09 NİSAN, PAZARTESİ, 2018

İhtimamlı ve Heyecanlı Bir Bekleyiş

Cemre Yeşil’in küratörlüğünü üstlendiği, 24 sanatçının fotoğraflarına yer veren “Olagelen: İhtimam” sergisi Daire Sanat’ta açıldı. Sanatçı, fotoğrafçı, akademisyen Yeşil’i ikinci kez küratör koltuğunda karşımıza çıkaran sergi “olagelme” kavramı etrafında şekilleniyor.

İhtimamlı ve Heyecanlı Bir Bekleyiş

“Olagelen: İhtimam”, sergi küratörü Cemre Yeşil’in dediği gibi “Olmakla, gelmekle, varmakla, terk etmekle, geçmişle, şimdiyle, gelecekle, içinde barındırdığı bekleyişle, değişimin ağırlığıyla, güzellikleri ve sancılarıyla, bıraktığı izlerle, bilinçle, cinsiyet rolleriyle” alakalı bir sergi. Yeşil ile bir araya gelip, sergi fikrinin oluşum sürecini, temanın şekillenmesini, küratörlük kavramını ve fotoğraf kitaplarını konuştuk.

Sanatçı, fotoğrafçı, akademisyen ve şu anda Daire Sanat’ta görebileceğimi “Olagelen: İhtimam” başlıklı serginin küratörü olarak, fotoğrafın güncel durumunu kısaca değerlendirebilir misiniz?

Fotoğraf adına hem güzel şeyler olduğunu hem de daha yapılacak çok şeyin olduğunu düşünüyorum. Eskiye kıyasla paylaşım yapılabilen daha fazla platform olduğunu, genç sanatçıların daha görünür olduğunu, üniversitelerde fotoğraf adına daha genç ve yaratıcı işler yapıldığını görüyorum ancak yine de fotoğrafın daha fazla alan, imkân, bütçe ve anlayışa ihtiyacını olduğunu zannediyorum.

  • Cansu Korkmaz, Roses Everywhere, 2015
  • Anders Tye Skjoldjensen, (Picture of guy looking over fence) Omer and the fence, 2017
  • Cemil Batur Gökçeer, "Şşt" serisinden, isimsiz, 2017
  • Atahan Yılmaz, Arthur, 2014
  • Rita Puig Serra Costa & Dani Pujalte, Broken Mirror, 2015
  • Rita Sera Puig Costa, Dani Pujalte, Mirror, 2015

Rita Sera Puig Costa, Dani Pujalte, Mirror, 2015

Bu sergide ele aldığınız “olagelme” kavramını biraz açabilir misiniz?

Bu sergi fikri aklımda çok uzun zaman önce belirmeye başlamıştı. İlk başta ilgilendiğim şey insanın büyümesini, dönüşmesini, çocukluktan erişkinliğe geçerkenki dönemini cinsiyet rolleri üzerinden anlamaya çalışmakla ilgiliydi ve bu fikir etrafında bazı sanatçıların işlerini aklımda biriktirmeye, bilgisayarımda depolamaya ve bu sergi fikrine dair defterimde notlar almaya başlamıştım. Bundan beş ay önce hamile olduğumu öğrendim. Bu haberle birlikte aslında içimde bir canlının oluşma sürecini aklımın almamasıyla ve günbegün artan heyecanımla sergi fikri daha da dallanmaya budaklanmaya başladı. Büyüme eyleminin ötesinde bir hayatın oluşmasına, olagelmesine tanık olmak ve kendi bedenimin buna ev sahipliği yaptığını hissetmek “olagelme” kavramına bakacak birçok perspektifi de beraberinde getirdi. Bu sergide “olagelmek” kavramı, sergi metninde belirttiğim gibi olmakla, gelmekle, varmakla, terk etmekle, geçmişle, şimdiyle, gelecekle, içinde barındırdığı bekleyişle, değişimin ağırlığıyla, güzellikleri ve sancılarıyla, bıraktığı izlerle, bilinçle, cinsiyet rolleriyle ilişkilendirerek ele alınıyor. 

Serginin isminde küratörlüğe bir atıf var. Bu atıf bağlamında, sergideki küratöryel rolünüzden bahsedebilir misiniz? 

Adrian George’un işaret ettiği üzere, “küratör” sözcüğü ilk kez 14. yüzyılın ortasında, “gözetmen, idare eden ya da muhafız” anlamlarıyla kullanıma girmiş. Sözcüğün Latince kökenini oluşturan “curare” fiili, “ihtimam göstermek” anlamına geliyor. Bu sergide, benim de fotoğrafları birbirine iliştirerek ve ilişkilendirerek gösterdiğim ihtimam, küratörlük sözcüğünün köküne dayanarak, annelik ve küratörlük arasında bir ilişki kurmam için bir kapı açtı. Anne çocuğuna ihtimam gösterir, küratör ise sergisine. Henüz ne bir anneyim ne de bir küratör, ama bu sergiyi hazırlama sürecinde ikisi olagelmeye de daha çok yaklaşmayı umdum.

Winnicott bakıcının ya da annenin, bebeğin ihtiyaçlarına uyum sağlaması konusunu tartışırken, “yeterince iyi bir anne”nin işe her şeyden önce bebeğin ihtiyaçlarına neredeyse tümüyle uyum göstermekle başladığını öne sürüyor. Ama zaman geçtikçe, çocuğun annenin bıraktığı boşluklarla başa çıkabilme gücünü gözetmesi ve annenin giderek daha kısmi ve daha yavaş bir uyum sergilemeye başlaması gerektiğinin de altını çiziyor. Winnicott’un bu açıklamasına göre, “yeterince iyi” bir “bakıcı”nın rolü, ihtiyaçları hem karşılamayı hem de karşılamamayı bilmektir. Ben yeterince iyi bir küratör ve yeterince iyi bir anne olabilecek miyim bilmiyorum, ama son zamanlarda yaşam beni öyle bir noktaya getirdi ki “iyi” olmasa da en azından olagelen rollerimde “yeterince iyi” olmanın yollarını arar oldum. Bu sergideki tüm yapıtların, daha iyi bir izleyici, daha iyi bir öğrenci ve daha iyi bir öğretmen “olagelmeme” yardımcı olduğuna gönülden inanmakla birlikte, sonuçta gördüğüm şu ki aslolan, bir edimin sonunda ne olageldiğimizden daha çok, bütün doğruları ve yanlışlarıyla olagelme sürecimiz ve deneyimimizin kendisi. Bu serginin hazırlık sürecinde, hangi yapıtların dahil edileceğine ve belki daha da önemlisi hangilerinin dışarıda bırakılacağına dair kararlarla başa çıkmaya çalışmanın kendisi, “(yeterince iyi) bir anne olma” yolculuğumda benim için zor ama bir o kadar da faydalı bir “ihtimam” alıştırmasına dönüştü.

  • Sinem Dişli “Sürgün” serisinden, 2015, Series from site-specific installation
  • Cansu Korkmaz, Roses Everywhere, 2015
  • Eda Emirdağ, The Lie of Love, 2014
  • Anı Ekin Özdemir, Wishes, 2017
  • Rita Sera Puig Costa, Dani Pujalte, Butterfly, 2015
  • Sofie Puttfarken, From the series 'Nowadays - Eltern werden‘,2016

Sofie Puttfarken, From the series 'Nowadays - Eltern werden‘,2016

Yerel güncel sanat ortamımızda küratör kimliği ve küratörlük algısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Küratörlüğün çok ama çok önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Ancak birçok sanat kurumunun, sanat izleyicisinin hatta belki sanatçının küratör kimliğine dair çok derin bir algı geliştirdiğini göremiyorum ve düşünmüyorum.

Sergide birlikte çalıştığınız sanatçıları belirleyen etken nedir?

Sergide yer alan, bambaşka kuşak ve ülkelerden toplam 24 sanatçı var. Bu sanatçılar arasında kendilerinden bir şeyler öğrendiğim birçok kişiyi; öğrencilerimi, öğretmenlerimi, sanatçı akranlarımı ve onların “olagelmek” ile çok farklı yerlerden ilişkilenebilecek öykülerini bir araya getirerek, “paylaşmanın” ve “olagelmenin” gölgesinde, “öğrenecek” ve “öğretecek” bir alan yaratmayı umduğum bir seçki yaptığımı söyleyebilirim.

Sanatçı ve küratör olarak mekân ile ilişkiniz arasında farklar var mı?

Çok da farkı olduğunu zannetmiyorum. Hatta bu sergide farklı sanatçıların işlerinin birbirinin içine geçmesi ve neredeyse anonimleşmesini ve mekânı bir karma sergiden ziyade bir solo sergiymiş gibi kullanma çabamı da hesaba katarsak pek farkı olduğunu düşünmüyorum. Sanatçı olarak yer aldığım herhangi bir karma sergide kendi işimin mekân ve etraftaki diğer işlerle kurduğu ilişkiye kıyasla, bu sergide belki küratör vasfıyla bunu daha da fazla gözettiğimi ve mekânı kullanma biçimimin daha bir bütünlük yaratmak derdini taşıdığını söyleyebilirim.

Varlığı eski yıllara uzansa da son zamanlarda sanatçı kitaplarının üretimine ve sergilerine çok sık rastlıyoruz. Hatta fotoğraf sanatçılarının bu alandaki çalışmaları çok daha fazla diyebiliriz. Siz de fotoğraf kitapları üreten bir sanatçı olarak “sanat nesnesi olarak kitap” hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir sanat nesnesi olarak kitabı kendime çok yakın buluyorum, kitabın sağladığı “yakınlık” ve “kalıcılık” bana doğru kullanıldığında çok özel ve öznel geliyor.

Sergiyle eş zamanlı ve sergiyle aynı adı taşıyan bir kitap yayımladınız. Kitabı hazırlayan sanatçı olarak, biraz bu kitaptan bahsedebilir misiniz?

Bu kitap sergi kataloğu olmanın ötesinde, bir katalog görevi gören ancak bir fotoğraf kitabı gibi çalışan bir üretim oldu. İçinde benim yazdığım bir sergi metnine ve sergide yer alan işlerin görsellerine yer veren iki ayrı kitap var. Kitabı tasarlarken, sergi metni ve sanatçı işlerini ayrı ayrı deneyimlemek üzerinden bir tasarım dili kurdum, bunun birkaç sebebi var.
Sergi metninde benim bu sergideki rolümle ve bu serginin benim hayatımdaki önemiyle ilgili de öznel bir dil var, aynı zamanda sanatçıların işleri üzerine de oldukça öznel sayılabilecek okumalar mevcut. Sanatçı işlerinin yer aldığı ikinci kitapçık, 8 metreye yakın açılabilen akordiyon bir kitap olarak tasarlandı; sergi duvarlarının fikir olarak kâğıda taştığı, işlerin hepsinin aynı yüzeyde tek seferde görülebildiği ve farklı bağlamları ve farklı olasılıkları da doğurabilecek bir yapı. Kitap FiLBooks ve Daire Sanat işbirliğinde 150 adet olmak üzere sınırlı sayıda basıldı. Kitabı Daire Sanat, FiLBooks, Robinson Crusoe 389 Kitabevi ve Sirkeci’deki Pamuk Ticaret’ten (Şahabettin Pamuk’tan) temin etmek mümkün.

Son olarak, gelecekte sizi farklı sergilerde küratör olarak görebilecek miyiz?

Bu sergi benim ikinci küratörlük denemem. Daha önce Charlotte Schmitz’in “Çok güzelim, çok güzel” isimli sergisinin küratörlüğünü yapmıştım. Başkalarının fotoğrafları ile çalışmaktan çok keyif aldığımı gördüm ve küratörlüğün kendi fotoğraf sergimi yapmaktan bazen çok da farklı olmadığını deneyimledim. Dolayısıyla beni heyecanlandırdığı takdirde başka projelerde küratör olarak çalışmayı çok isterim.

​“Olagelen: İhtimam” 21 Nisan tarihine dek Daire Sanat’ta ziyaret edilebilir.

0
1736
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle