28 ARALIK, PAZARTESİ, 2015

Plazadan Atölyeye, Karada Yüzmeye

Sanatçı olmanın güçlü bir ısrar ve tutku meselesi olduğunu düşünürken akla gelen sanatçılardan biri de Sena Başöz. Bu yazı, Başöz'ün plazada çalışırken sanatçı olmasına evrilen sürecine refere eden işleri üzerine...

Plazadan Atölyeye, Karada Yüzmeye

Sanatçı olma halini ve bu halin, çoğu zaman her şeye rağmen kendini gerçekleştirmek olduğu fikrini incelikle tartışabiliriz. Hatta sanatçı olmak zor da, hangi meslek kolay? diye de sorabiliriz. Zorluk ortak paydası bir yanda, sanatçı olmanın güçlü bir ısrar ve tutku meselesi olduğunu düşünüyorum. Uzun süredir pratiğine heyecanla tanıklık ettiğim bir sanatçı olan Sena Başöz’ün ancak bu tutku ile açıklayabileceğim hikayesi, alışıldık güzel sanatlar formasyonları dışında başlıyor.

Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü mezuniyeti ardından Reuters’da iş buluyor Sena. Bildiğimiz haber ajansında, pek bilmediğimiz plazalarda. Düzenli maaş, sigorta ve emeklilik gerçekliği bir yanda, doğru yerde olmadığını ve sanat yapmak istediğini biliyor. Bu süreçte üniversitede öğrenci olduğu sıralarda aldığı sanat dersleri ve devam ettiği resim atölyeleri kararını destekliyor. Kullandığı medyumlar giderek çeşitlenirken, yaptığı güçlü resimlerin yanına, rutinine giderek yabancılaşmasının sonuçlarını hissettiren video işler ekleniyor. Bir süre sonra Reuters’dan ayrıldığı haberi ajanslara düşmese de, aile içinde yankı buluyor. Sonrasında Bard College’da Film-Video alanında yüksek lisans için çıktığı yol, sanat alanındaki yolculuğunu da hızlandırıyor.

Bu yazının konusu, özellikle Sena’nın bu dönüşüm sürecine refere eden işleri ya da kendine ait bir yaşamı evirmenin özetle hikayesi. Plaza hafızasını incelikle tutan Kimse Vazgeçilmez Değildir (2006) ve susuz bir dünyada balık olmanın adı sayılabilecek Yüzerek Geçmek (2009) bu sürece ait çok incelikli üretimleri Sena’nın.

Kimse Vazgeçilmez Değildir (2006)

Kimse Vazgeçilmez Değildir adlı videoda, iki kadını eskrim yaparken izliyoruz. Kılıçla dövüş sanatı olan eskrimin, bir spor dalı olarak gelişmesinin ortaçağda yine kılıçla yapılan düellolarla yakından ilişkili olduğunu hatırda tutarak. Dövüşten spora evrilen eskrim, burada kadın rekabet sanatına yönelik güçlü bir metafora dönüşüyor. Karaciğere öldürücü tek darbeyi kim vuracak, üstelik bu şıklıkla? Mekan Sena Başöz’ün o dönem çalıştığı ofis. Gündelik kıyafetler içinde kolyeler şıkırdar, topuklu ayakkabı tıkırdarken, psikanalizdeki ‘haset’ kavramına göz kırpıyoruz. Videonun sonlarına doğru kadınlar kısa bir an kadrajdan çıkıyor. Ofisle başbaşa kalınca düşünüyoruz. Kimse vazgeçilmez değil mi gerçekten, savaşanlar gidiyor geriye ofisler mi kalıyor? İşin hissettirdiklerine, yapım sürecinin hikayesi de eklenince güvenli-güvenlik kavramları üzerine düşünmek kaçınılmaz oluyor. Videodaki kılıcın, tırnak makasının problem olduğu plaza güvenliğinden nasıl geçirilebildiği hayal gücümüze kalıyor. Kendini henüz sanatçı olarak tanımlamayan beyaz yakalının, o dünyadan çıkışa yönelik arayışlarını yine o dünyanın araçlarını kullanarak üretime dönüştürmesi, şu zor zamanlarda sanatın iyileştirici gücüne inancımızı yeniden tesis ediyor.

Yüzerek Geçmek (2009)

Yine bu süreçte, kişisel portre sayılabilecek Yüzerek Geçmek bir performans videosu. Sanatçıyı, profesyonel yarışçı kıyafeti ile bedenini zorlayarak karada yüzmeye çalışırken izliyoruz. Bulunduğu ofis ortamı ile uyumsuz, hışırtılı. Bu absürt performansta, sanatçı Reuters arşivi içinden olanca kendiliğiyle, susuz kalan dünyanın balığı gibi yüzerek geçiyor. Bir haber ajansı arşivinin ağırlığı içinden yüzerek geçmeyi denemek ne demek? Ofis halısının çıplak bedende yaratacağı iki yüz yirmi zımpara etkisini ya da inanç ile tahribat arasındaki ilişkiyi düşünüyorum.

Coğrafyanın bizi, gündelik hayatı akıtmakta zorladığı zamanlarda şifayı, yaptığımız işi yapmaya devam etmekte ararken, belki de umut, karada yüzebilmeyi mümkün kılıyor. Sena Başöz, bu tutku ile karada yüzmeye ve üretmeye devam ediyor.

0
7297
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle