21 AĞUSTOS, PAZARTESİ, 2023

Bir Seri Katilin Geçmişi ile İmtihanı: “Derin Merhamet”

“Her anne baba belirli derecelerde proje çocuk yetiştirir,” diyor, son romanı Derin Merhamet ile okurlarıyla yeniden buluşan yazar Selim Erdoğan. Bizler ise bu romanda bir seri katilin sürükleyici öyküsünün yanı sıra çok katmanlı psikolojik bir metin de okuyoruz. Selim Erdoğan ile yeni romanını, yazım serüveni ve aile kavramını konuştuk.

Bir Seri Katilin Geçmişi ile İmtihanı: “Derin Merhamet”

Selim Erdoğan ilk romanı Denizaltı Vadisi ile edebiyat dünyasına 2012 yılında adımını attığından beri peş peşe eserler veriyor. İkibinseksendört (2013), Gofer Ağacı (2014), Trinidad (2015), Kurbağa Adası-Bir İstanbul Distopyası (2019), Sabotaj-Anadolu’da Hazin Bir Komplo Öyküsü (2021) onun yayımlanmış eserleridir. Kurbağa Adası-Bir İstanbul Distopyası ile FABİSAD tarafından verilen Gio 2022 roman ödülüne layık görülen Erdoğan, şimdi ise okurlarının aşina olmadığı yepyeni bir tür olan bir seri katil hikâyesi ile karşılarına çıkıyor.

Derin Merhamet, görünürde esrarengiz bir seri katilin hikâyesi… Meriç isimli bir fotoğrafçının art arda işlediği cinayetlerle, Meltem ve Linda’ya duyduğu tekinsiz duygularla örülü, gerilim yüklü bir roman… Ancak Erdoğan, sürükleyici bir metin yaratmanın yanı sıra düşündürücü birtakım meselelere de el atıyor. Kutsal addedilen, kırılan kolun yenin içinde kalması salık verilen aile kavramını sorguluyor. Çocukluktan itibaren insanın sığınacağı bir penah olması gereken ailenin kimi zaman tekmil kötülüğün membaı olabileceğini gösteriyor. Nitekim görünürde iki zıt karakter olan Linda ve Meriç ekseninde çocukluk travmalarının kişinin hayatını nasıl çoraklaştırabildiğini, geçmişin müebbet bir pranga olabileceğini anlatıyor. Kimi zaman da iyilik kisvesine bürünmüş şefkatin içinde bir yerlerde dahi geçmişin ektiği kötülük tohumlarının filizlenebileceğini...

Derin Merhamet’in yazım serüveninden bahseder misiniz?

Seri katil kavramı ve psikopatoloji merakımı cezbeden bir unsurdu. Kamuoyuna yansıyan kimi olaylar da tetikleyicisi oldu. Seri katil; bütün dinler, ahlak sistemleri ve ceza kanunlarındaki en büyük suçu işliyor, öldürüyor. Seri katil cinayetlerini ürkütücü yapan şey katilin maktulü öldürmesi için “anlaşılır” bir nedenin olmaması. Kişinin sadece yanlış yerde, yanlış zamanda olduğu için öldürüleceğini bilmesi ürkütücü. İnsan nedensizliği sevmez. O bilinmeyen nedene bir isim takar. Canavar. Ancak bir canavar nedensiz öldürebilir çünkü.

​Ben bu canavara yakından bakmak istedim. Bu sayede konu hakkında bir hayli araştırma yaptım. Seri katilleri incelemeye başladım. Raporlar okudum, ses kayıtları dinledim. Belki asıl anlamak istediğim bir seri katilin kafasının içiydi. Nedensiz öldüren, öldürmek için öldüren seri katil mutlak kötülüğün vücut bulduğu nokta mıydı? Mutlak kötülük var mıydı? Yoksa baktığımız yerde değil de hiç ummadığımız bir yerde miydi? Böylece gerçekçi bir karakter çıktı ortaya.

Farklı türlerde metinler yazıyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

Geriye dönüp baktığım zaman yazdığım metinlerin hem tür hem yapı hem konu olarak birbirinden farklı olduğunu görüyorum. Bu biraz ilgi alanlarımın dağınıklığından ya da meraktan kaynaklanıyor galiba. Bu yüzden kitaplarımın konuları yapay zeka ve insan bilincinden, kendi kendini besleyen matematiksel yapılara, aç gözlü yatırım bankacıları ve bilim ilişkisine, mutlak izolasyonun insan psikolojisine etkisine, ısınan dünya ve çok ısınan İstanbul’a uzanıyor. Kurbağa Adası tam bir distopyadır. Sonra Sabotaj var ki tamamen farklı bir tür. Bir politik satir. Günümüz Türkiye’sini, komplo teorileriyle alıklaşmış farklı toplumsal kesimleri konu alıyor, mizahını yapıyor. Son roman ise bir seri katilin hikâyesi oldu.

Selim Erdoğan

Edebiyatımızda seri katil hikâyelerine neden az rastlıyoruz?

Dünya edebiyatında çok rastlıyor muyuz aslında? Belki bunun nedeni çekici bir şekilde kurgulaması zor olmasıdır. Nedensiz bir şekilde öldüren seri katili hikâyesini çekici bir şekilde nasıl yazabilirsiniz? Polisiye hikâyelerin büyük bölümünde hikâye katile öldürme nedenleriyle ilişkilerinin iznini sürerek ulaşmak üzerine kuruludur. Katilin maktulle illa bir ilişkisi vardır. Okuyucu için heyecan verici olan belki bu ilişkiyi “iyi polis ya da dedektifle” çözmektir. Bu ilişki seri katil vakalarında yok. Katil maktulle ilk kez çoğunlukla öldürdüğü gün karşılaşıyor. Yani “iyi polisin” ya da dedektifin takip edebileceği, hikâye edilebilecek bir ilişki ağı yok. Yazar o zaman bunu ya yazmıyor ya da seri katili seri katil olmaktan çıkararak yapıyor işini.

Karakterleri oluştururken derinlemesine araştırma yapar mısınız?

Elbette bir karakteri oluştururken derinlemesine araştırırım. Geçmişini yazmasam bile ayrıntılı bir şekilde kurgularım. Yaptığı işi üzerinde konuşacak kadar öğrenirim. O karakterin kafasına girmenin onun gibi düşünmenin ve onu yazabilmenin en doğru yolu da budur.

Meriç’in eğilimlerinin ayırt edici özelliği nedir? Keza kurbanlarını neden zayıflardan seçiyor?

Kurban seçimi seri katillerde tipiktir. Kurbanlarının çoğu yalnız yaşayan insanlar, evden kaçan çocuk ya da gençler, kaybolduklarının farkına varılmayacak hayat kadınlarıdır. Bu onlar için bir avdır ve tipik avcı gibi sürünün en zayıfına saldırır. Çünkü o zaman başarı şansı yüksek ve yakalanma olasılığı düşüktür.

​Meriç karakteri için bulabildiğim tüm seri katilleri araştırdım. Farklı taraf mıdır bilmiyorum ama yaptıklarının, adına Evren dediği yüce bir varlık tarafından onaylandığını düşünüyor. Her şeyin onun planına uygun yapıldığını, yolunun sürekli açıldığını düşünüyor. Belki de yaptıklarını onaylayabilecek bir yüce makam, bir öğretmen ya da anne babayı ikame etmek için Evren’i seçiyor.

Roman aile mefhumu üzerinde düşündürüyor. Bilhassa Meriç’in ruhundaki karanlık üzerinden… Aile kurumu hakkında ne söylemek istersiniz?

Aile ilginç bir kurum. İnsanın içine doğduğu, seçmediği bir kurum. Ama kimliğinizin birincil kaynağı. Edinmek istediğiniz başka kimliklerin var olduğunu keşfettiğinizde kimliğiniz çoktan beton gibi katılaşmış oluyor. Sonra yapılan hiç bir şey o betonlaşmış kimlikle kolay kolay bütünleşmiyor. Aile, çocukluk travmalarının da insanlara güven ve sevgiyle bakan bir tavrın kaynağı olabilir. Ama aile tek başına psikopatiyi ya da suça eğilimi açıklamaz. Her ne kadar travmatik geçmişle suç arasında bir korelasyon olsa da travmatik geçmişi olan herkes elbette suçluya dönüşmez. Aile geçmişi kanımca hiç bir seri katili tek başına açıklamaz. Aile geçmişinde bilinen önemli bir sorun olmayan seri katiller vardı. Çocukluk ya da gençlik travması, görünen o ki doğuştan gelen nörolojik anomalilerden kaynaklanan eğilimleri ses amfisi gibi büyütüyor ve belki bir sınırı geçmesini sağlıyor.

Lindanın babasıyla sorunlarına da tanık oluyoruz. Kendi ukdelerini çocuğunda gerçekleştirmek isteyen takıntılı bir baba ile kızının arasındaki uçuruma… Aslında çok tanıdık bir hikâye değil mi?

Elbette çok tanıdık bir hikâye. Belki hiç birimiz kendi ukdelerini çocuğunda gerçekleştirmek isteyen anne babaların dışında değiliz . Her anne baba belirli derecelerde proje çocuk yetiştirir. Buna ben de dahilim. Çocuğunuz lise ya da üniversite giriş sınavında herkesi geçsin en popüler okula girsin diyen herkes buna hem dahil hem mecbur. Öte yandan çocuğunun diğerlerini geçmesini istemek gayet hayvani bir içgüdü. Diğerlerini geçmek “hayatta kalmak” demek çünkü. Bu güdü Derin Merhamet’te Linda’nın babasında hem kızının en iyi konser piyanisti olmasına çabalamak gibi en rafine biçimde hem de istediği gibi olamayan kızını görmezden gelmeye başlamak, saygı duymamak, küçümsemek gibi en acımasız formuyla birlikte ortaya çıkıyor.

Romanda bir yandan da kişinin kendini olduğundan çok farklı göstermesinin etrafı etkileyebilmesi için zaruri olduğu bir dünya da taşlanıyor. Aslında bu bugünün gösteriş dünyası değil mi aynı zamanda?

Gösterişin bugüne has bir şey olmadığını düşünüyorum. Gösteriş güçlü görünmek isteğinden kaynaklanır. Güçlü görünürseniz varlığınıza yönelik tehditleri azaltırsınız. Çünkü bu biyolojik bir itki. Hayvanların tehdit altında tüylerini kabartıp olduklarından iri görünmeye çalışmalarından pek farkı yok. Ama kimi bunu daha usturuplu yapar. Kimileri de yalandan oluşmuş bir dünya inşa edip içinde yaşar. Şaşırtıcı olanı fantezi dünyası sakinlerinin sayısının çokluğu. Öyle ya da böyle dünyayı kendi hoşlanacağı şekilde inşa edenler kanımca toplumun en büyük bölümünü oluşturuyor.

Meriç’in kafasından geçen şöyle bir düşünce var: “İnsanların kim bilir ne fantezileri vardı! Kendi farkı bunları gerçekleştirecek cesarete ve saklayabilecek zekaya sahip olmasıydı.” Gerçekten de öyle mi? Kişiyi kötü kılan eylemleri mi zihninden geçenler mi?

Kişiyi kötü kılan zihinden geçen olsa herhalde iyi insan bulamazdık. Zihin bu konuda denetlemeyeceğimiz kadar hızlı ve güçlü. Kıskançlık insani bir duygu değil mi? Başarılı bir arkadaşı kıskanmamak herhalde dünyanın en zor duygusal durumlarından biridir. Ama felsefi açıdan saf kötücül bir duygudur. Kimse kıskandığı için arkadaşına görünür ya da gizli kötülük yapmaz. Çünkü başka denetim mekanizmaları devreye girer. İşin daha da ilginç yanı seri katillerin yani tanımadığı kurbanını nedensizce öldüren seri katilin de eyleminin arkasında saf kötülük demonik/şeytani kötülük değil beynin derinliklerindeki nörolojik bir anomali yatmasıdır.

Meriç bunları biraz da sıradan olmamak için yapıyor olabilir mi? Sanki sıradan insanları da küçümsüyor da bir yandan…

Meriç pek çok psikopati vakasında görüldüğü gibi bir megaloman. Diğer yandan bir ucube olmadığından da emin değil. Megalomani ve aşağılık kompleksi iki ayrı katman belki de bilinçaltında. Karşı koyulamaz tutkusunun ürettiği karanlık manzarayı akla uygun hâle getirmek istiyor olabilir. Benim tahminim üstün olmak duygusunun kimseyi seri katil yapmayacağı. Meriç’inki sadece rasyonalize etmek. Bunun için bir manifesto da yazıyor biliyorsunuz. Orada Evren’den, onun planından, ölümün ve yaşamın anlamından falan bahsediyor. Elbette bir megalomanın elinden çıktığından, genellemelerle dolu, yüzeysel ve akıl dışı bir metin.

Bundan sonra yeni bir seri katil hikâyesi daha yazmayı düşünür müsünüz?

Şimdilik öyle bir niyetim yok. Elim yine bir satire gidiyor ilginç bir şekilde. Toplumsal linç konusu ilgimi çekiyor. Gerçek kişi ya da olayların toplumsal bilinçte nasıl yeniden ve gerçeklikten tamamen koparak üretilişi, yayılışı ve sıradan faşizmin kişilik linçi. Sabotaj’da komplo teorileri ve sıradan faşizm bir mizah öyküsüne konu olmuştu. Belki bu kez sıradan faşizmin yarattığı optik kusurlarla ilgili bir şey yazabilirim.

Son olarak yazma rutininizden bahseder misiniz?

Rutin bir kalıp çağrıştırıyor. Belirli bir saatte oturulan masa gibi... Keşke böyle bir ritmim olsaydı. Ne zaman fırsat bulursam o zaman yazıyorum ama o fırsat biraz hassas bir dizi koşula bağlı olarak oluşuyor. O hassas koşullar bir araya herkes yatağa gittikten sonra geliyor. Ama başka bir koşul da uykunuzun gelmemiş olması! Yine de fırsat buluyorum ki yazmaya devam ediyorum.

0
3576
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage