23 OCAK, PERŞEMBE, 2014

Ruhun Mekanik İşleyişi Üzerine bir sergi 

Miharbi, iktidar, sınır, şiddet, savaş / barış ve sansür kavramlarını kendi üretim dili ile görüntüye, sese ve harekete çevirirken; bu kavramların yarattığı kısır döngüyü, sinir bozucu ritmi ve tıkanmayı serginin ana eksenine ustalıkla oturtur.

Ruhun Mekanik İşleyişi Üzerine bir sergi 

12 Kasım’da Pilot Galeri’de açılan Ali Miharbi'nin ilk solo sergisi "Ruhun Mekanik İşleyişi Üzerine”; mekanın sınırlarını sergiye dahil eden yüksek sesli bir enstalasyon.

Ali Miharbi, üretim dilini; düzenin içinde akan olağan sayılan durumların ve kolayca kabul görmüş sınırlamaların, içine kurar. Sanatçı bu süreçte iletişimimizi sağlayan her türden dili kendine araç edinir ve teknolojik dil, mantık dili, günlük konuşmalar, bir anda Miharbi’nin oyun alanına dönüşür. Kullandığı mecralarda zaman zaman içine hareketi  de dahil ederek eleştirisini yaptığı düzenin akışını benzer jestlerle canlandırır.

Disiplinlerarası üretiminde, çoğunlukla tercih ettiği teknoloji ve nimetleri, sanatçının üretim dilini ironi dolu bir mecraya dönüştürür. Mekanik bir kol, yasaklanmış internet siteleri, CNC tezgahta kesilen köpük duvarlar, kazanmamaya ayarlı bir satranç  oyunu... Kısaca Miharbi, çağdaş sanatın eleştirel gücünü; günlük kullanım içinde hepimizin yaşamına farklı dozlarda dağılmış mekanik ve teknolojik donanımlar ve sonuçlar aracılığı ile izleyiciyle paylaşır.

Galeriyi kaplayan sesler ve hareketler, daha ilk adımda obsesif bir sergide miyiz sorusunu akla getirebilir. Zira Miharbi’nin bilinçli tercihiyle olagelen bu şeyler; psikiyatride, obsesyon adı verilen takıntılı düşünce, fikir ve dürtüler ile kompulsiyon adı verilen yineleyici davranışlar ve zihinsel eylemlerden oluşan ruhsal bir hastalığın1 yaşamımızı sarmakta, sınırlamakta ve zorlaştırmakta olduğunu hatırlatır.

Miharbi, iktidar, sınır, şiddet, savaş / barış ve sansür kavramlarını kendi üretim dili ile görüntüye, sese ve harekete çevirirken; bu kavramların yarattığı kısır döngüyü, sinir bozucu ritmi ve tıkanmayı serginin ana eksenine ustalıkla oturtur. Kendi yaptığı yazılımlar aracılığı ile bu sergiyi görünür kılarken; teknolojinin dilini, düşünme aracı olarak kullanır.

Siyasal ve toplumsal olanın tıkanan yerlerine teknoloji ve sanat aracılığı ile dokunurken; bu alandaki genellemeler, kabuller ve gerçekler hakkında  başka bir dille konuşmak mümkün mü sorusunu ortaya atar.

Bu sergi “yeni medya sanatı ” başlığı altında bir genelleme içine dahil edilse bile diğerlerinden önemli bir farkla ayrılmakta. Zira Miharbi’nin bu sergide izleyiciyi işin içine  katmamış. Yeni medya sanatı içinde görmeye alışık olduğumuz şekli ile izleyici herhangi bir şey yaparak bu sergiye dahil olmuyor ama bolca düşünüyor. Sergide yer alan tüm işler anda ve mekanda kendileriyle varlar ve kendileriyle üretimlerini her gün sürdürmekteler.

13532 Tık”,  başlıklı iş; erişime engellenmiş 13532 web sitesini alfabetik sırayla ve döngüde açmaya çalışan özel  bir yazılım. Pilot’un video odasında bir bilgisayarda, her gün galeri açılır açılmaz göreve başlayan bu yazılım, ülkemiz dışında serbest ama bizde yasaklı olan internet sitelerine bıkmadan girmeyi deniyor deniyor... Miharbi, günlük yaşamı sarmalamaktan usanmayan yasaklara aynı döngüde kendi diliyle başka bir yanıt arıyor.

Ali Miharbi bu sergide ruhumuza işleyen mekanik işleyişi Pilot’un duvarlarına işlemiş. Duvarı Gıdıklayan Makine ve Duvarı Kırbaçlayan Makine bu durumu karşı kutuplarla izleyiciye sunuyor.

Duvarı Kırbaçlayan Makine başlıklı işinde bir kırbaç, özel yapım makine aracılığıyla durmaksızın galerinin duvarını kırbaçlayarak iz bırakıyor. İnsanın yarattığı, birbirine ve hayvanlara yaptığı hareketi, makineye çevirdiği bu işinde Miharbi; saldırgan ve şiddet yüklü bir eylemi arada canlı olmadan gördüğümüzde nasıl bir anlam yüklüyoruz sorusuna yer açıyor. Dilsiz duvar, üzerinde kalan izle var olan şiddetin tanığı olabilir mi? Ya da dev bir makineye dönüşen sistem, önüne ne gelirse  cezalandırıyor mu?

Duvarı Gıdıklayan Makine isimli yerleştirmede, kuş tüyü; mekanik kol ve elektronik devre aracılığıyla, galerinin bir köşesinde  duvarı gıdıklıyor. İnsana zevk veren, abartıldığı taktirde de zevkten çıldırtabilen bu eylem, karşısına aldığı duvara zevk verir mi?  Miharbi köşeye sıkıştırdığı bu zevk eylemini, duvarlar aracılığı ile tam da kırbaçlama makinesinin karşı köşesine yerleştirerek, bir çıldırma anına mı çevirmek istiyor. Miharbi, galerinin sınırlayıcı duvarlarını görünür kılıp bizi mekanın köşelerine davet ederken zihne takılan sorulara farklı farklı cevaplar üretiyor.

1 http://www.psikiyatri.org.tr/pagepublic.aspx?menu=23 25 Aralık 2013

Galerinin tam ortasında yer alan Labirent ise herhangi bir labirent değil. Politik sebeplerle, iki tarafı birbirinden ayıran ve geçici bir sınır olarak yerleştirilen duvarların iz düşümünden oluşan bu tek girişli labirent, tüm sergide var olan  tekrarı döngüsel bir formla merkeze yerleştiriyor. Keşmir bariyerleri, Filistin'i çevreleyen duvarlar, ABD-Meksika bariyeri, Bağdat duvarı, Belfast duvarı, Kuzey-Güney Kore Bariyerleri, Kuveyt-Irak bariyeri, Fas-Melilla İspanyol Bölgesi, Suudi Arabistan-Yemen bariyeri ve Fas-Batı Sahra Duvarı. Bu duvarların iz düşümleri, CNC tezgahında köpükten kesilmiş. Birbirine eklenerek kendi sınırlarını yaratarak bir haritaya dönüşen ve yeni bir sınır yaratan bu köpük heykel; malzemesiyle artık kalıcı olan bu duvarların geçiciliğine güçlü sözler söylüyor.

Serginin zihinsel haritasının ritmi seslerin ve hareketlerin devamlılığı üzerinde yürüyor. Sınırlar ve duvarlar hakkında serginin en ritmik işlerinden birisi de Savaşsız Satranç. Aynı yazılımın içindeki iki makina-oyuncu karşılıklı satranç oynuyor. Ali Miharbi tarafından yapılmış program, oyuncuların birbirinin taşını yememesi üzerine kurulu. Hal böyle olunca kaybeden de kazanan da yok. Şah taşı, rakip oyuncu  tarafından kıpırdayamayacak şekilde tehdit edilemiyor ve dolayısıyla şah mat hiç bir zaman olmuyor. Stratejisi kazanmama üzerine kurulu bu oyunda heyecan nerede? İçinden geçtiğimiz düzen müdahaleyi böylesine programladı mı? Oyun bir süre sonra kendi duvarlarını kendi yaratıyor ve piyonlar ilerleyemiyor. Görünmez duvarlar gerçeğe dönüşürken sadece güçlü olanlar hareket edebiliyor.

Kırbaçlamaktan yorulmayan makineler, oynamaktan yorulmayan program, tıklamaktan yorulmayan bilgisayarın sesleri arasında yine duvarda yer alan iki iş ise izleyeni Miharbi’nin düşünce ritmine iyice sokuyor: Bir Haber Ajansının Rüyası ve Resmi Ontoloji.

Bir Haber Ajansının Rüyası adlı iş Anadolu ajansına son altı ay içinde yüklenmiş haber metinlerini temel alan iş. Yine Miharbi’nin yazılımını yaptığı bir program ile yeniden yazılan haberleri hedef tahtasına benzeyen döngüsel bir düzende okuyoruz. Program haberlerde geçen söz öbeklerinde, birbirini takip eden 3 kelimenin oranına göre yeni cümleler kurmuş. Gramer olarak doğru ama anlam olarak oldukça absürt bu cümleler merkezden yayılarak büyük bir daireye dönüşüyor. 

Resmi Ontoloji isimli işinde ise anayasanın ilk dört maddesinin mantık diline göre yazılmış halini  görüyoruz. Ali Miharbi, dil hakkında çok düşünen bir sanatçı. Dili kelimelerden, hecelere ve seslere uzanarak çözümlerken yeni olasılıklar üzerine düşünüyor ve düşünmemizi sağlıyor. Bu sergide ise değişmez kabul edilen ilk dört maddeyi mantık dili ile yeniden yazarak yeni bir dille okunabilir mi sorusunu soruyor. Miharbi, Resmi Ontoloji’de uyguladığı yeni dil önerisine benzer bir çalışmayı  yakın zamanda, Arter’de Bahane’de gerçekleştirdi. “Türkçe için yeni bir yazı sistemi geliştirmek mümkün mü?” başlıklı atölye çalışmasında sanatçı, Türkçe yazılmış metinler üzerinde yaptığı data analizlerinin sonucunda ortaya çıkan hece listelerini ortaya sermiş, en çok hangi heceleri kullandığımıza bakmış ve bir sesle o sesin sembolü arasında nasıl bağlantılar kurduğumuzu araştırmıştı. Birtakım ses parçaları  için  beraberce yeni işaretler icat etmeyi denemişti. Sanatçı, atölyeye katılmayı seçen bir grup insanla yeni bir yazı sistemi oluşturmaya yönelik bir deneme gerçekleştirmişti.2

"Ruhun Mekanik İşleyişi Üzerine” sergisi, kendini izlemeye gelen seyircinin içinden geçtiği gerçekliği gürültülü bir biçimde yüzüne vuruyor. Sesler, kulaklarınızda çınlarken; hazla acı arasındaki sıkışma, sandığımız özgürlüğe müdahale ediyor.

2 http://bahanearter.wordpress.com/program/turkce-icin-yeni-bir-yazi-sistemi-gelistirmek-mumkun-mu-is-it-possible-to-develop-a-new-writing-system-for-turkish/ 25 Aralık 2013

0
2039
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle