29 OCAK, CUMA, 2016

Spotlight: Gazetecilik vs. Fetva

En İyi Film de dahil olmak üzere altı dalda Oscar’a aday gösterilen Spotlight, din adamlarının sistematik çocuk tacizlerini haberleştiren bir grup gazetecinin idealizminin önünde saygıyla eğiliyor. ‘Dokunulmazlar’a dokunmaktan çekinmeyen bu gazeteciler, işlerini ‘basın gözgürlüğü’nün garanti altına alındığı bir ülkede yapıyor olmanın avantajlarını da kullanıyorlar tabii. Türkiye’deki meslektaşlarından ‘az da olsa’ bir farkları var anlayacağınız!

Spotlight: Gazetecilik vs. Fetva

10 yıl önce Oscar’a aday gösterilen Kutsal Günah (Deliver Us from Evil) adlı belgesel, Katolik Kilisesi rahiplerinden Oliver O’Grady’nin uyguladığı sistematik çocuk tacizlerinin yarattığı etkiyi yansıtıyor ve ‘kilise çatısı’ altındaki ‘gizli günahlar’a dikkat çekiyordu. Din kavramının yalnızca bir inanç meselesi olmadığını, bu kavramın sömürüye açık olduğunu ve fütursuzca sömürüldüğünü belgeleyen bu yapımdan uzun yıllar sonra karşımıza çıkan Spotlight ise boşlukları doldurma işlevi üstleniyor ve meseleyi ‘araştırmacı gazetecilik’le örtüştürerek ‘lanet’i genelleştirmeyi başarıyor. Gerçeklerse bu çarpıcı filme ‘spot ışığı’ tutuyor ve içimizde biriken öfkenin su yüzüne çıkmasına vesile oluyor. Ayrıca ve belki de en önemlisi, gazeteciliğin Türkiye’de neden yapıl(a)madığına dair de sağlam fikirler veriyor bize.

‘En İyi Film’ de dahil olmak üzere altı dalda Oscar’a aday gösterilen, bu ödüllerin bir kısmını (mümkünse hepsini) alırsa da pek sevineceğimiz Spotlight, bir toplumun vicdanının hangi hassasiyetlerle harekete geçebileceğini de belgeliyor bir yandan. Çocuk tacizi, tabii ki bu hassasiyetlerin başını çekiyor, her ‘aklı başında’ toplumda olduğu gibi. Başında ‘akıl’ dışında her çeşit musibet olan toplumlarsa bu tür durumlara ‘kulp takmak’la ilgileniyorlar daha çok. Çocuk gelinlerin meşru sayılıp teşvik edildiği, bir babanın dokuz yaşından büyük kız çocuğuna ‘şehvetle’ bakabileceğine dair ‘fetva’ verildiği, gardiyanların çocuk mahkûmlara sistematik biçimde tecavüz ettikleri bir ülkenin toplumuna ‘çocuk tacizi’ni anlatmak zor tabii. Spotlight, bazı açılardan benzer reflekslere sahip bir ülkenin günahlarının üstünün örtülmesine izin vermeyen bir grup gazetecinin önünde saygıyla eğilirken, ‘üç maymunu oynama’ konusunda özenle eğitilmiş bir toplumu da algılarını açmaya, vicdanını geri çağırmaya zorluyor.

Din, basit görünmesine karşın alabildiğine karmaşık bir kavram, toplumları ‘gütme’ konusunda da iktidarların en büyük silahı. Onun temsilcileri, yani din adamları ise neredeyse ‘dokunulmaz’ statüsünde. Bu durum, onları insan olmaktan çıkarıp ‘ilahileştiriyor’ de bir bakıma, ki ‘inanan’ bir insan için ilahi olana müdahale etmek mümkün değil. İşte bu ‘tabu’nun önce etrafında dolanıyor Spotlight, giriş kapısını bulduğunda da dalıyor içeri ve gördüklerini basın yoluyla yaygınlaştırmaktan geri durmuyor. Boston Globe gazetesinin dört kişilik spotlight ekibinin santim santim kazıyarak ortaya çıkardığı gerçekler, ‘karanlık’ı yaratan güçlerin ‘fluluk’ içinde gizlenmelerinin önüne geçiyor, toplumu uyarıp harekete geçirme işlevi üstleniyor. Engellemeler oluyor tabii, uluslararası bir holding gibi çalışan Katolik Kilisesi’nin hemen pes etmeye niyeti yok çünkü. Gücünü kullanmaktan çekinmiyor, çirkinleşmeyi de göze alarak. Ama ‘idealizm’ biraz da pes etmemek demek, ki gazeteciler de olanca baskıya rağmen pes etmiyor ve bütün olanaklarını zorlayarak haberlerini yapıyorlar. İşlerini ‘basın özgürlüğü’nü garanti altına almış bir ülkede yapıyor olmanın avantajlarını da kullanıyorlar tabii. Türkiye’deki meslektaşlarından ‘az da olsa’ bir farkları var anlayacağınız!

Bu arada, Josh Singer’la birlikte senaryoyu da yazan yönetmen Tom McCarthy, Spotlight’ta güçlü metninin arkasına sığınmıyor, sinema sanatının kurallarına riayet etmekten de geri durmuyor. ‘Belgeci’ bir yaklaşım sergilemesine rağmen, filmini belgesel rotasından uzak tutuyor, gerçekleri kurgusal bir bütün içinde yüzümüze çarpıyor. Adımları incelikle hesaplanmış senaryonun işaret ettiklerini beyazperdeye taşırken ‘unutkanlık’ tuzağına düşmüyor yönetmen, her hamlesiyle bunun bir sinema eseri olduğunu hissettiriyor. İsimlerini birer birer saymaya gerek yok, ama her bir oyuncunun rollerine adeta yapışan performansları da Tom McCarthy’nin yarattığı atmosferi körüklüyor, ateşin sönmesine izin vermiyorlar. Alan J. Pakula’nın 1976 tarihli başyapıtı Başkanın Bütün Adamları’nda (All the President’s Men) Robert Redford ve Dustin Hoffman’ın Washington Post çatısı altında yaptıklarını onlar da Boston Globe çatısı altında yapıyorlar. Ve yeni bir başyapıtın müjdecisi oluyorlar...

SPOTLIGHT

Yönetmen: Tom McCarthy

Senaryo: Josh Singer, Tom McCarthy

Tür: Dram

Oyuncular: Mark Ruffalo, Michael Keaton, Rachel McAdams, Liev Schreiber, John Slattery, Brian d’Arcy James, Stanley Tucci, Billy Crudup, Jamey Sheridan, Neal Huff

Süre: 128 dk.

0
4716
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle