06 EKİM, CUMA, 2017

Sessizliğin Soğuk Nefesi

Kış yaklaşırken Ankara tam da mevsime yaraşır bir sergiyle bir araya geldi. Eskişehirli genç sanatçı Metin Kalkızoğlu’nun “Sessizlik” sergisi, adı gibi kar sessizliği taşıyan hipergerçekçi peyzajlarıyla 23 Eylül’de, Platform A Sanat Galerisi’nde izleyicisiyle buluştu.

Sessizliğin Soğuk Nefesi

Arda Kıpçak bu sözlerle başlıyor sergi kataloğu için yazdığı metne, tam da olduğu gibi tarif ederek.

''Kar altında bir kır manzarası.

Sisin ardında solgun bir güneş.

Kurumuş bir ağaç.

Üzerinde uçan bir kuş.

Soğuğun ve sessizliğin hüküm sürdüğü donmuş bir diyar.” 

Sergiye atılan ilk adımda donuk maviyle beyazın, minimalist, temiz çizgilerin olduğunu görüyor izleyici, fakat ardından gelecek etkiden bihaber olarak. Çok sayıda küçük boyutlu (10x10 ya da 12X12), birkaç büyük çalışmanın yer aldığı sergide her ne kadar büyük işlerdeki boşluk duygusu daha gerçekçi gelse de asıl yoğun duyguları, o küçücük işlerde derinden ve çok inceden hissediyor insan. Eskişehir’i, Ankara’yı ya da benzer bir jeolojik ve iklimsel yapıyı taşıyan bölgeleri bilen herkes Kalkızoğlu’nun resmettiği anlara şahit olmuştur; bir seyahat esnasında, köyde, orman kıyısında, kış ortasında bir ovadan geçmek gereken o beklenmedik zamanda…

Açılış nedeniyle fonda yer alan trio, başka bir sergi için olsa, son derece keyifli olabilecekken “Sessizlik”i bastıran bir gürültüye dönüşmesi bir parça sıkıcı oldu, buna rağmen sanatçının doğayı resmetme gücü ve bize hatırlattığı anlar o kadar güçlüydü ki manzaraya açılan küçücük pencere bizi içine alıp tüm sesi karlı, soğuk havanın izole eden sessizliğine hapsetti. Bembeyaz akrilik bir zeminde incecik kuru dalların, zayıf ağaçların durduğu o manzara hiç içinde bulunmasak bile köklerimizden gelen, kolektif bilinçaltımızda depolu, vahşi doğayla bağıntılı hafızamıza dokundu. Sisin altındaki dolunay, karanlık geceyi laciverte boyarken zihnimizdeki rüzgâr uğultusu dindi ve yerini ayazın keskin sessizliği aldı.

Peyzajlar o kadar etkileyici ki basılı bir mecrada görmek, yapıtın karşısındayken duyulan dehşetli duyguyu veremez, belki en çok da bu yüzden birini alıp muhakkak duvarına asma ihtiyacı duyuyor insan. Her önünden geçtiğinde durup sonsuz, karlı boşluğa açılan pencereden girmek ve tipide soluklaşan o iki kuru zayıf ağacın arasından bilinmez bir yola yürüdüğünü, üşüdüğünü, kendi zihnine, kalbine açılan bir patikaya doğru çekildiğini hissetmek için.

Bu kadar derin etkileri olan peyzajların hiç mi “olmamış” tarafları yok? Aslında beklenmedik biçimde var. Gece peyzajları da diğerleri kadar derin ve etkiliyken dolunay yerine Hilâl resmedilen işlerde hiperrealizmi alıp uçuran bir hata var: Dünya’nın Ay’dan daha küçük yahut daha uzak olması halinde görüneceği üzere Hilâl’in gereğinden fazla kıvrık gösterilmesi. Bu minicik görüntünün yakından bakıldığında, küçüklüğüne rağmen dikkat çektiği ve resmin büyüsünden kopardığı bir gerçek.

​Nadiren insan figürleri taşıyan peyzajlarda, uzaktan görülen evler, çitler, kuşlar, ağaçlar ve sonsuzluk hissi tekrar eden, ama her çalışmada hikâyesini yeniden var eden bir duruş sergiliyor. Çok az renk ve deseni çok farklı biçimlerde yeniden kurgulama becerisi ve tutturduğu renk aralıklarıyla Kalkızoğlu’nun peyzajları fotorealist portrelerinden çok daha çarpıcı bir ruha sahip.

“Sessizlik” 12 Ekim’e dek Taurus AVM’de yeralan Platform A’da kendi içine dönmek isteyenleri bekliyor. Galeri, Salı-Cumartesi 11.00-19.00, Pazar 12.00-19.00 saatleri arasında gezilebilir.

0
3694
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle