23 NİSAN, ÇARŞAMBA, 2014

Bir Küçücük Fıçıcık İçi Dolu Turşucuk

 

31 Kilo, İstanbul’dan Serhat Cacekli ve Mehmet Kahraman ve Dortmund’dan Denise Winter ve Samira Yıldırım tarafından, sanat enstalasyonunu, malzemeyi ve coğrafi sınırlandırmaları tartışan, sergilendiği mekânları sorgulayan bir sanatçı rezidansı ve sergi projesi. 

Bir Küçücük Fıçıcık İçi Dolu Turşucuk
<p> </p>

İsmini Almanya postasının uluslararası gümrüksüz paket yollama sınırlandırmalarından alan sergi değişim projesinin misafir sanatçıları Türkiye’den Uygar Demoğlu, Sümer Sayın, Can Kurucu, Özgür Demirci ve Almanya’dan Daniel Burkhart, Daniela Löbbert, Patrick Presch, David Kroel. Projenin ilk ayağı 4 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da, Tophane Boğazkesen Caddesi’nden proje için kiralan The Space’te yapılırken; ikinci ayağı ise, 1 Kasım - 21 Aralık tarihleri arasında Künstlerhaus Dortmund’da, Almanya’da gerçekleştirilecek.

Sanatçılar seyahat edecekleri partner ülkeye giderken Alman postasının sınırlandırmalarına uyan tek bir paket dışında ne bir malzeme, ne de iş taşıyabilecekler; İstanbul ve Dortmund sergilerinden önce, yine aynı mekânlarda 2 hafta boyunca seyirciye açık bir stüdyo çalışması yürütecekler. Bu süreçlerde aslında işler hem sanatçılar, hem küratörler, hem de seyirciler tarafından şekillendirilecek ve açık stüdyo sonunda sergi, sanatçıların bir araya gelen kişisel işlerinden oluşmak yerine ortak üretilmiş tek bir işe dönüşecek. Projenin iki ayağında da bütün sanatçılar yer alacak mekânlara özgü farklı işler yapabilecekleri gibi şehirlerarası iletişimde olan işler veya tüm proje için tek bir iş üretebilecekler.

Kendini Organizasyon ve Küratör Ekibi olarak konumlayan 4 kişilik proje yaratıcısı ekipte sanatın  üretim, geliştirme ya da tanıtım uçlarına dokunmuş küratör, sanatçı, sanat tarihçisi ve hatta matematik ve fizikçi bile yer alıyor. Hepsinin yolu bir şekilde İstanbul’da kesişmiş ve sanatın fiziksel sınırları, iletişimi, mekânın önemi ve beraber çalışmanın zorlukları gibi karşılaştıkları ortak sıkıntılardan yola çıkarak böyle bir proje yaratmışlar. Sanatçı tercihlerini de yine bu konulara kafa yormuş sanatçılar arasından yapmışlar.

30 yaş civarı sanatçılardan oluşan ekipte, çalışılan ve kafa yorulan meseleler ve ele alış biçimleri, her ne kadar malzemeler değişebilse de, çok  benzer. Yakın zamanda Borusan Holding Çağdaş Sanat Koleksiyonu’na katılan Uygar Demoğlu’nun işleri genelde multimedya tabanlı video enstalasyonlardan yaratılan yeni düzlemler sunarken, Can Kurucu’nun işlerinde kullandığı sade siyah beyaz animasyonlar, çizimler ve enstalasyonlar mekanlarda tekinsiz bir derinlik yaratıyor ve özellikle 2012’deki Pilot’taki kişisel sergisinde olduğu gibi, bu mekânları birer Can Kurucu deneyimine dönüştürüyor. Özgür Demirci, 2014 tarihli sesle harekete geçen ışık enstalasyonu We Came but, You Weren’t There , mekânı ancak seyirci müdahalesiyle görünür kılan, ve her seste bambaşka özgün bir mekân doğuran bir işti. Mekânın tekliği, seyircinin mekânı ve işi deneyimlemesinin biricikliği açısından çok ilginç bir çalışma. Türkiyeli tek kadın sanatçı Sümer Sayın’a gelince, işlerindeki malzeme ve sunumla diğer Türkiyeli sanatçılardan biraz ayrılsa da, gündelik hayattan kullandığı malzemeleri, başka bir sunumla mekana yerleştirince, mekânın çerçevesinin malzemeye verdiği anlam başkalaşıyor. Aslında biraz mekân malzemeye müdahale ediyor.

Almanyalı sanatçıların genel olarak mekâna özgü işler üretme pratikleri ön plana çıkıyor. Daniel Burkhart, insan algısını ve anlam yaratma süreçlerine değinen video işlerini mekânların duvarlarına sıvıyor, adeta mekânlar videoların parçaları haline dönüşüyor. David Kroell mekânın mimari yapısına gönderme yapan veya abartılı görsellikte enstalasyonlar, heykeller, videolar, çizimler ve metinlerle işler üretiyor. Patrick Presch ise, bu mekâna özgülüğü, bilgi, form, mesaj ve içerik katmanlarını ilişkilendirip, yeni anlamlar kurguluyor, bu da aslında işi malzemesinden soyutlayıp, daha çok içeriğiyle şekillenen bir yapıya sokuyor. Son olarak tek kadın Alman sanatçı Daniela Löbbert, işlerindeki malzeme ve estetikle diğer sanatçılardan ayrılsa da, seyirciyi içine çeken, onu mekândan soyutlayan, bir anlamda da işin kendisini mekana dönüştüren işlere sahip.

İstanbul

4-19 Nisan Açık Stüdyo
20 Nisan-15 Mayıs Sergi

İstanbul’da seçilen ve The Space adı verilen ofis/mekân aslında sanat galerisi takipçilerinin bildiği bir binanın ikinci katında yer alıyor. Eskiden Elipsis’in, şimdi ise bodrum katında Mixer’in yer aldığı bina, sahibi tarafından satışa çıkarılıp boşaltılmış durumda. Bina henüz içindeki yaşanmışlıktan soyutlanmamış olsa da, terk edilmiş ve satılmak üzere bekliyor. Bu proje için binanın ikinci katında bir ofis elden geçirilerek yeni bir isim kazanıyor ve sanat üretimi için The Space olarak adlandırılıyor. Pencerelerin kaplandığı, tekrar elektrik ve suyun bağlandığı mekânda 4 Nisan itibariyle, 31 kiloluk kutularıyla Almanyalı ve Türkiyeli sanatçılar beraber düşünmeye ve çalışmaya başladılar.

Önce üretim süreçlerini sorguladılar, uğrayan misafirleriyle 31 Kilo’yu, sanat üretiminin lojistik sınırlarını, mekânın sanat eserine müdahalesini, sanatçılar arasındaki iletişimi tartıştılar. Ve böylece 19 Nisan’da açılan sergi sanatçıların, küratörlerin, seyircinin ve mekânın ortak bir işi oldu.

Dortmund

1 Kasım-15 Kasım Açık Stüdyo
15 Kasım-21 Aralık Sergi


Künstlerhaus Dortmund kâr amacı gütmeyen bir çağdaş sanat stüdyosu ve sergi mekânı. 1983’ten beri şehrin kültürel hayatına önemli bir katkı sağlayan, üyelerinin gönüllü desteği ve Dortmund şehrinin kamusal fonlarıyla işletilen bir kurum. Almanya’dan ve diğer ülkelerden, özellikle yeni ve genç sanatçılara disiplinler arası çalışma ve sergilenme imkânı sunarken, bir yandan da ulusal ve uluslararası alanda birçok farklı kültür kurumuyla ortak projeler yapıyor. 

Bu proje, sınırların görünürlüğünün kalktığı ve yatay yayılmanın ulaşım araçlarıyla kolaylaştığı günümüz imkanlar dünyasında genç sanatçılara bu yayılmadan yararlanabilmek için iyi bir çalışma olanağı sunuyor. Lojistik açıdan bakacak olursak, 31 Kilo fikri başlı başına lojistiğin sanat ile doğrudan ilişkisini ve sanat eserinin taşınabilirliğini ön plana çıkaran ve sorgulayan bir girişim. Bir sanatçının uluslararası alana açılabilmesi için işlerinin uluslararası taşıma normlarına en uygun şekilde olması gerekiyor. Aslında, belki de teknolojinin bu kadar sanatın içerisinde kullanılan bir malzeme olması da bundan kaynaklanıyor. Özellikle genç sanatçıların bunu deneyimlemeleri, maliyetleri düşürerek hafiflemelerine sebep olacak ve bu şekilde uluslararası arenada daha sıklıkla görünmelerini sağlayacak çıkarımlar elde etmelerine olanak tanıyabilir. Bir not olarak, sanatçılar içerisindeki kadın sanatçı sayısının azlığı da bir tesadüf olabileceği gibi, hareket ve seyahatin kadınlık durumu üzerinden kısıtlanıyor olabileceğini de akla getirmiyor değil.  

Diğer yandan sadece deneyimin taşınabilirliği ve malzemenin kısıtlılığı mekânın doğasına ve imkânlarına dair sanatçının yaratıcılığını zorlayabilir. Bu durumda mekânın sanatçıya özgün ve pratik katkıları, ortaya konulan eserleri de ciddi bir şekilde etkileyecek. Bu kapsamda, projenin ilk durağı olan ve proje için elden geçirilecek The Space’in, sanatçıları fiziksel koşullar anlamında zorlama olasılığı yüksek. Kısıtlı bir zamanda, birbiriyle daha önce çalışmamış sanatçılar ortak düşünme ve üretme pratiği oluştururken, bir sergi ortaya çıkarma baskısına bir de mekânın zorlukları eklenebilir. Künstlerhaus Dortmund 31 Kilo Projesi için daha uygun olabilir. Mekân şu anda da sanatsal üretim pratiği için aktif olarak kullanılıyor. Bu durum ister istemez işlere ve sergiye odaklanmak adına sanatçılara bir konfor sağlayacaktır. Projenin ikinci ayağına ev sahipliği yapacağı için de sanatçılar beraber üretmeye, düşünmeye ve sergilemeye alışmış olacaklar. Tüm bu koşullar bir arada düşünüldüğünde, ikinci projenin mekânın da yardımıyla çok daha farklı bir bakış açısı sunacağını ve dil birliğinin ve dolayısıyla sanatsal pratiğin ve söylemin daha etkileyici ve derinlikli olmasını bekleyebiliriz.

Böylesi uluslararası bir proje ülkelerin sanat için sundukları finansal olanakları da karşılaştırma şansı sunuyor. Projenin finansal kaynaklarına bakınca Türkiye’nin Almanya’nın ne kadar gerisinde olduğunu görebiliyoruz. Kunst Stiftung NRW, Sparkasse Dortmund ve Stadt Dortmund Kulturbetriebe, hepsi Almanya, hatta Dortmund menşeli fonlar. Türkiye’deki fonlardan, Türkiyeli sanatçılarla böylesi bir projeye destek bulmak şöyle dursun, randevu bile almak ne kadar zorken, bu fonlarla neredeyse İstanbul’da bir sanat mekânının yıllık yatırımına yakın gelir elde edilebiliyor.

Sanatta teknolojik aygıtlar kullanıldığı için mi sanat sınır içinde ve sınır ötesine daha kolay taşınabiliyor yoksa taşınabilmesi için mi sanatçılar bu aygıtları kullanmayı tercih ediyor, tam bir yumurta tavuk meselesi. Fakat, bu transferi kolay sanat piyasasında artık konu ulaşmak olduğu kadar sağlıklı bir iletişim kurabilmekte. İletişim ve ortak üretim açısından dil, kültür, bakış, anlayış farkları eksi olabilecek kadar, artı da olabilir. Bu projeyle altı çizilen beraber çalışma pratiği yeni iletişim yolları aramak için kışkırtıcı olacağı kuşkusuz.

Proje ekibi Açık Stüdyo süresince sanatçı ve seyircileri çeşitli konuşmalar ve buluşmalarla bir araya getirmeyi planlıyor. Bu oturumlar sırasında projeyi, kavramını ve sanatçıları daha yakından tanıyıp, sürecin bir parçası olmak farklı ve ilginç bir deneyim sunacak. 

0
2034
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle