26 EYLÜL, SALI, 2017

Filmekimi’nden Kaçırılmaması Gereken 10 Film!

Bu yıl 29 Eylül - 8 Ekim 2017 tarihlerinde gerçekleşecek olan Filmekimi programında yer alacak filmleri duyurdu. Birçok festivalde yarışmış ve ödül almış filmlerle oldukça iddalı bir program hazırlayan Filmekimi’nde kaçırmamanız gereken 10 filmi sizler için derledik. Biletlerin erken tükendiğini ve seanslara sayılı günler kaldığını unutmadan, filmlere göz atmak faydalı olabilir. İyi Seyirler.  

Filmekimi’nden Kaçırılmaması Gereken 10 Film!

Mother! (Darren Aronofsky)  

Dünya prömiyerini eylülde Altın Aslan için yarıştığı Venedik Film Festivali’nde yapan Mother! (Anne!) daha ilk gösteriminde hem eleştirmenleri hem sinemaseverleri ikiye böldü, hem yuhalamalar hem de alkışlarla karşılandı. Filmde Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı, kocasıyla sakin bir hayat sürdüren bir kadının huzurunun, yanlarına yerleşen bir çiftin gelişiyle bozuluşu konu alınıyor. ​Jennifer Lawrence ve Javier Bardem’in başrollerini paylaştığı filmin diğer oyuncu kadrosunda Ed Harris, Michelle Pfeiffer, Domhnall Gleeson ve Kristen Wiig yer alıyor. Film ekibinin “cesur, benzersiz, eklektik”, eleştirmenlerin “müthiş, ürkütücü, muhteşem” diye tanımladığı, Mother!, Darren Aronofksy’nin bugüne kadar yönettiği en şaşırtıcı, en sürprizli film. Black Swan (Siyah Kuğu) ile psikolojik gerilim türünde ustalığını kanıtlayan Aronofksy, Mother! ile gerilim türüne yeni bir klasik kazandıracak gibi görünüyor. Filmin müziklerini ise 2012’de Salon İKSV’de konser veren, aynı zamanda Sicario, Arrival ve Blade Runner 2049 filmlerinin soundtrack’lerinde imzası bulunan Jóhann Jóhannsson üstleniyor.

The Killing of a Sacred Deer (Yorgos Lanthimos)

Dogtooth filmiyle de tanıdığımız Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un The Lobster’dan sonra İngilizce çektiği ikinci filmi, izleyicisini her zamanki gibi tekinsiz, oyunbaz ve özenle tasarlanmış yeni bir lanetli Lanthimos evrenine davet ediyor. The Killing of a Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü) başarılı bir cerrah ve babasının boşluğunu onunla doldurmaya çabalayan bir ergen etrafında dönüyor. Tuhaf ikili, aileleriyle tanıştığında işler daha da garipleşiyor ve muzip bir tür Alacakaranlık Kuşağı hikâyesi ortaya çıkıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Colin Farrel, Nicole Kidman, Barry Keoghan, Raffey Cassidy ve Sunny Suljic yer alıyor. Lanthimos bedensel şiddetten doğan mizahı her daim olduğu gibi bu filminde de yüksek miktarda eklemeye devam ediyor.

Happy End (Michael Haneke)

Günümüz sinemasının en önemli yönetmenlerinden Michael Haneke, Amour (Aşk)’tan bu yana büyük bir heyecanla beklenen yeni filmiyle geri döndü. Usta yönetmen, Happy End’de (Mutlu Son) işlevsiz aile, burjuva gerilimi, intikam, suçluluk ve bastırılmış duygular gibi her zamanki ilgi alanlarının yanına yenilerini de ekliyor. Filmin odağında yine burjuva konformizmini her yönüyle yaşamaya çabalayan, dünyada olan bitene duyarsız bir aile bulunuyor. Filmin oyuncu kadrosunda Isabelle Huppert, Jean-Louis Trintignant, Mathieu Kassovitz, Fantine Harduin, Franz Rogowski, Laura Verlinden ve Toby Jones yer alıyor. Haneke, Avusturya'nın Oscar adayı olan yeni filminde karanlık, rahatsız edici, öte yandan tuhaf bir mizah anlayışına da sahip bir sinema dili tutturuyor.

The Square (Ruben Östlund)

Yönetmen Ruben Östlund, izleyeni güldürdüğü kadar rahatsız da eden özgün filmleriyle olay yaratmaya devam ediyor. Cannes’dan Altın Palmiye’yle dönen The Square (Kare), Stockholm’deki bir sanat merkezini mesken tutuyor. Bu sanat merkezinin artistik direktörlüğünü yapan Christian, “mükemmel” bir erkektir. Sanat sevdalısı, nazik, yakışıklı, kültürlü, donanımlıdır ve içinde yaşadığı toplum da öyle; refahla yoğrulmuş, capcanlı, zengin ve dost canlısıdır. Filmin oyuncu kadrosunda Claes Bang, Elisabeth Moss, Dominic West, Terry Notary ve Christopher Laesso yer alıyor. Östlund, imajın kâğıt üstündeliğine, refahın gizliden gizliye yarattığı yozlaşmışlığa ve beslediği riyakârlığa yönelik sivri dilli, yenilikçi ve tartışmaya açık fikirlerle dolu bir filmle karşımızda.

The Shape of Water (Guillermo Del Toro)

Farklı evrenlerden çılgın yaratıklarla dolu, yüreğimizi dağlayan masallarla beyazperdeyi dolduran usta öykücü Guillermo del Toro’nun The Shape of Water (Aşkın Gücü) filmi, 74. Venedik Film Festivali’nde Amerikalı oyuncu Annette Bening'in jüri başkanlığında, bu yıl En İyi Film Ödülü olan Altın Aslan'ı kazandı. Filmin oyuncu kadrosunda Sally Hawkins, Octavia Spencer, Michael Shannon, Richard Jenkins, Doug Jones ve Michael Stuhlbarg yer alıyor. Soğuk Savaş’ın en kızıştığı, 1963 yılında Amerika’da gizli bir devlet laboratuvarında temizlikçi olarak çalışan Elisa, laboratuvarda yürütülen çok gizli bir deneyin varlığını keşfediyor ve suda hapsedilen insansı bir yaratığı acımasız deneyden kurtarmaya karar veriyor. Film aynı zamanda Elisa ve yaratık arasındaki bağ etrafında şekilleniyor. Şiirselliğini ve duygu yoğunluğunu hiç kaybetmeyen The Shape of Water, Guillermo del Toro’nun sempatik canavarlar galerisine ve görsel tasarım şaheserlerine yenilerini ekliyor.

Call Me By Your Name (Luca Guadagnino)

Call Me By Your Name (Beni Adınla Çağır); 1983 yılında, Kuzey İtalya’da tatilini ailesiyle birlikte geçiren 17 yaşında bir erkek çocuğunun, güneş, yaz ve yazlık ortamı içerisindeki birbirinin aynı ilerleyen günlerine her şeyi değiştirecek bir yabancının karışmasıyla değişen olayları konu alınıyor. İnsan ruhuna hem büyük bir yara hem de şifalı bir merhem olan ilk aşkın tohumları bu yabancının bohçasındadır. İtalyan yönetmen Luca Guadagnino, James Ivory ile birlikte Andre Aciman’ın çok sevilen romanını beyazperdeye uyarlarken bütün maharetlerini benzersiz bir sinema duygusuyla bir araya getiriyor. Filmin oyuncu kadrosunda Armie Hammer, Timothée Chalamet, Michael Stuhlbarg, Amira Casar, Esther Garrel ve Victoire Du Bois yer alıyor. Call Me By Your Name, her saniyesi üstün bir sinema aşkıyla örülmüş, temas ettiği tüm hisleri izleyiciye geçirmeyi başaran muazzam bir film. Şüphesiz yılın en iyilerinden.

Nico 1988 (Susanna Nicchiarelli)

Andy Warhol’un süperstarı, Velvet Underground’un solisti, nevi şahsına münhasır Nico bir dönem müzik dünyasının en ünlü, en ulaşılmaz yıldızlarındandı. Zirveden uzaklaşan ve 50’ye merdiven dayayan 1987 yılının Nico’su, yönetmen Susanna Nicchiarelli’nin son filminde vücut buluyor. “Nico’dan sonra Nico’nun hikâyesini” anlatan, Venedik Film Festivali’nin Ufuklar Bölümü'nün açılış filmi olan Nico 1988; yıllar sonra oğlunu da yanına alıp yeniden turneye çıkan, özel hayatı kadar kariyeri de sıkıntılarla dolu Nico’yu Paris, Prag, Nüremberg, Manchester, Polonya ve Roma’da izliyor. Nico’yu, Komün filminden hatırlayacağımız Trine Dyrholm muhteşem bir perfromansla, şarkıları da kendi seslendirerek canlandırıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Trine Dyrholm, John Gordon Sinclair, Anamaria Marinca, Sandor Funtek ve Thomas Trabacchi yer alıyor. Nico 1988; cesur ve dirayetli bir müzisyen, bir ikon sanatçı, kadın ve anne olarak Nico’nun yeniden doğuşunun hikâyesini anlatıyor.

The Insult (Ziad Doueiri)

İlk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan ve burada başrolündeki Kamel El Basha’ya En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandıran The Insult (Hakaret), Lübnan’da siyasetten yargı sistemine uzanan ve derin bir toplumsal eleştiri getiren bir Ziad Doueiri filmi. Sıradan bir hakaretin milli bir krize nasıl dönüştüğünü anlatan filmde Lübnanlı Hıristiyan Tony ile Filistinli inşaat ustası Yaser (El Basha) bir tamirat yüzünden kavgaya tutuşuyor. Tony, Yaser’e hakaret edince Yaser bir yumrukla karşılık veriyor. Mesele mahkemeye düşünce bütün ülke ayağa kalkıyor. Adel Karam, Kamel El Basha, Rita Hayek, Camille Salameh ve Diamand Bou Abboud’un oyuncu kadrosunda yer aldığı The Insult, Lübnan’ın Oscar adayı seçildi.

Rebel in the Rye (Danny Strong)

Tüm zamanların en çok okunan, ancak kendi öyküsü de bir o kadar sır olan yazarlarlardan J. D. Salinger’ın okurlarının, hayranlarının ve öğrencilerinin ulaşamayacağı bir şekilde kendini dış dünyadan soyutladığı hayatı Rebel in the Rye (Çavdar Tarlasındaki Asi) filmiyle beyaz perdeye aktarılıyor. Dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan Rebel in the Rye, hem Salinger’ın kariyerinin hem de dünya edebiyatının başyapıtlarından Çavdar Tarlasındaki Çocuklar romanını yazışı ekseninde yazarın gençlik yıllarını ve pek de fazla bilinmeyen, ancak kendisine ağır bir travma kazandıran 2. Dünya Savaşı sırasında cephede geçirdiği günleri anlatıyor. Ünlü yazarı Nicholas Hoult’un canlandırdığı filmde, genç oyuncuya Kevin Spacey, Zoey Deutch ve Sarah Paulson gibi yıldız isimler eşlik ediyor. Yönetmen Danny Strong’un, Kenneth Slawenski’nin J. D. Salinger: A Life isimli Salinger biyografisinden uyarladığı Rebel in the Rye yönetmenin aynı zamanda ilk filmi.

Let the Sunshine In (Claire Denis)

Juliette Binoche’a uzun zamandır oynadığı en güzel rolü veren Claire Denis’nin son filmi You Were Never Really Here (İçimdeki Güneş); boşanmış, tek çocuklu bir kadının “gerçek” aşk arayışını ironik bir dille anlatıyor. Binoche’un canlandırdığı Isabelle, 50’li yaşlarını süren, duygularının hayatını yönlendirmesine izin veren, mutsuz ve kararsız bir sanatçıdır. Tanıştığı birkaç erkekle ilişki kurmayı dener, ancak bu adamların uyumsuzlukları, iletişim kazaları, tuhaf ve hatta komik durumlar onu yıldırır. Günümüz dünyası ve ilişkilerinin zorluğuna mizahi bir yolla eğilen film, Cannes’da “Yönetmenlerin 15 Günü” bölümünden büyük ödülle döndü. Filmde Juliette Binoche’a, Xavier Beauvois, Philippe Katerine, Valeria Bruni-Tedeschi ve Gérard Depardieu eşlik ediyor.

Filmekimi’nin detaylı programına, bilet ve seans bilgilerine http://filmekimi.iksv.org/tr adresinden ulaşabilirsiniz.

2
31508
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
29.09.17
01:03
LOVE IT
29.09.17
01:03
LOVE IT
Geldanlage