17 EKİM, CUMA, 2014

Jonathan Monaghan İle Samimi Bir Sohbet

Bu sene, 'Moving Image' fuarı, Art International'ın bir yan etkinliği olarak izleyici karşısına çıktı. Bu fuarda, sayısız uluslararası sanatçının eseri gösterimde idi. Bu sanatçılardan biri olan Jonathan Monaghan ile samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Jonathan Monaghan İle Samimi Bir Sohbet

Bize biraz kendinizden bahsedermisiniz?  Sanatçı olmaya nasıl karar verdiniz? ​

New York, Queens'de doğdum. Eğitimimi tamamlarken video oyunları ve eğlence sektöründe çalışmayı amaçlıyordum. Reklam filmleri hazırlamak ya da Pixar firmasında çalışmak istiyordum. Yani estetiğe olan ilgim resime, heykele, video sanatına değil, video oyunu tasarımına ve bilim kurgu filmlerine yönelik idi. Ticari amaçtan ziyade, benzer tipte bir işi çağdaş sanat alanında (video sanatı, 3D Modelleme, ve heykeller) yapmak bana daha çekici geldi.

Sürekli değişen bu dünyada, video sanatının her daim çağdaş kalacağına inanıyormusunuz?​

Sanırım sanatçılar yeni teknolojileri her zaman heyecan verici buldular ve herkese de bu teknoloji sayesinde nelerin mümkün olabileceğini gösterdiler. Ben bir video sanatçısı olarak çalışıyorum, ama video değil, bilgisayar animasyonu kullanıyorum. Bence anafikir aynı; kullandığım teknik onlarınkinden farklı olsa da, Matthew Barney ve Bill Viola gibi ikonik video sanatçılarından ilham aldım. Video sanatında birçok heyecan verici unsur yer almakta, Hito Steyerl ve Takeshi Murata'nın çalışmalarını buna örnek gösterebiliriz.

Moving Image'de gösterimde olan eseriniz  'The Pavilion' hakkında bize neler söylemek istersiniz? Genel olarak eserleriniz hakkında da bilgi verebilirmisiniz? Barındırdıkları mesajlar, kullanılan malzeme ve amaç nedir?

Fuarda 'The Pavilion' isimli eserim sergileniyor.  Çalışma ikonik görselliğin dansı olarak betimlenebilir. Amacı ise izleyiciye öze dönük bir hesaplaşma yaşatmak, kim olduğunu ve nereye gittiğini sorgulamasını sağlamak. Kesintisiz bir döngü formatında olan video yerleştirmesi Faberge yumurtalar ve insan ağızı tasavvurundaki nesnelerin olduğu Barok mimari ile  lüks bir gömme dolabı birleştirmek suretiyle fantastik bir mimari yapı tasavvuru öneriyor. Bir başlangıç veya nihayet yok, adeta başka bir dünyaya açılan bir pencere gibi, oradan bakıldığında görülen sanal bir strüktür var ve sürekli tuhaf yumurta şeklinde kabuklar meydana getiriyor. Bu esasında gücün ve savurganlığın konjonktürel doğasına gönderi yapan yaratı ve aşınma süreci üzerine bir tür meditasyon.  

Başka bir dünyaya açılan pencere derken, kimin dünyasından bahsediyorsunuz?  Sizin dünyanız olabilir mi?​

Evet, bunu söylemek mümkün.

Çalışmanızda gözlemlediğim unsurlardan biri, filmdeki gömme dolabın son derece düzenli ve yalın olmasıydı.  Bu sizin yaşam biçiminizi mi yansıtıyor?​

Kesinlikle, benim hayatımda her şey düzenlidir.  Her şeyim kutulanmış ve etiketlenmiş haldedir.

Çalışmanız üzerinde biraz daha durmak isterim; son derece düzenli bir oda içerisindeyiz.  Oda o kadar düzenli ki adeta gerçeklikten uzak. Her şey son derece durağan ama odanın iki yanındaki dev pencereler vasıtasıyla dışarısı ile de bir bağlantı var.  Bu bir film olmasına rağmen, uzun bir süre müzik dışında bir hareket yok, adeta sabit bir fotograf karesi izliyoruz. Beklenmedik bir anda odanın merkezinde ki dev yuvarlak pufun ortasında bir ışık beliriyor, orada bir kapak açılıyor ve içinden aşina olmadığımız, uzay aracı ile böcek arası bir obje çıkıyor.  Bu objenin bir bombayı andıran dinamik ve siyah bir kabuğu var ama objenin üst kısmında böceklerinkini andıran antenler sürekli hareket halinde, objenin alt kısmında ise dudakları andıran organik bir parça var.  Bu obje hiç duraklamadan odanın tavanına doğru yükseliyor ve orada açılan dudak formundaki kapaktan çıkıp yok oluyor.  Burada kurgulanan reel ile fiksiyon arasındaki öyküyü bize anlatırmısınız. 

Burada gerçek ve gerçeküstü ögeler, olağana eklenen fantastik unsurlar izleyiciyi kendi hayatında sorgulamalar yapmaya davet etmeyi amaçlıyor. İzleyiciyi uyku durumundan çıkarmak, öyküye gizem katmak…  Robotlaşmış, mekanikleşmiş döngüyü kıran yumurtlama eylemi bir yeniliği simgeliyor. Planlı bir belirsizlik mevhumu var. Teknoloji bizi bir çok yönden etkiliyor, teknoloji ile bizde mekanikleşiyor muyuz? Burada tarihsel referanslar da var, tavandaki resimler, barok mimari ve oda tasarımı eski dönemlere bir gönderme.

Sizce günümüz sanatı geçmişle mi yoksa gelecekle mi daha yakından ilgili? 

Ben çoğunlukla geçmişe bakıyorum. Çağdaş sanatçılar yerine hayatta olmayan sanatçılarla ilgileniyorum. Kanımca teknolojinin yönlendirdiği ekonomimizi ve medyaya doymuş çevremizi tarih bakımından çerçeveye oturtmak önemli, aksi takdirde teknolojinin bizi eski toplumlara oranla daha taze ve farklı kıldığı fikrine kapılmak çok mümkün.  Ama ne olursa olsun sanat her zaman bu an üzerinden işliyor.

Dünyada yeni medya sanatının gelişimi sizce hangi aşamada? Olması gerektiği yerde mi?  Var oluş amacını yerine getirdi mi?

Sanırım, günümüzde, benim gibi dijital teknoloji kullanan  birçok genç sanatçı kendilerini yeni medya sanatçısı olarak tanımlamıyor. Bunun sebebi belki de işin özünün esasen medya ya da teknolojiye dayalı olmaması ve onu sadece daha geniş sosyal ve kültürel meselelere değinmek için bir araç olarak kullanmamız. Zaten bu yaşadığımız dönemin çok etkili olmadığı kanısındayım, ve günümüzde olanları adlandırmak gerekirse, tam olarak nasıl adlandırmak gerektiğinden emin değilim.

Yeni medya sanatı çerçevesinden bakıldığında estetik kavramı ne ifade ediyor sizce? 

Günümüzde sözü geçen estetiğin tamamen barok olduğunu düşünüyorum, ama neon gün ışıkları, disko ışıkları ve piksellenmiş bedenle bezenmiş bir barok estetik.

Sizin çalışmalarınızdaki en önemli özellik nedir?  Ne tip bir estetik arayışı içindesiniz? 

Benim calışmalarımda ki en önemli özellik nesnelerin mantığı ve kurguladığım ortamlar. Tabii simgesel bütünlük açısından öykünün gizemi büyük önem taşıyor. Bu sistem keskin, parıltılı bir estetik paketi içerisinde geliyor ve benim ticari alandaki geçmişimden esinleniyor. Bu süreçte bilinçli olarak - görsel ve bilgisayar grafikleri kullanımında ticari uygulamaların suç ortağı konumumu korudum. Araba reklamlarından mimari gösterimlere, kaygan, cezbedici, eskiye ait bozulmamış pırıltının, politik ve tahrip edici aracını kutudan çıkarmak için, kişisel güç, değer arayışı ve teknolojinin rolünü  hâlâ devam ettirdiğine şahit oldum.

İzleyiciye ne tip mesajlar vermek istiyorsunuz?

Bu çalışma tedirgin edici bir belirsizlik hissini korumak için tasarlandı. Bu belirsizlik içerisinde anlamlar ve mesajlar ya çok belirgin değil ya da bilhassa gizli.

İzleyiciler onlara sunduğum dünyalara girdiği zaman; bir araba reklamının keskin etkisi, sabırla seçilmiş bir nevi toplu kültürel bilgi bankasının görselliği ve insanın içine işleyen güç ve otorite hissiyle karşı karşıya kalıyorlar.  Umuyorum ki bu süreçte benim onlara iletmek istediğim eleştirsel mesajlar onlara ulaşıyordur.  

Hegel'in efendi ve köle diyalektiği hakkında ne düşünürsünüz? 

Çok mantıklı olduğunu ve geçerli bir teori olduğunu düşünürüm. Ama öz farkındalığımızda ve birbirimizle ilişkilerimizde Hegel'in diyalektiğinde önerdiğinden daha farklı bir konumda olduğumuza inanıyorum. Belki de teknoloji köle görevini üstlendi ve şu anda efendi olma yolunda ilerliyor.

Sizce izleyici bir sanat eserini izlerken ya da yargılarken nasıl bir güce sahip? 

İzleyici bu deneyime büyük bit katkıda bulunuyor. Çalışma dini ikonografiden bilim kurgu ikonografisine birçok ikonik unsurla dolu. Bu da demek oluyor ki; her zaman bir kişiye özel okuma söz konusu ve bu benim hoşuma gidiyor.

Çalışmanızın İstanbul'da bir fuarda gösteriliyor olması size ne ifade ediyor?

İstanbul ikon anlamında oldukca zengin bir şehir, bu yüzden orada sergide bulunmak beni çok mutlu etti ve umuyorum ki gelecekte gene böyle bir imkânım olur.   

0
2069
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle