21 AĞUSTOS, PERŞEMBE, 2014

Öğrenmeye ve paylaşmaya açık bir vaha: Ka

İsmini, Antik Mısır inanışına göre insanın görünmeyen bedeni olan ‘ka’dan alan Ka Fotoğraf Geliştirme Atölyesi, ülkemizde fotoğraf alanındaki oluşumların en yeni ve en açık fikirlilerinden biri. Kuruluşu henüz üç seneyi biraz geçmiş olsa da, verdikleri eğitimler ve düzenledikleri etkinliklerle Ankara’da solunan fotoğraf havasına taptaze ve ferahlatıcı partiküller salan Ka, sıcak insanların kurduğu sımsıcak bir mekân. Filiz Teyze’nin işlettiği Cadı KAzanı’nda pişen yemekler, kekler ve börekler de cabası. Sanat dünyasının yaz rehavetine kapılmasına fırsat bilip, kurucularından Nazlı Deniz Oğuz ve Oğuz Karakütük ile Ka’yı konuştuk...

Öğrenmeye ve paylaşmaya açık bir vaha: Ka

Ka bugüne kadar alışık olduğumuz fotoğraf yapılanmaları arasında ayrıksı bir noktada duruyor. Sadece fotoğraf eğitimi vermekle/almakla sınırlı kalmayıp fotoğraf etrafında bir araya gelen daha geniş bir topluluk yaratıyorsunuz. Kurucularınız arasında amatör fotoğraf derneklerinden gelen kişilerin de bulunduğunu göz önüne alırsak, Ka’yı bu yapılardan farklı bir noktada nasıl konumlandırdınız? Örnek aldığınız oluşumlar var mıydı ve esas olarak Ka’yı kurma ihtiyacı nasıl doğdu?

Oğuz: Sınırsız olduğunu düşündüğümüz fotoğraf medyumunu sürekli çerçevelemeye çalışan bakış açılarından çok sıkılmıştık. Etrafımızda, özellikle Ankara’da, başka başka isimler altında benzer kalıplar üreten yapılar insanlara aynı şeyleri pompalıyor ve oldukça sığ bir fotoğraf algısına hepimizi mecbur bırakıyorlardı. Bu sığ ve güvenli sularda yüzmeye alışmış insanların çoğu için de daha derin sular, doğal olarak korkutucu ve gidilmemesi gereken yerler gibi gözüküyordu. Ve uzaktaki, kendi ürettiğine/tükettiğine benzemeyen işlere refleks olarak geliştirilen negatif bir tepki vardı. Sürekli aynı şeyler ısıtılıp ısıtılıp tekrar servis ediliyordu. Tamam biz de her şeyi sevelim demiyoruz; ama en azından üretilen her şeye saygı duyup anlamaya çalışalım istiyoruz. Dolayısıyla biz tüm bu olup bitenlerin içinde kendimizi fotoğraf alanında daha fazla geliştirmek istiyorduk ancak yakınımızdaki mecralar bunun için yeterli gelmiyordu. Hem kendimiz hem de bizimle benzer kaygıları duyanlar için yeni bir mecra gerekiyordu. Bu mecra da bizim ve çevremizdekiler için Ka oldu.
Fotoğrafı sadece boş vakitlerini değerlendirmek, daha çok sosyalleşmek ya da pahalı oyuncaklarıyla kendine bir etiket daha açmaya çalışanların değil, fotoğrafı kendisi için bir ifade biçimi olarak görenlerin, yeni şeyler öğrenmeye açık, meraklı ve öğrendiklerini paylaşmayı seven insanların çoğunlukta olduğu bir yer Ka. Açığız ve deli gibi yeni şeyler öğrenmek isityoruz. Ayrıştığımız en keskin nokta burası. Ka’nın ortaya çıktığı zamanlarda örnek aldığımız bir oluşum vardı diyemeyiz çünkü daha çok kendi ihtiyaçlarımıza odaklanmıştık. Daha sonra denizde açılmaya başladıkça ilham ve motivasyon kaynağı olabilecek bir sürü ada ile karşılaştık.

Nazlı: Ulaşabildiğimiz ve bizi heyecanlandıran herkesle tanışıp bu süreci canlı tutmak bizim için en önemli şeylerden biri. Bugüne kadar pek çok güzel insanla Ka sayesinde bir araya geldik. Çok güzel arkadaşlıklar kurduk ve her biri ayrı ayrı bize ilham veriyor. Üstelik daha tanışmak istediğimiz pek çok insan ve oluşum var.

Ka’nın yapısını ve işleyişini nasıl tanımlayabilirsiniz? Kurucuları kimler ve yeni katılımlara yönelik yaklaşımınız nedir?

Oğuz: Ka giderek çok katmanlı bir yapı haline geliyor: Atölyeler düzenliyor, herkese açık etkinlikler yapıyor, yakın durduğu sivil toplum örgütlerine destek sağlıyor, büyük bir kitaplık oluşturmaya çalışıyor. Şimdilerde bir de Kitap Dükkânı’mız oldu ve henüz duyurmadığımız bir laboratuvarın hazırlıklarını yapıyoruz. Tüm bunların merkezinde fotoğraf var; çünkü hem kendimizi bu alanda yetkin hissediyoruz hem de yapılacak çok iş olduğunu düşünüyoruz. Kurucular Fazlı (Öztürk), Serhat (Şatır), Nazlı ve ben. Mali sorumluluklar ve angarya diyebileceğimiz bütün işler bu dört kişininin üzerinde. Açılış-kapanıştan telefonlara bakmaya, temizlikten çiçek bakımına kadar tüm güzel işler bizden sorulur. Her hafta birimiz sorumlu oluyoruz tüm bunlardan. Geriye kalan üç hafta da kendi işlerimize ve verdiğimiz atölyelere odaklanabiliyoruz böylece. Bunun dışında atölye ve etkinliklerin organize edilmesi ve hayata geçirilmesi aşamasında bizler yine başrolde gibi gözüksek de çok daha kalabalık bir ekip var üretilen işlerin arkasında. Bir sürü genç destekçimiz var. Fotoğraf yolculuklarında Ka onlara destek olurken, bizimle birlikte yol alıp kendini geliştirenler atölyelere dahil olup bizlerle birlikte danışmanlık yapıyorlar ve bütün koşturmacalarımız içinde bizimle birlikte koşuyorlar. Diğer yandan Ka sürekli kendini yenileme hedefinde olan bir yapı. Bu yüzden de yeni katılımlara her zaman açık, yeter ki kişinin egosu kendinden büyük olmasın. Çünkü tüm yapmak istediklerimizi yapabilmek için daha kalabalık, enerjik ve uyumlu bir ekip olmalıyız.

Fotoğraf eğitimi, faaliyetlerinizin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Hangi konularda eğitim veriyorsunuz? Bu eğitimler alışık olduğumuz fotoğraf eğitimlerinden nasıl farklılaşıyor? İleride bunları çeşitlendirmeyi düşünüyor musunuz?

(1)
Ka Fotoğraf Geliştirme Atölyesi’nin atölye ve etkinliklerini takip etmek için: http://www.kaatolye.com/

Oğuz: Ka’nın programında ileri düzey atölyeler, düzenli olarak gerçekleşen konuk atölyeler, söyleşi ve etkinlikler yer alıyor ve temel düzeydeki atölyelerle fotoğrafa yeni başlayanlar için ipuçlarını paylaşıyoruz. Böylece amacımız Ankara’da her seviyeden katılımcıya açık olan, fotoğraf merkezli bir hareketlilik yaratmak. Danışmanlığını bizim yaptığımız ya da konuk olarak davet ettiğimiz, temel veya ileri düzey tüm atölyelerin, fotoğrafın bir ifade biçimi olduğuna vurgu yapmasını önemsiyoruz ve buna göre tercihler yapıyoruz. İnsanlara ne yapmaları gerektiğini değil yapabileceklerinin sınırsız olduğunu anlatıyoruz ve tabii ne yapmayı istediklerini sorgulamaya yönlendiriyoruz. “X Fotoğrafçılığı" ya da "X Fotoğraf/Fotoğrafı" gibi sıfatlı atölyeler düzenlemeye sıcak bakmıyoruz. Çünkü artık hem fotoğrafı kategorize etmek çok zor hem de bir şeyi tanımlamak aynı zamanda sınırlar çizmek anlamına geliyor. Biz sürekli tanımlanmış, sınırlanmış fotoğraf çerçevelerine bakmaktan sıkıldık. Bu çerçeveler olmadığında insanlar neler yapabiliyor, biz neler yapabiliyoruz merak ediyoruz.

Nazlı: Tabii tüm bunlar bizim de öğrenme ve gelişim sürecimizin bir parçası. Sınırları kaldırmaya çalışmak, bakış açılarımızı genişletip esnetmek, yeri geldiğinde kendimize ve alışılmışa olan yatkınlığa direnmek anlamına geliyor. Anlamaya çalışmak ve bunu kendi içinde dönüştürmek üretmenin en önemli kısmı. Tüm bunlar da karşılıklı paylaşarak ve yine anlatarak mümkün. Dolayısıyla Ka’daki eğitimler de hep bunu akılda tutarak ilerliyor. Oğuz’un vurguladığı “danışmanlık” bu yüzden önemli. Ka’da bildiğini paylaşmaya açık, danışabileceğiniz insanlarla yola çıkıyorsunuz. Yola çıktığımız herkesten de bir şeyler öğreniyoruz. Bu sayede ekibimiz ve hedeflerimiz her geçen gün büyüyor ve tabii çeşitliliğe olan ihtiyaç da.

Oğuz: Bu yıla kadar Ka ekibi dışından kişilerin danışmanlık yaptığı sınırlı sayıda atölye yapabildik. Yalçın Savuran, Ömer Orhun, GAPO, Ali Taptık & Okay Karadayılar ile keyifli ve çok verimli atölyeler gerçekleştirdik. Hem bizim bilinirliğimiz hem de Ankara’daki fotoğraf algısının sınırlılığından ötürü bu yıla kadar bu atölyeleri çeşitlendirmemiz zaman aldı. Ama artık her iki durumun da kırıldığına inanıyoruz. Ve bu yıl çok daha çeşitli bir atölyeler programı hazırlıyoruz takipçilerimize.

Bir de artık rüştünü ispatlayan ‘Açık Atölye’niz var. ‘Açık Atölye’ nedir? Katılım koşulları nelerdir? Atölyeleri kimler yönetiyor ve konulara nasıl karar veriyorsunuz? Atölye sonunda çıkan işleri genel fotoğraf kitlesiyle nasıl paylaşıyorsunuz?

Oğuz: ‘Açık Atölye’ biraz evvel konuştuğumuz kaygılarla kurgulanmış, üretim odaklı bir atölye. Katılımcılarına fotoğrafı bir ifade biçimi olarak kullanmanın adımlarını atmayı öğretmeyi hedefliyor. Aynı zamanda da fotoğrafı benzer biçimde kullanan fotoğrafçıları anlama çabasını da bir o kadar önemsiyor. Atölye, 16 haftalık uzun bir süreç. Her hafta bir başlıktan yola çıkarak ortaya koyduğumuz önermeler ve baktığımız birçok iş üzerine tartışıyoruz. Diğer yandan süreç boyunca, belirlenen ortak bir konu/kavramdan yola çıkarak her bir katılımcının atölye sonuna kadar bireysel bir proje üretmesini bekliyoruz. Atölyeye fotoğrafın temel problemlerini -teknik olarak- çözmüş herkes, neden bu atölyeye katılmak istediğini anlatan kısa bir metinle birlikte sevdiği fotoğraflardan bir seçki yaparak bize başvurabilir. Atölyeye benimle birlikte danışmanlık yapan isimler değişiyor ama özellikle, belli bir birikime sahip olduğunu düşündüğüm ekipteki genç arkadaşlarla süreci yürütüyorum. Böylece onlar da atölye boyunca kendi üretim süreçlerini beslerken birikimleriyle de atölye katılımcılarına ve bana destek oluyorlar. Atölyeyi bugüne kadar İpek ve Shayman’la yürüttük, yeni dönemde bana Selen eşlik edecek ve başka arkadaşlarımız da ‘Açık Atölye’ ekibine dahil olmak için hazırlanıyor olacak. Çalışacağımız konuyu belirlerken başta herkesin kolayca adapte olabileceği ve içselleştirip iş üretebileceği kavramlardan hareket ediyorduk. ‘Kabuk’ ve ‘Ayna’ projeleri böyle biçimlendi mesela. Sonradan her ‘Açık Atölye’ döneminde bir fotoğrafçıya selam gönderme fikri çıktı ortaya. ‘Demokratik Orman’ ile William Eggleston’a, ‘Bahçe’ ile Sean Lee’ye selam yolladık. Ekimde yeni döneme ‘Elveda Fotoğraf’ diyerek merhaba derken Daido Moriyama’ya da selam göndereceğiz. Tüm bu başlıklar bir çıkış noktası sadece. Herkes başlıkları kendi duygu/düşünce dünyasında başka yerlere taşımakta, başka şeylere dönüştürmekte serbest. Üretilen işleri hem kitap hem sergi formunda paylaşmayı önemsiyoruz. İşlerin her iki mecrada da yeniden biçimlenmesi hem üretenler hem de izleyenler için iyi bir deneyim.

Solfasol'un konuk olduğu 'Serbest Cuma' etkinliğinden © KA

‘Açık Atölye’lerin sonuçları dışında Ka’da başka işleri de düzenli olarak sergiliyor musunuz? Ve seçimleri neye göre yapıyorsunuz?

Nazlı: Aslında Ka’da üretilen her işi mümkün olduğunca sergilemeye çalışıyoruz. Ka’nın karanlık odasında üretilen işleri, düzenlediğimiz karanlık oda partilerinde bir araya getiriyoruz. Mekân da bize sergiler için belli bir özgürlük sağlıyor; duvarlar metal panolarla kaplı ve resmen bir sergi asılı olmasa bile insanlar projeleriyle ilgili çalışırken de bu panoları kullanabiliyor, dolayısıyla dikkatli gözler için Ka’da her daim bir sergi var. Kitap Dükkânı açılışını da bir nevi sergi ile gerçekleştirdik. Büyük bir iddiamız yok; ama Ka’da sergi yapmak isteyenler olduğunda da bizim yaklaşımımıza ve programımıza uygunsa reddetmiyoruz.

Atölyelerin yanı sıra ‘Fotoğrafçı Okumaları’, ‘Bak Sana Ne Getirdim’, ‘Serbest Cuma’ gibi farklı etkinlikleriniz de var. Bunların çıkış noktası nedir ve izleyicilerin ilgisi nasıl?


Nazlı: Etkinlikler, Ka’nın eğitimler kadar önemli bir parçası, hatta birazcık daha önemli olduğunu bile söyleyebiliriz; çünkü etkinlikler herkese açık buluşmalar olarak gerçekleşiyor ve katılmak için merak etmeniz yeterli. Etkinliklerin çıkış noktası ise özünde çok basit: Merak ettiğimiz konu ve konukları ağırlarken herkesi bize katılmaya çağırıyoruz. Bir de başından beri bunları anlatanlar ve dinleyenler çizgisinden uzak tutmaya çalışıyoruz.
Oğuz: Örneğin ‘Fotoğrafçı Okumaları’ Ka’nın ilk yılından beri gerçekleştirdiğimiz bir etkinlik. Tek tek fotoğraflara bakmak ve onları değerlendirmek yerine daha geniş bir perspektifle bir fotoğrafçının tüm işlerine bakmayı daha kıymetli bulduğumuz için ‘Fotoğrafçı Okumaları’nı yapmaya başladık. Her ay ekipten biri, sevdiği veya bir türlü sevemediği ama her durumda merak ettiği bir fotoğrafçıyı seçip sanatçının ilham ve motivasyon kaynakları, yaşadığı dönem, çevresiyle kurduğu ilişkiler, ürettiği işlerinin birbiriyle ilişkisi gibi katmanlar üzerinden o sanatçının ne yapmaya çalıştığını etkinlikte paylaşıyor. Kafasındaki cevaplanmamış sorular, hoşlanmadığı şeyler, hayranlıklar, vb. tüm duygular da bu paylaşıma dahil.

Nazlı: ‘Serbest Cuma’ da en yeni etkinliğimiz. Fotoğraf dışında işler üreten, yaptıklarını ve kafalarını merak ettiğimiz insanları konuk edip merak ettiğimiz her şeyi soruyoruz. Örneğin bu yıl Ankara’dan iki dergiyi ayrı ayrı konuk ettik: Zezine ve Solfasol. Hem tanıştık hem de uzun uzun sohbet ettik, ayrıca üreten insanların daha çok insana ulaşabilmesi ve kendini anlatabilmesi için de bir alan yaratmış oluyoruz. ‘Bak Sana Ne Getirdim’ ise Ka’nın kitaplığını geliştirirken bunu yine herkese açık bir şekilde, içeriğini paylaşarak ve daha önemlisi fotoğraf alanında işler üreten insanları konuk ederek yaptığımız bir etkinlik. Dediğimiz gibi açığız ve yeni şeyler öğrenmek istiyoruz, etkinlikler de buna vesile oluyor; hem bizim hem de bizi takip edenler için. Katılım ise gerçekten iyi, bazen oturacak yer bulamadığımız oluyor, seviniyoruz.

‘Bak Sana Ne Getirdim’ alışılmadık bir platform aslında. Nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Bugüne kadar kimleri davet ettiniz ve ilgi nasıldı? Bundan sonra nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz?

Oğuz: Yola ilk çıktığımızda fotoğraf kitaplarından elbette ki haberdardık, ancak kopan fırtınanın bu kadar farkında değildik. Eksikliğini bir hayli hissetmemize rağmen bir süre kitaplığı öteledik. Ta ki Ali (Taptık) ve Okay (Karadayılar) bize gelip kitaplarla ilgili bir atölye yapana kadar. Hem atölye sırasında hem de sonraki ev sohbetlerinde kitap formunun sınırsızlığı üzerine konuşulanlar, kitaplık için daha hızlı adımlar atmaya bizi daha fazla motive etti. Sonra her ay kitaplık için bir miktar bütçe ayırmaya karar verdik ve öncelikle Foam, GUP gibi herkesin rahat rahat ulaşamayacağı dergilere abone olduk. Daha sonra, daha heterojen bir kitaplık oluşturabilmek için de bu bütçeyi biraz daha büyüterek sevdiğimiz fotoğrafçılara, editörlere, yayıncılara verdik ve bizim için kitap seçmelerini istedik. Ve gelip seçtikleri kitapları, tercihlerini, kitaplarla kurdukları ilişkiyi bizlere anlattıkları bir süreç hayal ettik. Ve ‘Bak Sana Ne Getirdim’ böylece başlamış oldu. Geçen yıl Yet Magazine’den Salvatore Vitale’nin getirdiği kitaplarla büyümeye başlayan kitaplığımız Cemil Batur Gökçeer, Ali Taptık&Okay Karadayılar, Serdar Darandeliler&Refik Akyüz, Şener Soysal&Teyfik Çağrı Dural, Markus Schaden& Frederic Lezmi&Dieter Neubert, İrem Sözen&Michela Palermo ve son olarak da Civan Özkanoğlu’nun getirdiği kitaplarla o kadar güzel bir hale geldi ki kitapların olduğu odaya girdiğimizde kendimizi kaybedebiliyoruz. Bu yıl gerekli destekleri sağlayabilirsek ‘Bak Sana Ne Getirdim’i fotoğraf kitabı yayımcılarıyla yapmak istiyoruz. Kendi yayımladıkları kitaplardan bir seçki yapıp gelmelerini isteyeceğiz. 

Yine öncekilerde olduğu gibi hem seçtikleri kitaplar özelinde hem de daha genele dair yayım politikalarını, üretim süreçlerini, sanatçılarla kurdukları ilişkileri, ilham ve motivasyon kaynaklarını bizlerle paylaşmalarını isteyeceğiz. Bunun için etrafımızda fotoğraf kitabı mevzusu ile yakından ilgilendiğini düşündüğümüz arkadaşlarımıza bir mektup yolladık. Hangi yayıncıları görmek istersiniz Türkiye’de diye sorduk. Bunlar bağımsız yayımcılar olabileceği gibi büyük yayımcılar da olabilir. Avrupa’dan, Amerika’dan, Asya’dan yayımcılar olabilir. Gelecek cevapları heyecanla bekliyoruz. Buna göre bir liste oluşturup her ay bir yayıncıyı Ka’ya davet edeceğiz.


Hazır söz kitaplardan açılmışken, bir başka taze oluşumunuz olan Kitap Dükkânı’ndan bahsedelim. Çıkış noktası nedir ve sürdürülebilirliği konusunda ne öngörüyorsunuz?

Nazlı:
Biliyoruz ki, İstanbul’da ve başka şehirlerde üretilen (self-published) kitaplara ulaşmak, hatta bunların hepsinden haberdar olmak herkes için kolay değil. Ankara’da kitapların ve diğer basılı yayımların paylaşılmasına ve istendiği takdirde edinilebilmesine vesile olmayı bu nedenle önemsiyoruz. Yani Kitap Dükkânı yine bir ihtiyaçtan ortaya çıktı. Hem Ka Atölye’ye destek sağlamak, hem üretilen işlerle buluşmak, hem de -küçük de olsa- üretim sürecine destek olabilmek istiyoruz. Sadece Türkiye’de değil yurtdışında üretilen kitapları da dükkâna dahil etmek hedefimiz. Sürdürülebilirliği için bilinir olmamız önemli. Bu sayede haberdar olmadığımız kitapların da bizi bulabileceğini düşünüyoruz. Ayrıca Türkiye’de fotoğraf kitaplarıyla ilgili eleştiri yazıları çok nadir yazılıyor, uzun vadede Kitap Dükkânı’na ulaşan kitaplarla ilgili yazılar yayınlamayı da istiyoruz. Adı dükkân ama bahsettiğim bu hedeflere ulaşırsa anlamlı ve sürdürülebilir olur.

Ankara’da olmanın getirileri/götürüleri var mı?

Nazlı: Şu an bizim için Ankara’da olmanın götürüsü yok gibi. Sadece İstanbul’un üretim hızını takip etmekte biraz zorlanıyoruz ama yakında olmak istediğimizde atlayıp gelebiliyoruz. Ankara biraz daha bohem geliyor bana; sakin ve düşünerek ilerlemeye imkân sağlayan, boğmayan bir şehir. Son yıllarda güzel bir paylaşım ve üretim ağı oluşmaya başladı. Burada birbirimizi dinleyecek vaktimiz ve isteğimiz var. Şehrin sakinliği bize büyük bir alan yaratıyor, sıkılmanın yarattığı enerjiyi yakaladığınız kıymetli anların sayısı oldukça fazla, önyargılara kulak asmadığınız ve bizim gibi Ankara’yı çok sevdiğiniz müddetçe getirileri sonsuz. Tüm bu olup bitenleri ve hayallerimizi gerçekleştirmek Ankara dışında mümkün olur muydu emin değilim.

Önümüzdeki dönemde Ka’nın yeni süprizleri var mı diye sorarak bitirelim.

Oğuz:
Bu yıl bizim için de hâlâ merak konusu olan, az önce de bahsettiğimiz, ‘Bak Sana Ne Getirdim’ için hangi yayımcıların geleceği netleştiğinde güzel süprizler olacak. Bir de zaten gelen kitaplar bizim için her ay yeni bir süpriz. Ama bu yıl ilk defa yapmaya başlayacağımız ve sürekli kılmak istediğimiz güzel bir süprizimiz daha var. Türkiye’de genç fotoğrafçıların neler ürettiğini merak ediyoruz. İşlerini daha görünür hale getirebilmek ve geliştirmelerine yardımcı olabilmek istiyoruz. Refik’le birlikte Geniş Açı’yı çıkardığınız dönemdeki ‘Genç Soluklar’ (2) deneyimini çok önemsiyoruz. Yapmak istediğimiz şey için en güçlü ilham kaynağımız ‘Genç Soluklar’. Ve bu şimdi senin için de süpriz olsun: Biz bu projeyi GAPO ile birlikte organize etmeyi hayal ediyoruz. Ocak ayında bir açık çağrı yaparak Nisan ayına kadar insanlardan bize işlerini göndermelerini isteyeceğiz. Seçilen işleri bir web sayfası, sergi ve kitap ile herkesle paylaşmayı hedefliyoruz. Sergi ve kitap formlarını katılımcılar için daha kuvvetli bir deneyime dönüştürebilmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Bunun için her yıl işlerin bir arada olacağı bir kitabın üretimi ve serginin hazırlanması aşamalarında katılımcılara danışmanlık yapacak birileri olacak. Bu yılki danışmanlarımızın kitap için Frederic ve Okay’ın birlikte yürüttükleri BookLab, sergi için Cemil Batur Gökçeer olmasını istiyoruz. Bu projenin bir güzel destekçisi de Torun olacak. (3) Sanatçının mekân ile kurduğu bağ ve yaşadığı çatışmanın en samimi ve doğrudan olduğu yerlerden biri Torun. Bu yüzden bu projede olması bizim için önemli.

(2) 2001, 2004, 2005 ve 2007 yıllarında düzenlenen ‘Genç Soluklar’ keşif projesinde yer alan isimleri ve işlerini görmek için: http://www.gencsoluklar.com

(3) Ankara’nın bir başka nev-i şahsına münhasır mekânı/oluşumu Torun’un takip etmek için: http://www.torun-web.com/

0
4523
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle