30 MART, CUMA, 2018

Zamana Coğrafyalar Arası Bir Bakış

Küratörlüğünü Ferhat Özgür’ün yaptığı; Türkiye, Avusturya ve Tayland’dan farklı kuşaklara ait dokuz sanatçının yer aldığı, Elgiz Müzesi’nde açılan “Demirden Halkalar Gökyüzünde Eridi” isimli sergi, sanatsal ifadenin çeşitliliğini vurgulayan eserleri izleyiciyle buluşturuyor.

Zamana Coğrafyalar Arası Bir Bakış

Elgiz Müzesi, bugünlerde Kezban Arca Batıbeki, Tanja Boukal, Sefa Çakır, Fatma Çakmak, Ahmet Elhan, Seda Oturmak, Chulayarnnon Siriphol, Güneş Terkol ve Ezgi Tok’un eserlerinin yer aldığı “Demirden Halkalar Gökyüzünde Eridi” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, ismini 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan Virginia Woolf’un belki de en çarpıcı romanlarından biri olan Mrs. Dalloway’de karakterler arasında bağ kurmak amacıyla tekrar eden cümleden alıyor. Farklı kuşaklara ve coğrafyalara ait sanatçılar üretimleriyle ziyaretçileri çoklu bir diyaloğa davet ediyor, politik ve kültürel paradigmalara ilişkin farklı eleştiriler getiriyorlar. Serginin çıkış noktasına ve eserlere dair serginin küratörü Ferhat Özgür’le konuştuk.

İlk olarak serginin isminden başlamak istiyorum. Serginin ismi ve aslında birleştirici noktası olarak da Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway adlı romanında tekrar eden “demirden halkalar gökyüzünde eridi” cümlesini tercih etmenizin nedenlerini anlatabilir misiniz? Neden sizin referansınız Mrs. Dalloway?

Serginin bu başlığıyla ilgili olarak önceki kapsamlı başka mülakatlarda verdiğim yanıtlara benzer açıklamalarda bulunacağım için şimdiden özür dilerim, zira soru aynı olunca yanıtın farklı olması tuhaf kaçar. Serginin başlığı 2008'den beri aklımda takılı kalmıştı. Virginia Woolf’un büyüleyici romanı Mrs. Dalloway’i büyük bir tutkuyla okuduğum yıl. O zamandan beri bir fırsat ortaya çıkarsa bu başlık altında bir şey yapmak ne güzel olur, diye düşünmekteydim. Elgiz Müzesi’nden bu teklif geldiğinde Virginia Woolf'u bu vesileyle selamlamak istedim. Roman, 1923 yılının Haziran ayının ortalarında çarşamba gününde, yani tek bir gün içinde geçen olayları ele alıyor. Gün içinde birbirinden bağımsız iki hikâyenin içine sürükleniyoruz. Mrs. Dalloway'de, saat kulesindeki çanlardan yayılan seslerin betimlemesi olarak “demirden halkalar gökyüzünde eridi” metaforu, farklı karakterleri birleştiren bir öge işlevi görüyor. Çünkü romandaki karakterlerin hepsi çanları duyuyor ve hepsi de zamanın geçişinden etkileniyor. Fakat bu “gökyüzünde eriyen halkalar” öte yandan bu karakterler için kısıtlamaları da imliyor. Karakterler günün belirli noktalarında nerede olmalılar, sorumlulukları nelerdir, günlerini, hayallerini ve anılarını nasıl düzenleyecekler vb. Cümle her bir karakter için bir kesişim noktasına karşılık geliyor.

Böylelikle sergide, teknikleri videodan fotoğraf ve enstalasyona kadar uzanan farklı sanatçı ve karakterleri bir araya getirirken Woolf’daki bu bağlayıcı cümleyi baz aldım. Sanatçılar da burada zaman, bellek ve yer gibi çeşitli konulara dikkat çekiyorlar ve böylece Woolf'un bağlantı cümlesinin işaret ettiği, romandaki karakterler gibi kendi dünyalarındaki sınırlayıcılıkları, kısıtlamaları, açmazları politik bir çerçeveden görselleştiriyorlar.

Kolektif bir sergiden söz ediyoruz. Sergideki sanatçılar Türkiye, Avusturya ve Tayland’dan, farklı jenerasyonlardan gelen sanatçılar. Her biri farklı konulara dikkat çeken ve onları farklı yöntemlerle eleştiren işleriyle yer alıyorlar. Bu noktada bu isimleri nasıl bir araya getirdiniz? 

Bileşimde ulusal ve uluslararası ölçekte deneyim sahibi tanınmış sanatçılarla, ilk kez bir müzede işlerini gösterme fırsatı bulacak genç kuşağın yan yana gelmesini hedefledim. Gençlere bir özgüven kazandırmak, enerjilerini tetiklemek ve görünürlük kazandırmak önemliydi. Kezban Arca Batıbeki, Ahmet Elhan, Güneş Terkol, Tayland’dan Chulayarnnon Siriphol ve Avusturya’dan Tanja Boukal gibi deneyimli sanatçıları Sefa Çakır, Fatma Çakmak, Ezgi Tok ve Seda Oturmak gibi gençlerle yan yana görmek ve aralarındaki enerji akışlarını gözlemlemek heyecanlı olacaktı. Sefa Çakır ve Fatma Çakmak çalışmalarını yakından gözlemlediğim öğrencilerim zaten. Seda Oturmak ve Ezgi Tok ise jüri üyesi olduğum son Odeabank Sanat Yarışması’nda ödül almış isimlerdi ve işlerini çok sevmiştim. Sergi takımını süratli kurduk diyebilirim, çünkü kendi kuşağımdaki öteki sanatçılarla zaten sıkı dostluğumuz vardı, işlerini de yakından biliyordum.

Sergideki işler farklı zamanlarda üretilmiş. Bir bütünlük oluşturmak için mevcut temayla olan bağ nasıl kuruldu? Sergide hangi işlerin yer alacağına nasıl karar verdiniz? Bu sergiyi oluşturan bilinç neydi?

Sergideki tüm işlere baktığımızda politik bir tavrın aşikâr olduğu dikkat çekiyor. Ama şunu yine vurgulamalıyım ki sergi Mrs. Dalloway’in görsel açılımı değil. Yani biz bir kitap sergisi yapmadık. Bir kavramın da sergisi değil. Kavram ve başlığı birbirinden iyi ayırmak lazım. Kavramlı bir sergi o kavramın yapıtlar aracılığıyla nasıl çözümlendiğinin deneyimidir. Başlık ise bir çıkış, bir işaret, bir dikkat çekme, bir kıvılcım olarak işlev görmesiyle daha genel bir tınıya sahiptir. Bu sergiyi böyle bir bilinçle kurduk. İşlere nasıl karar verdiğime gelince, sanatçılarla görüştüm, atölyelerini ziyaret ettim, gidişatlarına baktım, sonra da her bir sanatçının işini seçerken diğeriyle yan yana gelişlerinde yaratacağı etkiyi düşündüm.

Sergide resimden fotoğrafa, videodan yerleştirmeye malzeme çeşitliliği söz konusu. Bunu tercih etmenizdeki sebep nedir? Neden tek bir medya yerine bir çeşitlilik kurgusu seçtiniz?

İşte burada Woolf’un başlığının çağrışımını devreye soktuk. Tamamıyla bir resim, bir video, bir heykel sergisi de olabilirdi tabii ki. Ama romanda farklı karakterlerin birbirine bağlanmasında kullanılan teknikteki gibi farklı sanatçıları birbirine bağlamak esastı. Bu sanatçıların hepsi de birden çok teknikle çalışıyorlar. Fotoğraf çekenler video da yapıyor, resim yapanlar fotoğraf da çekiyor vb. Yani sanatçıların teknikleri zaten kendi içlerinde çeşitli olduğundan bu bir gereklilik olarak doğdu.

Virginia Woolf, Mrs. Dalloway ile bir günün tarihini anlatırken bize İngiliz toplumu hakkında da bilgi verir. Bunu yaparken bir 20. yüzyıl aydını olarak dönemin kaygı ve çatışmalarını da verir okuruna. Peki bu kitaptan hareketle bize bu sergi neyi anlatıyor, hangi duyguları, bakış açılarını kesiştiriyor?

Woolf 20. yüzyılın kaygı ve korkusunu gösteriyordu, bu sergide içinden geçtiğimiz sürecin kaygıları mevcut diyebiliriz. Savaş, göç, dayanışma, aşk, zaman, hafıza, geçmiş, yerler, bölgeler, yolculuk… Daha da uzayıp gider liste. Ama bu saydıklarımız da tüm zamanlara özgü olgular değil mi?

Ferhat Özgür

Sergideki ilk iş Fatma Çakmak’ın Askerlik Hatırası. Bu çalışma savaş içerisinde daha insani hâlleri yansıtırken temelinde militarizm karşıtı bir anlam barındırıyor. Hemen solunda Kezban Arca Batıbeki’nin Kitsch Oda Projesi/Nereye Kadar… işi yer alıyor. Bu da aslında tüketim kültürü içerisinde kadının bir tutsak haline getirildiği ve metalaştırıldığını gözler önüne seren ince ayrıntılarla donatılmış bir oda. İlerleyen adımlarda konular ve eleştirel bakış değişiyor. Her biri kendi içinde biricik anlam taşıyan eserlerin sergilenişinde nasıl bir yöntem izlediniz? Sergi, sizi yeni bir arayışa soktu mu bu noktada?

Dediğiniz gibi serginin girişinde böyle bir düzenlemeyle Batıbeki ile Çakmak’ın birbirinden adeta rol çalan dinamik işlerini yakın mesafeye kasten koyduk. İkisi de geçmiş, anılar ve hatırlamalarla ilgili teknik olarak ilginç sunumlamalar. Batıbeki’de her şey basılı, üç boyutlu ve dokunabilir nostaljik nesnelerden oluşurken, Çakmak geçmişi tamamen internet ortamından edindiği anonim dijital görüntüler aracılığıyla kurcalıyor. İki iş de sosyo-politik içeriklere sahip. Bu içerik, asma katın ofis odalarındaki cam duvarlara asılı Güneş Terkol’un bez resimleriyle devam ediyor. Terkol, serginin orta alanını kapsayan pankart enstalasyonunda da olduğu gibi çeşitli vesilelerle İstanbul’a göç etmiş ve farklı sosyal zeminlerden gelen kadınlarla yaptığı müşterek çalışmalarıyla bize günümüzün bir sosyal panoramasını gösterirken; Sefa Çakır, küresel ölçekte göçmenlik ve mülteci sorunları da dahil olmak üzere kültürel açmazlara yönelik bakış açıları sunuyor.

Tanja Boukal’ın etkili dokuma tuvallerinde kadın imgesi hem var hem yok. Boukal, bunu tuvallere hangi açıdan baktığımıza bağlı olarak gerçekleştiriyor. Savaşçı kadın portrelerinden oluşan bu tuvaller karşıdan bakıldığında bomboş dekoratif ögelerken, sağa ve sola hareket edip baktığınızda elleri silahlı cengaverlere dönüşüyor. Öte yandan Ahmet Elhan güncel hayatı, daha kapalı, hemen ipucu vermeyen, soyut-somut arası gelgitlere dayanan çok parçalı kadrajlarıyla önümüze seriyor. Elhan, gözümüzden kaçan ayrıntıların arkeolojisiyle uğraşırken Seda Oturmak siyaseti ironileştiriyor. Bir koltukta kendilerine yer kapmaya çalışan üç figür, koltuk sevdalısı her politik liderin ya da bürokratın evrensel portresi neredeyse.

​Chulayarnnon Siriphol’un filminde ve Ezgi Tok’un video enstalasyonunda bu sefer yavaşlıyoruz gerçekten. Bu sanatçılar serginin meditatif bölgelerini oluşturuyor. Siriphol’un videosunda birbirine âşık olan keşiş ile motosikletli bir hipi, zıt kutuplar arasındaki mümkün demokrasiyi ve barışı imliyor. Ezgi Tok’un videosu ise Bergson’cu bir bakış açısıyla zaman olgusunu heterojen ve homojen olarak nasıl algıladığımızla ilgileniyor.

Sembolik bir anlatının hâkim olduğu sergide sanatçılar açık ve kapalı anlamı ortadan kaldırıp izleyicisine sonu olmayan bir yorum imkânı sunuyor ve izleyicisini bir görsel diyalog ortamına davet ediyor. Bu noktada neden izleyiciyi beklenmedik bir bağlama taşıyıp, onu şaşırtmayı tercih ettiniz?

Bilmem, şaşırttıysa ne mutlu bize! Etkilemek esas amacımızdı, zaten bizi etkilemeyen bir şeyle; sergi olsun, film olsun, müzik olsun, roman olsun, bağımız tez zamanda kopup gider. Etkili bir sergi içimizde uzunca yaşayan bir organizmaya dönüyorsa başarılı demektir. Sanat da etkilemek için yapılır. Sergideki tüm sanatçılar açık uçlu, çoklu okuma ve yorumlara olanak veren işlerle yer alıyorlar. Zihinsel ve görsel olarak yapıtlar karşısında oyalanmak için bu tür işler üretmeleri takımın oluşması için geçerli bir nedendi. Siriphol’un filmi ile Ezgi Tok’un duvar video yerleştirmesi bu anlamda en somut örnekler.


Avusturya Kültür Ofisi iş birliği ile düzenlenen sergi, 28 Nisan’a kadar Elgiz Müzesi Mezzanine alanında görülebilir.

0
3842
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage