12 MAYIS, PAZARTESİ, 2014

İyi ki varsınız ölü dostlarım!

Can Gürses yazdı… Yazar, kafasında onca insanla meşgulken ona asosyal diyene aşk olsun! Yazarın oraya buraya gitmemesi ya da hep yalnız gitmesi bir ışık oyunundan başka şey değildir. Koluna girip yürüdüğü dostu olmadan hangimiz yol alabilmişiz de yazar alsın? Yazarın asosyalliği evlere şenliktir. Kırk yılda bir bu sosyal ortamı bulmuşken size biraz benimkini anlatayım.

İyi ki varsınız ölü dostlarım!

Olmasaydınız ne yapardım, iyi ki varsınız ölü dostlarım!

Yazar, kafasında onca insanla meşgulken ona asosyal diyene aşk olsun! Yazarın oraya buraya gitmemesi ya da hep yalnız gitmesi bir ışık oyunundan başka şey değildir. Koluna girip yürüdüğü dostu olmadan hangimiz yol alabilmişiz de yazar alsın? Yazarın asosyalliği evlere şenliktir. Kırk yılda bir bu sosyal ortamı bulmuşken size biraz benimkini anlatayım.

İnsanın bir tane gerçek dostu olur, gerisi teferruattır fikrine yürekten katılıyorum. Bu söz yeryüzü için fevkalade geçerlidir. Hayalyüzünde işler ve deyişler başkadır. Zira benim de yeryüzünde adına Ezgi denmiş bir tek dostum varken, hayalyüzünde onlarca dostum vardır.

Bir kere Virginia muhakkak beni her öğleden sonra çaya çağırır. Su yeşili kokar Virginia’nın salonu. Yazı dışında her şeyi konuşuruz onunla çünkü ikimizin dilindeki her şey zaten yazıdır. Her gün, istisnasız her gün, birbirimizi daha da yorgun, daha da zayıflamış ama ne hikmetse her zamankinden canlı buluruz. Bol bol kurabiye yeriz, muzur çocuklar gibi. Çaylar bitince kalkar birbirimizin ağrıyan başını severiz. Her ayrılışımızda bir imge hediye eder Virginia bana. Ben hep karşısında yoksul kalırım. Ne yapacağımı şaşırır, saçımdan bir tutam keser yakasına iliştiririm. Saçımı her kesişimde gözlerim daha gür çıkar.

Annem Virginia’ya gittiğim günler beni pencerede bekler. Bir onunlayken bir de Tezer’leyken böyle endişe dolar. Aslına bakarsanız Tezer’e gitmeme izin bile vermez. Gizlice buluştuğumuzda şurasında hisseder. Sanırım benzerliğimizin tamama ermesinden korkar. Oysa Sait’le ya da Edip’le olduğum günler erkenden yatar, uyur, beklemez bile beni. İstanbul, güvenilir bir yer olur çıkar ben Sait’leyken.

Sait’in yanında geçen zaman ancak denizle, vapurla ölçülebilir cinstendir. Her defasında küçüklüğüm adına sevindirir beni. Edip ise Sait’in tam tersidir. Onunla geçen zaman, zamanın ta kendisidir. Beni her an küçüklüğüm adına çaresiz ve umutsuz hissettirir. Ama ben gider en çok onu severim. Çünkü o Edip olduğu kadar Cansever’dir. Asırlar öncesine dayanan tanışıklığımız ilk görüşten beri sevdadır. Çünkü mekânı Kapalıçarşı’dır. Edip benim için bir tek şiir yazmamışsa da bir tek bana gülümsemiştir şiir-i hayatında.

Ben aramazsam beni hiç aramayacak bir Marguerite vardır sonra. Benden bile küçüktür. Ama duvar gibi bir kadındır. Ne zaman dokunsam elim kanar.

Sağ olsun, canım Jean bana sık sık mektup yazar. Biz mi buluştuk, zaman hızla 1920lere, mekân da Paris’e keser.

Jean içli gözleriyle yüzüme dalıp, “2000lerde yaşasaydım sen olurdum” der. “Ama senin kadar güzel yazamazdın” derim ben de cevaben. Birbirimize güç, hak ve güzellik veririz Jean’la. Hesabı hep ben öderim kazanamadığım paralarla. O da bana modası geçmiş bir şapka hediye eder köşedeki dükkândan.

Varlığımın delip geçemediği iki dostumdan biri Oğuz’sa diğeri de Franz’dır. Aynı evde altlı üstlü yaşarlar. Bir gün olsun birbirlerine misafirliğe gitmezler. Yalnız ara sıra yüzlerini karartıp birbirlerinden ironi ödünç isterler. Ne zaman beni elimde bir buket çiçek, üzerimde çiçekli kadife bir elbiseyle görseler, utanıp sıkılırlar. İçeriye zor buyur ederler beni. Evlerinde çay olur ama su olmaz. Musluktan akan suyu içmekten huylanırlar. O suyun aslında su olmadığına, özledikleri nehirlerden pay biçerler. Ne deseler bağrıma basarım. Çantamdaki suyla çay demler, Franz’daysam Oğuz’u Franz’a, Oğuz’daysam Franz’ı Oğuz’a çağırırım. Hep kusurlu bir bahane bulurlar. İnanırım. Çayı, gelmeyenin kapısından bırakırım. Gitmeden her ikisini de yataklarına yatırır, üzerlerini örter, bir ninni mırıldanır, uykuya dalmalarını izlerim.

Çıktığımda, kapı önünde huzursuzca sigarasını tüttüren karanlığı beni beklerken bulurum. Karanlığın omzuna başımı yaslar, dumanına adımlarımı uydururum. Karanlık, rimelleri yanaklarına bulaşmış Tezer oluverir. İncecik kolunu incecik koluma dolayıp, kulağıma İtalyanca bir şarkı fısıldar. Tam içim geçecekken tüm karanlığını gözlerime doldurup sokak ortasında beni bir başıma bırakır, gider. Feci ağlarım. Kirpiklerimden asfalta akar, bayılırım.

Neyse ki hep imdadıma koşacak bir Turgut vardır. En zarif dobralığı tutar yüreğime koyar. Mısra parmaklı, yakışıklı elleriyle beni sağ salim hayata bırakmadan dönmez evine. Uyağı dilime, sarhoşluğu üstüme kalır. Dürüstlüğü, garipliği ruhuma siner. İşte böyle edebiyata acıktırıp, yalnızlığa doyurur beni ölü dostlarım.

Bense ne zaman onları özlesem, bir gün hepsine birden kuracağım sofrayı düşlerim. Sonra boş bir sofraya oturur, yazmaya koyulurum. Çünkü bilirim herkesin ölü dostu yoktur. Ve herkesin bir dosta ihtiyacı vardır. Hep yanında olacak, elinden tutacak, en azından öykü kılığına girmiş bir dosta.

Dostunuzu beklerken, gelin sizi ağırlayayım, romanım En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın’ın sofrasında.

Can Gürses
Teşvikiye
23 Mart gecesine 24 Mart’a yüz sürerken.

Can Gürses, 6 Temmuz 1989’da İstanbul’da doğdu.

2003-2007 yılları arasında yatılı okuduğu VKV Koç Özel Lisesi’nden Cervantes’in Don Kişot’u, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ve Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı üzerinden ironi-yazar-toplum ilişkisini tartıştığı tezinden tam not alarak, International Baccalaureate (Uluslararası Diploma) ile mezun oldu.

2007-2010 yılları arasında okuduğu İngiltere’de The University of Kent’te Karşılaştırmalı Edebiyat ve Film Bölümleri’ni Krzysztof Kieslowski'nin Aşk Üzerine Kısa Bir Film, Mavi ve Veroniqué’in İkili Yaşamı filmleri üzerinden gerçekliğin kurmacalığını tartıştığı tezi ile en yüksek ikinci dereceyle bitirdi.
2010-2011 yılları arasında İskoçya’da The University of Edinburgh’ta Karşılaştırmalı Edebiyat dalındaki yüksek lisans eğitimini, Orhan Pamuk’un Beyaz Kale ve Amin Maalouf’un Afrikalı Leo romanları üzerinden kimliğin Doğu-Batı ve ben-öteki parçalanmasını çözümlediği tezi ile tamamladı.

2010-2011 yılları arasında Edinburgh ve İstanbul’da En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın adını taşıyan ilk romanını yazdı.

2011-2012 yılları arasında Bilgi Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde “Eleştirel Düşünce” ile “İngiliz Dili ve Edebiyatı” derslerini verdi. 2013’ün ilk altı ayında “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” adlı televizyon dizisinin diyalog yazarlığını yaptı.

İkinci romanı Kırık Beyaz’ı 2013’te tamamladı.

2011-2014 yılları arasında İnce ile Uzun serisinin ilk üç kitabını küçük ve büyük çocuklar için kaleme aldı.

2011 yılından başlayarak Bir+Bir dergisinde “Edebiyat Gardırobu” adlı köşesinde yazıyor. Kitap-lık dergisinde soruşturma dosyaları yayımlanıyor.

İlk uzun metraj sinema senaryosu üzerinde çalışıyor.

Ölüyordum, Geçerken Uğradım adını verdiği üçüncü romanını yazıyor.

www.cangurses.net

0
1889
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle