10 MAYIS, SALI, 2016

Hareket, Sınır, Boşluk

Tuvali çok boyutlu ve derin bir sahne olarak kuran Mehmet Tekin, figürlerin üst üste bindiği resimlerinde hareketin doğasını ve vazgeçilmezliğini araştırıyor. Bir araya getirdiği figürlerin, zaman ve mekanın tuhaf bir düğümünde beraberce varoluşlarını onların devinimleri ile mümkün kılıyor. Sanatçının İstanbul’daki ikinci kişisel sergisi “Hareket”, 21 Mayıs tarihine dek Öktem&Aykut’ta görülebilecek.

Hareket, Sınır, Boşluk

“… Sınır hiçbir zaman yalnızca sınır değildir –aynı zamanda engeldir de. Sınır korkunç bir kaygıya amansız bir korkuya neden olur- ama kaygının radikalliğinde sınır bir aşma imkanı olarak deneyimlenir. Aşılması gereken engel olarak, durdurulması gereken sapma olarak...”[1]

Antonio Negri, sanat üzerine yazdığı dokuz mektuptan birinde “Yüce” kavramını yeniden sorgular. Sanatın zanaattan ayrılıp bağımsızlığını ilan ettiği zamandan bu yana her dönem kılık değiştirip yeniden karşımıza çıkan bu kavram, Negri’nin sorgusunda tam da bunu ters yüz eden postmodernite bağlamında ele alınır.

Postmodernitenin tartıştığı pek çok olgu arasında modernist estetiğin ulaştığı son noktada yaşamla arasına çizdiği sınırı kaldırma arayışı da yer alır.

Hareket, hız, çizgi, form, espas… Modernist estetiğin tartıştığı bu kavramlar, sanatsal yaratımda her seferinde yeniden karşımıza çıksa da bazen anlamları salt yaratımın niteliğine değil, aynı zamanda çağın görüntüsüne işaret eder.

Mehmet Tekin’in dışavurumculuk çağrışımlı yapıtları bu çağın yaratım anlayışı içinde plastize edilmiş birer alan olmanın ötesinde yaşamsal devinimin göstergelerine de dönüşüyor. Rengin, formun, çizginin bileşimi figürler, içinde yer aldıkları tuval dışında bir zamansızlık ve mekansızlığı yansıtıyor. Resmin kendisine ait temsil değeri dışında adına yaşam dediğimiz, olası zemini kaygan bu büyük boşluğu temsil eden birer ifade, boşluğun gerçek ve ötesiyle dolduruluşuna ilişkin birer önerme sunuyorlar.

Yer aldıkları mekanı reddeden figürler, üç boyuta geçiş sürecinde beklenilen boyut kavramını da dışarıda bırakıp hacim içermeyi de reddediyorlar. Gündeliğin sıradanlığında farkına bile varmadığımız hızlı görsel akışı, giderek anlamını yitirip mırıltılara dönüşen sözsel iletişimde yaşadığımız o boşluğu gidermek için nesnelerle kurmaya çalıştığımız gerçeklik ilişkisine, retinanın haz arayışına yanıt vermiyor bu eserler.

Hareket ve boşlukla yaratılan arada kalmışlık duygusu, temelde günümüzün arada kalmışlığına ayna tutuyor. Diğer bir deyişle tuvallerde yaratılan biteviye hareket ve boşluk, kendisi dışında 21. yüzyıl insanının hareket daha çok hareket düsturuna ve günün sonunda yaşadığı boşluk duygusuna gönderme yapan bir tavır sergilerken figürlerin naiflikle ironi arasında gidip gelen ifadeleri de bu tavrı destekliyor. 

Bazen tartışmalarda sanatı yaşama yaklaştıran arayışlar, anlayışlar gündeme gelirken yaşamla aramıza çizdiğimiz sınırlar gözden kaybolur. Çağın rahatsızlıklarından biri de kişilerin yarattıkları fasit dairelerin dışına çıkamamaları, dairenin içindeki boşluk kaygısını sürekli yaşamaları olsa gerek.

Oysa yaşamın ve sanatın hakikati tam da o sınırlar dışında. Başka bir deyişle sanat nesnesindeki hareket ve boşluk bir gösterge, yaşamın olasılıklarına ve tuvalin/heykelin ardındaki boşluğun hakikatine, düşlemin sınırsızlığına dair birer gösterge…

Mehmet Tekin’in İstanbul’daki ikinci kişisel sergisi “Hareket”, 21 Mayıs tarihine dek Öktem&Aykut’ta görülebilecek.

[1] Antonio Negri, Sanat ve Çokluk, Monokl Yay., İst.2013, çev. Serkan Sönmezgil, s. 38

0
3211
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle