14 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2017

Bir Distopya Ögesi Olarak Mekân

Şehirde yaşamanın getirdiği maruz kalma durumuna odaklanan Sercan Apaydın, geçtiğimiz Nisan-Mayıs ayında Versus Art Project’te gerçekleşen “Sahibinden” adlı sergisinde bize ait olmaktan uzaklaşan kent, mekânlar ve o mekânları oluşturan nesnelerin birbirleriyle kurduğu anlam ilişkilerini ele aldı. 

Bir Distopya Ögesi Olarak Mekân

“Sahibinden” adlı sergide, içinde serilerin de bulunduğu, sanatçının kendine özgü plastik dilinin öne çıktıgı 40’ı aşkın yeni yapıtı sanatseverlerle buluştu. Maliyet ilişkisinin altında küçük bir detay olarak kalan ve kurulamayan değer ilişkisi, bu açmazda insanın kendini değersiz hissedişi serginin temel dertleri arasında yer aldı.

Birçok kamusal mekân ve bu mekânların ait olduğu yabancı/tanımlanamaz dil, yeni yapılan binaların şehirliyle kuramadığı ilişki, hiç olunamamışlık ve yokyer kavramı… Serginin kavramsal temasını besleyen bu olgular sanatçının mekânın bu ağır hissiyatını resmetmesine yol açan etmenlerin başında geliyor. Daha önceki çalışmalarında da insan figürü görmemeye alışık olduğumuz Apaydın son sergisi “Sahibinden”de de insanları  konudan uzak tutuyor. Ortaya koymak istediği imgenin biraz hikâyesizlik ve soğukluktan besleniyor oluşu da bu konunun etkeni olarak karşımıza çıkıyor. Gökdelen ve plazaları “hacimsiz kütleler” olarak değerlendiren sanatçı  onları sadece gökyüzünde duran imajlara benzetiyor. Güvenlik önlemlerinin arttığı, korunaklılık ve kapalılığın önemli hale geldiği stadyum figürüne çalışmalarında sık sık yer veren Apaydın bu alanları bir distopyanın ögelerine benzetiyor.

​Sanayi Mahallesi, Gültepe ve Kağıthane bölgesine odaklanan ve kentsel dönüşümden etkilenen sanatçı mekân haricinde çağın yabancılaşma ve tatminsizleşmesine de değiniyor. Toplumsal huzursuzluk, bulunduğun yerde mutlu olamama, bir taraftan da kilitlenip kalma durumu, ne kalmak ne de gitmek… Kopamadığımız şehir hayatı, kapana sıkışmışlık ve bu maruz kalma hali sanatçının çalışmalarına sıklıkla yansıyor.

Üretimlerinde yapay malzemeler kullanan Apaydın, inşaat çuvalı ve maket malzemeleri tuvaline taşıyor. Bir önceki sergisinde de yapay çim ögesine yer veren sanatçı tuvallerine gerçeklik ögeleri yerleştiriyor. Bu şekilde çalışmalarına ironik bir dil katıyor ve soğuk gerçekliği bir kez daha gözler önüne seriyor. 

Ruhunu ve kimliğini yitirmiş, egemen sistemin elinde oyuncak olmuş kent ve mekânlar aslında birey benzetmesi olarak da okunabilir. Onlar da ne yapacağını bilemeyen, gitmek ve kalmak arasında sıkışmış yalnız kimlikler gibiler. Ve benliklerinin kontrolnü kaybetmiş durumdalar.

​Sergi kataloğunda Emre Zeytinoğlu’nun da dediği gibi: “Bir kenti insanlar kurar, ama o kent bir süre sonra insanları yönetmeye başlar.” Sergi genel anlamda kentin üzerine önce “sahibinden” ilanının asıldığı, sonra da oradaki insanların “hiçleştiği” koşullarda ortaya çıkan imgeleri gözler önüne seriyor. “Sahibinden” dev yapbozların içerisinde sadece minik birer figür olduğumuz, kontrolümüz dışında bir sistemin dekoru olarak yer ettiğimiz günümüzde etkili bir mekân/mekânsızlık eleştirisi olarak karşımıza çıkıyor. 

0
4391
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle