
Anne Serre ile Leopar Desenli Şapka kitabı üzerinden yas, hatıralar, karakter yaratma süreci ve edebiyatın delilik, aşk ve acıyı anlama biçimleri üzerine konuştuk.
Günlük hayatın basit gibi görünen ayrıntılarında saklı olan duyguları, insan ruhunun derin kırılmalarıyla buluşturan bir edebiyat dünyası… Anne Serre, eserlerinde zarif ve sakin bir dil kullanırken, aynı zamanda okurunu güçlü sorularla baş başa bırakıyor. Leopar Desenli Şapka ile Uluslararası Booker Ödülü kısa listesine girerek geniş bir okur kitlesinin dikkatini çekti.
Yazma sürecinizde sizi en çok ne motive ediyor? Günlük yaşam mı, anılarınız mı yoksa hayal gücünüz mü?
Hayal gücüm. Ama bence o, görülen, okunan, yaşanan binlerce şeyin parçalarından oluşuyor. Ve hayal gücüyle ilgili harika olan şey şu ki, bir roman yazmaya başladığım andan itibaren, tüm o birbirinden kopuk parçalar bir araya gelir ve yalnızca anlamlı değil, düşünmenin vereceğinden daha derin bir anlam taşıyan imgeler ve sahneler oluşturur.
Fanny gibi karakterleri yaratırken gerçek kişilerden mi esinleniyorsunuz yoksa tamamen kurgu mu?
Genel olarak tüm kitaplarımda karakterlerim kurgusaldır. Yani farklı kökenlere ait anı parçalarının bir araya gelip bütünleşmesiyle yaratılmışlardır. Leopar Desenli Şapka ile birlikte işler biraz farklıydı. Çünkü bu kitabı, genç kız kardeşimin ölümünden sonra yazdım ve bu kitapla hem onunla ilgili hiçbir şeyi unutmamak hem de okurların önünde toplanıp onu anabilecekleri bir “anıt” inşa etmek istedim. Çünkü o da edebiyatı benim kadar severdi. Fanny, kız kardeşimin birebir kopyası değil, fakat onun bende bıraktığı izlenimlerden doğmuş bir karakter.
Eserlerinizdeki sakin ve zarif üslup bilinçli bir tercih mi? Bu üslup nasıl gelişti?
Her zaman dilimin okumalarım tarafından şekillendiğini söylerim. Çocukluğumdan beri hep ve çok okurum. Neredeyse yalnızca edebiyat hem de her ülkeden. Bu “sakinlik ve zarafetin” nasıl seçildiğini bilmiyorum (zarafet sözcüğü için teşekkür ederim). Ya okuduğum binlerce kitabın beklenmedik bir sonucudur ya da anlatacaklarımı anlatmak için en etkili tonun bu olduğunu hissettim.

Evrensel temaları küçük günlük ayrıntılar içinde yakalamak sizin için neden önemli?
Çünkü evrensel temalar, günlük ayrıntıların dışında hiçbir yerde değildir. Her zaman öğrenmeye, anlamaya çalışıyorum. Hayatımızı, başkalarıyla ilişkilerimizi, kökenle, öteyle ilişkimizi vb. Dolayısıyla yanıtlar bulabilmek için ayrıntıları dikkatle incelemeyi alışkanlık edindim. Asla çok fazla yanıt elde edemiyoruz. Bu yüzden tüm bir ömrü rahatlıkla bu işe adayabilirsiniz.
Fanny’nin zihinsel mücadelelerini tasvir ederken sizi yönlendiren düşünceler nelerdi? Sizce edebiyat bu tür konuların ele alınmasında nasıl bir rol oynar?
Edebiyatın şiirsel işlevi içinde en büyük bilgi olduğunu düşünme eğilimindeyim. Edebiyatın, felsefeden ya da hatta psikanalizden daha iyi bildiğini düşünüyorum deliliğin ne olduğunu. Hayal gücünün, rüyaya çok benzeyen yapısıyla, ölüm, yaşam, acı, sevinç, aşk, arzu, umutsuzluk gibi konularda önemli şeyler bildiğine inanırım. Bunu hep edebî eserleri okurken hissetmişimdir.
Leopar Desenli Şapka’nın Uluslararası Booker Ödülü için kısa listeye kalması kariyerinizi nasıl etkiledi?
Bu kadar saygın bir ödül için bir kitabımın seçilmiş olması büyük bir sevinç ve büyük bir onurdu. Ancak bunun, yazarı olduğu kadar çevirmeni de ödüllendiren bir ödül olduğunu unutmamak gerek. İngilizce çevirmenim Mark Hutchinson kırk yıldır en yakın arkadaşım olduğundan bu öncelikle özel bir sevinçti. Sanki dostluğumuzu da kutluyordu. Sonrasında bu kitabın birçok mükemmel yabancı yayınevince (Türkiye’de Dedalus gibi) on beş kadar ülkede ve dilde yayımlanması mutluluk vericiydi. Beğenilmek her zaman biraz şaşırtıcıdır. Ama gizlemeyeceğim: İnsanı çok mutlu ediyor.
Eserlerinizin farklı dillere çevrilmesi sizin için ne ifade ediyor? Çevirmenlerle çalışırken özellikle nelere odaklanıyorsunuz?
İlk sorunun bir bölümüne aslında az önce yanıt verdim. İkincisine gelirsek, doğrusu bu biraz garip ve buna ben de şaşkınım. Çevirmenlerimle çok az temasım oluyor. Tabii İngiliz çevirmen dostum bunun dışında. Eskiden çevirmenlerin daima yazarlarla birlikte çalıştığını sanırdım. Ama hiç de öyle değilmiş. Çoğu kendi başına çalışıyor ve yazara hiç haber vermiyor. Muhtemelen buna ihtiyaç duymuyorlar ya da tamamen özgürce çalışmayı tercih ediyorlar. Bu beni rahatsız etmiyor. Edebi çeviri büyük bir sanattır, ama benim sanatım değil. Sanatlarını icra eden insanlara güvenme eğilimindeyim.
Başlık fotoğrafı: JOEL SAGET/AFP