancak aşksız hiçbir şey mümkün değildir, simya süreçleri bile; çünkü aşk, insanı her şeyi riske atan ve önemli unsurları saklamayan bir ruh hâline sokar.”

Serrano yıllarca Jung ve Hesse arasında devinip durur. Bir anlamda “Hermetik Çember”i çizer. Bir örümceğin ağlarını zarafetle dokuması gibi bu döngüde gezinirken “Koca Dağ ve Büyücü” ile unutamayacağı anlara şahitlik eder, iki ruhun derinliklerine sızar, ruhunun arayışlarına derman arar ve bizi de  sıra dışı dostluklarının birer tanığı hâline getirir.

10 Mayıs 1961’deki ziyaretinde Jung’a, Hesse ile ölüm üzerine yaptıkları konuşmayı aktarır. Ölümden öte bir şey varsa bunun önemli olup olmadığını sorduğunu söyler. Jung yanıtlar:

“Sorunuz kötü biçimde sorulmuş. Şu şekilde ifade edilse daha iyi olurdu: Ölümden sonra hayat olduğuna inanmak için herhangi bir neden var mı?”

Jung, 6 Haziran 1961’de gözlerini dünyaya kapar.

Hesse, son altı ayını kan kanseri olduğunu bilmeden geçirir. Ölümüne yakın üzerine çalışmaya başladığı son şiirini öldüğü gece tamamlar ve 9 Ağustos 1962’de hayata veda eder. Şiir yaşlı bir ağaç hakkındadır. Hesse’nin eşi ölümünden bir hafta sonra mezarını ziyarete gelen Serrano’ya hediye eder bu şiiri.

Jung’un ölümünden hemen sonra Hesse’ye yazdığı mektupta ifade ettiği gibi onlarla tanıştığı ilk andan itibaren sürekli bu sıra dışı dostlukların anlamını sorgular Serrano. Öylesine değerli ve büyülüdür ki onun için paylaştıkları sanki onlar birbirlerini hep tanıyor gibidirler.

“Hermetik Çember’de birbirimizi başka hayatlarımızda da tanıdığımızı ileri süren bir şey olup olmadığını merak ediyorum. Neden ikiniz de bana bu kadar cana yakın davrandınız? Eğer birbirimizi önceden de tanıyorsak bu, tekrar karşılaşacağımız anlamına da gelmez mi? Öyleyse ne zaman ve nerede?”

Belki de tekrar karşılaşmışlardır. Kim bilir…

0
2548
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle