01 TEMMUZ, ÇARŞAMBA, 2026

Disiplinlerin Kesiştiği Bir Sergi Deneyimi: “Rastlaşmalar Vol. 2: The Art of Frugal Hedonism”

42 Maslak ArtPlatform'da izleyiciyle buluşan “Rastlaşmalar Vol. 2: The Art of Frugal Hedonism” sergisini küratörü Esmer Erdem ile konuştuk.

Disiplinlerin Kesiştiği Bir Sergi Deneyimi: “Rastlaşmalar Vol. 2: The Art of Frugal Hedonism”

Esmer Erdem kürasyonuyla hazırlanan “Rastlaşmalar Vol. 2: The Art of Frugal Hedonism” sergisi 11 Ağustos’a kadar 42 Maslak ArtPlatform’da sanatseverlerle buluşuyor. Resim, heykel, seramik, cam, tekstil, enstalasyon ve karma tekniklerden oluşan seçki; farklı disiplinlerden sanatçıları malzeme, emek, hafıza ve dönüşüm ekseninde bir araya getirirken, sanatı galeri mekânının dışına taşıyarak izleyiciyi gündelik yaşamın içinde yeni karşılaşmalara davet ediyor.

​Sergide; Adnan Doğan, Ahmet Öktem Arıç, Arif Çekderi,  Aslı Aydemir, Aslı Jackson, Atilla Çakır, Bahadır Kurt, Bahadır Yıldız, Büşra Kölmük, Çağdaş Erçelik, Çağlar Uzun, Çetin Pireci, Deniz Çobankent, Deniz Pireci, Didem Öz, Elif Sözkesen, Eylül Deniz, Fırat Neziroğlu, Gökçe Er, Gül Bolulu,  Hafize Melek Hidayetoğlu, İmdat Avcı, Kerim Kılıçarslan, Korkut Sönmez, Mark Erhan Geçim, Mert Çıkılmazkaya, Mehrnoush Esmailpour, Murat Tayfun Başaran, Murat Öz, Muzaffer Tuncer, Nur Akkayalı, Okan Ünal, Özge Biçer, Parisa Nami, Pemra Aksoy,  Raşit Metehan Acehan, Refika Onur Mikar, Sanem Tufan, Selçuk Gürışık, Setenay Özbek, Sevim Arslan, Sinem Bezirci, Taha Baydar, Tansu Kırcı, Tina Varon,  Yağmur Kevser Barutçu ve Yücel Kale’nin eserleri yer alıyor.

“Rastlaşmalar” sergi serisinin ikinci edisyonu izleyiciyle buluşuyor bugünlerde. İlk edisyondan nasıl dönüşler aldınız bu sizi ikincisini hazırlarken nasıl etkiledi?

Serginin kamusal alanda gerçekleşmesi, klasik galeri formunun dışına taşması ve multidisipliner bir sergi olarak eserlerin birbirleriyle diyalog kurması bence çok değerli ve hoş bir deneyim oldu. 42 Maslak Art Platform aslında yeni bir oluşum. Alanın çağdaş duruşu, sanatçıların genç ve dinamik işleri ile buluşunca, serginin ikincisini yapmak şart oldu.

“Rastlaşmalar Vol. 2”nin küratoryal çerçevesi, ilk edisyondan nasıl ayrışıyor? İlk sergideki sanatçı ve eser seçimleriyle karşılaştırdığınızda bu kez özellikle öne çıkarmak istediğiniz konular veya malzemeler oldu mu?

Bu kez daha güvenli ve net bir alan tanımlamış olduk. Konuya “haz almak” gibi bir duygu da dahil oldu. Tekstil sanatında kullanılan baskı tekniklerine, ipek ve keçenin yumuşak zanaatına dayanan bir duyarlılık eklendi. Farklı illerden, Konya Selçuk Üniversitesi’nden, Zonguldak Üniversitesi’nden, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nden profesörlerin işlerini de sergide yer alıyor. Özellikle soğuk camla çalışan sanatçıların üretimleri önce çıkıyor. Bunun yanı sıra sergide bronz ve demir heykeller ağırlıkta. Bu yıl “craftism” yaklaşımının daha fazla öne çıktığını söylemek mümkün.

“Frugal Hedonism” kavramını serginin çıkış noktası hâline getirmeye sizi iten ne oldu?

Gelecekte sanat galerileri, yalnızca eser alan, sergileyen ve satan bir mekân olmaktan çıkacak. Koleksiyonerlerle iletişim kurarken aynı zamanda izleyiciyle hikâyeler üzerinden bağ kuran, insanları bir araya gelmenin yarattığı duyguya da alan açan bir yapıya dönüşecek. Misyonu yalnızca nitelikli sanatçıları tanıtmak değil; geleneksel sergileme anlayışının dışına taşan, renk, koku, doku ve haz duygusunu bir arada sunan deneyimsel bir ortam yaratmak. Buradaki yaklaşım bir yoksunluk ya da geri çekilme değil; daha seçici olmayı, birçok duyguyu aynı anda yaşatmayı, arınma hissini ve gürültüden uzaklaşma hâlini mümkün kılmayı amaçlıyor.

Sergide farklı kuşaklardan ve disiplinlerden çok sayıda sanatçı yer alıyor. Bu çeşitlilik içinde ortak bir anlatı kurarken hangi noktalara dikkat ediyorsunuz?

Benim alanım zaten disiplinlerarası projeler üretmek. Çalıştığım projelerin tasarım ve üretim süreçlerinde her zaman farklı disiplinleri ve malzemeleri bir araya getiren çok katmanlı bir yaklaşımı benimsiyorum.

Mücevher ve heykel aynı üretim yöntemlerinden beslenebilir. Bakır ile deri, maun ahşabı ile pirinç ve bronz birbirini çok iyi tamamlayan malzemelerdir. Tekstilde kullanılan organik malzemeler ile baskı teknikleri de bir araya geldiğinde güçlü sonuçlar ortaya çıkar. Porselen hem zarif hem de heykelde görece az kullanılan bir malzeme. Form doğru kurulduğunda camla çok uyumlu bir birliktelik yakalayabiliyor. Dantel ise el emeğine dayanan bir zanaat; tasarımla buluştuğunda bambaşka bir boyut kazanıyor. Bu nedenle benim üretim pratiğimde tüm bu alanlar ve malzemeler birbirinden ayrı değil, aksine iç içe geçmiş durumda.

“Rastlaşmalar” başlığındaki “rastlaşma” kavramını yalnızca eserler ve izleyiciler arasındaki ilişki olarak mı görüyorsunuz? Bu kavram sizin küratörlük pratiğinizi nasıl şekillendiriyor?

“Rastlaşmalar” bir felsefeden doğdu. Bazı insanlarla karşılaşırsınız, bazılarıyla ise gerçekten rastlaşırsınız. İşte “La Edri” de böyle bir karşılaşma. Sevgili Mahmut Nüvit Doksatlı da projeyi gördüğünde, “Tamam, budur” dedi. Bir mimar ve sanat tarihçisinden böyle bir onay alınca ben de “O hâlde olur tabii ki” dedim.

Esmer Erdem

Atık cam, geri dönüştürülmüş metal, tekstil ve zanaat temelli üretimler sergide önemli bir yer tutuyor. Güncel sanat dünyasında malzemenin etik boyutunun giderek daha görünür hâle geldiğini düşünüyor musunuz?

Evet, atık ve saf malzemelerin upcycle edilerek yeniden hayata kazandırılması benim için çok kıymetli. Doğada yaklaşık üç ay içinde çözünebilen, pamuktan üretilmiş ipek görünümlü kumaşların kullanılması da son derece değerli. Camın doğaya geri dönebilen bir malzeme olması ve bu dönüşüm sürecinin sanat aracılığıyla yeni bir anlam kazanması ise bambaşka bir önem taşıyor.

​Bugün sentetik malzemelerden uzak durmayı ve karbon ayak izini azaltmayı önemseyen ciddi bir kitle var. Binlerce ton su tüketilmeden üretilen kumaşların tercih edilmesi de bu açıdan büyük değer taşıyor. Güncel sanat ise içinde bulunduğu çağın toplumsal, siyasi ve kültürel kodlarıyla ilişki kurmak durumunda.

İzleyicilerin sergideki eserlerle kuracağı ilişki hakkında neler düşünüyorsunuz? Ziyaretçiler sergiden tek bir mesaj almasını mı, yoksa kendi yorumunu oluşturmasını mı tercih edersiniz?

Her eser, doğal olarak izleyicisiyle bir bağ kuruyor. Müzik dışında her sanat dalında eserle izleyici arasında belli bir mesafe var ve bu ilişki de o mesafe üzerinden şekilleniyor.

Bence sanatçıların ürettiği tüm eserler bir açıdan “hedonist” sayılabilir. Çıkış noktası ister acı ister mutluluk olsun, yaratım sürecinin sonunda ortaya çıkan her eser hem sanatçı hem de izleyici açısından bir haz duygusu yaratır. Örneğin, Van Gogh’un bir akıl hastanesinde bulunduğu dönemde yaptığı eserler bile, renk zenginliği sayesinde izleyene mutluluk verebilir. Bana sorarsanız, benim favori hedonist sanatçım Gustav Klimt.

0
177
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage