19 KASIM, PERŞEMBE, 2015

İnsanı Besleyen Güzel Bir Hastalık

Huma Kabakcı küçük bir çocukken babası Nahit Kabakcı’nın adına başlattıǧı ve yönettiǧi koleksiyonu çok genç bir yaşta, babasının beklenmedik,vefatı ile devraldı ve bugünlere getirdi. Gencecik yaşında karşı karşıya kaldığı bu üzüntüye raǧmen, koleksiyonu son derece bilinçli bir şekilde yönetti, geliştirmeye devam etti. Kabakcı ile sanat, koleksiyon, küratörlük yüksek lisansı ve projeleri hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

İnsanı Besleyen Güzel Bir Hastalık

Koleksiyonculuk nedir? 

Sanat koleksiyonculuğunun kökenine baktığımızda, Helenistik döneme uzanan sistematik ve süregelen bir bakış açısı olduğunu görebiliriz.  İnsanoğlunun materyal dünya ile ilginç ve güçlü bir ilişkisi olmuştur, koleksiyonculuk bu ilişkide önemli ve karmaşık bir rol oynar. Koleksiyonculuğu materyalizm ile bağından ayrı değerlendirirsek, bir tutku, misyon, miras ya da sadece sanatçıları desteklemek uğruna bir eylem olarak açıklayabiliriz. Koleksiyonculuk benim için son derece kişisel, ömür boyu süren, insanı olgunlaştıran ve besleyen güzel bir hastalık. Ancak, rahmetli babamın “Koleksiyonculuk ömür boyu bir maraton, nesiller arası bir bayrak yarışıdır" sözünü de benimsediğimi soylebilirim. 

Koleksiyonerin misyonu nedir?  Koleksiyoner toplum için nasıl bir değer yaratır?

Koleksiyoncunun misyonu sanatı aşılamak, sanatçının arkasında durup desteklemek, özel olan koleksiyonunu halka açabilmektir. Ancak koleksiyoncunun misyonu ve sorumluluğu bununla bitmez, bir sonraki jenarasyona koleksiyon sevgisini aşılamalı ve koleksiyonculuğu bir yaşam biçimi haline getirmelidir. 

Huma Kabakcı ©Korhan Karaoysal 

Koleksiyonerliğin sosyal sorumluluk boyutu nedir?

Son dönemlerde koleksiyonculuk daha yaygın hale geldiǧi için artık sosyal sorumluluk boyutuna yeterince önem verilmediğini düşünüyorum. Koleksiyoncu olmak gösterişli sanat etkinliklerine katılmaktan ibaret olmamalı. Çağdaş sanatın ve sanatçıların çok az desteklendiği günümüz Türkiye'sinde, koleksiyonerlerin daha fazla sosyal sorumluluk üstlenmeleri gerekliliǧi doǧuyor. Çağdaş sanatın güncel konuları ele alan, politik bir söylemi var.  Bir koleksiyoncunun koleksiyonu bu farkındalıkla yönetmesi gerekiyor.

Çok genç bir yaşta nasıl koleksiyonerlik sorumluluğu aldığınızı bizimle paylaşır mısınız?

Koleksiyoner olmaya ben karar vermedim, organik bir şekilde gelişti. Hatırlayamayacağım kadar ufak bir yaştan beri sanat ile iç içe büyüdüm; sanat galerileri, müzeleri, sanatçı stüdyoları gezdim. Kendimi bu açıdan çok şanslı hissettiğimi söyleyebilirim. Tüm gücümle adıma bırakılan çok deǧerli bir koleksiyonu, ikinci jenerasyon bir koleksiyoner olarak sürdürmeye çalışıyorum. Mesela, her sene Basel, Fiac, Frieze ve Arco Madrid gibi sanat fuarlarına katılıp, trendleri takip etmeye çalışıyorum. Koleksiyon için özel bir depolama, arşivleme ve saklama sistemi geliştiriyorum, her sene eserleri sigortalattırıyorum bu da başlı başına bir sorumluluk. 

Eser seçimlerinde ne gibi kriterlerden yola çıkarsınız? 

Koleksiyonculuğun çok tutku dolu bir şey olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim, Dolayısıyla, bir koleksiyona ekleme yapılırken sanat akımlarına, sanat tarihinde oluşan değişikliklere ve sanat eserlerinin bugünle ilişkili olmalarına dikkat edilmesi önemlidir. Yoksa, moda takip eder gibi bir takım insanların etkisi altında kaldığınız takdirde koleksiyonun uzun vadede sanatsal değerinin düştüğünü görebilirsiniz. Tabii bunu söylemek, uygulamaktan çok daha kolay.

Rahmetli babam Nahit Kabakcı danışmanlara ve çeşitli sanat konosörlerine çok önem verirdi. Benim çağdaş sanat küratörlüğü okumamın bir nedeni de buydu. Kriter baǧlamında,  koleksiyonun belli bir konsepti, dönemi ve çizgisi olması gerekiyor. Örneğin "Huma Kabakcı Koleksiyonu" 1950 senesinden beri Modern, Çağdaş Türk ve Türk-i Cumhuriyetleri sanatından oluşmaktadır. Tabİi ikinci jenerasyon bir koleksiyoncu olarak bu çizginin değiştiğini de görebiliyorum. Şubat 2016’da gerçekleşecek Pera sergimizde de bu değişikliğe önem verilecek. 

Bugün Türkiye’de koleksiyonerlerin koleksiyondan eserleri paylaşabileceği bir platform var mı?

Az da olsa çeşitli sergilerle bu gerçekleşiyor. En son 2014 senesinde Elgiz Müzesi'nde “Genç Koleksiyonerler Sergisi” adı altında bir karma koleksiyoner sergisi gerçekleşmişti. Şimdi de bir sürü özel koleksiyon müzeleri açılıyor. Ancak bence özel müzelerden başka ileride, Türkiye'de de Fransa'daki Kadist Vakfı gibi bir vakıf kurulması ve çeşitli koleksiyonerlerin bir platform yaratmaları gerekiyor. 

©Korhan Karaoysal

Paylaşma sorumluluğunu yerine getirme fırsatlarınız oluyor mu?

Paylaşma sorumluluğunu yerine getirme imkânı istediğim ölçüde gercekleşemedi, maddi durumum müsaade ettiǧi ölçüde koleksiyonu paylaşmaya çalışıyorum. Babamın vefatından sonra 2010 kültür başkenti kapsamında Ruhr bölgesinde ve Pecs'de çeşitli müzelerde koleksiyon sergisi gerçekleştirebilmiştik, Türkiye'de ise koleksiyonun bir parçasını çeşitli sergilerde gösterme fırsatı yakaladım. 2016 yılının Şubat ayında ilk defa bir Türk müzesinde, Pera Müzesi’nde koleksiyon sergimiz gercekleşecek, onun için çok heyecanlıyım. Küratörlüğünü ise sanat tarihçisi Esra Alicavusoğlu ile gercekleştiriyor olacağım.

Sizce koleksiyonunuzdaki eserler sizin ruhunuzu, hayata bakışınızı, duruşunuzu yansıtıyor mu? 

Tabii ki, koleksiyondaki  eserlerin çoğu hayata bakışımı ve ruhumu yansıtıyor, ama aynı zamanda da, ikinci jenerasyon bir koleksiyoncu olarak koleksiyonun biraz farklı bir çizgide ilerlediğini de görebiliyorum. Koleksiyona baktığım zaman bir hikayeyi canlandırabiliyorum gözümün önünde ve bu benim için çok önemli.

Yurtdışında ki fuarları, bienalleri takip ediyor musunuz? 

Yurtdışındaki fuarları, bienalleri mümkün olduǧu kadar takip etmeye çalışıyorum. Gezemeyeceğimi bildiǧim bienal ve sanat etkinlikleri üzerine yazılan gazeteleri ve dergileri okumaya çalışıyorum (Art Newspaper, Kunst der Text, Frieze, Art Forum gibi).

Koleksiyonunuzda yer alan eserler daha çok yerli sanatçılara mı ait?  

Koleksiyonda yer alan eserlerin çoğu yerli, Orta Doğu ve Orta Asya'dan gelen sanatçılara ait.

Koleksiyoner sanatçıların eserlerini satın alırken onlara yeni işler üretebilmeleri için de imkân vermiş oluyor.  Sizin takip edip, destek olduğunuz sanatçılar var mı?

Takip etmeye çalıştığım ve desteklediğim bazı sanatçılar var, onlarla çeşitli ortamlarda ve sanatsal diyaloglarda da bulunmaya çalışıyorum. İmkânım el verdikçe sanatçıları sadece galerilerden takip etmektense onlarla ilişki kurmayı, iletişimde bulunmayı tercih ediyorum.

©Korhan Karaoysal

Babanız Nahit Bey'in sizin adınıza başlattığı koleksiyonu gencecik yaşınızda devralıp, büyük ve önemli bir sorumluluk üstlenmiş oldunuz.  Bu koleksiyon sizin için ne ifade ediyor?

Koleksiyon bir yük veya sorumluluktan daha çok nesiller boyu devam edebilen bir hediye benim için, maddi deǧerinden ziyade manevi deǧeri yüksek. Sayamadıǧım kadar çok güzel anılarım var. 

Bizimle bu anılarınızın bazılarını paylaşır mısınız?

Bu anılarımdan biri yakın dostum sanatçı Ardan Özmenoğlu ile tanışmam oldu. Rahmetli babam hep tanışmamızı istemesine rağmen ve Ardan’ın stüdyosunun anneannemin evinin karşısında olmasına rağmen hiç tanışamamıştık… Ta ki babamın vefatından sonraya kadar... Ahşap stüdyosuna annemle gittiğimiz zaman tüylerim birden diken diken olmuş, babam yanı başımdaymış gibi hissetmiştim. Ardan’la ilk tanışmamızda bile sanki onu senelerdir tanıyormuşum hissine kapılmıştım. Yerlerde o postit baskılarının ve merdivenlerinin üzerinde dizilmiş porselen gögüslerin arasında buluşmamız çok özel bir gündü benim için. Böylelikle yakın bir dostluğa adım atmış olduk. 

Küçük yaşlarda sanatla böyle bir ilişkiniz ve ailenizin sanata herhangi bir yakınlığı olmasaydı, siz gene de bu alana yönelirmiydiniz?

Büyük ihtimalle hayır ya da belki de evet... Bunu hiçbir zaman bilemem. Ama ailemin sanata yakınlığı olmasaydı şimdi bu pozisyonda olmazdım. 

Nahit Bey o zaman eserleri satın alırken birlikte mi seçiyordunuz?  Devraldığınızda nasıl bir koleksiyondu?  Şimdi içeriği ya da yönü biraz değişti mi?

Bütün seçimleri beraber yapmıyorduk ama yeni seçimler ve alımlar oldukça beni  mutlaka haberdar ederdi. Bana hep neyi sevdiǧimi sorardı ve konuşmalara beni de dahil ederdi. Şu an koleksiyona baktıǧımda ise biraz deǧiştiǧini, daha kavramsal bir boyut kazandıǧını görebiliyorum. Shahpour Pouyan, Susan Hefuna, Wael Shawky, Güneş Terkol, Meric Algun Ringborg gibi eklemeler oldu, dolayısıyla ikinci jenerasyon çizgisi fark ediliyor. 

©Korhan Karaoysal

Eserlerin bakımı nasıl yapılıyor?  İstanbul'da bu alanda destek veren kurumlar var mı?  

İstanbul'da bu konu üzerinde gelişen sayılı şirket var, bu şirketlerin önde gelenlerinden biri de amcam Ahmet Kabakcı'ya ait. Benim koleksiyonumu tuttuğum depoda ise, eserler gerekli nem oranı, raf ve güvenlik sistemiyle korunuyor. 

Koleksiyonerlik misyonunu son derece ciddiye aldığınızı eğitiminiz ile de gösteriyorsunuz.  Bilinçli bir koleksiyonerlik yolunda ve ötesinde önemli adımlar atıyorsunuz.  Bir koleksiyoner ya da sanat tutkunu olarak, böyle bir eğitim almak sizin koleksiyonuza bakışınızı nasıl etkiliyor? 

Pazarlamadan ziyade küratöryel bir eǧitimim olsun istedim. Koleksiyona profesyonel bir bakış açısından bakabilmek bazı seçimleri gerçekten de kolaylaştırıyor. Yüksek lisansım sayesinde bazı kararları daha farklı bir şekilde alabiliyorum. Sanat eseri alırken artık sırf estetik açıdan değil, aynı zamanda da sanat tarihsel, küratöryel ve tematik bir şekilde bakmaya özen gösteriyorum. 

Küratörlük eğitimi alan başka bir koleksiyoner tanıdınız mı hiç?

Şu ana kadar koleksiyonculardan Sanat Yönetimi, Çağdaş Sanat üzerine yüksek lisans yapan kimseler tanıdım; Freda Uziyel, David Roberts, Alex Sainsbury bunlardan birkaç örnek. Fakat, küratörlük eğitimi alan bir koleksiyoner tanımadım. 

Yakın zamanda gerçekleştirdiğiniz ilk küratöryel projenizden bahsedebilir misiniz?

İlk küratöryel projemi bir küratör arkadaşım Aisha Mazin Stoby ile beraber gerçekleştirdik. Serginin adı "City Senses"di ve iki sanatçı ile çalışmaya karar verdik: Ardan Özmenoǧlu ve Radhika Khimji. Böylelikle "Open Space İstanbul" hem küratöryel, hem de sanatsal olarak böyle bir işbirliǧine adım atmış oldu. Şu an farklı coğrafyalarda çeşitli sergilerin gerçekleşmesi bana daha cazip geliyor. Ilk sergimden bu yana Açık Diyalog Istanbul (Open Dialogue İstanbul) ile iş birliği halindeyim. 14 Eylül tarihinde İstanbul Bienali kapsamında Cezayir Restoran’da gerçekleşen “Tuzlu Düşünceler” konferansımızdan sonra Londra’da açılan “Crossing Lines” adlı sergi üzerine yoğunlaştık.

Daha fazla bilgiye www.openspaceistanbul.co.uk adresinden ulaşabilirsiniz. 

Huma Kabakcı ©Korhan Karaoysal

Sadece küratörlük eğitimi almak ile kalmayıp, bu alanda çalışmaya karar verdiniz.  Bize yeni projelerinizden söz eder misiniz?

Şimdiye kadar düzenlemiş olduğumuz sergilere, konuşmalara ve projelere bakacak olursak beklediğimiz ilgiyi yavaş ve organik bir şekilde yakaladığımıza inanıyoruz. Ancak, Open Space Istanbul & Açık Diyalog İstanbul göçebe projeler olduğundan her seferinde değişik bir kitleyi yakalıyor. Herhangi bir kurumda çalışmak yerine bu alternatif proje üzerinde çalışmayı tercih ettim.

“Crossing Lines” sergimizde ise uluslararası tanınmış sanatçılarla beraber dünya çapında yaşanan politik, sosyolojik, ekonomik, kültürel bağlamda arzu edilmeyen değişimlerle toplumların ve bireylerin psikolojik yüzleşmelerini ele alıyoruz. Ergin Çavuşoğlu, Nezaket Ekici, Özlem Günyol & Mustafa Kunt gibi Türk sanatçılarının eserlerini Paul Hodgson, Antonio Riello ve Taus Makhacheva gibi farklı ülkelerden sanatçıların eserlerinin yanında sergileyerek ise misyonlarımızdan birini yerine getirmiş oluyoruz. 

Yaşamınızın ve eğitiminizin büyük bir bölümünü Londra'da geçirdiniz,  bu kültürün sizin üzerinizde ve sanata bakışınızda nasıl etkileri oldu?  Hoşunuza giden, takip ettiğiniz İngiliz sanatçılar var mı?

Tabii ki var ama Londra son derece deǧişik kültürlere açık bir şehir. Şu an RA'de Ai WeiWei’nin inanılmaz bir sergisi var. Camden Arts Centre'da Ben Rivers’in seçilmis filmeri gösterimde, önceden gitmeme rağmen tekrar gitmek istiyorum. O kadar çok etkinlik oluyor ki hepsine yetişmek çok zor! Parasol Unit, David Roberts Foundation, Raven Row, Iniva ve Delfina Vakfı da sık sık takip ettiğim kurumlardan birkaçı.

Dünya sanatçılarından takip ettikleriniz , bizimle paylaşmak istediğiniz özel anılarınız var mı?

Eğitimim ve koleksiyonculuğum vesilesi ile tabii birçok sanatçı ile konuşma firsatı yakalayıp arkadaşlık kurma şansım oluyor. Daha geçenlerde Shazad Dawood ile birlikte Frieze Masters'da koleksiyonculuk ve küratörlük üzerine ve sanat çevresi üzerine komik bir konuşmamız oldu, kahkahalarla güldük... 

Önümüzdeki sene Pera Müzesi’nde koleksiyonunuzdan bir seçkinin yer alacağı sergiden bahsedebilir misiniz?

Pera Müzesin’de 23 Subat 2016’da acilacak olan “Ani ve Süreklilik” başlıklı sergi, babamın döneminden bu yana koleksiyonun değiştiğini ve yol aldığını irdeleyecek. Koleksiyonun küratörlüğünü ünlü sanat tarihçisi Esra Aliçavuşoğlu ile birlikte yapıyoruz. Benim için Huma Kabakcı koleksiyonunun Avrupa’daki müze sergilerinden sonra Pera Müzesi gibi bir müzede ilk defa sergilenmesi çok heyecan verici bir durum. 

0
8808
5
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle