0 YAPILAN YORUMLAR
3273 GÖRÜNTÜLENME
40 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
Bir Sanat Kurumu;

                     MERKEZİN DIŞINDA

                    MERKEZ OLABİLMEK

           ANTALYA KÜLTÜR SANAT-AKS

Antalya Kültür Sanat’da Pera Müzesi yetkililerinin desteği ile hazırlanan sergiler mekanın global bir kimlik kazanmasına da neden oluyor. Resmi açılışını Picasso ve Ara Güler eserleri ile Eylül ayında gerçekleştirecek olan merkezin ön açılışı Pera Müzesi’nde daha önce izleme şansı bulduğumuz Cecil Beaton’ın Sotheby’s arşivinden derlenen “Portreler” ve 18. yüzyılın ünlü ressamlarından Luigi Mayer’in “Gravürler” sergileri ile gerçekleştirildi. Merkezde Antalya EXPO 2016 etkinliklerine paralel olarak Andy Warhol’u izleme şansı da mümkün olabilecek.

  • Antalya Kültür Sanat
  • Antalya Kültür Sanat

Bir kültür sanat merkezi olarak; merkezin dışında bir alternatif olmak, bu yolla gündemi çevrelemek ve dinamik yaratmak. Bu mümkün olabilir mi?

Böylesi bir sorunsalı tartışmaya açmamın sebebi 31 Temmuz  tarihinde açılışı gerçekleşen  Antalya Ticaret ve Sanayi Odası’nın kurduğu ATSO Eğitim Araştırma ve Kültür Vakfı’nın çatısı altında hayata geçirilen Antalya Kültür Sanat’ın kent bilinci içerisinde yaratacağı dinamizmi öngörmemden kaynaklanabilir.

Bu aşamada merkez kavramını biraz tartışmak gerekir. Sanat gündeminde merkez olmak ne demektir? İstanbul’da sermaye sahipleri, yeni sanatsal eğilimler, sayıları hızla artan sanat galerileri, gelişen koleksiyoner profili,  kentte konumlandırılan ilk büyük sanat festivalleri, açılan sanat okulları ve kurumlar zamanla İstanbul kentinin kültür-sanat belleğinin oluşumunu hızlandırdığı, zenginleştirdiği gibi  bu süreçte kentin bir sanat merkezi olmasını da sağladı. Tıpkı diğer sanat merkezi kentler; Paris, New York, Dubai gibi… 1987’de ilki gerçekleştirilen İstanbul Bienali, 2006’da başlayan Contemporary İstanbul ve 2013’de ilkine tanık olduğumuz ArtInternational sanat fuarları da kentin global sanat sahnesinde sanatçı profili ve sanat gündemi ile görünür olmasını güçlü kılan etkinliklerdir.

İstanbul’un sahip olduğu bu merkez bilinci 1990’larda özellikle kültür-sanat odaklı kentsel dönüşümü ve kent politikalarını da etkiledi. Bu dönemde etkisini Türkiye ekonomisinde göstermeye başlayan neoliberal politikalar bu dönüşümde oldukça önemli bir paydayı oluşturuyordu. Holdinglerin vakıflaşma süreçleri, koleksiyon politikaları, koleksiyonlarında barındırdıkları sanat tarihsel içerikleri, müzeleşme süreçleri, paralel bir şekilde değişen galericilik anlayışları sanat kurumlarının kurumsallaşma hızını artırmıştır.

Örneğin; 1969 yılında kurulan Vehbi Koç vakfı; eğitim, sağlık, kültür-sanat alanlarında faaliyet gösteren ilk vakıftır. Vakıf, Türkiye’nin ilk özel koleksiyon müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi’nin kurulmasını sağlamış ve vakıf yolu ile araştırma enstitüleri kurulmuştur. Vakfın çağdaş sanat koleksiyonu 2007 yılında Ömer Koç tarafından Dolapdere’de 2016 yılında açılması planlanan çağdaş sanat müzesi için geliştirilmektedir. Ayrıca; 2010 yılında açılan Arter de vakfın ve Türkiye’nin önemli sanat mekanlarından biri haline gelmiştir. Mekanın ilk sergisi de 2010 Mayıs ayında Vehbi Koç Vakfı Çağdaş Sanat Koleksiyonu'ndan oluşmuştur. Arter, 2016 yılında açılması planlanan müze projesinin laboratuvarı olarak düşünülmüştür. Aynı şekilde; Garanti Bankası tarafından 2011 yılında açılan SALT ise; koleksiyon ve arşivlerin ortak kullanımını öngören Avrupa müzeler ağı L’Internationale olan üyeliği, uluslararası sergileri, yenilikçi araştırma ve deneysel düşünce ortamını oluşturan yapısallığı ile banka galericiliğinde oluşan değişimin temsilcilerinden biridir. 2000’li yıllar holding koleksiyonlarının sergilenmeye, yayınlanmaya başladığı yıllardır. 2001 yılında Giz İnşaat Yatırımları Ticaret A.Ş.-Yönetim Kurulu Başkanı tarafından koleksiyon müzesi olarak açılan Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi, 2002 yılında Sabancı Vakfı tarafından açılan Sabancı Müzesi, 11 Aralık 2004 yılında Eczacıbaşı Holding tarafından müze için farklı bir koleksiyon politikası ile oluşturulan İstanbul Modern, 2005 yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından açılan Pera Müzesi, Bozlu Holding tarafından açılan Bozlu Art Project, 2007 yılında Borusan Holding tarafından açılan Perili Köşk olarak da bilinen Borusan Contemporary gibi mekanlar 2000’lerde devletin sanat merkezleri ve müzecilik girişimlerini ağırlıklı olarak holdinglere tasfiyesinin birkaç örneğidir.

 Bu süreçte Garanti Bankası kuruluşu Salt’ın İstanbul dışında Ankara-Ulus’ta 3 Nisan 2013 tarihinde açtığı sanat merkezi Salt-Ulus, merkezin dışına taşan önemli bir sanatsal dinamik olarak varlığını sürdürmektedir.

Salt-Ulus kadar önemli bir sanat merkezi olmaya aday ATSO- Antalya Ticaret ve Sanayi Odası- ve Sunan-İnan Kıraç Vakfı ortak girişimi olan ve 31 Temmuz 2015’de kent ile buluşan Antalya Kültür Sanat; İstanbul’dan çok uzak bir kentte dünya sanatçılarını bölge kent halkları ile buluşturmayı planlıyor. Bu kurumsal yapı ile ülkenin ve Antalya kentinin önemli sermaye sahipleri aslında İstanbul dışında bir merkez yaratmayı vaat ediyorlar. Antalya’da otuz bini aşkın üyeye sahip ATSO Yönetim Kurulu üyeleri; 1971-2008 yılları arasında kullanımda olan kurum binalarını global sanat merkezlerinin paralelliğindeki fiziki koşullara sahip bir sanat kurumuna dönüştürmeyi tercih etmişler. Açılışı gerçekleşen merkezin mimarisinden de söz etmek gerekir. Türkiye’deki sanat müzeleri izlendiğinde mimari kimliği ile de var olan bir müzemiz yada sanat kurumumuz henüz mevcut değil -sanırım bunun için 2016’da açılması planlanan iki özel müze girişimini beklememiz gerekiyor- Antalya Kültür Sanat’ın mimari projesi Sinan Genim tarafından gerçekleştirilmiş. Tasarım; sahip olduğu konstrüksiyon ile modern mimariyi, anlam ile de bugünün toplumsal sorunlarını referanslıyor: toplumda önemli olan var olan farklılıklarla bir armoniyi sağlamaktır. Tıpkı gökkuşağı renkleri gibi. Kurumsal ve mimari etki kentsel dönüşümü ne kadar hızlandıracak? Bunu zaman gösterecek. 

  • Cecil Beaton
  • Cecil Beaton
  • Cecil Beaton
  • Cecil Beaton
  • Cecil Beaton

Antalya Kültür Sanat’da Pera Müzesi yetkililerinin desteği ile hazırlanan sergiler mekanın global bir kimlik kazanmasına da neden oluyor. Resmi açılışını Picasso ve Ara Güler eserleri ile Eylül ayında gerçekleştirecek olan merkezin ön açılışı Pera Müzesi’nde daha önce izleme şansı bulduğumuz Cecil Beaton’ın Sotheby’s arşivinden derlenen “Portreler” ve 18. yüzyılın ünlü ressamlarından Luigi Mayer’in “Gravürler” sergileri ile gerçekleştirildi. Merkezde Antalya EXPO 2016 etkinliklerine paralel olarak Andy Warhol’u izleme şansı da mümkün olabilecek.

Peki, Antalya Kültür Sanat’a dek Antalya’da neden dinamik yaratılamadı? Metropol dışında gerçekleşen sanat etkinliklerinde kent eğer sanat farkındalığı olmayan bir sermayeye sahip ise sponsorluk kocaman bir sorun olarak görünür olmakta. Bu nedenle bir etkinliğin sürekliliği de, kentin sanat dinamikleri de sermaye tarafından ne kadar desteklendiği ile doğru orantılı olarak ilerlemekte. Sürekliliği olmayan hiçbir etkinlik veya dinamik tam başarı elde etmiş sayılmaz.

 Kent; yıllar içerisinde sahip olduğu turizm dinamizmi, sermaye gücüne rağmen gerçekleştirilen kültür-sanat etkinliklerinde çoğunlukla süreklilik elde edemedi. Uluslararası Resim Festivali- Akdeniz Art gibi etkinlikler örnek verilebilir… Kentte sayıca oldukça az olan sanat galerileri de sahip oldukları fiziki şartlarının, doğru portföy oluşturamamanın ve sponsorluk-sermaye kaygılarının etkisi ile kente aidiyetlerini ne yazık ki oluşturamadılar. Dünyada ve Türkiye’de pek çok sanat kurumu, sanatçı performansları ve sanat eserleri kentsel dönüşüm için kullanılmıştır. Antalya Kültür Sanat’ın da kentsel dönüşüm için bir kurumsal merkez olma hali öncelikle kentte yaratacağı aidiyet ruhu ve kentte yaşayan sermaye sahibi insanların desteği  ile paralel ilerleyecektir.

Tüm bunların dışında; kent çehresi içerisinde mekanı şimdiden görünür ve gösterişli kılan en önemli unsur ise; sanatsal vizyon, global bakış açısıdır. Son yıllarda elbette ki sermaye-sanat ilişkisi en çok tartışılan iki sorunsal olarak yer alıyor. Bu noktada anahtar kelimeler;  Kültür endüstrisi, neoliberal sanat politikaları, özelleşen sanat kurumları, galeriler, müzayedeler, koleksiyonerlik…

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de asıl gözden kaçırılmaması gereken sorun yada anahtar kelime; vizyondur. Sermaye sahibi olmak pek çok şey için yeterli olabilir ama kültür için tek başına yeterli olamaz. Nitekim; Türkiye’de 2000’li yıllarda gelişen sanat danışmanlığı, koleksiyon danışmanlığı meslekleri de bunun bir kanıtıdır. Antalya’da açılan sanat merkezinin Suna-İnan Kıraç Vakfı ve Pera Müzesi’nden aldığı destek oldukça görünür düzeyde. İstanbul’daki büyük sanat vakıfları, sanat kurumları ile taşra oluşumları arasında gelişecek karşılıklı paydaş yaklaşımların pek çok kentin kültür belleğini, aidiyet duygusunu ve sanatsal vizyonunu dönüştürme gücü olacağı kesin. Bu paydaşlığın diğer kentlerde de yaygınlaşması çok önemli.

Merkezde olmak ve eşzamanlı olarak merkez dışında da merkez olabilmek; ATSO, Suna-İnan Kıraç Vakfı ve Pera Müzesi’nin bu konuda diğer ticaret ve sanayi odaları, vakıf ve müzelere öncü olması dileğiyle…




  • Mimar Sinan Genim
  • ATSO Üyeleri
  • Luigi Mayor
0
3271
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle