13 KASIM, CUMA, 2020

Huzursuz Ruhların Pek Münasip Rastlaşması

Güzin Yalın tarafından kaleme alınan çağdaş ve zamansız roman Mutfak Okulu, ruhlar arasındaki sosyal mesafeyi kısık ateşte aheste aheste, dış dünyadaki “öteki” kavramını ise yoğura yoğura yok ediyor. Okurken hafızanızın kapısının, siz çalmadan ardına kadar açıldığını hissedeceksiniz.

Huzursuz Ruhların Pek Münasip Rastlaşması

Yemek, yedirmek, pişirmek... Görünüşte ortak eylemlerimiz. Doymak ve doyurmak mı peki bütün mesele? Bu kadar yüzeysel olmadığını biliyoruz. Bir düşünün... İçimizi dökeriz yerken, pişirirken, sofrayı kurup kaldırırken, büyük tencerede kalan yemeği bir küçüğüne aktarırken. Bunları yaparken hayatımızın filmini çekeriz, romanını yazarız, oyununu sahneleriz, şarkısını besteleriz içimizde. Hayatın, hayatımızın gevezeliklerini dinleriz bir mutfakta, belki bir tavayı sabırla tellerken ya da topaklanmasın diye unu elerken... Hayat bu, şaşırtır insanı. Bazen bir bakmışsınız ziyafet verir umulmadık bir bonkörlükle, bazense hani o soğuk yenen yemeği zorla tıkıştırır midelere.

​İşte bunları düşündüren, daha fazla düşünmeye, didiklemeye sevk eden bir kitap girdi kitaplığımıza. Kasım ayında İletişim Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan Mutfak Okulu, hem çağdaş hem de zamansız bir roman. Çağdaş çünkü modern zamanlardan geçen bir şehir anlatısı. Ancak darıdünyanın midesine indirdiği huzursuz ruhların karşılaşması sadece bugüne ait bir durum değil. Buluşmayı sağlayan yemek ise her devrin meşhur, bazen de meşum kahramanı. Güzin Yalın tarafından kaleme alınan Mutfak Okulu ruhlar arasındaki sosyal mesafeyi kısık ateşte aheste aheste, dış dünyadaki “öteki” kavramını yoğura yoğura yok ediyor. Okurken hafızanızın kapısının siz çalmadan ardına kadar açıldığını hissedeceksiniz. 

Yazarın Öyküyle Başlayan Edebi Yolculuğu

Kitabın yazarı bildiğimiz, esasında daha çok okurun keşfetmesi gereken bir isim: Güzin Yalın. Bugüne dek kendisini daha çok yemek yazarı, editör, radyo programcısı, gezgin olarak tanıdınız. Ancak çok daha fazlası var. Kendisi -hayli kıdemli bir bibliyofil de olduğundan olsa gerek- yemek kültürünün edebiyatı ne denli beslediğini de çok iyi analiz etmiş bir kalem. Bu alanda hazırladığı kurgu dışı kitaplar (İletişim Yayınları, Ruhun Gıdası Kitaplar Dizisi) malum ama aslında öyküdeki ustalığıyla 2017’de yayımlanan kolektif öykü kitabı Yenilir Bu Hayat’ta yer alan öyküsüyle tanışmıştık. Devamında ilk öykü kitabı Ziyafet’te de (2018) edebiyattaki ayak sesleri sıklaştı.

​Bu kez Güzin Yalın bizi bir okula götürüyor. “İki cihan bir araya gelse bunlar asla buluşamaz” diyebileceğimiz insanların kesiştiği bir yer burası. Yukarıda da belirttik ya, hayat bu... Ne yapar ne eder, birbirinden bihaber ölümlüleri daracık alanlara koyar ve arkasına yaslanıp keyifle seyreder çırpınışlarını. Şakacı (!) ve bildiğini okuyan hayatın bu hamleleri acı, tatlı, ekşi, bazen de tatsız sonuçlar doğurur. Birbirine yabancı olduğu sanılan düşlerin, düşüncelerin, umutların, özlemlerin, çelişkilerin, yalanların, kaygıların ve korkuların aynı aynaya yansıdığında ne kadar benzer oldukları görülür. Ve biricik netice kendini doğurur: Şahsi meselelerimizin hepsi aynı mutfakta pişmektedir. Evet, kimini tam kıvamına geldiğinde alabiliyoruz ocaktan ama bazısının dibini tutturuyoruz - zaman zaman bilerek. Elimizdeki okuma, yemeğin ve yemek pişirmenin buluşturduğu insanları - hadi itiraf edelim- bizi bize anlatıyor. 

Kalbe Giden Yol Bu Okula Mı Çıkıyor?

Gerçek şehir manzaralarıyla açılışını yapıyor roman. Kentlinin muasır yaşayışının kasvetli yüzüne bakıyoruz daha başlangıçta. İstanbul’dayız. Burada kitabın kapağının çarpıcılığından kısaca söz etmek şart. Esra Özdoğan imzalı fotoğrafı Suat Aysu kitap için tasarlamış. Biz okuru da neon tabela ile okula yönlendiren bir kapak. Biz de yolumuzu şaşırmadan okula adım atıyoruz.

Önce Mutfak Okulu’nun eğitmeni Ahmet Şef ile tanışıyoruz.

“Kendisini de hiç sevmiyordu, kendini sevmiyor olmayı da...”

Ahmet kendiyle kavga hâlinde, (güya) farkındalığı yüksek bir alkolik. Bir zamanların ünlü executive chef’i. Genç yaşında üne ve paraya kavuşmuş, ödüllerle başarısı taçlandırılmış bir baş aşçı yani. Bir kebapçı aşçısının oğlunun bu üstün başarısı kamu oyununun dikkatini çekmiş bir vakitler. Ancak...

“Her gittiği yerde tanınmak ve sürekli iltifat almak, önce herkesi gerçekten dostu sanmak, sonra giderek en sevdiği insanları ihmal eder, sadece başkaları istediği için bir şeyler yapar hale gelmek. Ve hep bir şeylerin şerefine kalkan kadehler, hep kadehler, kadehler!...”

Ahmet’in belli ki şöhretten başı dönmüş ve de yıldızı sönmüş. Özel hayatında da yıkım yaşayınca sıkıntılı, gergin bir adama dönüşmüş. Okulda bir de yardımcısı var: Tekin. Bu işin okulunu okumuş biri. Şefinden sürekli azar işitse de, ona gönül koysa da, sanatına duyduğu hayranlık nedeniyle işine tutunan biri. Ancak yıldızının sadist tutumları, anlaşılmaz huysuzlukları Tekin’e göre onu tahtından indirmiş.

Bu bir haftalık okulun öğrencileriyle de tanışıyoruz sırayla. Çalışmak, çabalamak, kendini bir hedefe ulaşmak uğruna kendini paralamak istemeyen, hayalindeki adamı bulma umudunu taşıyan İnci. Nihayet fazla kilolarından kurtulmuş, kalori hesabıyla yaşayan takım elbiseli Fikret. Babasıyla olan sorunları hayatını hem şekillendirmiş hem de mahvetmiş sakar ve nazik Mustafa. Çalıştığı lokanta kurumsal bir zincir tarafından satın alınınca, formalite icabı bir sertifika almak için okula isteksizce gelen alaylı aşçı Hülya. Ve kursun en yaşlı bireyi olan obsesif, kaygı bozukluğu sahibi yalnız bir kadın olan Süheyla Hanım. Her birinin travmasını güçlü bir şekilde kurgulanmış içsel monologlar yardımıyla öğreniyoruz. Bunca travma dökümüne rağmen metnin karanlık, trajik bir tonu olduğu zannedilmesin; gerçekçi bir roman ama mizahı da yerli yerinde değerlendirmiş yazar.

“Herkes kendi derdinde. Yemek okulu değil, psikiyatri kliniği sanki canına yandığım!”

Mutfak Okulu da tıpkı Ahmet Şef gibi popülaritesini yitirmeye başlamış bir yer. Kursiyer sayısı giderek azalıyor. Ama yine de geleni gideni var Kalbe Giden Yol Mutfak Okulu’nun  - okulun tam adı. Tekin’e göre “Ne kadar arabesk, ne kadar ciddiyetsiz” bir isim. Doğrusu böylesi bir ad, biraz romantizm rüzgârı da estiriyor zihinde. Ancak kitabı okuduğunuzda burada yazarın inceden bir dokundurması olduğunu anlayacaksınız. İyisi mi daha fazla ipucu verip tadını kaçırmayalım da okula dönelim tekrar.

“Hani Nerede Yakışıklı, Seksi Şefler?”

Romandaki karakterlerin daha başlangıçta ete kemiğe bürünen gerçeklikleri kadar, yemek bölümlerindeki betimlemelerin gücü de yazarın usta kalemini birikimi ve belli ki gözlem yeteneğiyle nasıl senkronize ettiğini ortaya koyuyor. Ahmet Şef’in öğrencileriyle, öğrencilerin birbirleriyle, Tekin’in öğrencilerle ve yine Ahmet’le ilişkisi peş peşe adeta film sahneleri hâlinde sunuluyor bize. Güzin Yalın okuru da Mutfak Okulu’ndaki kursiyerlerden biri hâline getiriyor. Kapılıp gidiyoruz mutfaktaki tamperamana. Tiyatroya veya sinemaya zihnimizde kendiliğinden uyarlanıyor metin (gerçekte de sahneye ve beyaz perdeye uyarlamaya hayli uygun bir roman). Yaşanan tüm arbede, sakarlıklar, kaos kanlı canlı karşımızda.

Mutfağa girilince yemek de hikâyenin gizli ama belki de en etkili oyuncusu olarak sahneye çıkıyor. Pek sevilmeyen kereviz, soğan doğramanın incelikleri, et suyunun kıvamı, fırında sebzeler, enteresan (!) bir sufle derken bazı yakınlaşmalar, gıcıklaşmalar başlıyor. Ancak her biri kendi geçmişinden, kırgınlığın pençelerinden bir türlü kurtulamıyor. Kurs başlayınca içsel monologlarla diyalogların bir hayli tempolu dansı başlıyor. Bir yandan yemekler pişiyor (ya da pişemiyor), öte yandan kâh öğrenciler kâh şefler kendi dünyalarında kalma ısrarlarına rağmen dış dünyada bir arada bulunma mecburiyetine teslim oluyorlar.

"Ben senin hijyen kurallarına uyup elimi kabartma tozunun torbasına sokmazsam parmak uçlarımdaki ateş gibi istek, benim tenimin lezzeti bu sufleye nasıl taşacak? Nerede kalır o zaman bu meretin seksapeli?”

Ve aşk... Mutfak Okulu’nda aşk da var tabii. Kimi mutfakta yakalıyor onu, kimi zaten âşık geliyor, kimi de eski bir aşkın yasını tutuyor. Bir de... Farklı beklentiler içinde olanlar var malum.

“Şu birkaç günde başıma gelenlere bak ya! diye düşündü İnci. İki kırık tırnak, bir kesik parmak, sürekli yemek kokan mat saçlar! Hem de ne için? Değer mi ya, hani nerede yakışıklı, seksi şefler?” 

Papara yiyenler, birbirini yiyenler, içi içini yiyenler... Mutfak meğer ne münasip mekânmış bu kıvamda bir grubu bir araya getirmek için. Doğrusu her biri feleğin sillesini yemiş bir ekiple tanışacaksınız Mutfak Okulu’nda. Hazır olun, kırgın ve kızgın bir topluluk bu. Siz de zaman zaman kızacaksınız onlara. Ama şefkat de duyacaksınız, hak da vereceksiniz, güleceksiniz de. Çünkü hayatı hep birlikte pişirip yiyoruz nihayetinde. Ezcümle, içtenlikle tavsiyedir. Şifa niyetine...

Mutfak Okulu, İletişim Yayınları bünyesinde yer alan “Ruhun Gıdası Kitaplar” dizisinde yer alıyor. Bu dizinin editörlüğünü de Güzin Yalın yürütüyor. Yalın’ın edebiyat için ürettiği ikinci eser Mutfak Okulu. İlki 2018’de yayımlanan “Ziyafet” adlı öykü kitabı idi.

Tasarımda kullanılan görseller: Gamper RestaurantIkoyi Restaurant St. James’s

0
2607
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage