01 AĞUSTOS, CUMA, 2014

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ''Yazma Destanı''

Emel Koşar, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Yazma Destanı” hakkında yazdı…


Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ''Yazma Destanı''

Halk kültürüyle modern sanatı birleştiren, ressam ve yazma sanatçısı Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Turgut Cansever tarafından yapılan Kalamış’taki evinin bahçesindeki yazma (Kumaşın elle veya tahta kalıplarla basılarak desenlendirilmesidir. Yazma kalıpları, içi boş veya dolu şekilde armut, ıhlamur veya dut ağacından ahşap oymacıları tarafından hazırlanır.) atölyesinde, tahta ve strafordan oyulmuş yüzlerce motif kalıbı vardır. Eyüboğlu ailesi, her yıl haziran ayının ilk hafta sonu Bedri Rahmi’nin Kalamış’taki evinin bahçesinde “Geleneksel Eyüboğlu Yazma Sergisi” düzenlemektedir.

Bedri Rahmi “Yazma Destanı”[1] şiirinde, yazma sanatını bütün incelikleriyle tasvir eder. “Halk Sanatı ve Yazmalar”[2] adlı yazısında, nakışlardaki renk ve biçimleri incelerken yolunun yazmalara düştüğünü söyleyen Bedri Rahmi, yazmanın resimle kardeşliğinden bahseder. “Yazma Destanı” şiirini nasıl kaleme aldığını da anlatır: “Has renklerin bir kısmına İstanbul yazmacılarında rastladım. Onlara kavuştuğum zaman o kadar sevindim ki günlerce üstüm, başım, elim, yüzüm has renklere bulandı. Yalnız üstüme, başıma değil ciğerime kadar işlediler; gündelik hayatıma, konuştuğum dile karıştılar; has renk, has biçim derken bir sabah bu destanla uyandım. Şiirin ne elinden kurtulmanın imkânı var, ne dilinden. Halk sanatı, rengi, biçimi, yazması, fistanı derken işte size bir yazma destanı.” (s. 189)

“Karadut”, “Sitem”, “Türküler Dolusu” ve “Çakıl”ın şairi Bedri Rahmi “Yazma Destanı” şiirinde, yazmacı Binnaz’ın güzelliğini tasvir ederken söz konusu sanatı destanlaştırarak anlatır:

Söylemesi benden çalıp oynaması Sulukule’den
Yazmacı güzeli Binnaz, hastır boyaları çıkmaz

***


[1] Bedri Rahmi Eyüboğlu, Dol Karabakır Dol, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2006.

[2] Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Halk Sanatı ve Yazmalar”, İnsan Kokusu-Yazılar (1945-1952), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2005, s. 189.

Çil çil olmuş boyadan koltukaltları
Yıldız yıldız benleri var sayılmaz.
Yazmacı güzeli onaltı yaşında 
Her yanı boya içinde ama alnı açık, aklı başında
Bir de karanfili var kulağının arkasında pembe pembe
                                                                                   güller (s. 188)

Renklere eserlerinde sık sık yer veren Bedri Rahmi, “Yazma Destanı”nda “Rakı Yeşili” şiirindeki gibi[1] yeşili olumsuz bir şekilde tasvir eder:

Yazmacı güzeli Binnaz, hastır boyaları çıkmaz
Hele bir yeşili var, zehir yeşili
Bir defa bulaşmaya görsün yüzüne gözüne
Vallahi billahi çıkmaz
Hamama da gitsen çıkmaz. (s. 188)

Bedri Rahmi, cehri (Her zaman yeşil olan, meyveli küçük çalı.) adlı bitkiyi de tanıtarak onun sarı rengini vurgular:

Buna cehri derler cehri
Hele bir aklına esmeye görsün sarıya boyar bütün şehri
Cehri dediğin bir küçük tohum
Kaynatırken buram buram Temmuz kokar
                              Tarla kokar, bal kokar…(s. 188)

***


[1] Bedri Rahmi “Rakı Yeşili” şiirinde yeşili, yaş üzüm rakısı ve Azrail’le birlikte kullanarak ölümün habercisi olarak niteler:

Rakının yeşili
Zehir yeşili
Akrep gibi can evinden öyle soktu ki beni.
Azrail… kapıda… şaşırmış duruyor
Azrail’in bile ödü kopuyor. (s. 394)

Bedri Rahmi, kırmızı boyanın ise kırmız böceğinden çıkarılarak yapıldığını ve eskiden Çinimaçin’den (Dış yüzeyinde renkli çiniler bulunan Bayburt kalesi.) getirildiğini söyler:

Buna kırmız derler, kırmızı değil
Çinimaçinden gelirmiş fi tarihinde.
Kırmızı dediğin bu küçük böcek
Buğday gibi ekilip biçilecek
Hasadı yapılırmış fi tarihinde. (s. 190)

İstanbul’un Samatya, Kumkapı, Kandilli ve Üsküdar semtlerinde yapılan yazmalar, boyalarının parlaklığı ve desenlerinin güzelliğiyle anılır. Bedri Rahmi, Üsküdar’da Fıstıkağacı’nda yazmacılık yapan Şaban ustayı renklerden yola çıkarak tanıtır:

Buna al bakam derler, buna mor
Neyin nesi olduğunu Şaban ustaya sor.
Şaban usta Üsküp’ten gelmiş geleli, otuz yıl olmuş
Üsküdar’da Fıstık Ağacı’nda bir tezgâh kurmuş (s. 190)

Bedri Rahmi, ıhlamur ağacından yapılan kalıpları anlatırken yazma sanatının inceliklerini vurgulama devam eder:

Ihlamur ağacından oyarlar kalıbı
Bir kalıpla on bin yazma basılır
Kalıp deyip geçme, yürek ister, bilek ister, göz ister
On binlerle çarpılır birin ayıbı (s. 190)

Şair, kalıp ustası Hanımyan’ı tanıtırken Rıza Tevfik’in “Uçun Kuşlar”[1] adlı bestelenmiş şiirindeki “Uçun kuşlar uçun! Doğduğum yere” (s. 41) mısraına gönderme yapar:

Kalıbın hasını da Hanımyan oyar
Hanımyan altmış beş yaşındadır
Galata Kulesi kadar yerli, Kızkulesi kadar turfandadır
Bir ellerini görsen bayılırsın
Asur heykelleri gibi küt küt, çentik çentik emektar eller
Binlerce kalıp oymuş bu güne kadar
Onbinlerce yazma dağda bayırda onun şarkısını söyler
Yazmalar uçun, yayladan geçin
Has rengi, has biçimi, has insanı seçin yazmalar… (s. 191)

***


[1] Rıza Tevfik Bölükbaşı, Serâb-ı Ömrüm ve Diğer Şiirleri, Haz: Abdullah Uçman, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2005.

Yazmacılıkta baskı yapıldıktan sonra kumaşlar, küçük sobaların bulunduğu bir ortamda ısıtılarak kurutulur. Bu işlemin durması için kumaşların suyla temas etmesi gerekir. Bu sebeple kumaşlar amonyaklı suyla yıkanır ve tekrar kurutulur. Renklendirilerek ütülenir. Çoğu yazma atölyesinin deniz kenarında bulunması, suyun bu sanattaki önemli yerini gösterir. Kandilli gibi semtlerdeki yazma atölyelerinde, tuzu az olduğu için Marmara denizinin suyu kullanılır. Bedri Rahmi de söz konusu şiirinde, yazmacılıkta suyun önemli rol oynadığını vurgular:

Yazma dediğin balık misali akar suya, diri suya bayılır
Boğaz’ın suları kütür kütür.
Has olmayan ne var söker götürür
En sonunda yazmalar havalanır öbek öbek
İstanbul’dan deniz kokan, yosun kokan bir merhaba!
Yurdun her yanına uçup gidecek (s. 192)

Bedri Rahmi’nin motif kalıplarında balıktan sonra yer alan ve Farsça “ateş” anlamına gelen “nâr”, kırmızı rengiyle aşkı ifade ederken halk kültüründe de bereketi ve vahdet içinde çokluğu simgelemektedir. Parlak kırmızı çiçekli bir ağacın meyvesi olan “nar”, halk şiirinde kırmızı taneleri sebebiyle sevgilinin güzelliğini, bazen de gözyaşlarını ifade eder: “nar tanesi, nur tanesi.”

“Karagöz’ün Gemisi” adlı motif ise Karadenizli olan Bedri Rahmi’nin tekne ve taka sevgisini yansıtır.

Şiirinde ve resminde balık ve denizle ilgili motifleriyle dikkati çeken Bedri Rahmi, “Yazma Destanı”nda yazma sanatının bütün inceliklerini ve zorluklarını (siyah boyanın zehirli dumanı gibi) anlatarak şiirleştirir.

Bedri Rahmi’nin ailesi de (gelini Hughette Eyüboğlu, torunu Sabahattin Rahmi Eyüboğlu, onun eşi Sibel Eyüboğlu ve onların çocukları Eren Eyüboğlu ile Mehmet Rahmi Eyüboğlu) Kalamış’taki atölyede yazma sanatını devam ettirmekte ve “Yazma Destanı” şiirindeki gibi onu halka tanıtmaktadır.

Bedri Rahmi’nin gelini Hughette Eyüboğlu “Sabahattin Eyüboğlu Sempozyumu”nda (19 Kasım 2012, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Sabahattin Eyüboğlu’nun “Bedri sen iki musluk açık bırakıyorsun ve tüketiyorsun kendini. Bir tanesini seç, öbürünü kapat.” diyerek Bedri Rahmi’yi eleştirdiğini söylemişti. Ağabeyi Sabahattin Eyüboğlu’nun bu tür eleştirilerine rağmen Bedri Rahmi çok yönlülüğüyle ve renkliliğiyle eser verdiği bütün sanat dallarında, kalıcı isimler arasında yer almaktadır. Halk kültüründen faydalanarak halk edebiyatı geleneğini de devam ettirdiği eserlerinde (Dol Karabakır Dol, Tezek, Cânım Anadolu...) onun yaşama bağlılığı, Anadolu’ya hayranlığı ve renk tutkusu göze çarpmaktadır.

0
4059
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle