06 MAYIS, ÇARŞAMBA, 2026

Kendine Bakmanın Anatomisi: “Autopsy”

Echoes Sahne’nin bireyin toplumla, normlarla ve aidiyetle kurduğu gerilimli ilişkiyi merkezine alan multimedya müzik tiyatrosu olarak tanımlanan yapımı Autopsy’yi yaratıcılarıyla konuştuk.

Kendine Bakmanın Anatomisi: “Autopsy”

Spinoza’nın Ethica’sında (Doğu Batı Yayınları, Hilmi Ziya Ülken çev.) dile getirdiği üzere, bir bedeni anlamak; onun “tabiatını”, “eyleme kudretini” artıran ya da azaltan ezeli ve ebedi varoluş kiplerini, kendini “işleme (etki) gücünü”, başka bedenlerle kurduğu “karşılaşmaları”, “temasları” ve “deneyimleri” kavramaktan geçer. Beden, yalnızca bir varlık değil; etkileyen ve etkilenen, sürekli dönüşen bir güç alanıdır. Bu noktada sözü, siyaset felsefesinde “iktidar” ve “beden” kavramlarını farklı anlamlara gelecek şekilde kavramsallaştıran Foucault’ya bırakmadan geçemeyiz. Üşenmeden hatırlayalım: Foucault’ya göre iktidar, mikro düzeyde işleyen insan ilişkilerindeki güç dinamiklerini ifade ederken; beden ise cisim, yapı, topluluk, grup veya nüfus anlamına gelir. Bu anlamda Foucault’nun düşüncesinde iktidar ve beden ilişkisi, yaşamın her alanında mevcut mikro ilişkiler bağlamında düşünülebilir.

Fanilik mesaimde ontolojik sorunlarımla uğraşadururken, beni yeniden Spinoza ve Foucault ile aynı masaya oturtan bir performans beliriyor: Autopsy. “Bir bedenin ne zaman kendine ait olmaktan çıktığını fark ederiz? Ne zaman başkalarının elleriyle şekillenen bir alana dönüşürüz? Ve bu dönüşüm, hangi izleri taşır üzerinde?”

Echoes Sahne ve Performans Alanı iş birliğiyle sahneye taşınan, multimedya müzik tiyatrosu olarak tanımlanan Autopsy tam da bu soruların güzergâhında veriyor meramını… Bireyin toplumla, normlarla ve aidiyetle kurduğu gerilimli ilişkiyi merkezine alan performans; kendilik duygusunun baskı, yönlendirme ve gözetim altında nasıl aşıldığını, kimliğin, mahremiyetin ve sınırların nasıl bulanıklaştığını araştırıyor. Performans, biz fani izlekleri yalnızca bir tanıklığa değil, bu çözülmenin aktif bir parçası olmaya da davet ediyor. Asıl soru şu: Görmeyi gerçekten göze alabilir miyiz?

İç ses: “Beden dünyanın sıfır noktasıdır, yolların ve mekânların kesiştiği noktada beden hiçbir yerdedir: Dünyanın yüreğindeki o ütopik çekirdektir ve ondan hareketle düşler, konuşur, ilerler, hayal eder, eşyayı olduğu yerde algılar ve hayal ettiğim ütopyaların sonsuz gücü sayesinde inkâr ederim. Bedenim Güneş Ülkesi gibidir, yeri yoktur, ama ister gerçek isterse ütopik olsun, tüm yerler ondan neşet eder ve ışıldar” diyen Michel Foucault’nun 1966 tarihli iki radyo konferansını bir araya getiren Ütopik Beden Heterotopyalar kitabına (Ayrıntı Yayınları, Ferda Keskin çevirisi) yeniden kulak vermek, Autopsy’nin tartışmaya açtığı veya kapı araladığı anlamları kavramak için tam zamanı.

​2022’de İllyria Diyarının Aslanları ve Bir Tatlı Kaşığı Çamur; 2023’te Herkes Yolunda ve Parrhesia 2, 2024’te Soğuklar ve Khôra ile tiyatro cephesini şereflendiren Echoes Sahne’nin son oyunu Autopsy’yi yaratıcılarıyla konuştuk.

Sophokles, Kral Oidipus tragedyasında son sözü koroya bırakır: Son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin!” Bu ihtiyatın gölgesinde, 2025’in “Z raporu” size nasıl bir fotoğraf kadrajlıyor? Bugünden bakınca, kısa ve uzun vadede dünyaya ve sanata dair öngörünüz ne olur?

Gökhan Civan: Sophoklesin bu cümlesi bana şunu hatırlatıyor: Hayata da sanata da kesin hükümlerle bakmak yanıltıcıdır; çünkü bir dönemin de bir yapıtın da hakikati çoğu zaman ancak zamanla görünür olur. Bu yüzden 2025e baktığımda tamamlanmış bir bilanço değil, daha çok içinden geçtiğimiz kırılgan, yoğun ve dönüştürücü bir eşik görüyorum. Benim için bu yıl, sonuçlardan çok dayanıklılık, dikkat ve sahicilik meselesini öne çıkardı. Bugün üretmek yalnızca yeni bir iş ortaya koymak değil; hız kültürüne, yüzeyselliğe ve unutulmaya karşı bir direnç alanı açmak anlamına geliyor. Tiyatro da tam bu yüzden hâlâ benzersiz: Çağımız her şeyi görünür kılıyor ama anlamı dağıtıyor; tiyatro ise bizi canlı, geri alınamaz bir karşılaşmanın içine sokuyor. Aynı mekânda, aynı zamanın içinde, başkasının sesiyle, bedeniyle, hafızasıyla yüzleşiyoruz. Bu nedenle tiyatronun bugün hâlâ teselli vermekten çok uyandıran, oyalamaktan çok sarsan bir gücü olduğuna inanıyorum. Kısa vadede dünyaya dair iyimser olmak kolay değil; daha sert ve kutuplaşmış bir dönemde, bir yanda hızla tüketilen işler çoğalırken öte yanda gerçekten gerekli, rahatsız edici ve kolay sindirilemeyen işlere duyulan ihtiyaç da büyüyor. Benim inandığım hat tam olarak burada. Uzun vadede ise bütün bu karanlığa rağmen sanatın ve tiyatronun dönüştürücü gücüne güvenimi koruyorum; disiplinlerarası ve hibrit üretimler artacak, ama canlı karşılaşmanın, bedenin, sesin ve ortak mekân deneyiminin kıymeti de daha fazla anlaşılacak. Benim 2025 fotoğrafım kısaca şu: Yaratıcı dirence hâlâ inanan, kesin cevaplardan çok gerekli soruların peşinde duran bir yerdeyim.

Gelelim bireyin toplumla, normlarla ve aidiyetle kurduğu gerilimli ilişkiyi merkeze alan”, Latince kökeniyle kendi gözlerinle görmek” anlamına gelen ve sizin de multimedya müzik tiyatrosu” olarak tanımladığınız Autopsy’ye... Bu hikâye ve performans nasıl doğdu?

Güneş Bozkır: Autopsy aslında bir hikâye fikrinden değil, bir bakış meselesinden, bir kavramdan doğdu. Uzun zamandır sahnede bedenin nasıl göründüğüyle ve seyircinin bu görme anındaki konumuyla ilgileniyorum. Autopsy kelimesi de bir noktada bu düşünceyi çok iyi tarif ediyor gibi geldi. Latince kökeniyle kendi gözlerinle görmek” anlamına gelmesi, sahnede kurmak istediğimiz ilişkiyi oldukça iyi ifade ediyordu. Özellikle tüm dünyanın oldukça zor zamanlar geçirdiği bir dönemdeyiz. Böylesine dualitelerin olduğu, kendi fikrini, kendi bakışını taşımanın oldukça güç olduğu bir dönemde bu konuyu masaya yatırmanın bir sonucu aslında Autopsy. Benim için bu süreç aynı zamanda müzikle düşünmenin de bir uzantısıydı. Bir besteci olarak sahneyi çoğu zaman bir kompozisyon alanı gibi hayal ediyorum. Bedenlerin hareketi, ses, ışık ve görüntü kompozisyonun ayrılmaz parçaları olarak canlanıyor her zaman zihnimde. Dolayısıyla Autopsy’de müzik tiyatrosu olarak, benim için müziğin yanında bedeni, ışığı ve görseli de kompoze etmek oldu. Bu yüzden Autopsy bir hikâyeyi anlatma isteğinden çok, sahnede belirli durumları araştırma arzusundan doğdu. Seyircinin sadece anlatıyı takip ettiği bir alandan ziyade, bakmanın ve görülmenin daha yoğun hissedildiği bir alan kurma fikri bizi heyecanlandırdı. Bir anlamda sahne, hep birlikte biraz daha yakından bakmayı denediğimiz bir yer hâline geldi.

Metnini, sözünü ve rengini bedenden yana kuran bu devised performansı daha iyi kavrayabilmek veyahut anlayabilmek için, siz yaratıcılarının kadrajından dinlersek nasıl bir anlatı bu?

Gökçe Uygun: Vazgeçilen bir bedenin kendini sürekli var etme çabası ile bağımsızlığını ya da ölümünü ilan etmeden önceki son çırpınışı arasında gidip geliyor bence bu performans. Kendinle kalmak zorunda olduğun, gidebileceğin de dönebileceğin de bir yerin kalmadığı liminal bir alanın içine bırakıyor Güneş bizi. Bize kendi gözlerimiz ve bedenimiz dışında kendimizi tanıyabileceğimiz bir olanak bırakmıyor açıkçası Autopsy. Sahnede, bu tanımlanamayan benim eşik” dediğim alanda, kendine en dürüst olabildiğin, başka da bir çarenin kalmadığı o var olma ya da olamama sürecine tanık oluyoruz. Aslında çok bireysel gibi hissettiren ama aslında total bir sıkışmışlık havuzunda olduğumuzu hatırlatıyor hepimize. Autopsy ile yalnızlığımızın da korkularımızın da kolektif bir çürümüşlüğün parçası olabileceği fikrine bizzat şahit oluyoruz diyebilirim.

Gizem Seçkin: Bir dansçı olarak bulunduğum işlerde ya da üretimlerimde sözel anlatım yerine daha çok hareketsel bir anlatım oluyor. Kelimeleri anlamından bağımsızlaştırarak çalışmaya alışığım. Autopsy ise kelimeleri anlattığım ve anlamlandırdığım bir iş oldu. İşin içerisinde hareketin var olma biçimi durumu, duyguyu destekleyen nitelikte ve her karakterin bunu anlatma biçimi farklı. Autopsy kendimizi görmenin farklı yollarını araştırıyor. Ne kadar ortak bir dertten bahsetsek de içeride durumu görecek birçok farklı yol sunuyor. Çalışma sürecinde de bu böyle ilerledi. Kendi yollarımızı aradık, en sevdiğimiz, en alışık olduğumuz hareketleri bozduk, tükettik. Bütün bunlarla da Autopsy benim için ne anlattığından ziyade kendimle olan bir yolculuk. Çok daha kişisel ve çok daha içe dönük.

Ufuk Fakıoğlu: Arafta kaldığımız anlar vardır, bilirsiniz. Sosyal ilişkilenmeler ve toplumsal varoluşumuzun bize getirdiği, öğrettiği, dayattığı ve fark ederek ya da etmeden oluşturduğumuz kimlik. Paralelinde de özümüz ve var olan bireyselliğimiz. Bence, Autopsy temelde bu çatışmayla oynayan ve getirdiği araftaki tansiyon üzerine şekillenmeyi tercih etmiş bir performans. Tercih ettiği biçim itibarıyla da hem performansı icra eden hem de alımlayıcı için yarattığı tansiyon öznel bir okuma getiriyor, bireyselleştiriyor. Üzerimizdeki tüm ağırlıktan, kabuktan kurtulsak geriye ne kalır? Bizi biz yapan edindiklerimiz mi yoksa ham hâlimiz mi? Bu çatışmanın getirdiği araf, kendi gözünden görmeyi gerektiriyor. Ve her göz kendi renginde görüyor.

Autopsy’yi yaratanların bir araya gelişi nasıl oldu? Sizi buluşturan performansın hangi detayı ya da ortaklığıydı?

Güneş Bozkır: İlk Autopsy’nin sahneleme fikri geldiğinde aklımda şu anki ekip zaten zihnimdeydi diyebilirim. Hareket tasarımcımız Salih Usta ve dramaturgumuz Ozan Ömer Akgül ile daha önce Khora ve Endophasia süreçlerinden birlikte çalışma hevesine sahibiz. Kostüm tasarımcımız Hilal Polat ve ışık tasarımcımız Utku Kara ile de aynı şekilde Khora sürecinden tanışıyoruz. Görsel tasarımcımız Can Memişoğulları ile Endophasia’da ve daha önceki projelerden birlikte çalışıyoruz uzun zamandır. Dekor tasarımcımız Neslihan Şık yine Endophasia sürecinden. Gökçe Uygun ile ise NodDuo olarak beş yıllık bir üretim geçmişimiz var. Ufuk Fakıoğlu ve Gizem Seçkin ise uzun zamandır beden kullanımlarının yanı sıra sahnedeki varoluşlarını hayranlıkla izlediğim insanlar. Yine makyaj ve işin en elzem parçalarından olan derilerimizi tasarlayan Zeynep Duman ve Saye Özçelik’in işlerine uzun zamandır aşinaydım. Bize sonradan asistan olarak dahil olan fakat sonra performansa geçen Saliha Bozkurt, Elif Beyza Sucu ve Ecemsu Şahan ile bir atölye sürecinde tanışmıştık. Seslendirmemizi yapan Melek Ceylan ile de yine benzer noktalardan tanışıklığımız var. Benim aklımda bu isimlerin olması, tamamen işi düşünürken aklıma gelen anlarla ilgili oldu açıkçası hem birlikte çalışmaktan keyif alacağımız hem de işi iyi bir noktaya taşıyacağımız düşüncesiyle ekibi bir araya getirdik ve herkesin çok büyük emeği var.

Performansta, araç / dil olarak kullandığınız veya materyal olarak seçtiğiniz ayna”yı manidar buldum! Aslında bu seçim, oyunun adıyla da güçlü bir şekilde eşleşiyor. Antik Yunanda, boyunlarına / gerdanlarına aynadan oluşan kolyeler takıldığı söylenir: Benim hakkımda ne düşünüyorsan, hissediyorsan ve söylüyorsan boynumdaki aynada yansımandır” minvalinde. Autopsy’de de aynaların, görmek” ve bakmak” kavramlarını / meselesini masaya yatırdığını düşünüyorum. Sanki öznelerin, aynalar üzerinden kendini, derisini, düşüncelerini, çığlıklarını, cümlelerini soyduğu bir anlar bütünü izliyoruz. Sizin yaklaşımınız nedir?

Güneş Bozkır: Kesinlikle öyle! Ayna, her ne kadar kendimize bakmak için kullandığımız bir obje olsa da aslında aynanın en büyük özelliği kendini başkasının gözünden görebilmeyi sağlamaktır. Ancak aynanın kullanıldığı bazı alanlar, dans-tiyatro-enstrüman vb. pratikler yapılırken, çalışırken bedeni akort etme aygıtı olarak da kullanılır. Biz çalışma pratiklerimizde ayna karşısında oldukça vakit geçirdik. Performansçıların birtakım söylemlerini aynada kendi gözlerinin içine bakarak söyledikleri üzerine araştırmalar yaptık. Kaldı ki, genellikle aynada gözlerimiz hariç her zerremize bakarız, ancak gözler çoğunlukla en az bakılan bölgelerdir. Aslında ayna seyirciden çok performansçılar için kullanılıyor sahnede, pratiklerini yaparken ki diken üstünde hâli korumak, kendileriyle doğrudan görsel iletişim hâlinde kalmalarını sağlamak ve kendilerine maruz bırakmak için.

Bugünün kadrajında Autopsy’nin hikâyesi ve karakter(ler)i kimlere denk düşüyor? Sisteme yönelik eleştirisini hangi perspektiften kuruyor?

Güneş Bozkır: Autopsy benim için soyut bir perspektiften bugünün ta kendisi. Sahnede doğrusal bir hikâye veya toplumdan belirli tipolojiler görmek yerine, durumların içinden geçen figürler olarak tasarladığımız bir iş. Dolayısıyla sahnedeki figürlerin hepimiz olduğunu düşünüyorum. Biz insanlık olarak yıllardır sistemleri eleştiriyoruz, ancak sistemin birer parçası olan kendimizi eleştirmekten gün geçtikçe uzaklaşıyoruz. Sorumluluğu bir başka medyuma atmak bize daha konforlu geliyor. Bugün yaşadığımız dünyada beden sürekli bir görünürlük ve denetim alanının içinde. Normların çok güçlü olduğu, insanların çoğu zaman kendileri gibi davranamadığı, dürüst olmanın giderek zorlaştığı bir atmosferde yaşıyoruz. Bir şeye karşı olan bir yapılanma bir süre sonra karşı olduğu şeyin kendisine bir ton üstten veya bir ton alttan dönüşüyor. Hiçbir şeye güvenemiyor, kendimizi ne var ne de yok hissediyoruz. Bu anlamda Autopsy bir sistem eleştirisi değil, bizim kendimize dönüp bakmamız, kendimizden bir parça bulabilmemiz, kendi gözlerimizle görmemiz ve en önemlisi bu buhran halini birlikte kabullenebilmemiz için oluşturulmuş bir deneyim alanı benim için.

Performans sonrası usumda dönüp duran bir kavram: Body image / beden algısı”. Bu kavram, ilk kez Avusturyalı psikiyatrist Paul Schilderin 1935te yayımlanan The Image and Appearance of the Human Body” adlı eserinde karşımıza çıkar. Schilder, beden algısını “kendi bedenimizin zihnimizde oluşturduğumuz resmi” olarak tanımlar. Buradan hareketle, tanıtım metninde yönelttiğiniz soruları, sizin pencerenizden anlamak isterim…

Güneş Bozkır: Bedeni yalnızca fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda kültürün, normların ve iktidarın üzerinde çalıştığı bir yüzey. Schilder’in bu söylemiyle birlikte düşündüğümüzde, yüzeyde oluşturduğumuz resimde kullanılan boyalar zihnin derinliklerindeki kültürel kodlar, normlar ve iktidarın oluşturduğu baskılar olarak tınlıyor bana. Burada sorduğumuz soruların cevaplarının bireysel olacağını düşünüyorum. Herkesin kendi fark ettiği anlar olmuş veya olacaktır, kötü senaryoda ise bunu hiç fark etmeden hayatına devam edecektir insan.

Performansta en sevdiğiniz bölüm / an hangisi ve sizi neden bu kadar etkiliyor?

Güneş Bozkır: Autopsy ile ilgili ilk zihnimde canlanan imge olan deri soyma sekansı aslında, hem sahnede gerçekleştirilen ritüelin en kuvvetli anı hem de oluşturduğumuz kabuğun semiyotik olarak çok kuvvetli bir yansıması benim için. Burası spoiler içerir ama şunu da belirtmem lazım; performansçıların üstlerindeki deri süreç boyunca sahnenin çeşitli yerlerine giderek dökülüyor, bu sebeple aslında bir andan ziyade bu sürecin tamamı beni daha çok etkiliyor.

Son zamanlarda sizi etkileyen ya da iyi gelen kültür-sanat platformları rotasında neler var?

Güneş Bozkır: Bir David Cronenberg hayranı olarak Crimes of the Future (Müstakbel Suçlar) hem Autopsy’nin oldukça beslendiği hem de son derece kuvvetli bir toplumsal eleştiri sunan film. Kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun yanında Peeping Tom’un Tryptich isimli performansı bir sahne dehası ve şöleni diyebilirim. Yine bu süreçte oldukça beslendiğim, Georges Perec’in Uyuyan Adam (Metis Yayınları, Sosi Dolanoğlu çevirisi)  kitabı muazzam bir zihin akışıdır.

Gelecek günlerde tiyatro güzergahınızda bizleri neler bekliyor?

Güneş Bozkır: Tabii ki projeler durmak bilmiyor, ancak şu anda kesin olan 2027 Mayıs ayında Polonya, Wrocław’da gerçekleşecek olan Musica Electronica Nova festivali için yazdığım yeni bir müzik tiyatrosu var. Bu proje için oldukça heyecanlıyım. 

Künye:

Konsept/Besteci/Yönetmen: Güneş Bozkır

Metin: Güneş Bozkır, Ozan Ömer Akgül

Yaratıcı Performansçılar: Gizem Seçkin, Ufuk Fakıoğlu, Gökçe Uygun

Ses Performansı: Melek Ceylan

Dramaturg: Ozan Ömer Akgül

Hareket Danışmanı: Salih Usta

3D Tasarım/Video Uygulayıcı: Can Memişoğulları

Dekor Tasarımı: Neslihan Işık

Makyaj/SFX: Saye Özçelik, Zeynep Duman

Işık Uygulayıcı: Umut Rışvanlı

Prodüksiyon Direktörü: İlker Aksu, Özgür Doğa Görürgöz

Yapımcı: Gökhan Civan / Yapım: Echoes Sahne, Performans Alanı

Tanıtım videosunu buradan izleyebilirsiniz.

0
265
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage