30 OCAK, CUMA, 2026

Bireyin Bireysel Olmayan Yolculuğunun Öyküleri: “Shoko’nun Gülüşü”

Çağdaş Güney Kore edebiyatı yazarlarından Choi Eunyoung’un ülkesindeki genç kadınların hayatlarını kişisel hikâyelerle ve politik gerçeklerle dengeli bir şekilde harmanlayarak öyküleştirdiği kitabı Shoko’nun Gülüşü üzerine yazı.

Bireyin Bireysel Olmayan Yolculuğunun Öyküleri: “Shoko’nun Gülüşü”

İlk roman fikri henüz kafamda yeni yeni dolanmaya başladığı vakitlerde öyküyle olan ilişkimi sorguluyordum. Bundan yaklaşık yedi, sekiz sene öncesiydi sanırım. Yazdığım öykülerle problemlerim vardı. Büyük duygular ve insanları etkileyebileceğini, yakalayabileceğini düşündüğüm sonlar ararken bunun ne kadar gerekli olduğunu soruyordum kendime. Böyle zamanlarda, yazmaya çalışan bir yazarın başka yazarlar neler yapmış, kendi içlerinden nasıl çıkmışlar diye okumaktan başka çaresinin olmadığını o zamanlar anlayacaktım. Öykü okumak, öykü yazmak kadar tatmin edici bir duygu veriyor. Türe bakışınız nedir bilemem ancak iyi bir öykü okumak, sonrasında zihninizde dolanan sorularla kendi kendinizle sohbetlere vesile oluyor. Okuduğum iyi öyküler bana bir yol gösterdi. Anladım ki beni bitirdiğinde ne çabuk tükendi diye düşündüren ancak hacimsel olarak aslında oldukça büyük öyküler seviyorum. Hacimden kastımsa uzunluk değil. Okura taşıdığı duygu yoğunluğu ve hikâyenin özünüyle ilgileniyorum. Yazarın dert edindiği, bunu yazmalıyım ancak nasıl yazmalıyım, diye başladığı noktadan düşünüp bize ulaştırdığı metni okurken onun bakış açısını aramayı seviyorum. Bilmiyorum, belki ben biraz üstündense altında yatanlara bakmayı sevenlerdenim. Böyle öykülerle tanışmayı, kaynaşmayı ve anlatmayı seviyorum.

Uzun bir giriş oldu. Bu yıl oldukça az okuduğumu görünce biraz bunun üzerine de düşünmemle ilgili sanırım bu yazdıklarım. Okuduğum ve yarım bıraktığım kitapların yılıydı bu sene. Bitirmek için uğraşmadığım, sonuna kadar beni kendisi sürükleyen kitaplardan birinden bahsetmek istiyorum. Shoko’nun Gülüşü’nden.

Kitap fuarında sevgili Ayşe Tuba Ayman’nın önerisiydi. “Okurken hiçbir şey olmadığını fark ediyorsun, tüm öykülerde böyle ancak hikâyede ne kadar fazla şey olduğunu bitirdikten sonra anlıyorsun…” demişti tariflerken. Bu yazı vesilesiyle de teşekkürlerimi tekrardan sunayım kendisine.

Betül Tınkılıç’ın çevirisi ve Timaş Yayınları etiketiyle çıkan Shoko’nun Gülüşü, yedi öyküden oluşan bir kitap. Bir de son söz barındırıyor kitabın nihayetinde. Toplam 270 sayfalık bir öykü toplamı. Hacimsel olarak uzun bulunabilecek öyküler barındırıyor. Örneğin ilk öykü altmış iki sayfa. Zamanımızda bu hacimlerde novellalar basılıyor. Bu açıdan düşününce bazı okurlar için uzun gelebilecek metinler ancak biraz önce bahsettiğim şey burada da geçerli. Okura taşıdığı duygu yoğunluğu ve hikâyenin derdi her metinde sizi yakalıyor. Bu büyük bir maharet. Öykülerin kitapta konumlandığı yerden, karakter tercihlerine ve o tercihlerin işaret ettiği noktalara kadar incelikle düşünülmüş bir kitap Shoko’nun Gülüşü.

Güney Koreli yazar Choi Eunyoung’un hikâyelerinin her birinde kadın karakterler başrolde ve Eunyogung onların yaşamla, toplumla, zamanla ve hayatın üzerlerine yığdı türlü çeşit sorunlarla mücadelelerini farklı tonlarda anlatıyor. Bireyler üzerine, verilen sözler ve beklentiler üzerine derinlikler inşa ediyor. Aile ve toplum içinde, bireyin kendi kontrolü altında olmayan değişimlerin insan yaşamına etkileri ve çözümsüzlükleri anlatılarında bir sis gibi asılı kalıyor. Her öyküde bu sisi sizi çepeçevre sararken görüyoruz. Bu bazı öyküde geçmişte yaşanan savaşların, katliamların, uzun süren barışsızlıkların kuşaklar ve farklı uluslar arasında doğurduğu yıkımı olurken, bazı öykülerde yakın dönemde yaşanan ve toplumu yaralayan olaylara dokunuyor.

Memleketlerinden uzakta, aynı coğrafyanın insanı olmanın sunacağını sandıkları rahatlıkla bir araya gelen iki ailenin, tarihin ve geçmişin sırtlarına yükledikleri travmalarla gurbette birbirlerini yalnız bırakmaları ve on yıllar süren bu yalnızlığın çocukları üzerinde doğurduğu unutulmayan, insanın yaşamını değiştiren sonuçlarını anlatan “Xin Zhao, Xin Zhao” öyküsü… Çok çok uzak akraba ancak kardeş gibi yetişen iki kız çocuğunun, devlet ve toplumun şekillendirdiği, birbirinden kopup giden yaşamları ve on yıllar boyunca büyüyen pişmanlıklarını anlatan “Ablam, Benim Küçük, Sunae Ablam” öyküsü. Mektuplarla kurulan, insanların başkalarını anlama noktasında ne kadar bencil olduklarını kanıtlayan iki küçük kız çocuğu ve onların dedeleri üzerinden kurulan, kalp kırıcı bir tamamlanamama öyküsü olan “Shoko’nun Gülüşü” öyküsü… Etkisi okuduktan sonra ısrarla devam eden, kurmaca olduğunu bildiğiniz ancak buna rağmen dahil olduğunuz, size çok uzak ancak size çok yakın gelen dünyaların hikâyeleri. İsimleri, mekânları, zamanları yerelleştirdiğimizde, kendi coğrafyamıza çektiğimizde hiç sırıtmayacak hikâyeler. Bunu fark edince, yaşadıkları ülke fark etmeksizin insanların birbirine ne kadar benzediğini anladığınız hikâyeler.

Yazıyı Choi Eunyoung’un son sözde kendi hikâyesini anlatırken kurduğu şu cümlelerle bitirmek istiyorum:

“Yalnızca kendisi olduğu için hor görülen ve nefretin hedefi haline gelen insanların tarafından dünyaya ve insana bakan bir yazar olmak istiyorum. Ben de bu yolda korkusuzca, tamamen kendim olabilmeyi diliyorum.”

İyi niyetle öneririm efendim. Bu vesileyle herkese huzurlu ve sağlıklı bir yıl dilerim.

0
172
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage