30 KASIM, ÇARŞAMBA, -0001

Ethem Onur Bilgiç ile 'Tatlı Kâbuslar'

Ethem Onur Bilgiç ile 'Tatlı Kâbuslar'

Önce seni biraz tanıyalım, her şey nasıl başladı?

Çizime başlamak benim için biraz şans eseri oldu aslında. Küçük bir şehirde büyüdüm, Konya’nın Ereğli ilçesinde. Orada güzel sanatlar alanları pek tanıtılmıyor, bu meslekte nasıl ilerlenileceği hakkında da hiç kimsenin bir fikri yok. Ben de Anadolu Lisesi’nin Fen Bölümü’nde okuyordum. Ailem mühendis ya da öğretmen olmamı istiyordu. Bense bunları pek istemiyordum, ilgimi çekmiyordu ama aynı zamanda ne yapacağıma dair bir fikrim de yoktu. Çok ufak tefek karalamalarım vardı, bir gün eve gelen bir misafir ressam bu çizimlerimi görüp bize Güzel Sanatlar’dan bahsetti ve orada okuyabileceğim fikrini ortaya çıkardı. Üniversite sınavına girmek üzereyken bir anda böyle bir düşünceyle karşılaşmam benim için büyük şans oldu. Daha önce resim eğitimi almamıştım, bu alanı sevip dört elle sarıldım ve bahsettiğim ressam Ali Koç’un da bana katkıları oldu.

Oldukça yoğun bir çalışma hayatın var gibi. Dergi, gazete, internet sitesi, festival, sinema, tiyatro, yayınevleri ve reklam ajansları gibi pek çok alan için üretimler yapıyorsun. Hatta bir kısa film deneyimin de var. Bu alanlar birbirini besliyor olmalı, senin aran en çok hangisile iyi?

Grafik tasarım mezunuyum, tasarım disiplini aldım. Bana bukadar çok alanın kapısını açan da bu disiplin aslında. Tasarım disiplini ile düşünüp hareket eder oldum çünkü, tüm alanların temeli aslında aynı. Kısa filmde görüntü yönetmeniyken de, görsel efekt ile illüstrasyonlarda, grafik tasarımda, afiş ve kitap kapaklarında da aynı disiplini kullanıyorum. Ama kendimi en çok illüstrasyon ile özdeşleştiriyorum.

Moda’ya yerleşip vazgeçemeyenlerdensin duyduğuma gore. Sanatsal üretimini nasıl etkiliyor Kadıköy? Burada sana ilham veren nedir?

Moda’ya yerleşeli çok olmadı, iki senedir burada yaşıyorum. Öncesinde Cihangir’de yaşıyordum. O zamanlar iyi gibiydi ama şimdi düşündüğümde çok fazla insanı meşgul eden dış etmen barındıran bir yer Cihangir. Dikkat dağıtacak birçok unsur olması, arkadaşlarla daha içiçe olmak gibi bir durum söz konusu. Kadıköy’de ise biraz daha kendi içime kapanıyorum, atölyem aynı zamanda evim, sessiz bir ortamda daha rahat çalışıyorum. Dışarı çıktığımda da daha sakin bir ortam beni bekliyor.

Çizimlerinden etkilendiğin, beslenip sık sık takip ettiğin sanatçılar var mı?

Ashley Wood çizimlerini görüp çok beğendiğim ilk sanatçılardandı. Onun dışında Ralph Steadman var. Okula girdiğim ilk zamanlarda artık çizim yapmak istemiyordum enteresan bir ruh halindeydim. Sonra bir gün bir seminere gittik ve Ralph Steadman gelmişti. Çok ünlü bir illüstratör olmasına rağmen salonda pek kimse yoktu. Bize anılarından bahsetti, anlattıklarından sonra ‘evet, işte bunu yapmak istiyorum’ dedim. O zamanlar yaptığım hiçbir iş bitmiş gibi gelmiyor, içime sinmiyordu. Steadman’ın işlerini görüp konuşmalarını dinledikten sonra illüstrasyonu kendime daha yakın bulmaya başladım. Çizim yapmaya da yeniden başlamış oldum böylece, bu sebeple hâlâ çok önemlidir benim için. Bir de Kent Williams ve Dave McKean var sürekli takip ettiğim. Ama bu isimler dışında da birsürü sanatçıyı takip ediyorum.

Önümüzdeki dönemler için çizgi roman ve animasyon ile ilgili projelerin var mı?

Çizgi roman ve animasyon hep uzun vadede yapmayı planladığım projeler oldu. Ve yapacağım bir proje var, tabii ne zaman biter bilemiyorum. Şuan bitmek üzere olan bir animasyon çalışmam var, muhtemelen bir aya kadar bitmiş olacak.

Şimdi sıra geldi Milk Gallery’de yer alan 'Tatlı Kâbuslar’ isimli sergine. 3 Aralık’ta açılan 'Tatlı Kâbuslar' hakkında merak edilen sorulardan biri serginin ismini nereden aldığı?

Rüyalarımda gördüğüm görselleri küçük küçük öyküler halinde yazıyordum. Sonra geri dönüp bu öyküleri okuduğumda bu öyküler için bir şeyler çizebileceğimi düşündüm. Böylece ufak ufak eskizler yapmaya başladım. Bu rüyaların çoğu kâbus olarak nitelendirilebilir, ürktüğüm rüyalardı. Böylelikle benim gördüğüm şeyleri daha iyi anlatabilmesi için Tatlı Kâbuslar ismini uygun gördüm. Bence aslında kâbus görmek eğlenceli ve güzel bir şey.

Serginin psikanaliz bir geçmişi var diyebiliriz o halde. Bu sergide bizi ağırlıklı olarak yeni işlerinden oluşan bir seri bekliyor. Üretim sürecinde nelerden etkilendin? Resimlerindeki karakterler nelerden beslendi?

İllüstrasyon metinden yola çıkılarak yapılan bir çizim şekli. Zihnimde, rüyalarımda gördüğüm görsellerden bir metin oluşturdum öncelikle ve sonra yeniden görseller ürettim. Gördüğüm bir görseli yeniden çizmek yerine anlatılan ya da metni olan bir şeyi çizmek benim için daha anlamlı ve illüstrasyonun mantığına da uyan bu aslında.

Bu seride başlık olarak cümlelere yer verdiğini görüyorum. Bu izleyicilerin dikkatini de çekmiştir zannediyorum. Bu başlıkları seçmendeki esas hedef resimleri daha iyi anlatmaya çalışmak mı, yoksa öncesindeki metinleri izleyiciye daha fazla aktarabilmek mi? İkisi birbirinden ayrılmaz bir döngü belki de.

İllüstrasyon için bir metin olması gerektiğini düşündüğümden, bu metni doğrudan aktaramayacağım için en azından bir iki cümlelik isim vererek metni yaşatmak istedim. Bunun illüstrasyona yakıştığını düşünüyorum.

Sergi dönemi nasıl geçti, bu sürecin sana hissettirdikleri nelerdi?

Bu ilk kişisel sergimdi. Oldukça stresli ve heyecanlı bir duyguymuş. İnsanların beğenip beğenmeyeceğini uzun süreden sonra ilk defa bu dönemde çok fazla düşündüm.

Şuan hazırlık aşamasında olan başka bir sergi ya da projen var mı?

Sergi bir süre olmaz sanıyorum, yorucu bir süreçti çünkü. Bir animasyon çalışmam var Nazım Hikmet’in Salkım Söğüt şiirinin bir serbest uyarlaması. Bitmek üzere, son düzeltileriyle uğraşıyorum. 

0
1742
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle