11 KASIM, ÇARŞAMBA, 2020

“Unutanların Hatırlamasını Diledim"

Keşke Unutsam, kırılmış hayallere, tamiri mümkün yaralara, hakkıyla yaşanamamış aşklara hak ettikleri itibarı iade eden bir roman. Hatırlamak ve unutmanın harmonisinin başrolde olduğu Keşke Unutsam'ı yazarı Bihter Dinçel ile konuştuk.

“Unutanların Hatırlamasını Diledim

Herkes sizi daha çok oyuncu yanınızla tanıyor ama metin, tiyatro yazarlığınız çok eskiye dayanıyor. Roman yazmak için neden bu kadar uzun süre beklediniz?

Roman yazmak hep hayalimdi ama bu hayal daha uzakta duruyordu. Daha uzun zaman gerektiğini düşünüyordum, daha büyük konsantrasyon ve daha disiplinli bir çalışma gerekiyordu. Bir yanda dizi, bir yanda tiyatro… Geri kalan zamanımın neredeyse tümünü de oğluma ayırdığım için hiç böyle bir konsantrasyonum olamadı. Bu işe soyunmak için zamansal anlamda daha doğru koşulların oluşmasını bekledim. Ama Keşke Unutsam’ı yazma isteği öyle kuvvetli geldi ki… Biraz önce saydıklarımın hepsi hayatımda mevcutken, her günümün birkaç saatine ve boş günlerimin tamamına roman dâhil oldu. Çok kolay olmadı ama olabildiğini gördüm. Doğru koşulları beklemekle ilgi olmadığını anladım. Benim bu serüvene başlamam için doğru zaman gelmiş artık. Miladım bu kitap oldu, devamı gelecek elbette.

Keşke Unutsam, ana hikâyenin çatısı altında karakterlerin anlatımıyla birçok hikâye de barındırıyor. Ana hikâyenin yolculuğu nasıl başladı, nasıl gelişti?

Çıkış noktası, hafıza kaybına uğrayan bir kadın ile aynı dertten mustarip bir adamın tanışmaya çalışma çabasıydı. Bu noktadan çıkınca, aklıma bir sürü hikâye geldi. 2007 yılında ilk olarak bu hikâyeleri yazdım. Sonrasında da oyunlaştırdım ve bir tiyatro oyunu metni çıktı ortaya. İki üç sene boyunca belli periyotlarda tekrar elime alıp hikâyeleri revize ediyordum ama içime sinmeyen bir şeyler vardı. O hâliyle oyun metnini rafa kaldırdım. Sonrasında üç tane oyun yazdım. Hepsi sahnelendi. Başka hikâyeler üstüne çalışmaya başladım. Kısacası o hikâyeyi unutmuştum artık. İki sene evvel başka bir çalışma için masaya oturduğumda, çağrışım yapacak hiçbir şey olmadığı hâlde, o hikâye geldi aklıma ve gözümün önünde bir kuzgun belirdi. O oyunu parçalasam, bölsem, kaburgasının üstüne başka dokular eklesem ve bunu bir kuzguna anlattırıp roman olarak yazsam ne harika olur diye düşündüm. Evet, bunların hepsi aynı anda geldi aklıma. Bir süre daha kafamda iyice şekillenmesini bekledim ve doğru zamanı hissettiğimde de oturdum masanın başına.

Yazmaya başladığınızdaki kurgu ile bitirdiğiniz arasında ne kadar fark vardı?

Kuzgun devreye girince, mesele benim kurgumun da ötesine gitmeye başladı. Kadın ve adamın dertleri, bireysellikten toplumsallığa evirildi. Biraz politik, biraz erotik, biraz hüzünlü, biraz neşeli, çokça romantik, umutsuz gibi görünse de umutlu bir hikâye olmaya başladı nihayetinde. Bittiğindeyse benim bile çok şaşırdığım bir diyara uçmuştu artık. Kendimi doğru nehrin akışına bırakmanın coşkusunu yaşadım.

Diyalog yazmak birçok yazar için çok zordur ama siz çok iyi üstesinden gelmişsiniz. Tiyatronun ya da tiyatro metinleri yazmanın etkisi var mıdır?

Tabii ki var. :) Yılların alışkanlığı. Şöyle de bir gerçek var ki, çok üstünde durduğum ve çok çalıştığım bir alan. Lisede edebiyatla yakinen ilgileniyordum ve hocalarımın eli hep üstümdeydi. Bir daktilom vardı ve düzenli periyotlarda öyküler yazıyordum. Sadece edebiyat dergileri ve yarışmalar için değil. Egzersiz yapmak için, elimi soğutmamak için de yazıyordum. Aklımda hiçbir fikir yokken bile oturup diyalog yazıyordum ve yazdıklarımda, gerçeklik ve doğallık üstüne analizler yapıyordum, kendi yolumu bulmaya çalışıyordum. Hatta bir ara yaza yaza taştım ve lise ikinci sınıftayken bir kitap bastırdım. :) Şiir, deneme, iç dökme, anı… Ne ararsanız var… Matbaaya gidip “Abi bunları nasıl basarız?” deyip 1000 adet kitap bastırmıştım. 100 tanesini eşe dosta satıp matbaaya olan borcumu ödedikten sonra da herkese hediye etmiştim. Şimdi çok komik geliyor yazdıklarım ama 17 yaşımdaki o cesaretime hâlâ hayranım.

Anlatıcımız Kuzgun hem eğlenceli hem de edebiyat, müzik ve sanat zevki yüksek bir karakter. Yazma eylemi sırasında bu sizi biraz daha özgürleştirdi mi?

Hem özgürleştirdi hem de çok keyiflendirdi. Bir süre sonra kendi kendime tartışmaya başladım. Kuzgun’un karakteri çok netti. “Burada hangi yazardan söz eder, şimdi, hangi şarkıyı duyar, bu hayalin tasvirine hangi rengi yakıştırır?” diye bir şeyler karaladığım anda, hemen Kuzgunca tarafım devreye girip “Kuzgun Bey bunu sever mi Bihter Allah aşkına?” diye beni başka yere yönlendiriyordu. Kendiliğinden çıkıyordu her şey. :) Hem yazdım hem oynadım. Çok keyifliydi.

Kuzgun’un 27’ler Kulübü pek değerli isimlerden oluşuyor. Bu isimler sizin için ne ifade ediyor?

Daha önceden de biliyordum ama Amy Winehouse’un ölümünden sonra, daha çok dikkatimi çekmişti aslında. 27’ler Kulübü olarak nitelendirilen gruba dâhil olan insanların hikâyelerini, daha önce tanımadıklarımı da, o zaman incelemeye başladım. O insanlar 27 yaşında ölmeseydi ve hâlâ aramızda olsalardı neler üretebilirlerdi kim bilir… Ama yaşadıkları zaman dilimine sığdırdıkları muhteşemlikler ve aynı yaşta ölmeleri ortak paydaydı ve hepsi efsane olmuştu. Kuzgun da kendini öyle hissediyordu ve yaşamdan vazgeçişini böyle anlamlandırmak istedi. Kuzgun’a benden daha çok şey ifade ettiği kesin.

Keşke Unutsam toplumsal meseleleri de irdeleyen ve unutmaya yüz tutanlara tekrar hatırlatan bir roman. Oradaki hikâyeleri seçerken nelere dikkat ettiniz?

Unutulmaya yüz tutmasına ya da tamamen yok sayılmasına çok üzüldüğüm meseleleri hatırladım. Hikâyede de bireysel hafıza kendi içinde, toplumsal hafıza ile organik bir biçimde kenetlendi ve hatırladığım meseleler bir bir gözümün önünden geçmeye başladı. Daha çok şey vardı ama elemem gerekiyordu. Hikâyeye uygun olanları seçtim. Daha çok yazdım ama genel hikâyenin büyüsüne hizmet etmeyenleri eledim. Okurken, unutanların hatırlamasını diledim.  Hiç unutmayanlara da, kendilerine durmaksızın bu acı hatıraları hatırlatmalarının haklı gerekçelerini anımsatmak istedim.

Peki, siz ister miydiniz bir şeyleri unutmayı? Ya da “keşke unutsam” dediğiniz anlar var mıdır?

Geçmişten bugüne, hepimizin maruz kaldığı, keşke yaşanmasaydı dediğimiz çok şey var. Ama onları unutursak, aynı hatalar tekrarlanır ki öyle de oluyor zaten. Hatırlamak, hatırlatmak, ders almak gerekir. Ömrüm yettikçe her türlü zulmü hatırlayacağım ve her türlü zaferi “birlikle” kutlayacağım. Kendi adıma keşke unutsaydım demem için keşke yaşamasaydım demem gerekir. Keşke yaşamasaydım diyeceğim hiçbir şey yok. Yaşarken, sıcağı sıcağına acısına dayanamadığım en derin duygular bile zamanla yaşamımın şeklini veriyor, omurgam böyle şekilleniyor. O acının bana neler anlattığını duymaya çalışıyorum. O anda duyamasam da zaman bana usulca öğretiyor zaten.

Hayatın içerisinde zaman zaman hepimiz birbirimize bilerek ya da bilmeyerek zarar veriyoruz. Bir şeyleri unutabilsek, bir şeyler daha düzgün ilerleyebilir miydi?

Mümkünse öfkeyi, kini ve kibri unutsak ne güzel olur. Bu duyguları unutursak, her şeyi o kadar doğru hatırlarız ki…

Keşke Unutsam aynı zamanda sinematografik bir kitap. Bir gün film olmasını ister miydiniz?

Çok istiyorum. Belki bütünü, bu hâliyle olur, belki de bir epizodun hikâyesini genişletirim ve sadece o kısım olur. Biraz demlensin, en doğru kararı zaman gösterir zaten.

Pandemi sürecinde çoğumuz evlere kapanmak durumunda kaldık. Siz bu dönemi nasıl geçirdiniz, yazmak için verimli bir süreç oldu mu?

Pandemiden birkaç gün önce kitabımı tamamlayıp teslim etmiştim. Hemen ardından hiç dinlenmeden bir şey yazmayı düşünmüyordum zaten. Pandemi sürecinde de bol bol okudum ve hâlâ okumalar yapmaya devam ediyorum. Bence bu süreç gayet verimli gidiyor.

Düzenli yazma saatleriniz var mıdır?

Ben güneşle çalışmayı daha çok seviyorum. İstisnalar dışında sabah yedi buçuk sekiz gibi masaya oturup tüm gün yazıyorum. Daha dingin oluyorum. Bedenim, aklım taptaze ve daha açık oluyor. Bir dosyayı iş edinip yazmaya başladığımda, setimin ya da oyunumun olmadığı günler, aklımda hiçbir şey olmasa bile bilgisayar başına geçiyorum. Bazen bir paragraf çıkıyor, bazen sayfalarca yazıyorum ama o disiplini asla bırakmıyorum.

Oyunculuk ve yazarlık sizin için ayrılmaz bir bütün, peki ilerleyen zamanlar için bekleyen yeni kitaplar, projeler var mı?

Çok fikir var aklımda. Tohumlar uçuşmaya başladı. Ufak ufak notlar alıyorum aklımın köşesine. Yakında yeni bir şeyler yazmaya başlayacağım. Bunun yanı sıra geçen sene yazdığım, henüz sahnelenmeyen bir oyunum var. Onu yeniden gözden geçirip ikinci perdesini tekrar yazacağım. Başka mecralar için yazmaya başladığım bir şeyler de var ama başlangıç aşamasında olduğu için dillendirmek istemiyorum. Olsa da konuşsak J Oyunculukla ilgili de, bu sene tiyatro yapmıyorum. Mucize Doktor devam ediyor. Şimdilik bu kadar. Teşekkürler.

0
3001
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage