27 OCAK, CUMA, 2017

Yüklemsiz Bir Dil: Gevende

Eskişehirli müzik grubu Gevende ile yeni albümleri öncesi bir röportaj gerçekleştirdik. Ahmet Kenan Bilgiç ve Okan Kaya’nın cevaplarının yer aldığı röportajda yeni video klipleri, müziğin dili, bağımsız müzik, takip ettikleri sanatçılar ve gerçekleştirdikleri oyun müziğini konuştuk.

Yüklemsiz Bir Dil: Gevende


Yakında dinleyebileceğimiz yeni albümle başlayalım. Ev ile Sen Balık Değilsin ki albümleri arasında belirgin değişiklikler olduğunu düşünüyorum. Ev albümünde belki de grubun doğuşunu anlattığınız ezgiler hakimdi, Sen Balık Değilsin ki albümünü ise ilk albüme göre daha sade buluyorum. Yeni albümde bizi böyle değişiklikler bekliyor mu?

Okan Kaya: Tabii ki. Bu kadar değişen bir dünyada biz de değişiyoruz, müziğimiz de değişiyor. E tabii Çelik de değişiyor.

Ahmet K. Bilgiç: Biz ne kadar değiştiysek albümler de bir o kadar evrildi. Yeni albümde daha yeni sound’lar kurcaladık. Trompetçimiz Serkan aynı zamanda synth partisyon’larıyla altıncı bir üye gibi sound’a eşlik etti. Öncekilerden farklı bir albüm oldu diyebilirim rahatlıkla.

Şarkılarda kullanılan özgün dilin dünya müziğinde birçok örneği var. Örneğin Stephan Micus; onun müziğinde haritada çizilmiş sınırları görmeden dünyayı hissediyoruz, geziyoruz. Sizin kendinize has dilinizle müziğiniz arasında nasıl bir bağ bulunuyor? 

O.K : Kelimelerin ve cümlelerin insanların aklında yer ettiği ve ona göre müziği algılamaya başladıkları dünyadan uzaklaştırıyor bu yapı. Böylece, özellikle Türkçe bilen dinleyicilerin ezberi bozuluyor müzikle doğrudan baş başa kalıyorlar.  

A.K.B: Aslında ona bir dil diyemeyiz. Tonlamayla yakalanan bir tını o. Öznesi senin yüklemi benim.

  • ©Özgür Can Akbaş
  • ©Özgür Can Akbaş

©Özgür Can Akbaş

Sosyal medya hesaplarınızdan yeni albümünüzden bir parça için video klip hazırlıklarını paylaştınız, hatta klibin yönetmeninin son filmi Sarmaşık ile uluslararası çapta başarı sağlayan Tolga Karaçelik olduğunu duyurdunuz. Nasıl bir kliple karşılaşacağız ve çekim süreci nasıl geçti?

A.K.B: Klibi biz de merakla bekliyoruz. Balkanların en iyi Rodisi Cihan ve Vertigo ahalisiyle Çıplakayaklar Kumpanyası’na bir platform kuruldu. Tolga ile bir günde çekimi tamamladık.

Sizi ilk kez dinleyenler yerli bir grup olduğunuzu düşünmüyor, belki çok genel olacak ama Türkiye'de böyle bir algı var; nitelikli olanı ''yabancı'' sayma... Oysa ben Gevende'nin tınılarında ince ince dokunulmuş bir halıda uçtuğumu hissediyorum. Yaşadığım yerle ilgili ama mekândan ve zamandan bağımsız sanki. Siz ne düşünüyorsunuz, müziğin ve müziğinizin coğrafyası mevcut mu?

O.K: Böyle hissettiğinizi duymak çok güzel. Aslında detaylı bir analize girildiğinde (kullanılan ritimlerde, melodik ve armonik yapılarda, sound’da vs... ) müziğin hangi coğrafyadan çıktığı ile ilgili fikirler oluşabilir. Bazı müziklerin amacı kültür taşımaktır, bazılarının amacı bilinen tarzlar içinde bir etkileyicilik yakalamaktır, bazı müzikler de yeni sesler ve hisler arar. Biz üçüncüsünün peşinden gitmeye daha çok hevesleniyoruz Gevende ile. Bir şarkının bir saniyesinde bile bunu yakalayıp yaşatabiliyorsak karşı tarafa, ne mutlu bize. Bu yüzden böyle söyleyenler olabiliyor. 

Diğer bir taraftan da bunu övgü olarak da yergi olarak da söylemek çok saçma ve sığ geliyor bana. Müzik hakkında daha eleştirel konuşabiliriz. Bunun için, bizim de dinleyicinin de biraz emeği gerekiyor. Yoksa asla bir işe yaramıyor.

  • ©Özgür Can Akbaş
  • ©Özgür Can Akbaş

©Özgür Can Akbaş

Türkiye'de adım adım ilerleyen bağımsız müzik ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

O.K: Yeraltı kültürünü deforme ederek popülerliğe yaklaştıran, bundan çıkar sağlayan, büyük şirketlerle çalışıp seyirciye bağımsız müzik illüzyonu yaşatanlar dışında olan tüm gelişmelerden heyecan duyuyorum. Elimden geldiği kadar da konserlere gidip albümleri almaya veya resmi yerlerden dinlemeye gayret gösteriyorum.

A.K.B: Yeni müziklerin varlığı nefes aldırıyor... Sayıları, çeşitleri hep artsın, hangi konsere gideceğimizi şaşıralım.

Gevende’nin müziğiyle aradığı cevaplar var mı? Bu sesleri atmosfere fırlatırken neyi dert ediyorsunuz?

O.K: Bir sürü sorular ve cevaplar arıyoruz, buluyoruz, kayboluyoruz, yuvarlanıyoruz ve gidiyoruz. Bütün bunları sese dönüştürürken (kastettiğiniz gibi bir dert değil belki ama) elimizden gelen en güzel biçimde olmasını dert ediyoruz galiba.

A.K.B: Bizimkisi dert kutusu, o gün neyse derdin koy içine gitsin...

Biraz da takip ettiğiniz sanatçılardan bahsedelim, bu soruya tüm sanat disiplinlerini de katarsak kimlerden etkileniyorsunuz?

O.K: Hermeto Pascoal, Erkan Oğur, Stephan Micus,  EberHard Weber, Keith Jarret, Ralph Towner, Egberto Gismonti, Jaco, Hector Zazou... Paul Auster, Jerzy Kosinski, Trevanian,  Ridley Scott, David Fincher, Quentin Tarantino, Coen Kardeşler, Semaver Kumpanya, Çıplak Ayaklar... Bu liste bitmez! Öyle birkaçını tadımlık yazdım.

A.K.B: Yan komşu Atalay’ın fotoğraf atölyesine baya bir fotoğrafçı geliyor, onların işlerini ve yapım süreçlerini görüyorum. Bu sıralar Yusuf Sevinçli’nin ilk renkli fotoğraf işini ve ismini hatırlamadığım birçok fotoğrafçının deneysel işlerini seyreder oldum. Güzel besliyor.

Monochroma adlı distopik oyunun müziklerini üstlendiniz, başlı başına başka bir ambiyansa götürmüştü bizi oyun ve müzikler. Özellikle bu kadar gürültünün arasında dingin bir gerilim duymuştuk. Bu projeyi kabul etmekte sizi çeken şeyler nelerdi?

O.K: Bilgisayar oyunu müziği yapmak başlı başına çok çekici değil mi?

A.K.B: Oyunun senaryosunu Sen Balık Değilsin ki albümünü dinleyerek yazan ekip NohwereStudios bize ulaştı ve neden siz yapmayasınız dedi. Böyle bir distopyaya ses vermek çok çekici geldi. Yapım sürecinde de çok şey öğrendik; başka bir disipline entegre olmak, beraberinde yeni fikirler getirdi bize.

Ve Tolga Kareçelik'in yönetmenliğini yaptığını Sarmaşık filmine gelecek olursak, Ahmet'in imzası olan müzikler bana Monochroma'da olduğu gibi yine dingin gerilimi tattırdı. Yani soru Ahmet'e geliyor. Sarmaşık filminin müziklerini üstlenme sürecin nasıl gerçekleşti, film hakkında neler hissediyorsun?

A.K.B: Evet Sarmaşık’ın da distopik mekânı var. Monochroma‘daki iktidar eleştirisine çok yakın bir dünyası var. Senaryoyu okuduğumda, müziğe gerek yok diye düşündüm lakin sonrasında geminin distopik dünyasını soundscape ile harmanladığımız bir yapı oluşturduk. Çok severek çalıştığım bir proje oldu.

Bu konudan hareketle bir başka soru: Hangi yönetmenin filmleri için müzik yapmayı isterdiniz veya şu filmin müziğini biz yapmalıydık dediğiniz bir film var mı?

A.K.B: Geçen sene Sessiz Filmler Festivali’nde 1890-1910 arası yapılmış kısa filmlerin üzerine canlı performans yapmıştık. Sahnelerin modlarını önceden belirleyip, doğaçlama kompozisyonlarla sahneledik. Harika bir tecrübeydi. Sinemayla bu taraftan bir ilişki Gevende‘ye daha da yakın geliyor bana.

  • ©Colin McClain
  • ©Colin McClain
  • ©Colin McClain

©Colin McClain

Daha önce hiç konser vermediğiniz, bambaşka bir konser alanında olmak isteseydiniz burası neresi olurdu?

O.K: Çöl.

A.K.B: Bilemedim.

Başka bir sanat dalıyla yaratı anlamında uğraşınız oldu mu?

O.K: Bu aralar hiçbir şey yapamasam da fotoğrafla uğraşmak hoşuma gidiyor. 

A.K.B: Çok iyi kısır yaparım, iddalıyımdır.

John Cage 4′33” adlı eseri için ne düşünüyorsunuz, sizce de herhangi bir ses müziğe dönüşebilir mi?

O.K: Genelde bu eser, hep bir tepki veya sessizliğin de müziğin içinde yeri olduğunu anlatan bir fikir olarak algılansa da Cage’in bunu şu maksatla yaptığı söylenir: 4 dakika 33 sn boyunca dinleyicinin müzik dinleme konsantresinde çevredeki ve vücudundaki sesleri dinlemesi, izlemesi ve bu deneyimi yaşaması. Hatta Cage’in ağızından: “Bir noktayı kaçırdılar. Sessizlik diye bir şey yoktur. Sessizlik diye düşündükleri şey rastlantısal seslerle doluydu, ancak onlar dinlemeyi bilmiyorlardı. Birinci bölüm boyunca dışarıdaki rüzgarın kımıltılarını duyabilirdiniz. İkincide, yağmur taneleri damda pıtırtıya başladı. Üçüncüdeyse insanlar bu kez kendileri konuşmaya, dışarı çıkmaya ve bu sırada türlü, ilginç sesler çıkarmaya başladılar.’’

Ben de tam bir sessizlik olmadığını düşünüyorum ve katılıyorum. Ara ara yalnız kaldığımda yapmaya çalışıyordum. Ama artık özellikle yapmıyorum. Çünkü İstanbul’da duyduğum sesler o kadar güzel değil. 

A.K.B: Biz John Abi’nin 4.33’lük sessizliğinin, birer ikişer saniyesini parçalarda “es” olarak kullanıyoruz. :)  Sessizlik, nerde ne zaman vereceğinize göre, bütün bir cümlenin manasına yön veriyor. "Es" ile oynamak keyifli. Nich Barstch dinliyorum uzun zamandır. Hayranıyım mesela ona, çok güzel oynuyor ritmik yapıyla ama hep dönüyor çark…

  • ©Colin McClain
  • ©Colin McClain

©Colin McClain


Gevende'nin albüm dışında başka yeni projeleri var mı? 

O.K: Albümün konserleri.

A.K.B: Konserler!

0
12573
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle