30 MAYIS, CUMA, 2014

Aslî Zarafet

Ay, yıldızlar, zehirli bitkiler, ender çiçekler, arkeolojik kalıntılar... Gökyüzünden yeryüzüne biçimler ve renklerin tekil armonisi, insana huşu veren ya da şaşırtan imgeler. 

Aslî Zarafet

'Rasathane’de karşılaştığınız bu mükemmel görüntülerin fotografik olduğunu algılamak, deneyimsiz bir göz için zor olabilir. Belki de bu nedenle serginin küratörü “hiçbir müdahale” yapılmadan üretildiğinin altını çiziyor. Zafer ve Barbara Baran’ın çalışmalarını çok yakından tanıdığımı söyleyemem. Bir son dönem retrospektifi üzerine yazmayı tercih etmemin nedeni, bu fotoğrafçıların pratikleri üzerine biraz daha yakından düşünmeyi istemem. Zorlanacağım bir işe kalkıştığımı biliyorum, çünkü hayatın, paylaştığımız gerçekliğin içinden fotoğraflar hakkında yazmak, Baranların incelediği aslî biçimlere göre kanımca daha zengin ve eğlenceli. Öte yandan aslî biçimler üzerine düşünmek ve çalışmak daha sakin bir ritme tekabül ediyor ve bu, şehir kalabalığından sıkılan hepimizin fazlasıyla ihtiyacı olan bir dinginlik, fotoğraf ve dil üzerine düşünmek için iyi bir zemin teşkil ediyor, ki Baran’ların çalışmalarında beni ilgilendiren de bu.

Zafer ve Barbara Baran’ın Sena Çakırkaya’nın küratörlüğünde gerçekleşen İstanbul Modern’deki sergisi 'Rasathane', Londra’da yaşayan çiftin 1999 sonrasına tarihlenen çalışmalarına retrospektif bir bakış sunuyor. 'Efemera' (2002), 'Ay Çizimi '(2010), 'Akışkan Bedenler' (2007), 'Zehirli Orman' (2005) gibi farklı serilerden örneklerin bir arada görüldüğü bu sergide, Baranların fotoğraflarının kullanıldığı basılı malzemelerden örnekleri de görmek mümkün. 'Yıldız Çizimleri' ve 'Ay Çizimleri' isimli serilerinde hareketi, bir çizgi olarak kullandıkları ışıkla görselleştirerken; 'Efemera' ve 'Akışkan Bedenler’de fotogramlar aracılığıyla canlılar ve yaşamın temel yapı taşlarını soyutladıkları söylenebilir. Çiftin 'Atlas' isimli çalışması ise katmanlı tarihe sahip Hadrian Duvarı ya da Myndos gibi doğal peyzajın temel elemanlarından taş ve kayalara farklı ölçeklerde bakışlarla doğal ile yapay arasındaki çizginin kaybolmaya başladığı, izleyiciyi içsel okumalara davet eden bir soyutlama.

Bazen bir rasathanedeki astronomların, bazen kazıdaki arkeologların, yer yer de arboretumda botanikçilerin yürüttükleri çalışmaları görsel bir dile dönüştüren, fotoğrafın grammerini zengince kullandıkları bilinçli dönüştürmelerde yaşamın ve evrenin formlarını analiz eden keskin bir araştırmacı çift Baranlar. Sakin bir ortamda, uzun süreli tefekkürlerin sonuçları olduklarını hissettiren dikkatli, zamanı yavaşlatan ve var olan biçimlerin tekil mükemmelliklerini bizlere hissettiren bir fotografik dil. Teknik açıdan karmaşık proseslerle daha basit uygulamaların birbirine geçtiği çalışmalar içerisinde ilgilendikleri araştırma alanına göre şekillendirdikleri prosesleri takip etmek serginin önemli yanlarından biri. 'Efemera' ve 'Akışkan Bedenler’ gibi serilerde yaşamın kaynağına bir bakışın, fotoğrafın en temel prensiplerinden biri olan fotogramlarla üretilmiş olması buna iyi bir örnek teşkil edebilir. 

Baranların çalışmalarında bir mecra olarak fotoğrafa içkin dil, dilbilgisi ve plastik öğeler önemli bir unsur. Böylesi bir görsel düşünme tarzını Türkiye’de Şahin Kaygun, Orhan Cem Çetin ('Bilet', 'Tanıdık Şeyler'), Murat Germen ('Mutamorphosis') ve Ahmet Elhan'ın ('Zaman/Mekân 4', 'Dytpch I') çalışmalarında da görmek mümkün. Baranların farklılığı, seçtikleri konularda paylaştığımız gerçeklik ve gündelik yaşamın oldukça uzağında kalmalarında yatıyor. Böylesi ‘aslî’ konular üzerine minimal bir görsellikle çalışan sanatçıların zanaattaki başarısına işaret etmek için belirtilmiş olsa da “hiç bir müdahale yapılmadan” fotoğraf üretmenin mümkün olmadığını unutmamak lazım. Baranların çalışmalarının zahmetsizmiş gibi gözüken başarısı, soyutlamalarında kullandıkları ve fotoğrafın dili üzerine düşündürten müdahalelerinin zarafetinde saklı; böyle bir zarafetin altını çizmeye hiç gerek yok.

Baranların bilimsel araştırmalara yakın duran yöntemleri ve görsellikleri, bana fotografik görüntülerle çalışan iki farklı sanatçının işlerini hatırlatıyor. Bunlardan ilki, derin devlet ve casusluk hikâyelerini astronomik görüntüler ve bir araştırmacı gazeteci dikkatiyle yaptığı araştırmalarla birlikte sunan Trevor Paglen. Diğeri ise aslında gündelik hayata dair fotoğraf serileriyle tanıdığımız İngiliz fotoğrafçı Stephen Gill. Gill’in son serilerinden 'Coexistence' (2010), endüstriyel atıkların da karıştığı bir göletin etrafındaki hikâyeyi, bölgeden yaşamın fotoğraflarıyla, sudaki mikroskobik partikülleri bir araya getiriyordu. Sanırım -Baranların yetkin soyutlamalarını her ne kadar takdir etsem de- hayatta aslî meselelerden değil, Gill’in karmaşık kompozitlerinden daha çok keyif alıyorum. Belki de dokunabileceğimiz dünyanın daha içinden gelen 'Atlas' (2000) serisi bu yüzden bana daha uzun bir yolculuk sunuyor. 'Atlas' bana Xurban Collective’in 'MAHRUM ve BOŞ: Akropolden Manzara' (2006) işini hatırlatıyor ve bu işleri yan yana tekrar okumalı diye geçiriyorum aklımdan.

Sergide farkettiğim ve beni heyecanlandıran bir şey de fotoğraf tarihinin önemli kitapları ya da seçkilerinin arasına girmiş 'Photobook: A History' serisinin kapağında Baran çiftinin görüntülerinin kullanılması oldu. Tam da bu noktada fotoğraf ve grafik sanatlar arasındaki yakınlaşmalar, etkileşimler üzerine düşünmeye başlarken, Helsinki Photomedia Konferansı’nda buldum kendimi. Oturumlardan birinde Aalto Üniversitesi'nden Laura Nissinen, Finlandiya’da 60’larda önemli sergiler üretmiş Fotografikka kolektifinden ve geçtiğimiz yıllarda nasıl da unutulduklarından bahsetti. Baranlarınkine yer yer benzeyen minimalist bir dile sahip bu isimlerin Finlandiya’da fotoğraf camiası tarafından dışlanmış olmaları, sanat camiası ve sanat galerilerinde yer almaları, iş dünyasının koleksiyonlarına girseler de departmanlara göre şekillendirilen sanat kurumları tarafından korunamamaları, tarih yazımında iki camianın da onlara yeterince değinmemesi, bana yerel örneklerden fazlasıyla tanıdık gelen bir yarığa işaret ediyor. Baranların sergisi üzerine yazmadan önce çiftin işleri üzerine daha evvel yazılmış yazılara baktığımda, Galeri Mânâ’da yakın zamanda açılan sergileri 'Yıldız ve Ay Çizimleri' üzerine çıkan bir yazının bu web sitesinin sanat bölümünde yayınlanması, bu yazıyı ise sizin fotoğraf bölümünde okuyor olmanız ya da 2004 yılında kurulmuş İstanbul Modern’in departman sistemini sahipleniyor oluşu bu yarığın başka işaretleri. Temelde pek çok farklı amaçla kullanabilecek bu mecranın özel bir bölüme sahip olması anlaşılabilir olsa da, çalışmaları çeşitli kutular, sınıflamalar içinde değerlendirmenin, disiplinler-ötesi düşünmenin süregiden tartışmalara getirebileceği yeni perspektifler göz önünde bulundurulduğunda, eleştirel olarak yaklaşılması gereken bir karar olduğunu düşünüyorum.

Daha önce Orhan Cem Çetin’in Plato Sanat’daki sergisi üzerine yazdığımda, kapsamlı retrospektiflere ne kadar ihtiyaç olduğunun altını çizmeye çalışmıştım. Baranların bu yakın dönem retrospektifinde bence belki de eksik kalan, yakın dönem üretimlerini önceki pratikleriyle karşılaştırarak ele alan, ilişkili oldukları biyoloji ve astronomi gibi disiplinlerle diyalogta olan, serginin yan programı olarak görebileceğimiz bir programın yoksunluğu. Yine de 2000 yılından beri İstanbul’da işlerini sergilememiş olan bu zarif çiftin son dönem çalışmalarını titiz bir seçkiyle ve birbirleriyle ilişkili olarak görmek büyük bir şans. 

Turner'ın Manzarası, 18:30, 10.02.08, Dijital kromojenik baskı, 55x150 cm, Sanatçıların izniyle

0
2207
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle