
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un modern klasikler arasında yerini alan romanından uyarlanan Masumiyet Müzesi 13 Şubat’ta Netflix’te yayımlanacak.
Çevrildiği 60’tan fazla dilde milyonlarca okura ulaşan romanı ve yüz binlerce ziyaretçiye ev sahipliği yapan aynı adı taşıyan müzesinin ardından Masumiyet Müzesi, 9 bölümlük ekran uyarlamasıyla 13 Şubat’ta tüm dünya ile aynı anda Netflix’te izleyicilerle buluşacak. Yönetmen koltuğunda Zeynep Günay’ın yer aldığı, senaryosu Ertan Kurtulan tarafından kaleme alınan ve Ay Yapım imzası taşıyan dizinin başrollerinde Selahattin Paşalı ile Eylül Lize Kandemir bulunuyor. Dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Oya Unustası, Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Gülçin Kültür Şahin ve Ercan Kesal gibi usta isimler yer alıyor.
1970’lerin İstanbul’unda başlayan Masumiyet Müzesi, varlıklı bir ailenin oğlu Kemal ile uzak akrabası Füsun arasında başlayan fırtınalı ilişkiyi, aşkın, mutluluğun, takıntının, özlemin ve kaçırılmış ihtimallerin izinde çok katmanlı bir anlatıyla ekrana taşıyor.
Yeşim Özkan ve Abdullah Güler’in üretimlerini Nazlı Pektaş küratörlüğünde buluşturan “Zaman Kasası” başlıklı sergi, 9 Ocak-20 Şubat tarihleri arasında Kasa Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.
“Zaman Kasası”, zamanı çizgisel ya da ölçülebilir bir akış olarak kurgulamak yerine; silinmiş mekânların kalıntılarında ve bastırılmış anlatıların boşluklarında filizlenen duyu alanı yaratarak kurguluyor. Özkan’ın koordinatları kaymış, kimliği aşınmış alanlara sızan harita araştırmalarıyla, Güler’in kerpiç ve kentsel göstergeler (tabelalar, güvercin imgesi) üzerinden kurduğu dil sergide kesişiyor. Böylece hatırlama; bellek kaydı olmanın ötesinde taşıma, saklama ve yeniden inşa etme süreci olarak yeniden tanımlıyor.
“Serginin düşünsel çerçevesi, iki sanatçının zamana ve mekâna dair farklı duyarlılıklarını ortak bir mesele etrafında birleştiriyor: Unutulan ve yerinden edilenlerin geri dönüş mekanizmaları. Bireysel hafıza ile kolektif bellek arasındaki geçirgenlikte dolaşan bu anlatı; nelerin görünür kılındığı, nelerin ise bilinçli bir biçimde silindiği sorusunun peşine düşüyor. ‘Zaman’, sabitlenemez varlığıyla hem sergiye hem de içinde bulunduğu ‘kasa’ya yerleşiyor. Kasa, bir anda akıp gideni zapt etme denemesinin sembolik karşılığına dönüşüyor.
Yeşim Özkan üretimlerinde, ‘yer’ kavramını coğrafi bir nokta olmaktan çıkararak ele alır. Sanatçı; resimler, haritalar ve toprak dolu kutular aracılığıyla, ismi silinmiş ya da koordinatları kasten saptırılmış mekânların izini sürer. Özkan’ın müdahalesiyle harita, yön bulmaya yarayan bir araç olmaktan çıkarak bedensel bir yüzeye yahut manzaraya evrilir. Koordinatları ve isimleri aşındırılmış bu haritalar; kâğıt gibi aracı yüzey yerine, doğrudan toprak ve kınanın fiziksel gücüyle şekillenir. Kınanın kültürel belleğimizdeki ritüelistik karşılığı, toprağın ağırlığıyla birleşerek haritayı yaşayan bir ‘tene’ dönüştürür. Özkan, bir yerin nerede olduğundan ziyade; orada olmanın (veya artık olamamanın) bıraktığı izi sorgular.
Abdullah Güler’in disiplinler arası arayışı ise toprağın ve gündelik nesnelerin bellekle kurduğu ilişkiyi yeniden inşa eder. Sanatçının videosunda öne çıkan güvercin figürü; bir haberci ve taşıyıcı metaforu üzerinden, belleğin hangi güzergâhlarda kesintiye uğradığını düşündürür. Güler; video, sanatçı kitabı, kerpiç ve tabelalardan oluşan bu katmanlı anlatıda, özellikle doğduğu kent Mardin üzerinden kentin turistik imaja indirgenerek ‘müzeleştirilmesini’ eleştirir. Bu cilalı görüntünün ardındaki asıl dokuyu; pişmemiş toprağı, yani kerpici galeriye taşır. Peki kerpiç tuğlalar, burada yapı malzemesi midir? Çatlayan, nefes alan ve zamanın etkisini üzerinde taşıyan yaşayan birer karşı-arşiv olarak konumlanmışlardır.
Böylece Özkan ve Güler, toprağın, kınanın ve kerpicin maddeselliği üzerinden, tarihin kıyısında kalan hafıza fragmanlarını ortak bir ‘şimdi’de düğümlüyor. ‘Zaman Kasası’, izleyiciyi geçmişin izlerini bugünün diliyle yeniden okumaya davet eden bir yüzleşme zeminine çağırır.”
Künye:
1. kayıp zaman hattı -yeşim özkan
2. harita kaydı - yeşim özkan
3. Abdullah Güler-Müstahak
4. kerpiç
Süper Güçler Kitabı ve Hayır! Burası Orman Değil!’in yaratıcıları yazar Susanna Isern ve sanatçı Rocio Bonilla’nın duygularımızın, sevdiklerimizin ve yaşamın içindeki küçük inceliklerin değerini hatırlatan Süper Hazineler Kitabı, Saliha Nilüfer’in çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
6 yaş ve üzeri okurlara yönelik hikâyede her çocuk farklı bir “hazine”yi temsil ediyor. Süper Hazineler Kitabı, hayatımızdaki en değerli şeyleri keşfetmeyi önerirken evrensel temalarıyla her yaştan okuru kendi hazinesini düşünmeye davet ediyor.
“Arkadaşlar, gezmek, sevgi, hayvanlar, anılar, aile, zaman, özel eşyalar, macera, kitaplar, sağlık, hayaller, bilgi, gizli köşeler, öğretmenler, doğa, huzur verici güzel anlar, hatta sadece kendimiz... Hepsi de bizler için birer “süper hazine”. Minik öyküleri anılan on sekiz çocuğun renkli dünyası, gerçek zenginliğin içimizde saklı olduğunu yansıtıyor. Bizi güçlü kılan asıl hazinemizi keşfetme yolculuğuna hazır mıyız?..”
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın Kanadalı piyanist Jan Lisiecki ile sahneye çıkacağı yeni yıl konseri 15 Ocak Perşembe saat 20.00’de İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek.
Mozart’ın 9. Piyano Konçertosu’yla açılacak olan program Rossini’nin Giyom Tell Uvertürü’ne uzanan geniş yelpazeli bir seçki sunacak. Geleneksel yeni yıl konserinde; Puccini, Glazunov, Offenbach ve Çaykovski’den unutulmaz eserlerin yorumlanacak.
BİFO bu sezonun yeni yıl konserinde Mozart’ın gençlik coşkusunu, Rus romantizmini, elegant Fransız operasını ve Rossini’nin eşsiz uvertürlerini bir araya getiriyor. Gecenin solisti ise, zarif ve derin yorumlarıyla öne çıkan piyanist Jan Lisiecki olacak.
Genç yıldız, olağanüstü olgunlukta yorumlarıyla dikkat çeken bir sanatçı. On üç yaşında EMI etiketiyle yayımlanan Chopin piyano konçertoları kaydıyla uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış, ardından Deutsche Grammophon sanatçısı olarak Mozart, Schumann, Chopin ve Mendelssohn yorumlarıyla övgü toplamıştı. New York Filarmoni, Chicago Senfoni, Londra Senfoni ve Dresden Staatskapelle gibi dünyanın önde gelen orkestralarıyla sahneye çıkan Lisiecki, zarif tekniği, şiirsel yaklaşımı ve samimi sahne duruşuyla çağımızın en parlak genç virtüözlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Mücellit Enstitüsü’nden Osman Doruk ve Merve Midilli’nin yürütücülüğünde düzenlenen Kitap Ciltleme Atölyesi, 10 Ocak Cumartesi günü saat 12.00’de Meşher’de gerçekleşecek.
Meşher’de düzenlenecek Kitap Ciltleme Atölyesi’nde katılımcılar kitap cildinin incelikli evrenindeki tarihsel süreci, malzeme kültürünü ve temel ciltleme uygulamalarını keşfedecek, kendi el yapımı cildini oluşturacak. Atölyede katılımcılar, kitap cildinin incelikli evrenindeki tarihsel süreci, malzeme kültürünü ve temel ciltleme uygulamalarını keşfetme fırsatı bulacak. Anlatı ve uygulamaların ardından her katılımcı kendi el yapımı cildini oluşturacak.
Atölye çalışması, “Hikâye İstanbul’da Geçiyor” sergisindeki en erken tarihli yapıt olan Bertrand de La Borderie’nin 1547 tarihli, aşk mektubu biçiminde yazdığı manzum eserden yola çıkarak tasarlandı. 16. yüzyıl İstanbul’unu ayrıntılı biçimde betimleyen bu kitabın kapak düzeni, içeriği, yan kâğıt ebruları ve şemsenin replikasından ilhamla hazırlanacak cilt, katılımcıların hem görsel hem de düşünsel üretimlerine rehberlik edecek.
Meşher’in internet sitesindeki etkinlik sayfasından katılım formunun doldurup kayıt olarak atölyeye katılabilirsiniz.
Sait Faik Abasıyanık’ın anısını yaşatmak adına her yıl bir öykücüye verilen ve Darüşşafaka Cemiyeti, Türkiye İş Bankası ve Kültür Yayınları’nın iş birliğiyle düzenlenen 72. Sait Faik Hikâye Armağanı’na başvurular başladı.
Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’nın Onursal Jüri Başkanı Doğan Hızlan adına ilk kez geçtiğimiz sene verilen “Doğan Hızlan Özel Ödülü”, bu yıl da yeni sahibini bulacak. Kısa listeye kalan yazarlardan birine takdim edilecek bu özel ödül, Armağan’ın nihai sonucuyla birlikte duyurulacak. 72. Sait Faik Hikâye Armağanı ve Doğan Hızlan Özel Ödülü’nün ön jürisi, Emrah Kolukısa’nın koordinatörlüğünde toplanacak. Ön jüride Seray Şahinler Demir, Eray Ak ve Ali Bulunmaz yer alıyor. Jüri ise İhsan Yılmaz, Faruk Duman, Cemil Kavukçu, Nazan Aksoy, Seval Şahin, Darüşşafaka Cemiyeti eski Başkan Vekili Beşir Özmen ve Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali’den oluşuyor.
Yarışmaya katılacak yazarların, başvuru yapacakları hikâye kitabından on beş (15) nüshayı, 27 Şubat 2026 Cuma günü saat 17.00’ye kadar Darüşşafaka Cemiyetine elden ya da posta yoluyla ulaştırması gerekiyor. Yarışmaya daha önce Armağan’ı kazanmamış yazarların 2025 yılında yayımlanmış ve herhangi bir ödül almamış olan hikâye kitapları katılabiliyor. Ön jüri ve jürinin değerlendirme süreçlerinin ardından kısa liste nisanda, yarışmanın kazananı ise mayıs ayı içinde açıklanacak.
Pera Müzesi’nin, "Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar" sergisinden ilhamla düzenlediği “Kötü Portre: O Kadar Kötü ki, Çok İyi!” başlıklı etkinlik 10 Ocak Cumartesi, Pera Müzesi’nde gün boyu sürecek seanslarla gerçekleştirilecek.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Öğrenme Programları, ziyaretçilerini ağırlamaya devam eden “Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar” sergisinden ilhamla, sanatseverlere sanatın ekonomik ve estetik değerini sorgulamaya davet eden bir deneyim sunuyor. Katılımcıların müzede kurulacak stantta kendi “kötü portrelerini” sipariş edeceği program; portre yaptırma geleneğini mizahi bir yaklaşımla ele alırken, sanatın ekonomik ve estetik değerini izleyiciyle birlikte tartışmaya açmayı amaçlıyor.
İlki aralık ayında düzenlenen “Kötü Portre: O Kadar Kötü ki, Çok İyi!” başlıklı programın ikincisi 10 Ocak Cumartesi günü Pera Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Etkinlik kapsamında gün boyu düzenlenecek farklı seanslarda katılımcılar, kendi “kötü portrelerini” sipariş ederek hem üretim sürecine dahil olacak hem de bir sanat nesnesiyle kurulan ekonomik ilişkiyi eğlenceli bir biçimde deneyimleyecek.
Etkinliğin çıkış noktasında, Jake & Dinos Chapman’ın 2006 yılında Frieze Londra Sanat Fuarı’nda gerçekleştirdikleri Haz ve Kazanç için Resim Yapmak başlıklı işleri bulunuyor. Sanatçı ikilisi bu projede turistik alanlardaki para karşılığında portre çizdirme geleneğini sanat fuarı ortamına taşıyarak sanat–ticaret ilişkisini nükteyle görünür kılmış, sanatçıya atfedilen değer, spekülatif ekonomi ve kurumların rolü üzerine tartışma açmıştı. “Ortak Duygular” sergisinde yer alan, dönemin British Council Görsel Sanatlar Direktörü Andrea Rose’un portresi de bu eleştirel yaklaşımın dikkat çeken örneklerinden biri olarak izleyicilerle buluşuyor.
Bu eserden yola çıkarak düzenlenen programda katılımcılar önce söz konusu eseri yakından inceleyerek sanatçıların yaklaşımını keşfedecek. Ardından benzer bir süreçten geçerek kendi “kötü portrelerini” yaptıracaklar. Böylece, sanatçı–izleyici–eser ilişkisi mizahi bir çerçevede yeniden ele alınırken, katılımcılar da ilişkiyi bizzat deneyimleyecekler. “Kötü Portre: O Kadar Kötü ki, Çok İyi!”, mükemmeliyet baskısını kırarak kusurun samimiyetini ve beklenmedik sonuçların yarattığı özgürleştirici etkiyi görünür kılıyor. Katılımcılar müzeden, tam da bu nedenle “çok iyi” olan kötü portreleriyle ayrılıyor.
İstanbul Modern Sinema’nın Türkiye sinemasından en yeni filmleri bir araya getirdiği “Biz de Varız!” programı, 8-22 Ocak tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.
İstanbul Modern Sinema, bu yıl 13’üncü kez düzenlenen “Biz de Varız!” programını, Türk Tuborg A.Ş.’nin katkılarıyla izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Türkiye sinemasının en yeni filmlerini bir araya getiren bu 11 filmlik program, geçtiğimiz yıl adından söz ettiren keşif filmlerinden vizyonda yeterince yer bulamamış yapımlara; auteur yönetmenlerin yeni işlerinden tamamı yapay zekâ ile üretilmiş ilk uzun metraj belgesele uzanan zengin bir seçki sunuyor. Belgeselden kurmacaya uzanan bu seçki, kadın deneyiminden toplumsal bunalıma, yersiz yurtsuzluktan özgürlük arayışına uzanan insan hikâyelerini farklı anlatım biçimleriyle bir araya getiriyor. Türkiye’nin farklı coğrafyalarından beslenen bu filmler, güçlü sinemasal dilleriyle, genellikle vizyonda hak ettiği yeri bulamayan yapımlara yeni bir görünürlük kazandırıyor.
Bu yılın programında, Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yılmaz Güney Ödülü’ne layık görülen Ev, Tokyo Film Festivali Asian Future bölümünde En İyi Film ve İstanbul Film Festivali’nde SİYAD En İyi Film Ödülü kazanan Gündüz Apollo, Gece Athena ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi İlk Film ve En İyi Senaryo ödüllerinin sahibi Sahibinden Rahmet yer alıyor. Seçkide ayrıca, Altın Portakal’da En İyi Film dâhil yedi ödül kazanan Tavşan İmparatorluğu, İstanbul Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanan Pelin Esmer’in son filmi O da Bir Şey mi ve İstanbul Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’ne layık görülen Yeni Şafak Solarken de öne çıkan yapımlar arasında bulunuyor.
İstanbul Modern Film Küratörü Müge Turan seçki hakkında şunları söyledi: “Bu yıl da izleyicilerimizi sinemanın farklı dünyalarına davet ediyoruz. Bu yılki seçkimiz, ödüllü filmlerden keşfedilmeyi bekleyen yapımlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Depremden yapay zekaya uzanan belgesellerimiz ise yenilikçi anlatım biçimleri ve zengin tematik çeşitliliğiyle öne çıkıyor. Her gösterim, sadece bir film izleme deneyimi değil, yönetmenler, oyuncular ve ekiplerle etkileşim kurma imkânı sunarak festival heyecanını İstanbul Modern’e taşıyor.”
“Biz de Varız!” programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Duygu tarihçisi Tiffany Watt Smith’in 20. yüzyılın kadın arkadaşlığını tüm karmaşası ve gerçekliğiyle incelediği kitabı Kötü Arkadaş, Ayça Göçmen’in çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.
Duygular Sözlüğü ve Schadenfreude kitaplarının da yazarı Smith, 20. yüzyıldaki kadın arkadaşlıklarının tarihini, arkadaşlık adı verdiğimiz hayati bağ hakkında anlatmayı öğrendiğimiz hikâyeleri ortaya çıkarıyor ve çoktan hak ettiğimiz bir vizyon sunuyor: 21. yüzyıl yaşamına uygun, daha geniş kapsamlı, isyankâr bir arkadaşlık.
“Kötü arkadaşlarla tanışın. 1900'lerin tehlikeli derecede romantik okul kızları. 1930'ların ofis dedikoducuları. 1950'lerin anne grupları. 1970'lerin öfkeli aktivistleri. Günümüzün cadı toplulukları, yaşlılıkta birlikte yaşamayı seçen kadınlar. Bu "kötü" arkadaşların hepsi kendilerinin yazmadığı kadınlık kurallarını çiğnediler. İlişkileri denetlendi ve “çok samimi”, “çok tüketici” ve bazı durumlarda “çok güçlü” olarak yaftalandı.”
Üç kez Grammy’ye aday gösterilen piyanist ve prodüktör Elijah Fox, “Solo Improvised Tour” kapsamında 16 Ocak’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde konser verecek.
Dinleyiciyle kurduğu doğrudan ilişki üzerinden müziği o ana özgü bir deneyime dönüştüren Keith Jarrett’tan ilhamla şekillenen bu yaklaşımında klasik, caz ve ambient dokular arasında özgürce dolaşan Elijah Fox “Solo Improvised Tour” kapsamında İstanbullularla buluşmaya hazırlanıyor. Uluslararası müzik sahnesinde güçlü bir yer edinen Elijah Fox, Yussef Dayes Experience ile çıktığı dünya turneleri ve “Ambient Works for the Highways of Los Angeles” albümüyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Anlık doğaçlamalarla şekillenen performans anlayışıyla her konseri benzersiz bir müzikal yolculuğa dönüştüren sanatçı, İstanbul’da gerçekleşecek bu özel gecede solo piyano üzerinden kurduğu anlatısıyla izleyicileri içine alan bir deneyim sunuyor.
Elijah Fox “Solo Improvised Tour” etkinliğinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.