07 KASIM, CUMA, 2014

Tuhaflıklar Anı’nında Nefes Almak

Metaforlarla yüklü düşler, Ferhat Özgür’ün işlerinde gerçekliğe ulaşmada bir yoldur ve çözümlemesi hiç de kolay değildir. Fakat zorluğunu gösterdiklerinden değil işaretlediklerinden alır. Özgür, izleyiciden düşler krallığında kurguladığı oluş anının katmanlarını sıyırmasını ister.

Tuhaflıklar Anı’nında Nefes Almak

Ferhat Özgür’ün işleri hakkında düşünmek; görüntüler arasından yükselen sesleri işitmekle başlar. Zaten var olan, duyduğumuz sesler ve görebildiğimiz sesler... Özgür, kente yahut içindeki insana dokunurken; onun yarattığı kültüre ve onun yıkıcı sonuçlarına kimi zaman artan, kimi zaman azalan bir ritimle odaklanır. Aklın yerine geçen düş, düşün içine karışan gerçek barbarlığın kulelerine meydan okur. Müzik, dans, performans ve mizah; tarihle, ikonografi ve dinle örülerek yaşamı sanatı içine salar. Ferhat Özgür’ün samimi anlatım dili, sığındığımız düzenin açıklarını şeffaflaştırarak sunmaktadır. 

Fransız düşünce dünyasının 2002’de yaşama veda eden, önemli düşünürlerinden, Michel Henry, La Barbarie/Barbarlık kitabında  barbarlık hakkında yazar. Indiana Üniversitesi dini Araştırmalar bölümünde ders veren James G. Hart, bir makalesinde Mihel Henry’nin barbarlık tanımını şöyle açar: “Michel Henry’e göre, her ne kadar Varlık’ın nihai anlamı olarak aşkınsal yaşam yok edilemezse de yine de barbarlık bu yaşamın sistematik bir yadsıması ve insan yaşamıyla aşkınsal yaşam arasındaki normatif bir bağlantının imhasına yönelik sistematik bir çabadır.” (1)

Özgür, bu çabanın kodlarını iyi bilir ve sistemli bir biçimde her seferinde onları deşifre eder, her şey, alenen ortadadır. Sanatçı, gözlerimiz kamaşana dek ışığı baştan çıkarıcı bir yoğunlukta tüm sahneye yarar. Gördüklerimiz karşısında ürettiğimiz sorular ya da aldığımız cevaplarla iyileşebilmemiz ya da daha çok hastalanmamız tamamen kendi bünyemizin aldığı ışıkla ilgilidir.

Sanatçı, Sanat Dünyamız dergisinin 129. Sayısında yayımlanan Ahu Antmen ile yaptığı bir söyleşide işleri hakkında şunu söyler: “(...) İnsanlarla ve hayatla olan diyaloglarımı görüntü olarak duyuyorum.(...) Bu kısacık cümle, Ferhat Özgür’ün düşler krallığından yükselir. Sesler ve görüntüler, kurgu ile gerçek arasında çoğalttığı “an”larda varlık bulur. Düşler krallığı tanımını abartılı bulanlarınız olabilir. Lakin video, resim, fotoğraf ve yerleştirme gibi farklı disiplinlerde gerçekleştirdiği sanat üretiminde karşımıza çıkanlar, uyku boyunca gezdiğimiz tuhaf dünyaların içinde gerçeklerden yükselen ve ezber bozan düşlerdir ve her biri kendi krallığında vardır. Metaforlarla yüklü düşler, Ferhat Özgür’ün işlerinde gerçekliğe ulaşmada bir yoldur ve çözümlemesi hiç de kolay değildir. Fakat zorluğunu gösterdiklerinden değil işaretlediklerinden alır. Özgür, izleyiciden düşler krallığında kurguladığı oluş anının katmanlarını sıyırmasını ister.  Bu sergide yer almayan “Bir Genç Kız Yetişiyor” (2013) adlı videosu ve daha önce 2003 yılında aynı isimle ürettiği fotoğraf serisi, böyle bir arzunun sanat yoluyla eyleme dönüşmesidir. Ev içi nesnesi ütünün, güzellik nesnesine dönüşümünün yüklü olduğu metaforlar silsilesi, sosyo ekonomik bir düzeyin temsilini belgeler. Kent kültürü içinde çoğunlukla gecekondu bölgesinde, kasabada ise herhangi bir evde karşımıza çıkabilecek olan ütü ile saç düzleştirme pratiği, alışık olmayan için tekinsiz bir an yaratır. Isı yoluyla hizaya gelen saç, sokakla birlikte kente karışan genç kızın düşlerini gerçeğe bağlar. Bu videoda düzene kavuşan saç, Özgür’ün diğer işlerinde sıklıkla karşımıza çıkan militarizmi ritmik düzenine de dolaylı yoldan dokunur.

Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde 2009 yılında açılan “Şehir Defteri” adlı kişisel sergisinde kent ve birey ilişkisine odaklanıyordu. Ve elbette sözlerini doğup büyüdüğü ve o dönemde yaşadığı yer Ankara’dan üretiyordu. O dönemde izlediğimiz ve etkileri hızla artan yayılmacı ve istilacı kentliliğin izlerini ironi dolu diliyle  anlatan Ferhat Özgür, izleyeni ters köşeye yatıran dilini, sıradan görünenin savurucu sahiciliğine uzatır.

Ahu Antmen “Şehir Defteri” sergisi ile birlikte yayımlanan kitapta Özgür için şu cümleleri kurar: “Son yıllarda daha çok fotoğraf ve filmle uğraştığını görüyoruz; ama fotoğraflarında ‘performans’, performanslarında ‘film’, filmlerinde ise zamanımızın ‘fotoğrafları’ var. Büyük kent olgusunu ve kentsel dönüşüm gelgitlerini irdelemek, değişen yerler ve zamanlarla ilgili bellek kırıntılarına tutunmak, toprak nasıl kent oluyor sorusuna yanıtlar aramak için yola çıkmış bir hali var Ferhat Özgür’ün. Bir gecekondu mahallesinde birbirine sarılmış insanları gösteren fotoğraflarından, İstanbul surları önünde en yüksek noktaya zıplamak için mücadele verdiği video performansına uzanan bir çizgide toplumsal ve bireysel ölçekte insanın hızlı kentleşme/modernleşme içindeki macerasına odaklanması ise, yapıtlarının insana dair bir duyarlılık hissinden kaynaklandığının en önemli göstergesi.” (2)

Ferhat Özgür’ün, Antmen’in de üzerinde durduğu duyarlılığı, yaşamıyla ördüğünü söylemek ve bunun ilk dönem üretimleri üzerinde yoğun etkisi olduğunu işaretlemek önemlidir. 1990’ların başına rastlayan üniversite öğrenciliği ve ülkenin içinden geçtiği sancılı yıllar sanatının anlam yükü içinde yer bulur. Dönüşen kent zaten tüm ögeleriyle üretim biçiminin sahnesidir. 

(1) James G. Hart, “Fenomenolojik Bir Teori ve Kültürün Eleştirisi: Michel Henry’nin La Barbarie’ sinin bir Okuması”, Çağdaş Fransız Düşüncesi, Zeynep Direk, Refik Güremen (Drl.), Epos Yayınları , Ankara, 2004, s.179.

(2) Ahu ANTMEN, “Ferhat Özgür”, Ferhat Özgür “Şehir Defteri” Sergi Kitabı, Mine Haydaroğlu (edi.), Yapı Kredi Yayınları , İstanbul, 2009, s.39-40.

Ferhat Özgür’ün düşünce biçimi sahne kurmak üzeredir. Boyadığı, fotoğrafladığı yahut filme çektiği anlar, şartları baştan belirlenmiş bir sisteme bağlı organizmalardır. Bu canlı yapı izleyeni de için içine çeken bir çoğullukla varlıklarını devam ettirir.

Amerikan Hastanesi Operation Room Sanat Galerisi'nde açılan ve küratörlüğünü Derya Yücel’in yapığı “Tuhaflıklar Anı/ Curious Moments” adlı solo sergisinde sanatçı, farklı dönemlerde gerçekleştirdiği desen, fotoğraf ve suluboya çalışmalarının yanı sıra 2013 tarihli ve Türkiye’de ilk kez göstereceği “Günden Kalanlar” adlı videosunu da izleyicilerle buluşturuyor. Sergide ağırlıklı olarak Ferhat Özgür’ün 2008-2014 yılları arasında gerçekleştirdiği üretimlerle karşılaşıyoruz. 

Sanatçının farklı yerlere yaptığı yolculukların güncesini bu sergide okuyor gibiyiz. Zira “Hatırlanası Şeyler” yerleştirmesinden bir parça olan “Mysteries” serisinde yer alan 12 resim sanatçının Molise’ye yaptığı yolculuktan. Noktalama tekniği ile yapılmış desenler, Corpus Domini adlı yürüyüşü anlatıyor. Yürüyüş, İtalya'nın güneyinde Molise bölgesinin başkenti olan Campobasso’da yılın belirli bir döneminde pazar günleri halk tarafından çocukların da katılımıyla coşkuyla yapılıyor.

Her biri bir ay ismi olan desenler; San Nicola, San Michele, San İsadora  gibi Azizlerin temsili yaşamını ve İncil’i anlatan yürüyüş geleneğindeki kurguyu tekrarlıyor. Noktalama tekniği ve tükenmek bilmeyen sabrın diyaloğu dini inançların sistemli yayılışına ve tüm yaşamı ince ince saran düzenine sembolik bir örnek.

Kağıt üzerine çalışmalarında göze çarpan farklı kültürlerdeki dinsel söylemler ve ikonografik dil, “Günden Kalanlar” adlı performatif videodaki sahnelerle diyaloğa giriyor. Farklı anların üst üste/ yan yana gelmesiyle köklü bir bütün olan ve parça parça olanı aynı paydada ustalıkla birleştiren video, serginin adıyla hemhal olarak tuhaf bir biçimde bir hikayeye dönüşüyor. Kurgunun kemiğini oluşturan parçalı anlatım, Özgür’ün tüm üretimini hatırlatarak izleyene bildiklerini iade ediyor. Videonun bir yerinde birbirine değmeye çalışan parmaklar Michelangelo’nun 1511 yılında Sistine Şapeli'nin tavanına yaptığı Âdem'in Yaratılışı adlı freski hatırlatırken; video’nun genelinde hakim olan hizaya girme ve uygun adım yürüme ritüeli ile birlikte; din, asker ve erk üçgeninde birbirine yapışan olmazları ve varlığın üflendiği ana kaynağı ironik bir dille işaretliyor. Yaşam alan ve yaşam veren arasında geçen zamanda, olağanüstü hallerimize değinen “Günden Kalanlar” günlük ritüellerimizin ironik  bir kaydı.

‘Yaz Olduğunda Günde 70 Euro Kazanıyorum’, 2012 tarihli etkileşimli fotoğraf projesi ise yine bir seyahat anında sanatçının sokakla girdiği iletişimden bize kalanlar. Yaşadığı yer ile kendine ait bir dilde iletişime geçen Ferhat Özgür, bu projede sokakta turistlerin ismini farklı  kaligrafik tekniklerle kağıt şeritler üzerine yazarak para kazanan Çinli bir hattat ile çalışıyor. Kendisine kaça para kazandığını soran sanatçı aldığı cevabın kaligrafisini yazmasını ister. Sergide gördüğümüz yazı sanatçı ve sokak sanatçısı arasında gelişen bir ticaretin ve diyaloğun sonucudur. Ferhat Özgür, “Cambaz” adlı fotoğrafta, Paris’te futbol topuyla gösteriler yapan bir sokak cambazından belirli bir ücret karşılığında, elektrik direğinde  gösteri yapmasını ister ve fotoğraflar. “Çöp Toplayıcısı” adlı fotoğrafta ise sokak performansçısı Peter’dan, yine  belirli bir ücret karşılığında, Seine Nehri kıyısında kazandığı paraları nehre süpüren bir çöpçü olmasını ister ve fotoğrafını çeker.

Ferhat Özgür’ün fotoğraf ya da yazıya dönüşen iletişimi, süreç devam ederken de performans olan bir üretimdir. İzleyen son karede sonuca sabitlense de turist rolündeki Ferhat Özgür, sokağı, anı ve o sırada oluşan ekonomiyi yönlendiren bir erktir. İroni dolu üretimde, paranın yönlendirici gücü militarizm ve din gibi tüm gösteriyi yöneten gücün merkezidir.

Bu eşikten baktığımızda, bu üretim dilini bir seri kabul edersek; sergide yer alan, 2012 tarihli “İkiyüzlü Pazarlık” sanatçının bu kez kendisinin de bu performansa yüzü ile  dahil olduğu dikkat çekici bir üretimdir. Paris’te konuk sanatçı olarak bulunduğu süre boyunca kenti anlama ve ona dahil olma anlarında ortaya çıkan seride, sanatçı bu kez iki ayrı sokak ressamından aynı anda portresini yapmalarını ister. Tek bir şartı vardır: Biri yüzünün sol yanını, diğeri sağ yanını yapacaktır ve elbette talep ettikleri ücretin yarısını alabileceklerdir. Ressamlar teklifi kabul eder ve bu iş ortaya çıkar. Atölyede değil de sokakta çalışan bu ressamların, ülkelerine tatlı bir huzur içinde dönen turistlere “özgüven” kazandıran resimleri yapma sürecini deneyimlemek ve konu olarak kendi suretini yarı yarıya teslim etmek kendisi de resim yapan birinin portresi ve kendi arasındaki mesafeyi pazarlığa sokan bir deneyim sunar.

Bu sergide karşımıza çıkan diğer fotoğraf ve desenlerle birlikte “Tuhaflıklar Anı” kent mi sahne, sahne mi gerçek, gerçek olabilecek kadar tuhaf olan hangisi  sorularını akılda bırakarak akıyor. 2 Kasım tuhaf olanı fark edebilmeniz için son tarih.

'Bir Genç Kız Yetişiyor' 2003, video, 5 dk.

0
2199
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle