06 TEMMUZ, CUMA, 2018

Peki ya Hepimiz Deliysek?

“Aklıyla yükselen insan, kendi eseri olan, ama bir süre sonra kontrolünü yitirdiği resmî aklın güdümünde yavaş yavaş ağır taşları sırtlanmaya başlar ve sonunda inşa ettiği zindanına çoğu kez küçük bir pencere açmayı bile unutur.” (Erasmus) Acaba son dönemde yaşadıklarımız insanlığın zindan günleri mi?* “Mad World” sergisini küratörü Oğuz Erten’den dinleyerek yorumladık.

Peki ya Hepimiz Deliysek?

Bozlu Art Project Nişantaşı galerisinde Oğuz Erten küratörlüğünde gerçekleşen “Mad World” isimli karma sergi deliliği irdeliyor. Desiderius Erasmus’un taslağını oluşturduğu, 1509 yılından günümüze kadar geçen sürede gerçekliğini ve geçerliliğini koruyan klasikleşmiş yapıtı Deliliğe Övgü’den yola çıkarak bireysel delilikten çok toplumsal deliliği ele alan karma sergide; Burcu Aksoy, Ali Alışır, İlgen Arzık, Sinan Demirtaş, Server Demirtaş, Evren Erol, Murat Germen, Tülay İçöz, Çağatay Odabaş, Meliha Sözeri, Gamze Taşdan ve Semih Zeki sanatçılar arasında yerini alıyor.

​Homo sapiens’e ait organizmaların kültür adını verdiğimiz karmaşık yapılar oluşturmaya başladığı 70 bin yıl öncesinden itibaren başlayan topluluk hâlinde yaşama, insanın tarih öncesi yaşamına dair bize ipuçları verir. Bunu 12 bin yıl önce gerçekleşen Tarım Devrimi izlerken yalnızca 500 yıl önce başlayan Bilimsel Devrim insan denen canlının pratikte nasıl yaşadığını ve diğer canlılarla nasıl etkileşim hâlinde olduğunu gözler önüne serer. 70 bin yıldır devam eden Bilişsel Devrim, Homo sapiens’e etrafındaki dünyayla ilgili daha fazla bilgiyi aktarma becerisi kazandırırken aynı zamanda sosyal ilişkileriyle ilgili de daha fazla bilgi aktarma becerisi kazandırır. Bununla birlikte yabancılarla iş birliği, kabile ruhu, topluluk bilinci gibi sonuçlar ortaya çıkar. İnsanın Bilişsel Devrim’den itibaren inşa ettiği bu topluluk bilinci aslında bir bakıma 1509 yılında Desiderius Erasmus’un Deliliğe Övgü kitabında yazdığı gibi aklıyla yükselen insanın kendi eseri olan bir zindan mıdır? Topluluk bilincinin oluştuğu 70 bin yıl öncesinden günümüze çığ gibi çoğalan insanlık sorunları toplumları delirtti mi? Deli olarak adlandırılan ve toplumdan tecrit edilen insanlar aslında deli olan topluma katılmadıkları için ve onların düzenini bozdukları için mi deli olarak adlandırılıp dışlandılar? Tüm bu soruları irdelercesine küratör Oğuz Erten “Mad World”ü şu şekilde yorumluyor: “Artık delilik değil de toplumun delirmesi üzerine bir durum yaşıyoruz. Michel Foucault’un Deliliğin Tarihi veya Desiderius Erasmus’un Deliliğe Övgü isimli kitaplarında bu dönemin de konusu olan toplumsal delilik ele alınıyor. Delilik nereden çıkmış, nasıl ilerlemiş, insanlık tarihi boyunca toplumlarda neler olmuş ve toplumun delirmesi üzerine bir tanı oluşmuş mu daha çok bunların üzerine gittik. Günümüze gelene kadar delilik toplumsallıktan çok bireysel bir sorun olarak ele alınıyordu. Orta Çağ koşullarında deliler daha çok cüzzamlılarla bir gibi görülüyordu. Toplumdan dışlanıyorlar, tecrit ediliyorlar, uzaklaştırılıyorlardı. Hatta Orta Avrupa’da nehir yolculukları yapılan yerlerde deliler gemilere doldurulup “Delilerin Gemisi” diye adlandırılarak kendi şehirlerinden uzaklaştırılarak başka şehirlere gönderiliyorlardı. Bu konular üzerinden ve Erasmus’un yazmış olduğu Deliliğe Övgü kitabından da yola çıkarak Avrupa’nın deliliğe bakışını ve sonrasında günümüzün delirme ortamı ve deliliği üzerine neler oluşturabiliriz diyerek sergide yer alan sanatçılarla beraber çalıştık.”

  • Murat Germen
  • Burcu Aksoy
  • İlgen Arzık
  • Semih Zeki

Semih Zeki

Sergi alanına girdiğimizde Sinan Demirtaş’ın Prolog, Çağatay Odabaş’ın The President, Gamze Taşdan’ın Burası Teksas, Semih Zeki’nin Asylum, Tülay İçöz’ün Alır Başımı Giderim adlı eserleri bizi karşılayan ilk işler oluyor. Server Demirtaş, Saklanan/Hiding eserinde sosyal politik bir gönderme yaparak insanın kendi içindeki baskılar, toplumsal baskılar ve bu baskılarla mücadele etme yönetimini, kaçma duygusunu anlatıyor. Ali Alışır, Sanal Bedenler II adlı çalışmasında insan ve teknoloji konularına odaklanarak medya aracılığıyla sürekli imaj bombardımanı altında kalan bireylerin çaresizliğini anlatıyor. Küratör Erten, Sanal Bedenler II’nin gerçeklik ile gerçek dışılık arasında insanın giderek benliğinden uzaklaştığı insanlık psikolojisinden de uzak bir yeri temsil ettiğini ifade ediyor. Evren Erol, Gök dolabilir içeri eseri ile gökyüzü tasviri oluşturarak içeride veya dışarıda olma algısını yapay zindanlarda yaşamaya zorlanma üzerinden irdeliyor. Murat Germen, (D)üşüş// (F)all; İlgen Arzık, Dark Ages Set; Burcu Aksoy, Series 36 - Fregoli Syndrom; Meliha Sözeri, Sınır Uçları sergide yer alan diğer eserler arasında.

​Oğuz Erten serginin amaçlarını şöyle açıklıyor ve bitiriyor: “Sanatın felsefelerinden bir tanesi de ‘Neredeyiz?’ sorusunu sorarak durup düşünmek. Hayat o kadar hızlı ilerliyor ki; Antik Yunan’da da insanlar sandalet giyiyorlardı, Roma döneminin sonunda da. Teknoloji ve üretim aşamasında bazı şeyler hiç değişmedi. Bahsettiğimiz zaman dilimi neredeyse 1500 yıllık bir zamanı kapsıyor ancak biz günümüzde o 1500 yılda olmayan gelişmeleri bir yıl içerisinde yaşıyoruz. O kadar hızlı zamanı atlıyoruz ki, o zamanı hızlı yaşadıkça kendimizden bir şeyleri geride bırakıyoruz. Bıraktığımız şeyler de varlığımızı hissettirebilen ve ayaklarımızın yere değdiği akıl ile medeniyetini kurmuş bir toplumun deliliği. Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filmindeki sürekli vida sıkan adamın uykusunda bile vidaları sıkmaya devam etmesi gibi bazı zamanlar çok fazla çalışıyoruz. Bu 1936 yılında yapılmış bir filmdi ancak günümüze baktığımızda -neredeyse 2020’ye geldik- 100 yıl sonra nerede olacağımızı ve ne hâlde olacağımızı düşünüyor olmamız gerekiyor. Bu düşünceyi sergi üzerinden okuyor olmamız için bu sergiyi yaptık.”

  • Server Demirtaş
  • Ali Alışır
  • Burcu Aksoy

Burcu Aksoy

Ben de Erasmus’un Deliliğe Övgü eserinden şu alıntıyla bitirmek isterim: “Madem ki insanız, gerçek tedbirlilik, yapımızın kaldırdığından daha fazla bilge olmamaktır. Ya kalabalığın deliliklerine tatlılıkla katlanmalı ya da kalabalıkla birlikte hatalar deryasına kendimizi kaptırmalıyız. Fakat, diyeceksiniz, böyle bir hareket deliliktir. Bunu kabul ederim; ama siz de yaşam komedisini oynamanın gerçekten bu olduğunu kabul ediniz.”

​28 Haziran tarihinde sanatseverle buluşan “Mad World” karma sergisi, 25 Ağustos 2018 tarihlerine kadar Bozlu Art Project Nişantaşı galerisinde görülebilecek.


*Basın bülteninden alıntıdır.

0
7884
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle