09 OCAK, CUMA, 2015

İçindeki Padawanı Yaşatmak: Ansen Atilla

“Çok memnun olan bir sanatçı çok suçlu bir sanatçıdır.”

Ansen’le, Erenköy’deki evinin atölyesinin eğik çatısı altında, yüzlerce oyuncağın ve bir Jedi şövalyesi adayı Bilgehan’ın eşlik ettiği keyifli sohbetimizde çocukluk, form kaygıları ve işlerinin üretim süreci üzerine konuştuk.

İçindeki Padawanı Yaşatmak: Ansen Atilla

Ansen, atölyene şöyle bir göz attığımda kaçınılmaz bir şekilde ilk göze çarpan şey oyuncakların. Bunların sanatsal üretimindeki motivasyonunla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum.

Bu biraz da çocukluğumla alakalı olan bir şey. Ben ikibuçuk yaşımdan beri oynuyorum, çiziyorum, ediyorum. Bu oyuncaklarla oynama, uğraşma, imkân yaratma o zamandan beri süregelen bir şey.  Biliyorsun bizim çocukluğumuz daha az imkânların olduğu bir dönemdi, elimizde ne varsa onun hayalini kurarak, onlar üzerinden kurgulardık, çok daha yaratıcı olmak zorundaydık. Bu yaratıcılık bizi oldukça fazla teşvik etti. İşlerimde bugün de görebileceğin işte o küçük oyuncak parçaları, özellikle 2007 yılında yaptığım ilk işlerde oldukça göze çarparlar. Onları birleştirme etme dürtüsü, çocukluğumuzdaki o halin yansımaları.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Doğru, üç oyuncağın vardır, o üç oyuncaktan on oyuncak yaparsın.

Aynen, biz öyle büyüdük, öyle bir zamandan geldik ve bunun çok büyük etkileri oldu.

Bilim ve sanat, kökenlerine bakarsan oyunun devamından ibaret aslında.

Ben bu ikisinin de birleştiğine inanıyorum. İnsanlar bunların ne kadar ayrıksı olduğunu düşünseler de, eninde sonunda muhakkak yine bağlanacaklar. Rönesans döneminde, Leonardo’ya baktığımızda gördüğümüz neyse o aslında. O dönemdeki o dev atlama bizim için çok sıradanlaşmış ve bir hayli zaman geçtiği için arada kaynıyor bu gerçek. Ama bunlar birdir ve iç içedir. New-media sanatına baktığımızda da bunu görüyoruz.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Bağlantı belki de çocuklukta, sonuçta merakı devam ettiriyorsun. 

Başka röportajlarımda bunu ifade etme fırsatım pek olmadı, sana söyleyeyim. Aslında çocuklukta ilk ne gördüysen oradan geliyor üretiminin kökeni. Mesela benim işlerimden on tanesinden en az birinde bir uçak vardır, çünkü benim babam askerdi, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda büyüdüm ben. Dolayısıyla beş işimden biri militer bir iştir. Güç, erk, erillik, karşıt güç halleri, diktatörler, liderler... Nasıl olmasın? Böyle bir ortamın içinde zaten yaşıyoruz, bir de ben böyle bir şeyin kaynağından geldim. Ama bunun içinde hep bir tezatlık vardı. Babam mesela çok büyük bir tezattır bunun içinde, görsen asker demezsin, noel babadır. Bu tezat işlerime oldukça yansımıştır, özellikle kara mizah olarak. Bunu ortaya çıkarmak hoşuma gidiyor, Joker’in Batman’i duvara çalıp yüzüne silahı doğrultmasından sonra silahtan “bang” yazısının fırlaması gibi. O ‘bang’ bayrağını çıkarmayı seviyorum.


Evet, ironi iyi yapıldığı zaman oldukça etkili bir ifade biçimi.

Bizde genelde kaçılır ironiden, belki de doğru düzgün yapılamadığı için. Ciddi metinleri oturtamıyorlar, bir eğretilik var. Metin sanatı yapmıyorum ben, elbette bir sanat eserine ciddi bir metin yazılabilir. Ama bir metin üzerinden bir sanat yapıtı çıkarılmaya çalışıldığını çok gördük biz, dayatılanları da gördük.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

İlla bir Derrida, bir yapıbozumu diyeceksin..

Evet işte, bir Deleuze’le işi neden bitireyim. Bunlardan tabi uzaklaşmayacak sanat, bunlarla da kuvvetlenecek ama sadece bunlara sırtını dayayan, anlaşılması zor metinler, fazla kişisel tarihler, bunları manasız buluyorum. İnsanların orada bir sıkıntı çektiğini düşünüyorum, insanlar seni tanımıyorlar, geçmişini bilmiyorlar ve kendini anlatmak için ekstra bir enerji sarfetmen gerekiyor, yapıtla ilişki kurabilmeleri için. E bu da yok. Olmuyor işte o zaman.

Uzun zaman önce Kerimcan Güleryüz’le konuşmuştum bunu. Daha o zamanlar lisans öğrencisiydim. Senin için sanat yapıtının ölçütü nedir diye sormuştu. Tam metnin ortada olduğu zamanlardı. Samimiyet sanırım, diye yanıtlamıştım, şimdi sen biliyorsun bunun ne olduğunu, sana açıklamam gerekmiyor. Dikkatli ol, demişti, samimiyet kavramı çok fazla suistimal edilen bir kavramdır. Senin de dediğin gibi falanca zaman yaşadığın falanca şeyin travması eyvallah da, işin gövdesi nerede?

Evet, tam olarak bu.

Neyse, biraz daha ironiden bahsedelim.

İroni vazgeçilmez bir şey. İroninin önce güldürüp sonra düşündüren bir şey olarak görülmemesi gerekiyor. Daha çok bir ters açı, bir ‘twist’. Mizahı kullanmadan ters bir açıdan bakmanın sonucu da mizahi olabilir.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Mizahi olması acı bile verebilir.

Aynen, ama o da bir mizah.

Örneğin senin ilk işlerinden “Servis”.

Ya evet, servis benim askerliğimi gerçekten tarif eden bir şeydi. ‘Benim buradaki varlığımın anlamı nedir?’ sorusuna bir türlü bir yanıt bulamadığım bir askerlik yaptım ben. Yağmurlu havada fidan suluyorduk. Burada bir mantık yok tabii ama, olası mantık, biatın hangi noktalara varabileceğiyle ilgili bir şey. Askeriyedeki mantıksızlık dedikleri şey aslında askeriyenin mantığıdır. Çok da mantıklıdır kendi içinde. İşte bu mantık çok ironiktir, bir o kadar da sanatsaldır. İşte böyle noktaları, bu eleştirel bakışı es geçmemeye çalışıyorum, çünkü bunlar hakkında farkındalık aslında bir formüldür. Bu formülü kullanarak çeşitlemeler yapabilirsin. Yani aslında hissiyatı bir formüldür, bu hissiyat matematiğini uyguladığın zaman çok çeşitli sonuçlar meydana çıkarabilirsin. Bu matematiğin sonuçları çok enteresandır, sanatçının kendi yapıtından beklentileri, izleyicinin beklentileri ya da ortaya çıkan sonucun samimiyeti oranı asla iki artı iki dört değildir, dördü çok zor bulursun sanatta. Dörtbini bulduysan şanslısın, onunla ölebilirsin, ama hep eksi seviyelerdesindir. Gerçek memnuniyeti yakalamamak çok önemli sanatçı için, yani hiçbir şeyden çok memnun olmamalısın. Çok memnun olan bir sanatçı çok suçlu bir sanatçıdır. Muhakkak bir yerde bir hile yapıyordur. Yaptığın şey neticeye varan bir şey değil, bir sonrakine olanaklar açan bir şey olmalıdır.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Bu raflardaki asker figürleri niye?

Sence?

Anlıyorum.

Bak buradan ikinci bir konuya geçebiliriz: Kostüm. Yanımızda, üzerimizde taşıdığımız kimliği belli eden şeyler, nesneler. Giydiğimiz kıyafetlerin nesnesel bir varoluşları var, bir de bizim verdiğimiz anlamları var senin kimliğine dair ipuçları veren. Atomlardan oluşuyorlar, sen onları beraberinde taşıyorsun ve bir bütün oluyorsun. Militer kostümler, silahlar, bu uzmanlık alanlarına dair göstergeler çok ilgimi çekiyor. Bunların varlığını fazlasıyla kabul eden bir insanım. Bunlara karşı olup, kabullenmek var, bir de bunlara karşı olup kabullenmemek var. Ben bunu çok manasız buluyorum. Bu yüzden kılıç, bu yüzden samuraylar, bu yüzden İkinci Dünya Savaşı, bunlar ilgimi çekiyor. Buradan yeni kağıt işlerime dönebiliriz. İlk kez ortaya çıkacaklar, ilk kez sen görüyorsun. Bunlar temelde kağıttan bükülmüş formlar, her zamanki çözümlemelerim. Hijyenik pedler, kulak temizleme çubuğu, çay süzgeci, bunların oluşturduğu kompozisyonun yarattığı formlar ve benim onlara verdiğim anlamlar. Burada mesela soylu bir kadın figürü üzerine çalışıyorum, kutsallık addedilmiş bir kadın bedeni. Bir kraliçe sıradan bir elbise giyemez. Bu tarihteki örnekler üzerinden sorguladığım bir form.

Nerede tutuyorsun bunca malzemeyi?

Tutmuyorum. İhtiyacım olan forma dönüştükten sonra atılıyorlar.

Peki yağlıboyadan bunlara nasıl geçtin? Çünkü çok keskin bir geçiş var.

Var evet, ani bir geçiş. Ancak resim bilgisini her zaman muhafaza ediyorum, kompozisyonda, kurguda, yani ‘Bu adam resmi biliyor’ diyebileceğin ipuçlarını barındırıyorum ister istemez. Sadece ensturman farklı. Dedim ya, çocukluğumdan beri üç boyutlu nesnelerle uğraşan, oyuncak yapan adam olarak, fırça ve boya elde etmek istediğim sonuçlar açısından yetersiz kalınca, üç boyutlu nesnelere yöneldim. Formu bir heykel gibi ele almak, malzemesiyle değerlendirmek, farklı olasılıkların resmini yapmaktansa, farklı olasılıkları yapmak fikri benim güdüsel bir parçam. Bir ressamın güdüsünün yanında bir heykeltraşın güdüsünü de barındıran işler işlerim. Asıl derdim form, her zaman derdim bu oldu.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Senin için yüzyılın Man Ray’i demelerine ne diyorsun?

Valla dediler ama insan utanıyor böyle bir şeyi duyunca.

Bak ben hayranın falan değilim, sanatçı sanatçıya konuşuyoruz burada. Sanat sonuçta bir keşif alanıdır ya aynı zamanda, yapılan buluşlar anlamlıdır ya. Düşünsene, Matisse’in son dönem yaptıkları bağlamlarından ayrı düşünüldüklerinde matah mı? Ama büyük bir buluş yaptı, aşama aşama vardığı noktada. Kanımca sen de bir buluş yaptın. Tamam sen mütevazisin gerçekten ama bal gibi biliyorsun yaptığın işlerin iyi olduğunu, çünkü içine siniyor.

Severek yapınca ve merakla yapınca, öğrendiğin, taklit ettiğin, kopyaladığın şeyleri geri plana atınca bir şey kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Yeniden malzemeyi kullanışına gelelim. Malzeme seçiminde nasıl bir strateji izliyorsun? 

Bir dövüş sanatçısı gibi. Hani bir odada dört kişi kıstırır seni, elinde silahın yoktur, orada bulduğun bir gazeteyi kıvırıp, başka bir nesneyi kullanıp başlarsın adama saldırmaya, öyle düşün. İşin özü bu, bir dövüş sanatçısı gibi, etrafımdaki tüm malzemeleri görerek, onları kendi avantajına kullanarak.


© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Dijital ortamda?

Bilgisayar ve yardımcı programlar kullanıyorum. Eskiden daha azdı, şimdiyse tüm nimetlerini yeri geldiğince kullanıyorum. 

Fotoğraf çekimlerini nasıl yapıyorsun?

Evde çekiyorum fotoğrafları, bazen fotoğraf makinasıyla, bazen iPhone’la, hatta modifiye ettiğim bir scannerım var onunla....

Üretim sürecin nasıl ilerliyor?

Hep bir proses durumu var, mesela şimdi çok fazla fotoğraf çektim, gerekli malzemeyi fazlasıyla topladım. Sıra uygulamaya geldi. Ama süreç içinde karşına çıkan yepyeni bir malzeme de seni yönlendirebiliyor.

© Orhun Erdenli

© Orhun Erdenli

Son olarak ölçütlerin neler?

Aslında ne yapmayacağımı bilerek ne yapacağım ortaya çıkıyor. Ne yapmayacağımı iyi bildikten sonra yapabileceklerim alanında dolaşmak daha kolay. Yapmayı kafaya koyduğum bir şey konusunda da tutucu davranmıyorum, diğer olanakları görebilmek açısından. Ama çok kesin kararlıyım ki şunu yapmayacağım dediğim iki şey var, biri kesinlikle dekoratif olmamak. Malzeme dahi olsa, hissiyatı bile olsa ondan kaçarım. Dekoratif olan her şey ne yapmayacağımı gösteriyor bana. İki, kendimi konu eden herhangi bir şey yapmıyorum. Deneyimlenmiş bir şey elbet konu olabilir ama kişisel meselelere girmiyorum ve yüzümü, bedenimi kişisel bir hikaye üzerinden malzeme olarak kullanmıyorum. Kullanılabilir elbette, örnekleri bir hayli çok ancak ben kullanmıyorum.

Peki başkasını kullanıyor musun?

Başkasını da kullanmıyorum. Bir yüze ihtiyacım varsa onu yapıyorum.  

Gerçekten çok keyifli bir söyleşi oldu Ansen, Artful Living adına çok teşekkür ediyorum sana. Nisan ayında yeni serinle görüşmek üzere.

0
1857
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle