27 MAYIS, PAZARTESİ, 2013

Zaman Zaman İçinde

Merih Akoğul, Berkant Çolak’ın son kitabı üzerine yazdı... Projelerin, ne zaman, nasıl tarşımıza çıkacağı belli olmaz. Berkant Çolak da TRT’ye çekilecek olan bir belgesel için kameraman olarak yollara düştüğünde, aynı zamanda fotoğrafçı yanına da çok hitap eden bir projenin içinde bulmuş kendini...

Zaman Zaman İçinde

Projelerin, ne zaman, nasıl tarşımıza çıkacağı belli olmaz. Berkant Çolak da TRT’ye çekilecek olan bir belgesel için kameraman olarak yollara düştüğünde, aynı zamanda fotoğrafçı yanına da çok hitap eden bir projenin içinde bulmuş kendini...

1944 yılında Kırım’dan ayrılan Kırım Tatar Türkleri’nin daha sonra yurtlarına geri döndükten sonra yaşadıklarıyla ilgili olarak yapılan “KIRIMOĞLU - Bir Halkın Mücadelesi” belgeselinde, yeni ama tanıdık bir dünyanın insanlarıyla karşılaşıyor Berkant Çolak.

Her coğrafyanın kendi makûs kaderinin olduğunu ve bu kaderin o topraklarda yaşayanların hayatını ters yüz ettiğini biliriz. Ve dünya bu kaderi değiştirmek için savaşlar, mübadeleler, misillemeler, zaferler, yenilgiler, hak arayışları ile devinip durur.

Berkant Çolak, tüm izleri usta bir dedektif gibi takip ederek ve durumun sosyolojisini de ihmal etmeden bir kitaba dönüştürüyor. Elimizde tuttuğumuz “Kırım Tatar Türkleri’nde Kayıp Zamanlar” adını taşıyan bu kitap, gerçekliğin içindeki gerçeküstülüğü ve şimdiki zamanın içindeki “derin” zamanı başarıyla ortaya çıkarıyor.

Hepimiz psikolojik tasarruflarımızın paralelinde zamanı kendimize göre değerlendiririz. Ya zaman yetmez, ya da geçmek bilmez. Zaman ne tarafa sıkıştırırsak, o taraftan kaçıp gider. Sürgün, hapis, özlem, gurbette olmak, sıla hasreti gibi durumlar, zaman algımızda belirleyici olurlar.

Berkant Çolak, akmakta olan zamanın üzerinde gerçekleşmekte olan olayları saptarken, en azından bir referans noktasını sabitlemek adına fotoğraflara dönüştürüyor. Görme edimi kendisinde saptamanın öncülü oluyor.

Topraklara dönülmüş ama sorun bitmemiştir. Sürgünün yerini, çekilen sıkıntılar, hak arama savaşı ve bağımsızlık sorunu almıştır. 200 sayfalık kitabın birinci bölümünde geniş meydanlarda haklarını arayan Kırım Tatar Türkleri var. Bazen sallanan bayraklar, bazen de gökyüzüne dua için açılmış bir çift avuç bize her şeyi anlatabilir. Çünkü ikisi de aynı biçimde göğe yönelmiştir.

Berkant Çolak kitabını, bu konudaki bir çok bilgiyi yapıtlarından öğrendiği yazar Cengiz Dağcı’ya ithaf etmiş. Bu kısım kitabın birinci bölümünü oluşturuyor. Esas olarak Berkant Çolak, kendi fotografik varlığını kitabın ikinci kısmında gösteriyor. Yurt adını verdiği bu

bölümde, bu bölgedeki insanların yaşamlarına, terk ettikleri ya da yeniden oluşturdukları evler üzerinden farklı bir estetik tercih ile yorum getiriyor.

Evler: Yıkık ya da yeni yapılmakta olan evler. Yurttur, barktır evler. Asya’nın ortasında naçar kalmak kolay değildir, dünyaın her yerinde olduğu gibi. Akşam gidebileceğin ya da torunlarının huzurla yaşayabileceği toprakların üzerinde sağlam bir biçimde yükselebilmelidir evler.

Ama bu kitapta esas olan, Berkant Çolak’ın var olan gerçekliğe fotoğrafları üzerinden kattığı soyut yorumdur. Böylece dünyanın her yerindeki benzer sorunlar birbirine kardeş olacaktır. Böylece bir yerin dramı anlatılırken, diğerlerinin sorunları da gün yüzüne çıkarılacaktır.

Berkant Çolak bunu yapmak için fotoğrafların renklerine müdahale ediyor. Ağırlıklı olarak siyah beyaz ile monokrom renkleri birbiriyle aynı kare üzerinde eşliyor. Böylelikle o koordinatlara bağlı olan gerçeklik, aynı zamanda başka soyut bir dünyanın da kapılarını açıyor. Fotoğraflarda dramın yoğunluğu azalıyor, ipuçları bu kez de görselliğin kendi kodları üzerinden farklı bir bağlamda yeniden okunur oluyor.

Fotoğraflarda yer alan insanlar ise, bu dünyadaki rollerini benimsemiş oldukları için, başka bir kimliğe bürünmüyorlar. Seçilen renk, yeğlenen bakış açısı ve uygulanan teknikler, bize fotoğrafın yeryüzündeki muücadelesine siyah beyaz olarak başladığını bir kez daha hatırlatıyor.

Ancak Çolak, bu projesini klasik bir belgesel fotoğraf diliyle doğrudan siyah beyaz olarak çekseydi, belki de propogandanın yüksek dozlarda blunduğu epik bir fotoğraf anlayışına hizmet etmiş olacaktı. Bu da kesinlikle, Sovyetler Birliği Dönemi’ni anıtlaştıran fotoğraflarla benzerlik gösterecek ve işte o zaman, karşı durduğu sistemin diliyle fotoğraflarını çekilmiş olacaktı.

Berkant Çolak, doğru zamanda, doğru yerde bulunmanın sonucu olan fotoğraflarını kendi görüşü doğrultusunda, kitapta yer alan metinlerle birlikte başarıyla birleştiriyor.

Kırım Tatar Türkleri’nde Kayıp Zamanlar, yeryüzünün saatiyle yeniden eşleniyor. Berkant Çolak insanlığı ilgilendiren önemli bir konuyu, fotoğraf düzleminde doğru bir noktada durarak yine insanlara sunuyor. Anlar işleniyor ve bu kez de fotoğraflar halinde, evrendeki sonsuz yolculuklarını sürdürüyorlar.

0
1816
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle