23 KASIM, PAZARTESİ, 2015

Kadıköy Değişirken, 20 Yıldır Aynı Çizgide...

Bu yıl 20. yaşını kutlayan Kızıltoprak Sanat Galerisi kurulduğu günden bu yana çizgisini hiç kaybetmeden İstanbul’un Anadolu yakasında varlığını devam ettiriyor. Bu süre zarfında hayat hızla akarken galerinin içinde bulunduğu Kadıköy adeta ışık hızıyla değişti ve değişmeye devam ediyor.

Kadıköy Değişirken, 20 Yıldır Aynı Çizgide...

Hem Türk edebiyatının hem de Türk sanatının usta isimlerine ilham veren Kadıköy’de, Kalamış’la diz dize  Kızıltoprak Sanat Galerisi’nin yolculuğunu “Kadıköy Değişirken” isimli 20. yıl özel sergisi vasıtasıyla galerinin sahibi ve yöneticisi Tülay Atasoy ile konuştuk. 

Bu galeriyi kurma motivasyonunuz neydi? 

Mimarlık ofisimizi açmak üzere mekân arayışı içindeyken Kızıltoprak’ta Bağdat Caddesi’ni sahile bağlayan en eski ve güzel sokak olan Rüştiye Sokak’taki yeni restore edilmiş bu tarihi bina bizi etkiledi ve giriş katına yerleşmeye karar kıldık. Küçük bir mekândı. İçerisini  fonksiyonel şekilde çözümlemeye çalışırken felsefeci-ressam merhum Tekin Artemel, Kadıköy yakasının sanat galerisi açısından çok yetersiz olduğunu, bu mekânın da çok ideal bir sanat galerisi olabileceğini söyledi. Benim de bu konuda başarılı olacağıma inandığını, bu çerçevede düşünmemizin isabetli olacağını önerdi.

Resim ve heykelle yakınlığım, üniversitenin ilk yılında temel tasarım dersinde hocalarımız rahmetli Yavuz Görey ve Şadan Bezeyiş eşliğinde yaptığımız keyifli çalışmalardan ibaretti. Ama galericilikle çoğunlukla izleyici, ara sıra da alıcı olmaktan öte bir tanışıklığım yoktu. Başlangıçta uzak durdum ama reddetmedim de… Resimlerle, heykellerle donanmış bir ortamda olmak fikri beni çok heyecanlandırdı. Geçtiğimiz günlerde 20 yılımı tamamladım. Şimdi çok doğru bir karar verdiğimi düşünüyorum.

Kızıltoprak Sanat Galerisi’nin politikası nedir?

Konuya genel olarak baktığımızda; bir sanat galerisi, sanat eserlerinin izlenmek ve satın alınmak üzere sergilendiği mekândır. Kızıltoprak Sanat Galerisi’nin hedefi, resim, heykel ve seramik sanatını toplumun mümkün olabildiğince geniş bir kesimine ulaştırmak ve tüm olumsuz koşullara rağmen hayatı daha kaliteli hale getirmeye çalışmak. Ayrıca sanatçıların yapıtları aracılığıyla topluma iletmek istedikleri mesajları için bir köprü oluşturmak, bunu yaparken de –bir ticari kurum olduğu gerçeğini yadsımayarak- hem sanatın hem de galerinin sürekliliği adına sanatçıdan alıcıya aracı olmak. Kızıltoprak Sanat Galerisi, resim, heykel ve seramik alanında eser üreten sanatçılarla çalışıyor. Tercihimiz, figüratif eserler üreten akademik eğitim almış sanatçılar olması. Galerimiz, bu doğrultuda 20. yılını tamamlarken sanatçı, sanatsever ve galeri üçgeninde karşılıklı saygı, sevgi ve güveni sağlamış olmanın gururunu yaşıyor.

HAKAN ESMER     “CAFE”    2015, 70X50cm. t.ü.yb

Galeriyi  1995 yılında kurduğunuzda sanat eserini satma fikrini nasıl tanımlarsanız? Heyecan verici veya belirsiz...

Memur bir ailenin çocuğuyum. Pazarlama ve satış konularıyla hiç işim olmamıştı. Galericilik fikrine alışırken bir taraftan da yapacağım işin sanat eserini sergilemek, izleyicinin beğenisine sunmak ve sonuçta alıcıya satmak olduğu gerçeğini de özümsemeye çalıştım. Sonuçta sergilediğim bir eseri onu seven, değerini bilen bir adrese teslim etmek beni çok mutlu etti. Bu konudaki naif duygularım hâlâ aynı heyecanla devam ediyor.

Sanat galerilerinin Avrupa yakasında birbirine yakın  yerlerde açılması, her daim Nişantaşı, şimdilerde Karaköy Tophane hattı, İstiklal caddesi boyunca sayıları giderek artan sanat merkezleri... Bu yakınlığa oldukça uzak bir mesafede olmak eskiden nasıldı şimdi nasıl?

Her ne kadar sanatın ve entelektüel yaşamın İstanbul’un Avrupa yakasında, özellikle istiklal Caddesi, Nişantaşı ve şimdilerde Tophane’de konumlandığı yaygın olarak kabul gören bir düşünce olsa da ben, 17 yaşımdan beri yaşadığım Anadolu yakasının doğasıyla, doğallığıyla, barındırdığı elit bir kitle ile fark yarattığını düşünmüşümdür. Üniversite yıllarım İstiklal Caddesi ve Nişantaşı’nda geçti ama ben her zaman Kadıköy’e heyecanla döndüm. Daha önce bahsettiğim galeriyi açma sürecinde yaptığım fizibilite çalışmaları sonucunda da “sanatın kalbi Nişantaşı’nda atar” sloganına karşı çıkarak “iyi ve doğru işler sunuyorsanız sizi her yerde bulurlar” yaklaşımıyla yaşadığım semt olan Kadıköy’ü seçtim. Eskiden ya da şimdi fark etmiyor. İyi bir iş sunuyorsanız, düzenlediğiniz sergiler, sanatçılar ilgi çekiyorsa ve en önemlisi izleyiciniz size güveniyorsa, sizi buluyorlar. İlk 16 yıl galerimiz pazar günleri de açıktı. Çok hevesli bir izleyici vardı. Ama son birkaç yılda trafik karmaşası, sosyal siyasal bezginlikler etkilemiş olacak ki ilgi azaldı. Ben de yoruldum. Şimdilerde pazar günleri randevulu olarak açıyoruz. Ayrıca ben her zaman bu kalabalığın dışında kaldım. Butik bir galeri gibi çalıştım. Avrupa’da da bunun örneklerini görmüyor muyuz? Önemli olan, yaptığınız işi ciddiye almak, işinizin başında bulunmak ve gönül vererek çalışmak… Ayrıca İstiklal Caddesi, Nişantaşı, Tophane’de açılıp kapanma hızlarına dahi yetişemediğimiz pek çok galeri oldu. Şimdilerde isimlerini bile unuttuğumuz bu galerileri düşününce 20 yıldır Kadıköy yakasında ses getiren bir galeri olarak devam ediyor olmak da doğru bir karar verdiğimi açıklamıyor mu?

İlk serginizi kimlerle açmıştınız?

İlk sergimiz “Ustalardan Bir Karma” adı altında -Naile Akıncı, Hüseyin Bilişik, Leyla Gamsız, Nevin Çokay, Ruzin Gerçin, Mehmet Pesen- sergisi idi. Ve bu geleneksel olarak her yıl devam etti. Ne yazık ki bu değerli insanları ardı ardına kaybettik. 

BİRSEL BOSUT GÜRBÜZ    “CUMBALI SOKAK”   2015, 70x50cm. t.ü.yb

90’ların ortasında açılan bir galerisiniz o günden bu güne koleksiyoner kitlenizde nasıl bir değişiklik oldu?  

1995 yılında 5. İstanbul Sanat Fuarı ile bu camiaya katıldık. Ardından galeride ilk sergimizi açtık. Çok farklı kesimlerden izleyicimiz ve alıcımız oldu. İnanılmaz indirimler isteyen, sergiyi kapatmaya çalışan, kabul etmediğinizde “Ben koleksiyonerim. Bu sanatçının işini almam bile onun için onurdur” diyen kişilerle karşılaştım. Reddettiğimde bir daha galeriye uğramayanlar oldu. “Koleksiyoner” kimliği farklı özellikler içeriyor. Çok eser almakla koleksiyoner olunmuyor tabii.

Benim alıcılarım “büyük koleksiyonerler” olmadı. Her zaman daha mütevazi ama elbette eğitimli, okuyan, sanatı seven, saygı duyan, takip eden, evinde, ofisinde, fabrikasında keyifle izlemek üzere, severek, gönül bağı kurarak eser alan, bana güvenen, benim güvendiğim bir alıcı kitlem oldu. Aramızda güzel dostluklar, arkadaşlıklar oluştu. Tabii ki bu yirmi yıllık süreçte  doyuma ulaşanlar, trendi yakalamak adına veya samimi olarak beğeni çizgisi değişenler oldu. Ama şöyle bir gerçek var;  bizi ayakta tutan ve mutlu eden, birileri uzaklaşıyor, yeni sanatseverler geliyor. Teknolojinin sunduğu imkânlarla İstanbul dışına, yurt dışına eser gönderiyoruz.

Galeride farklı alanlardan usta isimlerin yanında genç kuşağın başarılı isimlerinin kişisel sergilerini de izliyoruz. Fakat ağırlıklı olarak resim ve heykel sergileri izlemekteyiz. Gelecek sergilerde disiplinlerarası çalışan sanatçıları da Anadolu yakasındaki sanat izleyicisiyle buluşturma düşünceniz  var mı?

Bu söylediğiniz tabii ki çok iyi olurdu. Ama öncelikle belirttiğim gibi ben kendime yakın bulduğum, arkasında durabileceğim işlere ağırlık veriyorum. İzleyicime karşı da alıcıma karşıda dürüst olmam gerektiğine inanıyorum. Bunu da çağdaş resim, heykel ve seramikte buluyorum. Ayrıca önemli diğer nokta, benim mekânım bahsettiğiniz çalışmalar için gerçekten uygun değil. Bir işi yapıyorsanız hakkını vermeniz gerekir. Yapmış olmak için değil. Farklı bir mekân arayışına girmeyi de hiç düşünmüyorum açıkcası.

Ve en önemlisi ben bir galerinin çizgisi olması gerektiği düşüncesindeyim. Ve Kızıltoprak Sanat Galerisi bu çizgisinde devam edecektir.

NAİLE AKINCI    “KADIKÖY”   1998, 61x27cm.t.ü.yb

Günümüz koşullarında, sanat piyasası içinde ticari bir kurum olarak kalabilmek için sanat fuarlarında görünür olmak gittikçe daha da önemli bir hale geliyor. Bu konudaki yaklaşımınızı merak ediyorum.

Size tamamen katılıyorum. Fuarlara katılmak gerektiğine inanıyorum. İlk çıkışımız da 1995 yılında 5. İstanbul Sanat Fuarı ile olmuştu. Sonraki yıllarda fuar komitesinde hep yer aldım, fuarlara katıldım. Ta ki  düzenleyici kurumlar arasında anlaşmazlıklar, inatlaşmalar ortaya çıkıncaya kadar. Bu çok derin bir konu. Kırıcı olmak istemiyorum ama şehrin kilometrelerce dışında bir mekânda, galerilerin figüran olarak yer aldığı bir organizasyon içinde olmaya baştan karşı çıktım. Hiç katılmadım.

Sanat Galericileri Derneği  birlikteliğiyle düzenlenen fuarlara hep katıldım. Ta ki bahsettiğim kurumlar arası anlaşmazlıklar başka oluşumlara dönüşünceye kadar. Şu anda İstanbul’da gerçekten başarılı bulduğum iki organizasyon var. Contemporary İstanbul ve ARTINTERNATIONAL. İkincisi hem çok yeni hem de farklı bir organizasyon. Benim çizgimin çok dışında. Zaten katılamam. Contemporary İstanbul’a ilk yıl müracaat ettiğimde bana dönüşleri “Kızıltoprak Sanat Galerisi olarak fuarda yer alın ama farklı sanatçılarla ve büyük işlerle” şeklinde oldu. Reddettim tabii.

Türkiyeli sanatçılar  uluslararası alanda 20 yıl öncesine kıyasla daha çok tanınıyor ve bu dinamizmin çoğalarak devam ediyor. Kızıltoprak Sanat Galerisi gelecekte, uluslararası bir fuara katılmayı planlıyor mu?

20 yıl öncesinde de bu hareketlilik olsaydı elbette daha en başında katılmayı ben de çok isterdim gerçekten. Ama gelecekte mümkün değil.

Tülay Atasoy

Son serginiz “Kadıköy Değişirken” başlığını taşıyor ve 20. yılınızı kutlarken Kadıköy’ün değişim ve dönüşümüne sanatçılarınız aracılığıyla dokunuyorsunuz. Neler değişti 20 yılda?

İstanbul’un Anadolu yakasının gözdesi Kadıköy büyük bir değişim içinde. Özellikle son 10 yılda kentteki talandan tahribattan payını aldı ve dokusundan çok şey kaybetti maalesef.

40-50 yıl önce akvaryum gibi bir denizin şimdi bataklık gazı üreten ürkütücü hali, sahil kahvelerinden et restoranlarına, yıldızlı otel meyhanelerine dönüşen anı paylaşım mekânları, sandalınıza tonoz bağlayan sahil bıçkınlarından marinalara devredilen denizle ilişki biçimi ve son noktayı koyan “kentsel dönüşüm  hamlesi…” Kadıköy değişiyor, dönüşüyor... Biz de Kadıköy yakasında hizmet veren bir sanat galerisi olarak 20. yılımızı kutlarken bir toplumun gören gözleri olmaları gereken sanatçılarımıza çevrelerindeki 50 yıllık macerayı da isterlerse vurgulamalarını hatırlattık...

0
5053
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle