19 OCAK, CUMA, 2024

İç Dünyamızda Gizlediklerimize Bir Yolculuk: “Enteriyör”

Taner Ceylan’ın yakından takip ettiği sanatçıların üretim süreçlerini sanatın temel kavramlarıyla buluşturma deneyine dayanan, ilki 2019 yılında gerçekleşen Olimpos Sergileri’nin üçüncü edisyonu “Enteriyör” üzerine bir yazı.

İç Dünyamızda Gizlediklerimize Bir Yolculuk: “Enteriyör”

2019 yılında başlanan Olimpos Sergileri, ilhamını Olimpos dağlarındaki zeytinliklerden alıyor. Taner Ceylan’ın kendi zeytin bahçesinde ürettiği zeytinyağından elde ettiği gelirle başladığı bu yolculuğun üçüncü durağı “Enteriyör”, 8 Ocak 2024’te Karaköy’deki tarihi un değirmeni binasında açıldı. Zeytinyağından elde ettiği gelirin yanı sıra bağımsız gönüllü desteklerle süren ve sanat tarihindeki kavramlardan yola çıkarak beşli bir seri olarak planlanan Olimpos Sergileri, her defasında Taner Ceylan’ın bir yapımcı edasıyla ustalıkla kurguladığı yeni bir hikâye sunuyor. Taner Ceylan’ın sergi temasına uygun olarak bu defa seçtiği sanatçılar ise Sinan Tuncay, Serdar Eğer, Studio Pinprick, Kaan Fıçıcı, Vildan Hoşbak, Enes Alba, Can İncekara, Mert Acar, Pelda Aytaş ve Sinan Çınar. Heykel, resim, video, yerleştirme ve fotoğraflardan oluşan işlerin tamamı bu sergi için üretildi ve ilk defa sergileniyor. Kendi üretim pratikleri ile sanat tarihinden aşina olduğumuz kavramların yepyeni bir kurgu ile çarpışması sonucu ortaya çıkan işler Ceylan’ın masalsı yaklaşımıyla birleşince ortaya bu fevkalade sergi çıkmış.

​Yirmi yıldır tatil yaptığı pansiyonda tanıştığı Alman bir kadınla çıktığı yürüyüşte Toscana’yı andıran güzellikteki bahçe içerisinde bembeyaz bir evle karşılaşan Taner Ceylan, rüyasında gördüğü bu vadi ve ormanların içerisinden yürürken henüz bu evin sahibi olacağını bilmiyordu. Tatil dönüşünde aldığı bir telefon ile bu görkemli evin sahibi olması ve satın aldığı esnada habersiz olduğu zeytin ağaçları Ceylan’ın kaderini belirliyor. Önce kendisine ve çevresine dağıttığı zeytinyağı daha sonra genç kuşak sanatçıların sanat piyasası ile tanışmasına vesile oluyor. Zeytinlerin hasat zamanı olduğu gibi sergilerin de kurgu sürecinde seçilen sanatçılar kendi kariyerlerindeki hasat yolculuğuna çıkıyor ve Ceylan’ın mentorluğunda bir başkalaşım geçiriyorlar.

1. 3. Studio Pinprick İsimsiz 2022 40 parça yerleştirme, Hereke yün dokuma halı, ahşap, 258 x 162 cm
2. Enes Alba Tristan in Paris2023 fine art baskı, 14,8 x 21,0 cm
3. Can İncekara Trabzan 2023 kâğıt üzerine suluboya, 74 x 60
4. Pelda Aytaş İsimsiz 2023 bez üzerine nakış ve kumaş, 20 x 28 cm
5. Serdar Eğer İsimsiz 2023 Polyester,krom,akrilik 55x35x20 cm

Usta-çırak ilişkisini yeniden canlandırması ve genç bir sanatçının yaratma yolculuğu için Ceylan’ın üstlendiği görev antropolojik bir önem ortaya koyuyor. Ceylan bu durumu şöyle ifade ediyor “Sanatçıların yetenek hücresini buluyorum ve o yeteneği açmaya çalışıyorum. Punch tekniğinde halı yapan Studio Princk’i Anadolu’daki dokuma kültüründeki zenginlikle Hereke’de halı dokutmaya yönlendirmek ya da Mert Acar’ın fotoğraflarını üç boyutlu aşamaya getirmek gibi”. Sanatçılar ise bu süreci “at gözlüklerinden kurtularak hayata bakış açımızı geliştirmek” olarak yorumluyor. Bir çeşit komüniteye dönüşen bu birliktelik sergi sonrasında da devam ediyor.

Enteriyör kelimesi “iç mekân” anlamına gelir. Bir iç mekânın işlevselliğini ve estetiğini en üst düzeye çıkarmak için yapılan planlama işlemidir. Sanat tarihinde ise bu üslupla yapılan resimler bize o dönemin kişileri, ev hayatı ve yaşayışı hakkında fikirler verir. Kuşkusuz ilk akla gelen güçlü örnekler Velazquez ve Vermeer olabilir. Las Meninas’a (1656) kendisini de yerleştiren Velazquez’in kendini resmederken göstermesi tuvale bir adım uzaklıkta olması “Bize mi bakıyor, kendi yaptığı resme mi?” sorusunu gündeme getirir. Aynı şekilde Vermeer, yaptığı tuvallerde dönemin önemli ailelerinin yaşantısına gözlemci olmamıza yol açar. Daha sonra Van Gogh ve Matisse ile devam eden bu gelenek, gözlemci ve gözlenen arasındaki bağlantıyı çağlar boyu tartışmaya devam eder.

​İnsan kimi zaman anlatılarıyla kimi zaman da ürettiği eserlerle çağlar boyu sanatın taşıyıcılığını üstlenmiştir. Kültür, insanı taşıyıcı olarak kullanır. Bir virüs gibi kişiden kişiye aktarılarak devam eder. Ceylan’ın “Enteriyör” girişinde, Studio Princk’in Hereke’de özel olarak dokuttuğu ipekli dokuma portresi Sui Generis No.09 mekânın sahibi gibi bizi şüpheyle karşılıyor. Ve içeride parça parça sergilenen Hereke halısı çağlar boyu hikâyelerin taşıyıcılığını yapan motifler gibi bu defa parçalanarak yeni bir bütün oluşturmaya çalışıyor. Pelda Aytaş’ın kartpostal boyutunda elde nakış olarak yaptığı resimler Anadolu’da türlü türlü evlerden manzaralar sunuyor. Pelda’nın güçlü hikâye anlatıcılığı üstün nakış yeteneğiyle birleşince izleyicide sıcacık, özlem dolu bir duygu uyandırıyor. Kaan Fıçıcı’nın Manzara (2023) adlı işindeki amfora, dönemin reklam billboard’u gibi antik çağın insanlarının yaşantısını bugüne taşıyarak bulunduğu manzarada yeni bir anlam arıyor. Kültür, başka üretimlerle yeni bir ortamda güncel durumunu sorguluyor.

1. Vildan Hoşbak Sessizlik Masası 2023 karışık teknik, y: 60 cm, Ø 70 cm
2. Kaan Fıçıcı Manzara 2023 tuval üzeri akrilik 130 x 90 cm
3. Sinan Çınar No.3,373 2023 Kağıt üzeri kömür
4. Sinan Tuncay 
​​5. Mert Acar Bahçe II 2022 fine art baskı, Eds 3+1 AP 48 x 60 cm

Vildan Hoşbak’ın Sessizlik Masası camdan bir kubbenin içerisindeki masaya izleyiciyi davet ediyor gibi gözükse de masadaki dağınıklık ortamın o kadar davetkâr olmadığı hissiyle izleyiciyi bir tezatın içinde bırakıyor. İçeride yerleştirilen her bir eserin elle üretilmiş olması ve cam gibi kırılgan bir malzemenin içinde gösterilmesi Vildan’ın cesaretini ortaya koyuyor. Aslında bir ressam olan Serdar Eğer’in gül yaprağından ilhamla heykele dönüştürdüğü düş dünyasının zorlu yolculuğunun temsiliyeti olan dikenler ancak çok yakınına yaklaştığınızda size kendisini görünür kılıyor. Tıpkı güzellik ve çirkinliği aynı anda içinde barındıran hayat gibi Serdar’ın heykelleri de bu cüretkar duruşuyla hayatın olağan akışını bize hatırlatıyor.

Taner Ceylan’ın kalbindekilerin sanatçıların ürettiği işler ile ortaya çıkması bu serginin bazen de iç dünyamızı yansıtan bir mekâna dönüştüğünü gösteriyor. Perde, Ceylan’ın sergilemelerinde hep önemli bir öge olarak karşımıza çıkıyor ve hep bahsettiği o mistik yanına yolculuk yapmak istercesine aralanmak istiyor. Sanki bilinmeyeni ortaya çıkartmak isteyen ya da mahrem olana bir bakış aralamak ister gibi. “Enteriyör” çoğu zaman da bir mekân değil bizim iç dünyamızda gizlediklerimize yaptığımız bir yolculuk. Ziyaretçiyi kendi enteriyör dünyasıyla bir yolculuğa çıkartmaya çalışan Ceylan, bunu kusursuz bir şekilde başarıyor.

Sergiye, önceki iki edisyonda olduğu gibi yazarların temayla ilgili yazdığı makaleler ve Taner Ceylan’ın sanatçılarla üretim sürecinde yaşadığı deneyimlerden oluşan bir kitap eşlik ediyor. Sanatçı seçiminden sergi mekânına, eserlerin kusursuz oluşundan ne şekilde sergileneceğine her detay ile usta bir küratör gibi ilgilenen Taner Ceylan’ın bu sıra dışı yaklaşımının son iki edisyonunu merakla bekliyoruz.

​“Enteriyör” başlıklı sergiyi 21 Ocak’2024 e kadar Karaköy’deki tarihi un değirmeni binasında ziyaret edebilirsiniz.

0
1923
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage