21 AĞUSTOS, ÇARŞAMBA, 2013

Annem Belkıs’ı Okumak

Hâle Seval yazdı… Gündüz Vassaf "Annem Belkıs" adlı kitap kendisine uzatıldığında,  “Gündüz Vassaf aracılığıyla Belkıs Halim adına” diyerek imzaladığında durmuştum. "Annem Belkıs" kimin kitabıydı? Neden imzalarken “aracılığıyla” sözcüğünü kullanmıştı?

Annem Belkıs’ı Okumak

Gündüz Vassaf "Annem Belkıs" adlı kitap kendisine uzatıldığında,  “Gündüz Vassaf aracılığıyla Belkıs Halim adına” diyerek imzaladığında durmuştum. "Annem Belkıs" kimin kitabıydı? Neden imzalarken “aracılığıyla” sözcüğünü kullanmıştı?

"Annem Belkıs" kitabının Gündüz Vassaf’ın on üç yıl süreyle annesinin anlattıklarını kayda almayla başlayan bir yolculuk olduğunu öğrenmeden önce, ön yargılarım harekete geçmişti. Ben de Gadamer’in düşüncelerinden yola çıkmıştım. "Annem Belkıs"ı okumaya, anlamaya, yorumlamaya başlamadan, bir imzanın peşine takılarak “ön yargı”yla hareket etmiştim.

Aydınlanma felsefesi içinde “ön yargı”, insan zihninin oluşturduğu olumsuz yargılar olup, zihnimizin bu yargılardan temizlenmiş olması önem taşır. Zihnimiz bir nesneye yaklaşırken kültürel çemberin içinde yer alan her şeyden arınmış olması gerekir. Bu mümkün müdür?  İnsan toplumsal, tarihsel, kültürel bir varlık olduğuna göre tarihsel ve kültürel boyutunun varlıkla birlikte aldığı yolda ön yargılar olmadan anlamak nasıl gerçekleşebilirdi? Gadamer bu kavramı hocası Martin Heidegger’in “ön yapı”  kavramıyla eş değer, ama farklılaştırarak kullanır. Heidegger tarafından tanımlanan  “anlama”nın ve “açımlama”nın özünde önceden sahip olma, ön görüş ve ön anlayıştan oluşan bir ön yapının var olduğudur.  Bu ön yapı Gadamer’de olumlu bir anlam yüklenerek “ön yargı” olarak kullanılır.  Çünkü kabul edilebilir önyargılar insanların geleneğiyle olan ilişkisi için mutlaka gereklidir ve “ön yargı”nın anlama için gerekliliğini kabul etmek gerekir.

"Annem Belkıs" adlı kitabı okumak nasıl bir şeydi? Sadece oğlunun gözünden bir annenin hatırları mıydı, yoksa Belkıs Halim’in kendisinin (sıra dışı kadının sıra dışı hayatı), Osmanlıdan -Balkanlardan- başlayıp Cumhuriyetle -İstanbul’da- devam eden öğrenim hayatını da içine alan gündelik hayatının bir anlatısı mıydı? Üstelik bu öğrenim hayatına ve yaşantısına daha sonra Amerika'da devam edecek,  Harvard üniversitesinin eğitim fakültesinin tarihindeki ilk kadın öğrenci olacaktır. Gündüz Vassaf ile yaptığımız söyleşide “anneme hiç  düşünce sorusu sormamışım” demişti, “onun gündelik hayatıdır kitapta anlatılan”. Aslında, tarihin sayfalarından bize ışık tutan da gündelik hayat değil midir?  Kullanılan sözcükler, mekânlar, yakın çevre ilişkileri (çocuk-anne, çocuk-nine, çocuk-büyük baba) bütün bunlar insanın varoluşunu meydana getirmez mi? Belkıs Halim’in gündelik hayata dair anlattığı anıları bizim tarihe, kadına, öğrenime, kısacası insana ve topluma bakışımızda farklı bir pencere açar.

Psikolog ve eğitimci olarak uzun yıllar ABD ve Türkiye’de üniversite, hastane ve kiliniklerde çalışan Belkıs Halim Vassaf, 1930’lu yıllarda Son Posta gazetesinde “Kadın ve Çocuk” üzerine hazırlar yazılarını. ABD'de geçirdiği II. Dünya Savaşı yıllarında ağabeyi Zekerye Sertel’in Tan, 1950’li yıllarda Medeniyet ve Zafer gazetelerine, 1970 yıllarda Ahmet Hamdi Başar’ın Barış Dünyası dergisine sürekli yazılar yazar. Gazetede “Gençlik Hareketleri ve Üniversite”, “Evlenmemiş Anneler”, “Amerika’da İşsizlik”, “Beyaz Yakalıların Sendikalaşması”, “Dünya Çocuk Klüpleri,” “Hippiler ve Hippilik”, “Vietnam: Savaşa Karşı Moratoryum,” “Yeryüzünde İnsan  Hayatı Ne Kadar Sürebilir?” gibi yerelden evrensele uzanan konulara kalemini uzatan Belkıs Halim, yaz döneminde okulların kapanmayarak, bu binalarda çocuklara, kültürel etkinlikler ve spora yönelik eğitim verebileceğinin de üzerinde önemle durur. Gençlik hareketleri üzerine Barış Dünyası’nın 1968 Eylül

ayındaki yazısı günümüze küresel gençlik hareketinin o yıllarda filizlenmekte olduğunun habercisidir. Belkıs Halim bütün dünyada bugünün en alevli, anlaşılması en güç, hatta başlıcasının gençlik hareketi olduğu yazar gazete makalesinde.

Belkıs Halim’in bu derece etkin bir yazın hayatına karşı kitabında anlatmış olduğu bizi kimi zaman hüzünlendiren kimi zaman çoşturan anıları, tarihsel boyutuyla Osmanlıda ve Cumhuriyet döneminde toplumsal hayatın nasıl olduğuna dair ipuçları verir. Aslında bu toplumsal yaşam sadece bununla da kalmaz Amerikaya kadar uzanır. Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan uzun yaşam yolculuğunda eğitim ve öğrenim hayatında yaşanan/yaşadığı değişiklikler, kadın-erkek ilişkileri, savaşın çocukluğuna etkisi, göç edişlerinin hikayesini ve annesini kaybedişini anlatırken bizi bizimle baş başa bırakarak tarihsel bir yolculuğa çıkarır.

Belkıs Halim anılarına doğduğu yer olan Ustrumca’nın büyülü güzelliğini anlatarak başlar. En dikkat çekici yan gündelik hayatta kullanılan sözcüklerdir. Balkanların genel bir hitap tarzı olan, içinde saygıyı da barındıran “hanım yenge” ifadesi en çok dikkatimi çekendir. Ve buna eş bir başka hitap da “hacı babam” dı. Uzun ve çileli hac yolculuğunu gerçekleştirmiş bir kişiye eklenen Hacı ifadesi büyükbaba için de kullanılmaktaydı. O da Ustrumca’dan yola çıkarak Kabe’yi ziyaret etmişti. “Biri hacı babam ve nenemin, biri annemin babam öldükten sonra geri getirdiği çeyizler ve eşya, biri de dayım ve hanım yengemin eşyasıydı.” (s.26)

Balkanlardaki yaşamı sergileyen bir diğer önemli nokta da evlerde haremlik ve selamlık kısmını ayıran  yerde ayrı küçük bir kapının bulunmasıydı. Bu da kadınların sosyal yaşamda nasıl ortalıkta, sokakta görünmeden birbirlerine gittiklerini ifşa eden bir sırdı. “Hacı babamın evi dahil birçok evde selamlık vardı. Bizim evimizin selamlıkla harem kısmını ayıran duvarda bir küçük kapı vardı ki buna “komşu kapısı” ve yahut “kapıcık” denirdi. Bu küçük kapıların kadınların sosyal hayatında mühim bir rolü vardı.. Hiç sokağa çıkmadan duvarların arkasından geçe geçe bütün mahalleyi dolaşabilir, istediklerini ziyaret edebilirlerdi. Üstelik çarşaflarını giymeye mecbur kalmadan”( s.26)

Belkıs Halim’in  Osmanlı Balkanlarında geçen çocukluk yaşamına dair izleri sürdüğümüzde o yıllarda gündelik hayata ilişkin bir başka gerçekle daha karşılaşırız. O daherkesin ekmeğini fırında pişirmesidir. Evlerde fırın yoktur, mahallenin fırını vardır. Ve beklenen ramazan pidesinin ayrı bir tadı, ayrı bir zevki vardır. “Ama en çok hasretini çektiğimiz ramazan pidesiydi. Herkes evden kendi malzemesini götürür, peynirli pide yaptırırdı.” ( s.26)  Bir diğer önemli konuda sosyal hayatın  resmi olmayan finansal yapısıyla ilgilidir. Kadınlar para kazanmayan, erkeği tarafından bakılan, gözetilen olmalarına rağmen, en büyük görevleri “banka” görevi görmeleridir. Bir eş deyişle, parayı –altını- saklayan, gözeten ve koruyandır. “Ev içinde ziynet diye bir şey takılmazdı. Yalnız annemin kulaklarında altın çeyrek küpeler, boynunda da beşlik altınlar takılıydı. Yağmalardan sora kalan tek bir çeyrek küpe hala çekmecemde saklıdır. Göçten sonra geçim sıkıntıları başlayınca altınlarla birlikte, başka mücevher ve takılar da paraya çevrilmişti. Nenemin takı takdığını hatırlamıyorum ama altın dizileri olduğu hatta bunların bozdurulduğunu duymuştum. O zamanlar kadınların taktıkları bu diziler adeta banka vazifesi görürdü.” (s. 28) Belkıs Halim kadının en önemli bir özelliğini bize aktarır aslında. Kadın bankadır, parayı elde tutan, ihtiyaca göre veren, harcayandır.

Dört yaşında yetim dört yaşında öksüz kalan Belkıs Halim babasından çok fazla bir şeyler hatırlamasa da annesiyle yaşadığı o kısacık hayat dilimine dair anlattıkları bizim, anne-kız ilişkisi üzerine düşünmemizi sağlar. Babasının ölümünden sonra gencecik annesiyle hacı babasının evine dönen Belkıs Halim’in, -bir çocuğun- gözünden annesi şöyledir. “Elbiselerimi hep annem dikerdi. Ayrıca bez dokur, dantel örer, nakış işler, oya yapardı.” ( s.29) Bir genç kadının ne kadar çalışkan olduğuna, boşa geçirecek hiç zamanı olmadığına dair ip uçlarıdır bu anlatılanlar. Kocasını kaybetmiş genç bir kadın olarak yapacağı tek şey çalışmaktır. “Onu genç, güzel, fakat hayata küskün birisi olarak hatırlıyorum”. (s.29) Belkıs Halim bir çocuk olarak sahip olabildiği en değerli oyuncaklarını da şöyle anlatır. “Annemin yaptığı bezden bebeklerle oynar, onlara kibrit kutularından gene annemin yardımıyla salıncaklar yapar, üst kata giden merdivenin altındaki çivilere asar, sallardım.” ( 45) Belkıs Halim annesinin ipek böceği yetiştirmesini de ayrı bir tatla anlatır, genç yaşta yitirdiği annesi yanı başında gibidir. “Evin bir odasında annem ipek böceği yetiştirirdi. Birlikte böceklere dut yaprakları götürür onların nasıl koza yaptıklarını seyrederdik. Annem bu kozalardan çiçekler yapar bir kısmını da kaynar sular içinde haşlayarak ipek çıkarırdı. Sonra ipekleri bir kısım basamaklardan geçirip tezgahında dokurdu. Bunlardan bürümcek iç gömlekleri diker, oyalarını işlerdi. Gündüz bitmeyen işleri gece gaz lâmbasının ışığında tamamladıktan sonra da birlikte yatardık. (s.46) Annesiyle ilgili tüm anlattıklarından yola çıktığımızda çocuğuyla dul kalan genç bir kadının tekrar evlenmesi pek gündeme gelmez. “O zamana göre dul bir kadının evlenmesi akla gelmeyen, ne cemiyet ne de aile tarafından kabul edilmeyen bir şeydi. Dul kadın, hele çocuklu mu!O evde oturur artık!” (s.29)

Belkıs Halim’in anıları arasında yer alan bir başka günlük hayata dair olan eylem annesiyle gittiği hamamdır. Evlerde de yıkanılmasına rağmen hamama gitmek ayrı bir  olaydır çocuğun gözünde. “Günümüzde yanlış biliniyor ama çıplak dolaşmak ayıp sayılırdı. Biz çocuklar bile çıplak görülmez, peştmalla otururduk.” (35) Neredeyse bir seremonidir hamama gitmek. Evden çıkarken bohçaya konulan, üç havlu, peştemal, nalın, sabun, kese, hamamtasıdır. Eğer saçlar boyanacaksa bu eşyalara eşlik eden kına ve rastık olur. Bütün bunlar bize  hamamın -su perilerinin diyarının-  kadınların yaşantısındaki özel yerini gösterir.

Belkıs Halim’in kitabında  yer alan bir başka önemli konu da okul hayatıdır. 4 yaş 4 aylıkken okula başlayan Belkıs Halim’in hayatında okumak ayrı bir zevk olurken bu serüven aldığı burslarla ilk önce Dârülmuallimat’ta ardından İstanbul Üniversitesiyle ve Amerika’da Smith Koleji, Columbia ve Harvard Üniversiteleriyle devam eder. 1932 yılında Üniversiteyi bitiren Belkıs Halim çok geçmeden öğrenim hayatına Amerika’da devam edecektir. Eşi Psikiyatrist Ethem Vassaf onun bu okuma isteğini içtenlikle kabul eder ve onun eğitim hayatına Amerika'da devam etmesine gönülden destek olur. Ardından kendisi de Amerika’ya gider. Kitabın “Cumhuriye Doğru İstanbul’da İstanbullu Olamamak” adlı bölümü, Belkıs Halimin akraba çevresiyle Balkanlardan Akhisar’a göç edişlerini, Yunanlıların Akhisar’ı işgalini, Balkan Savaşlarını ve bütün bu olayların içinde hayatın kendi sıradanlığı içinde akıp gidişini anlatır.  “Amerika: Profesörler Tutmaz

Öğrencilerin Paltolarını” adlı bölüm ise bize tam olarak “bir zamanlar Amerika” yı günü gününe anlatır. Columbia Üniversitesinde geçen zamanını, Harvard’da ilk kadın öğrenci oluşunu, Boston’u, oğlu Gündüz’ün doğuşunu.

Bütün bu gündelik hayata dair anılarını bizlerle paylaşan Belkıs Halim, aldığı eğitimler sonucunda öğrenciler için uygulamak istediği, yaz tatillerinde okulların kapatılmayarak, atıl kalan okul binalarının çocuklara sosyal ve kültürel faaliyet alanlarısunmasıdır. O çocukların sadece ders kitaplarından öğrendikleriyle değil, hayata dair öğrendiklerini pekiştiren, spor yapan, insan-insan, insan-toplum ilişkisini güçlü bir şekilde yaşayan nesiller olarak yetişmelerini ister.

Bir imzanın peşine takılarak “ön yargıyla” okumaya başladığım "Annem Belkıs" kitabı, sadece sıra dışı bir kadını Belkıs Halim’i (ileride Vassaf) tanımayı değil, onun bu tarihsel süreçte Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan yolculuğunda toplumun yaşadığı/geçirdiği bütün değişimleri, kadının bu değişim içindeki konumunu da anlamama yardımcı oldu. Belkıs Halim Ankara’da Kız Teknik Öğretmen Okulundaki öğretmenlik günlerini “en nihayet memleketimde araştırma yapma fırsatına da kavuşmuştum” diyerek anlatır.Ve çalışmalarına devam eder, “Anadolu’da belki de asırlarca oynanan, kim bilir hangi kültür ve uygarlıklardan günümüze dek gelen çocuk oyunları ve kurallarını araştırıp yayına hazırladım. Ülkemizdeki ergenlik çağındaki kızların ruhsal durumları ve sosyal konumları üzerine bir dizi araştırma yaptım. İlkokullar için coğrafya ve aritmetik kitapları ile Milli Eğitim Vekaleti için öğretmen kitabı olarak kullanılmak üzere Çocuk ve Gençlik Psikoloji adlı kitabımı hazırladım.” ( s. 258)

Bütün bu anılardan yola çıktığımızda öğrendiğimiz bir başka konu da Kız Teknik Öğretmen Okulu’nda psikoloji derslerinin de olduğudur. Eğitim sistemimizin hâlâ düzenli bir yapıya oturmadığı bu günlerde "Annem Belkıs"ı okumak, bir genç kızın öğrenim hayatındaki başarılarına arkadaşlık etmemi sağlarken, kitabı bitirdiğimde anladım ki, "Annem Belkıs" kitabı Gündüz Vassaf’ın emeğiyle gerçekleşen bir eserdi. “Zamanla konuşmalarımızı bir metin haline dönüştürdüm. Metnin son halini bu projeye ilk başladığımızdan on üç yıl sonra 1998 yazı ve sonbaharı boyunca her gün anneme peyderpey okudum.” ( s.18) “Tarihe geçecek olayları yaşarken farkında bile olamayabiliriz” diyen Gündüz Vassaf’ın cümlelerini hatırladığımızda, Belkıs Halim Vassaf’ın hayatında da tarihe geçecek, tarihi aydınlatacak ne çok ip uçları vardı. Kitap, Belkıs Halim Vassaf’ındı ama Gündüz Vassaf’ın yazın hayatını da "Annem Belkıs"tan ayırmak pek mümkün görünmüyordu. "Annem Belkıs"'a yaptığım okuma yolculuğu sonunda artık kitabın kimin olduğunun o kadar önemi kalmamıştı.


"Annem Belkıs"
Gündüz Vassaf
İletişim Yayınları, 2012
s.303


0
2589
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle