
Yapımcı Kubi Öztürk, vokalist Alexandra Kimel, filmci ve basçı Simon Baucks ile multi-enstrümantalist Benni Zimmerman’dan oluşan The Guillotines grubu, “pool painted black” isimli ilk şarkısını Tamar Records etiketiyle yayımladı.
The Guillotines, birbirinden farklı yaratıcı dünyaları tek bir tutarlı sound’da buluşturuyor. Berlin-bazlı grup, şehirlerinin kaos ve düzenini bıçak sırtı bir keskinlik ve yumuşak bir kolaylığın dengesinde yansıtıyor. “pool painted black” şarkısı grubun yolculuğunu atmosferik ve umutlu bir sound ile başlatıyor. Doyumlulukla düşüncelilik arasında bir yerde oturan şarkı, gruptan gelecek diğer şeylere dair de bir işaret niteliği taşıyor ve electronica, blues ile post-rock unsurları arasında bir keşfe çıkıyor.
“pool painted black” şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.
Künye:
Şarkı yazarları: Alexandra J. Kimel, Benjamin Zimmermann, Simon Baucks, Kubi Ozturk
Sözler: Alexandra J. Kimel
Vokal: Alexandra J. Kimel
Davul: Benjamin Zimmermann
Bas Gitar: Simon Baucks
Gitarlar: Kubi Ozturk
Synthesizer: Kubi Ozturk
Yapımcı: Kubi Ozturk
Kayıt Mühendisleri: Max Rocco Stroux, v/nusian, Low.End.Freq
Yardımcı Yapımcılar: Max Rocco Stroux, v/nusian, Low.End.Freq
Davul ve Bas Gitar Düzenleme: Orçun Ayata
Miksaj: Kubi Ozturk
Mastering: Orcun Ayata
Şarkı kapağı ve Görsel Tasarım: Seda Yıldırım / Beats Per Plant
Alpagut Gültekin için, Ayşe Orhun Gültekin’in küratörlüğünde gerçekleşen, Sarkis’in eserlerinden oluşan “İkil ve Çoğul Alpagut Gültekin için Yapıtlar: Sarkis” başlıklı sergi 7 Şubat tarihine kadar Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
“İkil ve Çoğul özel bir sergi: Ayşe Orhun Gültekin’in, Norgunk’un kurulduğu 2002’den beri yayımladığı kitaplar ve süreli yayınlar arasından seçtiği 116 başlık, Sarkis tarafından bu sergi için birer ‘kitap-saat’e dönüştürüldü. Daha önce de kitaplara yalın saat mekanizmaları ekleyerek onları yapıtlaştıran sanatçı, İkil ve Çoğul’da benzer bir süreci bu kez Norgunk’un yaşayan belleği için uyguluyor; 2024 yılında aramızdan ayrılan dostu, Norgunk’un kurucularından Alpagut Gültekin için yayınevinin külliyatını çoğul bir kalp atışı, bir nefes, bir yerleştirme hâline getiriyor.
Galeri mekânının tamamına yayılarak ziyaretçiyi çevreleyen 116 eserin ortasında ise, Sarkis’in kendi el yazısıyla Norgunk için ürettiği çift taraflı neon bulunuyor. Norgunk’un iki kurucusu Alpagut Gültekin ve Ayşe Orhun Gültekin’in başlattıkları süreç, İkil ve Çoğul’da kendi zamansallıklarını taşıyan ‘kitap-saat’lere dönüşerek yayınevinin belleğini nesneleştiriyor. Kitap-saatler mekânla zamanı, okuma eylemiyle bedeni, okurla izleyiciyi, kitap nesnesiyle saat mekanizmasını birbirlerine eklemlendiriyor ve her okur-izleyicinin zihninde farklı zamanlarda akan düşsel bir kütüphane öneriyor. Ama bilmiyoruz, sonuçta, iki taraf arasındaki bir konuşmanın dibinde oluyor, her ne oluyorsa!”
Künye:
1. Sarkis, James Joyce - Ulysses, 2025, Book, clockwork / Kitap, saat mekanizması, 16,5 x 23,5 x 6,5 cm
2. Sarkis, Aç Yazı 10, Magazine, clockwork / Dergi, saat mekanizması, 116,5 x 21,5 x 4 cm
Photo / Fotoğraf- Barış Özçetin
Lindsay Powers’ın #UtançsızEbeveynlik hareketinden edindiği binlerce ebeveyn hikâyesini araştırmalarla bir araya getirerek ebeveynlikte “kusursuz” olma çabasının bir yanılsama olduğunu gösterdiği kitabı Utançsız Ebeveynlik: Stressiz ve Yargısız Ebeveynlik Rehberi, Nil Ege Özden Benney’nin çevirisiyle Düşbaz Kitap’tan çıktı.
Utançsız Ebeveynlik, anne sütü mü, mamayla besleme mi; uyku eğitimi mi, kucakta uyutma mı; sıfır ekran mı yoksa teknolojiden destek almak mı gibi ebeveynleri bölen tartışmalara sağduyulu ve esprili bir bakış açısıyla yaklaşırken çocuğu kreşe gönderme, disiplin sağlamak için yeri geldiğinde “hayır” diyebilme, beslenme alışkanlıklarını kazandırma ya da arada kaçamaklara izin verme, ara ara kendine zaman ayırma ve çocuktan sonra cinsel hayatın akışı gibi toplumun yargılayıcı bakışlarına maruz bırakılan ve utanmamıza sebep olan pek çok meseleyi de tartışıyor.
“Ben iyi bir anne miyim?”, “Çocuğumu yeterince iyi yetiştiriyor muyum?”, “Çocuğumu mutlu edebiliyor muyum?”, “Çocuğumla yeterli ve verimli vakit geçirebiliyor muyum?”, “Çocuğumu sağlıklı besleyebiliyor muyum?”, “Çocuğumu kreşe göndermeli miyim?”, “Çocuğuma ekran açtığımda kötü bir ebeveyn mi oluyorum?”, “Nasıl olur da kendime zaman ayırmak isteyebilirim?” Bu ve benzeri soruların cevabını, her köşe başında bir “uzman”ın ya da sosyal medyada tavsiyeler veren sayısız “kusursuz ebeveyn”in söylediklerinde ya da paylaşımlarında bulmaya çalışırsanız, sadece yetersiz ve yorgun hissedersiniz. Powers deneyimleri odağında ebeveynlere rehberlik ediyor.
Salon İKSV’nin 2026 programından açıklanan ilk isimler arasında; The Notwist, Makaya McCraven, Gitkin, Jen Sessions, Selin Sümbültepe’nin yanı sıra +1’in katkılarıyla bar italia, TENDER, The Veils, The Dears ve Zeyne yer alıyor.
Salon İKSV, 2026 ilkbahar ve sonbahar sezonunda alternatif müziğin sevilen ve yeni isimlerini müzikseverlerle buluşturacak. Program, Londra’nın arka sokaklarından Şikago’nun caz kulüplerine, Kanada indie rock rönesansının kök saldığı sahnelerden Lübnan ve Filistin’e uzanırken güncel sahnenin öne çıkan isimlerini bir araya getiriyor.
Salon’un 2026 takviminde; +1’in katkılarıyla, Londralı post-punk grubu bar italia, Kanada’nın kendine has indie rock ikonu The Dears, R&B’yi Arap ezgileriyle buluşturan Zeyne, İngiliz indie elektronik müzik ikilisi TENDER ve grotesk ve görkemli indie rock grubu The Veils yer alıyor. Geleneklerine bağlılığını füzyon folk-pop’la aktaran Selin Sümbültepe, Garanti BBVA Uluslararası Caz Günü Konserleri kapsamında mekâna ve ana özgü doğaçlama ritimleriyle Makaya McCraven, müdanasız bir rock & roll ziyafetiyle The Ringo Jets, çöl blues’unun hipnotik melodileriyle Gitkin ve Alman indie rock ve elektronik grubu The Notwist de bu sezon izleyicilerle buluşacak isimler arasında. Programa eklenecek yeni isimler ise yakında duyurulacak.
Biletler Lale Kart üyeleri için 6 Ocak Salı günü saat 10.30’da başlayacak indirimli ön satışların ardından, 7 Ocak Çarşamba günü saat 10.30’da Passo’da genel satışa açılacak. Salon İKSV’nin 2026 programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
moda sahnesi’nin 2025-2026 sezonunda çıkaracağı yeni oyunu Gonzago’nun Öldürülüşü, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11 Ocak’ta sanatseverlerle buluşacak.
Bulgar oyun yazarı Nedyalko Yordanov’un Gonzago’nun Öldürülüşü, Shakespeare’nin Hamlet oyunundan hareket ediyor. Gonzago’nun Öldürülüşü; Hamlet’teki kralın katil olduğunu ortaya çıkartan oyuncular kumpanyasının Elsinore Sarayı’na gelişiyle başlıyor. Dinleyenle dinlenenin birbirine karıştığı, Danimarka’da çürümüş bir şeylerin olduğunu anlatan Bulgar yazar Nedyalko Yordanov’un iki perdelik komedisinde casuslar, dalkavuklar, geleceği kuranlar ve tiyatro oyuncuları iç içe geçiyor.
“Aklını kaybettiği düşünülen Hamlet’in kafasını dağıtsın diye Elsinore Sarayı’na bir tiyatro kumpanyası davet edilir. Onlardan Hamlet için bir oyun oynamaları istenir. İflas etmiş, yerleşik tiyatrolarını kaybettikleri için seyyar tiyatroya dönüşen topluluk, saraya davet edilmeyi yeniden yerleşik tiyatro kurmak için büyük bir şans olarak görür.
Bu seyyar tiyatro topluluğunun seçtiği oyuna Hamlet küçük bir ek yapmak istediğini bildirir, topluluk kabul eder. Ancak Hamlet’in babasının katilini bulmak için bu oyunu krala karşı kullandığını fark etmez. Ve kral oyuna verdiği tepkisiyle katil olduğunu gösterir. Hamlet amacına ulaşmıştır ama oyuncuları kralın hışmından korumaya gücü yetmeyecektir, çünkü ülkesinden uzaklaştırılacaktır.”
Gonzago’nun Öldürülüşü’nün biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Çeviren: Hüseyin Mevsim
Yöneten: Kemal Aydoğan
Dekor Tasarım: Bengi Günay, Kostüm Tasarım: PCFG, Işık Tasarımı: İrfan Varlı, Afiş Tasarım: İlknur Alparslan
Şarkı: Tolga Çebi
Oyun Fotoğrafları: Orçun Kaya
Oyun Videosu: Enes Korkmaz
Oynayanlar: Esra Kızıldoğan, Barış Yıldız, Sedat Küçükay, Uluç Esen, Elif Gizem Aykul, Mehmet Tekatlı, Talha Kaya, Mehmet Solmaz, Hakan Kargidanoğlu, Sevgi Temel
Dış Ses: Onur Ünsal, Gürsu Gür, Melek Ceylan
Oyun Süresi: 145'
Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından “Bursa Tanpınar Yılı” kapsamında düzenlenen, edebiyat dünyasına yeni ve nitelikli eserler kazandırılması hedeflenen Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü için başvurular başladı.
Ödülün seçici kurulunda Hakan Akdoğan, Murat Cankara, Sibel Irzık, Nuri Sağlam ve Seval Şahin’in yer alıyor. Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü, Bursa Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı (Bursa Kültür) tarafından düzenleniyor. Bursa Kültür’ün kültür ve edebiyat alanındaki üretimi desteklemeye yönelik çalışmalarının önemli bir parçası olan ödül, yeni sesleri Tanpınar’ın izinde buluşturmayı amaçlıyor. Zaman, bellek, şehir, birey ve kültür gibi Tanpınar edebiyatının temel temalarını farklı bakış açılarıyla ele alan romanların değerlendirileceği Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü, çağdaş Türk edebiyatına yeni ve nitelikli eserler kazandırmayı hedefliyor.
Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü kapsamında başvurular, 1 Mart 2026 tarihine kadar yapılabilecek. Süreç sonunda seçici kurul tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda belirlenecek eserin sahibine 50 bin TL para ödülü verilecek. Başvurunun koşullarına ve ödülle ilgili ayrıntılı bilgilere bursakultursanat.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un modern klasikler arasında yerini alan romanından uyarlanan Masumiyet Müzesi 13 Şubat’ta Netflix’te yayımlanacak.
Çevrildiği 60’tan fazla dilde milyonlarca okura ulaşan romanı ve yüz binlerce ziyaretçiye ev sahipliği yapan aynı adı taşıyan müzesinin ardından Masumiyet Müzesi, 9 bölümlük ekran uyarlamasıyla 13 Şubat’ta tüm dünya ile aynı anda Netflix’te izleyicilerle buluşacak. Yönetmen koltuğunda Zeynep Günay’ın yer aldığı, senaryosu Ertan Kurtulan tarafından kaleme alınan ve Ay Yapım imzası taşıyan dizinin başrollerinde Selahattin Paşalı ile Eylül Lize Kandemir bulunuyor. Dizinin oyuncu kadrosunda ayrıca Oya Unustası, Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Gülçin Kültür Şahin ve Ercan Kesal gibi usta isimler yer alıyor.
1970’lerin İstanbul’unda başlayan Masumiyet Müzesi, varlıklı bir ailenin oğlu Kemal ile uzak akrabası Füsun arasında başlayan fırtınalı ilişkiyi, aşkın, mutluluğun, takıntının, özlemin ve kaçırılmış ihtimallerin izinde çok katmanlı bir anlatıyla ekrana taşıyor.
Yeşim Özkan ve Abdullah Güler’in üretimlerini Nazlı Pektaş küratörlüğünde buluşturan “Zaman Kasası” başlıklı sergi, 9 Ocak-20 Şubat tarihleri arasında Kasa Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.
“Zaman Kasası”, zamanı çizgisel ya da ölçülebilir bir akış olarak kurgulamak yerine; silinmiş mekânların kalıntılarında ve bastırılmış anlatıların boşluklarında filizlenen duyu alanı yaratarak kurguluyor. Özkan’ın koordinatları kaymış, kimliği aşınmış alanlara sızan harita araştırmalarıyla, Güler’in kerpiç ve kentsel göstergeler (tabelalar, güvercin imgesi) üzerinden kurduğu dil sergide kesişiyor. Böylece hatırlama; bellek kaydı olmanın ötesinde taşıma, saklama ve yeniden inşa etme süreci olarak yeniden tanımlıyor.
“Serginin düşünsel çerçevesi, iki sanatçının zamana ve mekâna dair farklı duyarlılıklarını ortak bir mesele etrafında birleştiriyor: Unutulan ve yerinden edilenlerin geri dönüş mekanizmaları. Bireysel hafıza ile kolektif bellek arasındaki geçirgenlikte dolaşan bu anlatı; nelerin görünür kılındığı, nelerin ise bilinçli bir biçimde silindiği sorusunun peşine düşüyor. ‘Zaman’, sabitlenemez varlığıyla hem sergiye hem de içinde bulunduğu ‘kasa’ya yerleşiyor. Kasa, bir anda akıp gideni zapt etme denemesinin sembolik karşılığına dönüşüyor.
Yeşim Özkan üretimlerinde, ‘yer’ kavramını coğrafi bir nokta olmaktan çıkararak ele alır. Sanatçı; resimler, haritalar ve toprak dolu kutular aracılığıyla, ismi silinmiş ya da koordinatları kasten saptırılmış mekânların izini sürer. Özkan’ın müdahalesiyle harita, yön bulmaya yarayan bir araç olmaktan çıkarak bedensel bir yüzeye yahut manzaraya evrilir. Koordinatları ve isimleri aşındırılmış bu haritalar; kâğıt gibi aracı yüzey yerine, doğrudan toprak ve kınanın fiziksel gücüyle şekillenir. Kınanın kültürel belleğimizdeki ritüelistik karşılığı, toprağın ağırlığıyla birleşerek haritayı yaşayan bir ‘tene’ dönüştürür. Özkan, bir yerin nerede olduğundan ziyade; orada olmanın (veya artık olamamanın) bıraktığı izi sorgular.
Abdullah Güler’in disiplinler arası arayışı ise toprağın ve gündelik nesnelerin bellekle kurduğu ilişkiyi yeniden inşa eder. Sanatçının videosunda öne çıkan güvercin figürü; bir haberci ve taşıyıcı metaforu üzerinden, belleğin hangi güzergâhlarda kesintiye uğradığını düşündürür. Güler; video, sanatçı kitabı, kerpiç ve tabelalardan oluşan bu katmanlı anlatıda, özellikle doğduğu kent Mardin üzerinden kentin turistik imaja indirgenerek ‘müzeleştirilmesini’ eleştirir. Bu cilalı görüntünün ardındaki asıl dokuyu; pişmemiş toprağı, yani kerpici galeriye taşır. Peki kerpiç tuğlalar, burada yapı malzemesi midir? Çatlayan, nefes alan ve zamanın etkisini üzerinde taşıyan yaşayan birer karşı-arşiv olarak konumlanmışlardır.
Böylece Özkan ve Güler, toprağın, kınanın ve kerpicin maddeselliği üzerinden, tarihin kıyısında kalan hafıza fragmanlarını ortak bir ‘şimdi’de düğümlüyor. ‘Zaman Kasası’, izleyiciyi geçmişin izlerini bugünün diliyle yeniden okumaya davet eden bir yüzleşme zeminine çağırır.”
Künye:
1. kayıp zaman hattı -yeşim özkan
2. harita kaydı - yeşim özkan
3. Abdullah Güler-Müstahak
4. kerpiç
Süper Güçler Kitabı ve Hayır! Burası Orman Değil!’in yaratıcıları yazar Susanna Isern ve sanatçı Rocio Bonilla’nın duygularımızın, sevdiklerimizin ve yaşamın içindeki küçük inceliklerin değerini hatırlatan Süper Hazineler Kitabı, Saliha Nilüfer’in çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
6 yaş ve üzeri okurlara yönelik hikâyede her çocuk farklı bir “hazine”yi temsil ediyor. Süper Hazineler Kitabı, hayatımızdaki en değerli şeyleri keşfetmeyi önerirken evrensel temalarıyla her yaştan okuru kendi hazinesini düşünmeye davet ediyor.
“Arkadaşlar, gezmek, sevgi, hayvanlar, anılar, aile, zaman, özel eşyalar, macera, kitaplar, sağlık, hayaller, bilgi, gizli köşeler, öğretmenler, doğa, huzur verici güzel anlar, hatta sadece kendimiz... Hepsi de bizler için birer “süper hazine”. Minik öyküleri anılan on sekiz çocuğun renkli dünyası, gerçek zenginliğin içimizde saklı olduğunu yansıtıyor. Bizi güçlü kılan asıl hazinemizi keşfetme yolculuğuna hazır mıyız?..”
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın Kanadalı piyanist Jan Lisiecki ile sahneye çıkacağı yeni yıl konseri 15 Ocak Perşembe saat 20.00’de İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek.
Mozart’ın 9. Piyano Konçertosu’yla açılacak olan program Rossini’nin Giyom Tell Uvertürü’ne uzanan geniş yelpazeli bir seçki sunacak. Geleneksel yeni yıl konserinde; Puccini, Glazunov, Offenbach ve Çaykovski’den unutulmaz eserlerin yorumlanacak.
BİFO bu sezonun yeni yıl konserinde Mozart’ın gençlik coşkusunu, Rus romantizmini, elegant Fransız operasını ve Rossini’nin eşsiz uvertürlerini bir araya getiriyor. Gecenin solisti ise, zarif ve derin yorumlarıyla öne çıkan piyanist Jan Lisiecki olacak.
Genç yıldız, olağanüstü olgunlukta yorumlarıyla dikkat çeken bir sanatçı. On üç yaşında EMI etiketiyle yayımlanan Chopin piyano konçertoları kaydıyla uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış, ardından Deutsche Grammophon sanatçısı olarak Mozart, Schumann, Chopin ve Mendelssohn yorumlarıyla övgü toplamıştı. New York Filarmoni, Chicago Senfoni, Londra Senfoni ve Dresden Staatskapelle gibi dünyanın önde gelen orkestralarıyla sahneye çıkan Lisiecki, zarif tekniği, şiirsel yaklaşımı ve samimi sahne duruşuyla çağımızın en parlak genç virtüözlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.