05 MART, PERŞEMBE, 2015

Tutkunun Forma Dönüşümü

Endüstri mühendisliğinden heykel sanatçılığına, denizlerin derinliklerinden göklere uzanan cesur bir keşif yolculuğu. Tutkuların dümeninde rotanın değiştiği, kendini ve yaşamı keşfetmek üzere bir yolculuk bu. Doğayı algılamak, hayatı sorgulayarak daha önce yapılmamış olanı yaratmak, malzemeyi biçimlendirerek şekillendirmek ve bunu bir mekân içine uyumla yerleştirmek. Sanatı evrenselleştirmek adına, dünyada bir iz bırakmak. Heykeltıraş Kemal Tufan ile çok yönlü kişiliği ve sanatı üzerine söyleştik.

Tutkunun Forma Dönüşümü

Aslında endüstri mühendisisin, sonra Güzel Sanatlar’a girmeye karar verdin, bu kararını etkileyen ne oldu? 

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Endüstri Mühendisliği okuyup, mezuniyetten sonra sadece beş ay İstanbul’da yapılan ilk metro inşaatında mühendis olarak çalıştım. Kısa çalışma dönemimde, bu yaşam biçiminin bana uygun olmadığını gördüm ve hayatıma yeni bir yön çizmeye karar verdim, benim için en önemli dönüm noktası buydu. Tabii ki mühendislik altyapısının hayatta ve mesleğimde bana çok şey kazandırdığını düşünüyorum.

  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal

@KorhanKaraoysal

Heykel yapmaya nasıl karar verdin? İlk yaptığın heykel neydi? 

Teknik Üniversite yıllarında amatörce başladığım deri mask çalışmalarımı, ilerleyen yıllarda geliştirip, bu temalı birçok sergi açtım. İlk sanatsal çalışmam, 1984 yılında yaptığım küçük bir deri mask ve hâlâ atölyemde duruyor. Mühendisliği bıraktıktan sonra, Ortaköy’de deri işler yaptığım bir atölye açtım. Aynı süreçte, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda halk dansları eğitmeni, koreograf ve misafir sanatçı olarak iki yıl çalıştım. Ve sonunda, üç boyutlu çalışmalarımı daha profesyonelce yapabilmek için heykel üzerine okumaya karar verdim. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Heykel Bölümü’nü bitirerek, heykeltıraş oldum.

Heykellerini yaratırken işlemin en hoşuna giden tarafı ne? 

Heykellerimi yaratırken en çok zorlandığım ve beynimde milyonlarca hücreyi katlettiğim süreç; daha önce yapılmamış olanı keşfetmek ve kavramsal boyutunu kurgulamak. Ama daha çok keyif aldığım süreç ise; yontup, kesip, malzemeyi biçimlendirme kısmı.

Sen bir dünya sanatçısısın aslında. Dünyanın dört bir yanında, birçok farklı yerde heykellerin var. Bize bu ülkelerin hangileri olduğunu söyler misin? 

Türkiye’de çağdaş sanatın üretim ve sergileme olanakları kısıtlı olunca, biraz mecburiyetten ama daha çok sanatın evrenselliğine inandığım ve gezmeyi sevdiğim için, dünyanın pek çok farklı ülkesinde büyük boyutlu heykeller yaptım, sempozyumlara, bienallere, sergilere katıldım, konferanslar verdim. Bunlar: Çin, Güney Kore, Tayvan, Japonya, Avustralya, Endonezya, Hindistan, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail, Fas, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika, Hollanda, İskoçya, İsviçre, Almanya, Danimarka, İsveç, Finlandiya, Sırbistan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya, Amerika Birleşik Devletleri, Meksika, Şili, Arjantin ve Brezilya. Tabii bazı ülkelerde birden fazla heykelim var.

Bu ülkelerle bağlantılar nasıl oluştu? Bu kişilerlerle veya kurumlarla nasıl temasa geçtin, ya da onlar seni nasıl buldu?

İlk yıllarda kurduğum uluslararası bağlantılar, her geçen yıl gelişerek devam etti. Artık onca üretimin, çalışmanın sonucu sizi tanıyorlar ve davet ediyorlar. Tabii bunda biraz da benim kurduğum insan ilişkileri, dostlukların da payı var. Yani artık dünyanın farklı köşelerinde her zaman bana kapıları açık yüzlerce atölyem var. 

Heykellerini yaratırken ne ilham veriyor sana?

Heykellerimi yaratırken ilham kaynağım yaşadığım hayatın kendisi. Sıkça doğadan da referanslar alıyorum. İzlediğim filmler, dinlediğim müzikler, okuduğum kitaplar, gezdiğim ülkeler ve onların farklı kültürleri, tanıştığım insanlar, hobilerim (uçmak, dalmak), siyasi ortamlar, hayata dair her şey, yaratı sürecimi etkiler, besler.

Heykellerin için en tercih ettiğin mekân neresi? Bunu soruyorum çünkü seni; yerde, gökte, suyun veya buzun altında bulmak mümkün. 

Heykel, içinde bulunduğu, sergilendiği mekân ile anlam kazanır. Heykel-mekân ilişkisi zaten olmazsa olmaz bir bütündür. Açık alanlara yerleştirdiğim büyük boyutlu heykellerimin yanı sıra, suyun (denizin) ve buzun altında ve üstünde gerçekleştirdiğim ilginç projelerim de oldu.

Extreme projelerin var, daha önce dünyada yapılmamış şeyleri deniyorsun. Hiç      başaramamaktan korktuğun olmadı mı?

Evet, 2000 yılında Kaş’ta gerçekleştirdiğim Sualtı Heykel Projesi’nde, iki hafta boyunca 8m derinlikte, mermerden 2,5 m boyunda bir köpekbalığı heykeli yonttum. Hatta bu performansın sonunda heykel için su altında yüz kişinin katıldığı bir açılış töreni yaptık. Kaş Kaymakamı, Sahil Güvenlik Komutanı, tüm multi erkan oradaydı ve tüm süreç fotoğraflanıp, video kayıtları yapıldı.

2002 yılında ise İsveç’in Lulea kentinde gerçekleştirilen Kış Bienali kapsamında donmuş denizde 80cm kalınlığındaki buza bir delik açıp, her gün buzun altına dalarak, büyük bir kulak rölyefi yaptım. Hem sualtı, hem de buzaltı heykel projeleri daha önce yapılmamış extrem denemelerimdi, halen de başka deneyen olmadı. Bu iki proje de beni en zorlayan projelerdi, ama aynı zaman da en adrenalin yüklü olan!

  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal
  • @KorhanKaraoysal

@KorhanKaraoysal

Heykellerini yaratırken en çok kullanmayı sevdiğin malzeme ve alet hangileri? 

Ben çok farklı malzemeler kullanan bir sanatçıyım, kafamdakini ifade etmeye en uygun malzeme neyse onu kullanırım. O yüzden bu çeşitliliğin içinde; su, buz, kağıt, kumaş, tüy, plastik, vb. pek çok malzeme oldu ama genellikle büyük boyutlu heykellerimde, mermer, granit, ahşap, metal, bronz vb. malzemeleri kullanıyorum ve her malzemeden farklı bir haz alıyorum.

Çok üretken bir sanatçısın ve yaptığın eserlerden görüyoruz ki sanat, hayatının büyük bir zamanını kaplıyor. Heykel yapmadığı zamanlarda ne yapıyor Kemal Tufan?

Özellikle heykellerimin büyük bölümünü yurt dışında yaptığım için, sürekli seyahat ediyorum. Oralara kadar gitmişken de dünyanın farklı köşelerini keşfetmeyi seviyorum. Dünyanın bütün denizlerinde, okyanuslarında dalışlar yapıyorum, uçmayı seviyorum. 5-6 yıl önce yamaç paraşütü ile başladığım uçma serüvenime, paramotoru da eklediğimden beri, her fırsatta arkadaşlarla uçmaya gidiyoruz. İstanbul’u ve güney kıyılarını havadan izlemek muhteşem bir duygu.

Hem heykeltıraş olarak hem de hobilerinde sınırları olmayan, çok yönlü ve cesur bir kişisin. Bize ilginç bir anını anlatır mısın?

Ben heykel yapmayı ve hobilerimi birbirinden ayırmıyorum. Hayatta yaptığım her şey birbirini besliyor, etkiliyor. O kadar çok şey yapıyorum ve o kadar çok anım var ki seçmek çok zor ama kısaca hayatta her şeyi tutku ile yapmalı insan… Tutku benim sihirli sözcüğüm. 

Dünyada gerçekten önemli bir iz bıraktın, meydanlarda, heykel parklarında, ama Türkiye'de halka açık alanlarda işlerinle karşılaşmıyoruz. Bunun nedeni ne?

Bir ülkenin siyasi, ekonomik, kültürel konumu neyse, bunun aynen sanat ortamına yansıması da normal. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum maalesef çağdas sanat üretimini sınırlandıran bir durum. On üç yıldır aralıksız Büyükçekmece’de Uluslararası Heykel Sempozyumu organize edip, yüzlerce heykel sanatçısını davet ettim. Bu sanatçılar mermer ve paslanmaz çelikten, büyük boyutlu heykeller yapıp, kentin parklarına, meydanlarına yerleştirdiler. Yine 2005-2007 yıllarında

Avrupa Birliği destekli, iki yıllık bir proje ile Gaziantep Yesemek’te bir heykel bienalinin organizasyonu ve küratörlüğünü yaptım. Hem yabancı sanatçılarla, hem de genç Türk sanatçılarla heykeller üretip, bu tür etkinlikleri Türkiye’de yaygınlaştırmaya ve heykeli halkla buluşturmaya çalıştık. Tabii ki bu benim kişisel çabalarımla hemen değişebilecek bir süreç değil, daha çok uzun yıllar gerekiyor. Ama önce ülkenin koşullarının buna hazır olması gerekiyor.

Benim hâlâ umudum olduğu için ve sorumlu hissettiğim için bu tür organizasyonlar yapmaya devam ediyorum. Marmara Üniversitesi’nde haftanın bir günü heykel eğitimi vererek, sanatsal birikimimi gençlerle paylaşıyorum.

Çok sık seyahat ediyorsun, seyahatlerinin dışında İstanbul’da atölyendesin, atölyenin yeri de çok ilginç, Maslak Oto Sanayi’de, buranın ilk sanatçı sakinlerindensin sanırım. Nasıl buldun burayı, komşuların kim?

Bir heykeltıraşın en önemli sorunu, heykellerini üretebileceği bir atölyeye sahip olmasıdır. Düşüneceği, üreteceği, sığınacağı, özel bir mekândır heykel atölyesi… Ama İstanbul gibi büyük bir metropolde gürültü yapabileceğin, toz yapabileceğin, gece gündüz çalışabileceğin bir atölye bulmak çok zor. İstanbul’un farklı semtlerinde birkaç atölyem oldu ama yaklaşık on üç yıldır Maslak Atatürk Oto Sanayi Sitesi’ndeyim. Ben eskilerinden sayılırım, çünkü artık burası bir sanatçı kolonisine dönüşüyor. Benim sokağımda çalışan, hatta yaşayan, pek çok heykeltıraş ve ressam var. 

Maslak'ta sanatla ilgili bir gelişme olduğuna inanıyor musun? Öncü olarak Elgiz Müzesi, çok kapsamlı bir sanat konsepti içeren Maslak 42...

Sadece Maslak’ta çoğalan ve üreten sanatçılar değil, Elgiz Müzesi ve yeni hayata geçen Maslak42 Projeleri İstanbul’un bu bölgesini özel kılıyor. Hem üretim hem de sergileme olanaklarıyla Maslak’ı çağdaş sanatın önemli bir merkezi haline getiriyor. Sanırım bu süreç önümüzdeki birkaç yıl içerisinde daha da belirginleşecek ve bilinecek...

Beğendiğin, sana ilham veren sanatçılar kimler?

Herhangi bir sanatçı ismi veremem ama gittiğim ülkelerde gördüğüm sanat eserleri, tanıştığım sanatçılar, gezdiğim çağdaş sanat müzeleri, özgün üretimime ve sanatıma katkı sağlamıştır.

Ama illa bir sanatçı ismi ver derseniz, İlhan Koman derim.

@KorhanKaraoysal

@KorhanKaraoysal

Genç heykeltıraşlara vereceğin tavsiyeler neler?

Zaten atölyem sürekli yerli yabancı genç heykeltıraşlara açık, istedikleri zaman gelip çalışabiliyorlar. Yıllardır genç heykeltıraşların da hem asistan hem sanatçı olarak katılabildikleri,

Uluslararası Heykel Sempozyumları organize ediyorum. Marmara Üniversitesi’nde derse giriyorum. Diğer okullarda da sunumlar yapıp, konferanslar veriyorum. Ve her zaman onlara çok çalışıp, üretmelerini ama her şeyi tutkuyla yapmalarını söylüyorum.

Bundan sonra ne var?

Sırada bekleyen çok proje var ama öncelikle Nisan’da PG Art Gallery’de gerçekleştireceğim sergime hazırlanıyorum. Sonra Mayıs’ta Amerika, Haziran’da Almanya… Yine dünya kazan, ben kepçe durumları…

0
2215
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle