
Hazal Uzuner ile yeryüzünde sadece üç damla suyun kaldığı, bugünkü dünyamıza hiç benzemeyen bir gelecekte geçen çocuk kitabı Dünyamıza Ne Olmuş? özelinde gezegenimizin ekolojik dengesine ve suyun varlığının önemine dair konuştuk.
Ekosistemin ve yaşamın temel kaynağı suyun kıymetini ne kadar biliyoruz? Dünyada tatlı su kaynaklarının önemine dikkat çekmek, sürdürülebilir yönetimi savunmak ve küresel su krizine karşı farkındalık yaratmak amacıyla 1993'ten beri Birleşmiş Milletler (BM) 22 Mart’ı Dünya Su Günü olarak kutluyor. Güvenli suya erişimde eşitsizliğin arttığı günümüzde iklim krizinin etkileriyle artan kuraklık, su kıtlığı ve aşırı hava olayları da özellikle yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor. Ekosisteme verdiğimiz zarar derinleştikçe geri döndürülmesi daha büyük sorunlara yol açıyoruz. Alınacak her önlem hem gezegenin hem de bizlerin yararına olacak biliyoruz. Harekete geçmek için neyi bekliyoruz?
Hazal Uzuner, Deniz Ozan Coşkun’un resimlediği, Dinozor Çocuk tarafından yayımlanan Dünyamıza Ne Olmuş? adlı kitabında eğer bir gün dünyada su kalmazsa neler olabileceğine dair distopik bir hikâye anlatıyor. Bu kitap, Nili ve Orbi’nin üç su damlasıyla karşılaşmasıyla binlerce yıl geriye suyun varlığını öğrenmenin peşine düştüğü bir maceranın peşinde sürüklüyor okurunu. Uzuner ile Dünya Su Günü vesilesiyle bir araya geldik.
Dünyamıza Ne Olmuş? çevre bilincine dair farkındalık yaratan ve yıllar önce kitaplıklarımıza giren bir kitabınız. “Dünya Su Günü” vesilesiyle kitabınızı yeniden hatırlamak istedik. Siz bu kitabı 2018’de yazdığınızdan beri dünyamız pandemi, depremler ve savaşlar gibi pek çok kriz yaşadı. Bugünün dünyasına baktığınızda, gezegenimizin geleceğine dair neler düşünüyorsunuz?
Kitabı yazdığım 2018 yılında Dünyamıza Ne Olmuş?’un irdelediği küresel ısınma, geri dönüşüm problemleri, iklim değişikliği gibi pek çok mesele diğer tüm dış etkenlerle birlikte günümüzde daha büyük problemler olarak hâlâ masamızın ortasında duruyor. Hiçbiri yok olmadı. Aksine acil olarak dikkat etmemiz gereken konular. Gezegenimiz yaşlı evet, ama güçlü. İnsanlığın, özellikle son yüz yıldır, yaptığı bunca yıkıma rağmen ayakta durmayı başarıyor. Gezegenimize güveniyorum ama yaşadığımız bu gezegeni daha güzel hâle getirme gücünü elinde bulunduran insanlara güvenemiyorum.
Kitabın hikâyesi 3550 yılında geçiyor. Bugün ekolojiye verilen zararın boyutunu düşündüğümüzde, sizce o geleceğe sandığımızdan daha mı yakınız? Yoksa hâlâ umut var mı?
Zararın çığ etkisine rağmen gelecek konusunda içimdeki umudu saklı tutmayı tercih ediyorum. Hâlâ geri dönülebilir olduğunu, en azından büyük bölümünün toparlanabilir olduğunu düşünüyorum. Doğa kendini çok çabuk yenileme eğilimi gösterir. Pandemide buna şahit olma imkânı bulduk. Havayı kirleten unsurlar ortadan kalktığında bir anda oksijen seviyesinin nasıl arttığını gördük mesela. Eğer ekolojik yapıya imkân verilirse kendini çok çabuk toparlayabileceğini düşünüyorum. Ama imkân verilirse.
Kitabınız gelecekteki susuz bir dünyaya dair hikâye anlatıyor ancak açılışını Antik Yunan filozofu Thales ile yapıyorsunuz. “Her şey sudan türer; yine suya döner.” Bu cümle suyun insanlık tarihi boyunca taşıdığı önemi de hatırlatıyor. Kitabın girişinde özellikle bu cümleyi kullanmayı neden tercih ettiniz?
Çünkü bana göre de su her şeyin başladığı yerdir. Darwin ve Thales bana hep aynı yolu farklı yürüyen iki kişi gibi gelmiştir. Ben felsefeyle daha ilgili olduğum için Thales’in sözünü alıntılamak istedim. İkisi de her şeyin sudan geldiğini anlatmaya çalıştı. Ben de öyle düşünüyorum. Yaşamımız için, dünyamız için, bedenimiz için en önemli kaynak su.
Dünyamıza Ne Olmuş? 3550 yılında geçen, susuz bir dünya ihtimalini konu alan ekolojik bir distopya. Çocuklara suyun hayatımızdaki önemini anlatırken neden distopik bir gelecek tasavvuru tercih ettiniz?
Bunun birkaç sebebi vardı. Öncelikle anlatacağım hikâye çocuklar için çok iç açıcı değildi. Bunu biliyordum. Fakat bu konuyu onlara anlatmam da gerekiyordu. Çünkü bizim yapabildiklerimizden çok daha fazlasını yapabilen yetişkinler olabilirler. Kendi adıma çevre konusunda bilinçli olduğunu düşünen bir birey olarak elimden geleni yapsam da şimdilik büyük ölçekte değişikliği sağlayabilecek güce sahip değilim. Yapabildiğim bu konuda çocuk kitabı yazmaktı. Hayalim bu kitabı okuyacak çocuklardan belki birkaçının gelecekte büyük ölçekte değişiklik yapabilecek insanlar olmaları. Pozitif bilinçle büyümelerine katkım olsun istedim. Ama onları korkutmak da istemedim. Bu yüzden katarsis yaşayabilecekleri kadar gelecekte ama bir o kadar da gerçek anlatmak için uğraştım. Bu da beni tür olarak distopyaya götürdü.
Nili ve Orbi’nin yaşadığı dünyayı kurgularken 3550 yılının yaşamını nasıl hayal ettiniz? Bu dünyanın ayrıntılarını oluştururken sizi en çok besleyen fikirler ya da ilham kaynakları nelerdi?
Dünyanın hâli basit bir denklem sadece. Eğer önlem alınmazsa, bu hızla ekolojik denge insan eliyle bozulmaya devam ederse olabilecekler az çok bunlar. Bu nedenle ilham kaynağı olarak, ilgi alanım olduğu ve dert edindiğim için, bu alanda yıllarca yaptığım bilimsel okumaları örnek gösterebilirim sanırım.

Okurlarınızla buluşmalarınızda, size gelen yorumlarda çocukların, gençlerin suyun önemine dair bilincinin oluşmasında katkınız olduğunu düşünüyor musunuz? Onları bu kitapta en çok hangi detaylar etkiliyor?
Öğrenmenin kalıcı olabilmesi için benzer uyaranların uzun süre maruziyetine ihtiyaç var. Çocukların, kitap dışında, sosyal hayatlarında hem teorik hem de pratikte bu bilinci pekiştirecek şekilde yaşamaları gerekiyor. Sadece bir kitapla bilinç oluşturabilmek çok gerçekçi değil ama akıllarına en az bir soru işareti bırakabildiğimi düşünüyorum.
Başka kitaplarınız da var. Çocuklar için yazarken araştırma süreciniz nasıl ilerliyor? Hem bilimsel hem de çocukların dünyasına hitap eden bir dil kurabilmek için nasıl bir yöntem izliyorsunuz?
Kitap yazarken değinmek istediğim konular genelde kişisel hayatımda da ilgilendiğim konular oluyor. Bu konuyu çocuklar için bir kitaba dönüştürmeye karar verme noktasına gelene kadar yeterince bilgi edindiğimden emin olmaya çalışıyorum. Yazarken araştırmayı da çok seviyorum ama öncesinde araştırma işini bitirmeye özen gösteriyorum. Dil kısmının ise çok ayrı olduğunu düşünüyorum. Yazarken, karakterlerimi tasarlarken ya da ayrıntılarıyla hikâyeyi çıkarırken çocuk gibi düşünmenin önemine inanıyorum. Yapabildiğim ölçüde yetişkin olmaktan uzaklaşıp, çocuk gibi düşünüp karakterlerimi öyle yazmaya çalışıyorum. Örneğin, bir romanda aynı süreci yaşadığımız karakterleri okurken olayların ve karakterlerin tepkilerinin inandırıcılığını sorgularız. Çocuk olan karakterler yazarken de çocukların, karakterlerin başına gelen olaylar karşısındaki tepkilerine ve düşüncelerinin gerçekliğine inanmaları gerekir. Bu yüzden de çocuk gibi düşünebilmek önemli benim için.

Çocuklara çevre bilinci, doğa sevgisi, sürdürülebilirlik ve hayvan hakları gibi konularda bilinç kazandırmak için kitapların, yayınların önemi çok kıymetli. Bu alanda üretilen eserleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Ekolojik çocuk kitapları hakkında neler söylersiniz?
Ülkemizde ve dünyada bu alanda nitelikli kitaplar oldukça fazla. Daha da çoğalmasını dilerim.
Kitabı okuyan bir çocuğun ya da yetişkinin kitabı bitirdiğinde aklında kalmasını en çok istediğiniz duygu ya da düşünce nedir?
“Ben olsam ne yapardım?” Kitaplarımı okuyan herkesin bu soruyu kendilerine sorup üzerine düşünüp tartışmalarını çok isterim. Empati insanı insan yapan en önemli özelliklerden biri ve günümüzde azaldığını görüyorum ve bu beni çok üzüyor. Bu yüzden bu soruyu sormaları benim için çok önemli.
Dünya Su Gününe dair paylaşmak istediğiniz bir mesajınız var mı?
Bitmeyecekmiş gibi değil, ihtiyacımız kadar kullanalım. Sadece kendimizi değil, tüm dünyayı düşünelim. Bizden öncekiler bizi düşünmemiş olabilir, biz sonrakileri düşünelim. Yapılan kötüyse biz iyisini yapabiliriz. Yapılan iyiyse daha iyisini yapabiliriz.